Bu dergideki yayınlar
5 →- ArticleYalnız künye2025The Problem of Creating Crimes and Penalties by Presidential Decrees
Iba, Hasan
According to Article 38 of the 1982 Constitution and Article 2 of the Turkish Criminal Code (TCC) no. 5237, crimes and penalties must be prescribed by “statute”, which is a legislative act of the Turkish Grand National Assembly. Pursuant to Article 104/17 of the Constitution, crimes and penalties cannot be introduced through ordinary presidential decrees. This principle is not subject to dispute. The primary issue regarding ordinary presidential decrees lies in the delegation of regulatory power. While the sanction part of penal norms is determined by the legislative body, the President is authorised to outline the framework of the rule and provide its content (the problem of the blanket norms). As to whether crimes and penalties may be established by presidential decrees during a state of emergency, different approaches are adopted by criminal lawyers and constitutional lawyers. According to the prevailing view in criminal law doctrine, crimes and penalties cannot be created by presidential decrees during a state of emergency. Those who hold this view rely on the connection between Articles 104/17 and 119/6 of the Constitution. However, this view is open to debate from various perspectives. Article 38 of the Constitution, which enshrines the principle of legality, falls within the scope of the second sentence of Article 104/17 of the Constitution, which is subject to an exception under Article 119 of the Constitution. Furthermore, both the Constitutional Court and the prevailing view in constitutional law doctrine maintain that the Constitution does not provide an exclusive area of law.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleYalnız künye2025Anayasal hak çatışmalarının dengelenmesinde kültürel ögelerin etkisi
Kokusari, Ismail
Bu makalede kültür, haklar arasındaki çatışmaların dengelenmesine “Etki etmeli mi?”, “Etki edebilir mi?”, “Etki eder ise, bunlar hangi yollarla mümkün olur?” ve “Kültürün etkisinin oranını ölçmek mümkün müdür?” şeklindeki sorulara cevap aranmıştır. Birinci soru açısından, kültürün etki etmesi, fakat bunun sınırlı olması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Kısacası, temel hakların korunması konusunda prensip olarak evrensellik ilkesi benimsenmeli fakat bunların uygulamaya geçirilmesi konusunda ülkelerin kendi kültürüne alan açılmalıdır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gibi makamlarca bu etki asgari bir denetime tabi tutulmalıdır. İkinci soruya dair, iç hukukta yasama tarafından kuralların konulması ve normların hâkimler tarafından yorumlanması esnasında ilgili toplumun gelenek, kültür, değer vb. birçok unsurunun, zımnen veya açıkça etkili olabileceği kanaatine varılmıştır. Üçüncü soru kapsamında ise yasa yapma esnasında kültürün etkisi tespit edildiği gibi yargısal organların hak çatışmalarını dengelerken, çeşitli takdir yetkileri (yapısal, olgusal ve normatif), içsel gerekçelendirme (tartım formülü) ve dışsal gerekçelendirme araçları kapsamında kültürün etkisi araştırılmıştır. Bu bağlamda, içsel gerekçelendirmede, tartım formülüne kültürün bir değişken olarak entegre edilemeyeceği fakat tartım formülündeki değişkenlere (öncüllere) verilen değerlerin bulunması ve gerekçelendirilmesi olarak görülen “dışsal gerekçelendirme” aşamasında kültürün etkisinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Dışsal gerekçelendirme içinde, Türk Anayasa Mahkemesinin ezan ve Ramazan davulcusu ile ilgili kararı ile Federal Alman Anayasa Mahkemesinin Kutsal Cuma kararı etrafında, geliştirdiğimiz bazı kriterler vasıtasıyla kültürün etkisi araştırılmış ve bu etkinin var olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Son soruya yönelik olarak, nicel bir yöntem ile oransal olarak kültürün etkisini ölçmenin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Fakat kültürün etkisinin de en azından “düşük”, “orta” veya “yüksek” olarak belirlenebileceği kanaatine ulaşılmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleYalnız künye2024Relationship Between the Conflict of Rights and the Horizontal Effect of Rights
Kokusari, Ismail
