Bu dergideki yayınlar

6 →
  • ArticleYayıncıda açık erişim2023
    Antisosyal Kişilik Bozukluğunda Psikolojik Acı ve Stresle Başa Çıkma Yöntemleri

    Yildiz, Sevler; Uğur, Kerim; Kurt, Osman; Kılıçaslan, Aslı Kazğan; Sehlikoğlu, Şeyma; Emir, Burcu Sırlıer

    Amaç: Antisosyal Kişilik Bozukluğu (ASKB), kişinin davranış ve dürtülerini kontrol etmekte zorlandığı hem kendisine hem çevre - sine zarar verdiği bir kişilik bozukluğudur. Yaptığımız çalışmada ASKB tanılı kişilerde yaşadıkları psikolojik acıyı, bununla mücade - le için kullandıkları stresle başa çıkabilme yöntemlerini incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metot : Çalışmaya 40 hasta ve 40 sağlıklı kontrol gru - bu dâhil edildi. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck İntihar Düşüncesi Ölçeği (BİDÖ), Psikolojik Acı Ölçeği (PAÖ), Stresle Başa Çıkma Tarzları ölçeği (SBÇTÖ) uygulandı. Bulgular: Hasta grubunda bulunanların BDÖ (p=0,037), BİDÖ (p=0,009), PAÖ (p=0,008) ve SBÇTÖ-çaresiz yaklaşım (p=0,01) pu- anı kontrol grubunun puanından anlamlı şekilde yüksek; SBÇTÖ- kendine güvenli yaklaşım (p=0,001) ve SBÇTÖ-sosyal destek arama (p<0,001) puanı ise kontrol grubunun puanlarından anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Hasta grubunda bulunanlarda BDÖ ile BİDÖ, PAÖ ve SBÇTÖ-iyimser yaklaşım arasında pozitif yönde; BDÖ ile SBÇTÖ-kendine güvenli yaklaşım ve SBÇTÖ-sosyal destek arama arasında ise negatif yönde anlamlı bir korelasyon görülmüştür. Sonuç: Yaptığımız çalışmada ASKB tanılı kişilerde depresyon, inti- har ve psikolojik acının kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuş ve etkin olmayan başa çıkma stratejilerini kullandıkları tespit edilmiştir. Psikolojik acının, intihar düşüncesi, depresyonun belirlenmesi, etkin başa çıkma stratejilerini kullanmaları için des - tek verilmesi gibi tedavisine yönelik erken müdahalelerin, ASKB’de kendine ve çevreye zarar verici davranışlarının veya intiharların ön- lemesinde etkin olabileceği bu nedenle hastalığın gidişatını değişti- rebileceğini düşünmekteyiz.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2021
    Taxifolinin Sıçanlarda Amikasin ile İndüklenen Ototoksisiteye Karşı Koruyucu Etkisi: Biyokimyasal ve Histopatolojik Değerlendirme

    Gürsul, Cebrail; Çoban, T. Abdulkadir; Salcan, Ismail; Suleyman, Halis; Çımen, Ferda Keskın; Erhan, Ertugrul; Dilber, Muhammet; Karahan, Sevil

    Amaç: Amikasin, yarı sentetik aminoglikozid türevi antibakteriyel bir ilaçtır. Amikasinin kalıcı işitme kaybına yol açan kokleotoksik etkileri rapor edilmiştir. Amikasin ototoksisitesinden, reaktif oksijen türlerinin (ROS) aşırı üretimi sorumlu tutulmaktadır. Çalışmamızda amikasin ile indüklenen ototoksisiteye karşı koruyucu etkisini araştıracağımız Taxifolin (3.5.7,3,4-pentahydroxy flavanone) antioksidan bir flavonoiddir. Taxifolinin albino Wistar türü erkek sıçanlarda amikasin ile indüklenen ototoksisiteye karşı koruyucu etkisini biyokimyasal ve histopatolojik olarak araştırmak amaçlanmaktadır. Materyal ve Metot: Hayvanların TAK grubuna taxifolin 50 mg/kg (n-6) oral yoldan gavajla verildi. AMK (n-6) ve HG (n-6) gruplarına ise çözücü olarak distile su aynı hacimde aynı yöntemle uygulandı. Taxifolin ve distile su verildikten bir saat sonra TAK ve AMK gruplarına amikasin 200 mg/kg intramusküler yoldan enjekte edildi. Bu prosedür günde bir defa 14 gün boyunca uygulandı. Bu süre sonunda yüksek doz ketamile (120 mg/kg) öldürülen hayvanlardan çıkarılan koklea dokuları biyokimyasal ve histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: Malondialdehid (MDA) ve total oksidan statusun (TOS) yüksek, total glutatyon (tGSH) ve total antioksidan statüsun (TAS) düşük bulunduğu AMK grubunun koklea dokusunda ödem ve destrüksiyon gibi histopatolojik hasar görülmüştür. Ancak, MDA, TOS, tGSH ve TAS düzeyleri HG grubuna yakın olan TAK grubunda hafif ödem dışında herhangi bir histopatolojik bulgulara rastlanmadı. Sonuç: Taksifolin, amikasinle ilişkili koklea hasarının önlenmesinde yararlı olabileceğini işaret etmektedir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2019
    HBV Seroconversion After Using Rituximab

    Öztürk, İlyas; Gündoğdu, Mehmet; Sapmaz, Hakan; Bilen, Yusuf

    Aim: It is known that there is an increase in reactivation of Hepatitis\rB virus (HBV) in immunosuppressive conditions especially after using\rRituximab. In this study we aimed to evaluate the HBV seroconversion\rin patients who have been treated with different regimens containing\rRituximab. We examined the relationship between the diagnosis of\rthe patients, the given treatments to patients and HBV reactivation.\rMaterial and Method: In this study, 157 patients having Rituximab\rtreatment were evaluated retrospectively in the aspect of HBV seroconversion,\rin Ataturk University Medicine Faculty Hematology\rClinic, between 1 January 2010-31 December 2014.\rResults: Of the patients, 96 (61.1%) were male and 61 (38.9%)\rwere female. The mean age was 59.75 (21-91) years. When alanine\raminotransferase (ALT), Hepatitis B virus surface antigen (HBsAg)\rand Hepatitis B virus-deoxyribonucleic acid (HBV-DNA) levels before\rtreatment and at least one year follow up period after treatment\rwere evaluated; 13 (8.2%) patients had HBV infection reactivation,\r84 (53.5%) patients had no HBV infection reactivation, and\ralso 60 (38.3%) patients weren’t evaluated after treatment. In the\ranalysis of the treatments that patients took, patients diagnosis\rand HBV infection reactivation at least one year follow up period\rafter the treatment, there wasn’t seen statistical difference.\rConclusion: As a result of this study, it was concluded that it\rwould be appropriate to raise the awareness of physicians about\rthe follow-up of HBV infection in patients who are planned or receiving\rRituximab treatment and to provide standardization in the\rfollow-up of these patients.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2019
    Yıldırım Çarpması Sonrasında Gelişen Göz Problemleri: Olgu Sunumu

    Ucak, Turgay; Turk, Adem; İçel, Erel; Taşlı, Nurdan Gamze; Karakurt, Yucel; Ağcayazı, Sümeyye Burcu

    Yıldırım çarpması sonrası sol ayak yanığı gelişen 28 yaşında kadın\rhasta aynı gün ani göz semptomları gelişmesi üzerine tarafımıza\rkonsülte edildi. Olgunun tashihli görme seviyeleri sağda ve\rsolda LogMAR ile 0.00 ve 0.69 idi. Göz içi basıncı (GİB) değerleri\rsağda 7, solda 4 mmHg idi. Biyomikroskopik muayenesinde sağ\rgöz normal görünümde, sol gözde konjonktival hiperemi, korneal\rpunktat epitelyopati mevcuttu. Dilate fundus muayenesinde sağ\rgöz normaldi. Sol gözde optik disk normal ancak makula bir miktar\rpigmente görünümdeydi. Hastanın üç gün sonraki kontrolünde\rgörme seviyeleri sağda LogMAR ile 0.00; solda 0.04, fundus incelemesinde\rise sağ göz makula normaldi ve sol gözde makulopati\rmevcuttu. Hastanın sol gözünde 3 ay sonra iridosiklit atağı gelişti ve 5 ay sonraki kontrolde sol gözde katarakt gelişimi saptandığı\rgörüldü. 12. ay kontrolünde görme seviyeleri bilateral 0.00, göziçi\rbasınçları normaldi. Sol göz katarakt seviyesinde ilerleme saptanmadı.\rBilateral OKT görüntüleri normaldi

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2018
    Mesane Kanseri Nedeniyle Transüretral Rezeksiyon Yapılan 177 Olgunun Retrospektif Analizi

    Balcı, Mecdi Gürhan; Hirik, Erkan

    