This article addresses the relationship between the conf- lict of rights and the horizontal effect of rights. The conflict of rights, a rather limited concept compared to the horizontal effect of rights, entails the discordance and mutual limitation of the rights of a specific and identifiable number of indivi- duals. There exist conflict types of rights in terms of genui- ne- purported conflicts and absolute-relative conflicts. On the other hand, the horizontal effect denotes the application of rights directly or indirectly to disputes between private indi- viduals. The horizontal effect and balancing conflicts between rights had practical implications, even in previous centuries, although these terms were not explicitly mentioned. The hori- zontal effect of rights and conflicts of rights may arise not only in private law but also in public law. In any situation where conflicts of rights exist, the state bears the obligation to balan- ce these conflicts, taking into account the horizontal effect as well. However, not all cases of horizontal effects necessarily involve conflicts of rights. In short, the horizontal effect impo- ses numerous positive obligations on the state, one of which is the balancing of conflicting rights. Whereas inferior courts and the Constitutional Court may apply the indirect horizon- tal effect of rights, the direct horizontal effect may only be in- voked by the Constitutional Court under highly exceptional circumstances.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleYalnız künye2023Geçmişten günümüze türk anayasa mahkemesinin cumhuriyetin laik devlet niteliğine ilişkin yorumu
Evliyaoğlu, Selçuk Abdullah
Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri, Anayasa’nın 2. maddesinde sıralanmıştır. Buna göre, Cumhuriyet’in Anayasa’da hukuken benimsenmiş niteliklerinden biri, “laik” devlet olma niteliğidir. Fakat Anayasa, bu madde içerisinde laik devlet olma niteliğine ilişkin başka bir açıklama ya da tanımlama yapmamıştır. Belki bu noktada “din ve vicdan hürriyeti” veya benzeri diğer anayasal kavramlarla ya da “Başlangıç” hükümleriyle bir irtibat kurulabilirse de din ve vicdan hürriyeti ya da benzer kavramlar, tıpkı laik devlet ilkesi gibi somut olaylar ya da norm denetimine konu olabilecek çeşitli normlar bağlamında gene yorumlanmaya muhtaçtır. Kısaca, “yorum” bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde, hukuken bağlayıcı olan yorumu yapabilme kabiliyetine sahip mekanizma ise Türk Anayasa Mahkemesidir. Mahkemenin “laik devlet” ilkesini ne şekilde yorumladığını analiz edebilmek için bu çalışma kapsamında çeşitli kararlar incelenmiştir. Laik devlet ilkesi ile ilgili seçilmiş bazı kararların incelenmesi neticesinde, aradaki bariz farka binaen iki farklı dönemden söz edilebilir. Birinci dönem kararları ışığında, laik devlet ilkesini yorumlama konusunda “katı” bir yaklaşım benimseyen Türk Anayasa Mahkemesinin ikinci dönem olarak adlandırılan süreçte ise “özgürlükçü” bir yaklaşım sergilediği gözlemlenmektedir. Sonuçta, geçmişten günümüze kadar Mahkeme, “laik devlet” yorumu bakımından “katı” bir yaklaşımdan “özgürlükçü” bir yaklaşıma, “dayatmacı” veya “dışlayıcı” laiklik anlayışından “pasif laiklik” anlayışına, belki de en doğru ifade ile “ideoloji eksenli” yorum yönteminden “hak temelli” yorum yöntemine doğru belirgin bir dönüşüm sergilemiştir. Hak ve özgürlüklerin devletbirey ilişkisi çerçevesinde geniş ve özgürlükçü bir şekilde yorumlanması kuralı temel ilke olarak esas alındığında ise Türk Anayasa Mahkemesinin günümüzde vardığı nokta olağan dışı değildir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleYalnız künye2023Medeni Usul Hukukunda İspat Hakkının Hukuki Güvenlik İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi
Okumuş, Nagehan
Hukuki dinlenilme hakkının bir unsuru olan ispat hakkı, Kanunda belirtilen süre ve usule uygun kullanılmalıdır. İspat hakkı, hukuki dinlenilme hakkının yanı sıra silahların eşitliği ilkesi ile de yakından ilişkilidir. Silahların eşitliği ilkesi, hukuk devleti ve eşitlik ilkelerinin yargılama hukukundaki yansımasını oluşturur. Ayrıca hukuk devletinin bir unsuru olarak kabul edilen hukuki güvenlik ilkesi ile ispat hakkı arasında önemli bir bağ bulunmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, bireylerin toplumsal yaşamına öngörülebilirlik sağlamaya yönelik olarak, kuralların, idari uygulamaların ve yargı kararlarının belirlilik, istikrar ve öngörülebilirlik temel şartlarını sağlaması şeklinde ifade edilmektedir. Hukuki güvenlik ilkesinin alt ilkeleri; hukuki belirlilik, istikrar ve öngörülebilirliktir. İspat hakkının bu alt ilkeler ile olan ilişkisi önem taşımaktadır. İspat hakkını düzenleyen kuralların açık, basit ve anlaşılır olması gerekmektedir. Hukuki istikrar gereği kuralların ve uygulamasının istikrarlı olması gerekir. Hukuki öngörülebilirliğin sağlanması bakımından taraflar yargılama sürecinde özellikle ispat hakkının kullanımı bakımından hukuki olarak öngörebilir durumda olmalıdırlar. Bu öngörülebilirlik hukuk kuralları ve mahkeme kararları bakımından sağlanmalıdır. Hukuki güvenliğin sağlanması bakımından tam ispat ölçüsü de önemlidir. Tam ispat ölçüsü bulunan hallerde, hâkimde vakıanın ispatı konusunda herhangi bir tereddüt olmayacaktır
RDL Kalıcı Kaydıİncele
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| creativeworkseries.issn | 1301-1200 | |
| dc.date.accessioned | 2026-10-20T15:43:39.267043695Z | |
| dc.date.available | 2026-10-20T15:43:39.267043695Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/25078 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Anayasa yargısı | |
| dspace.entity.type | Journal |
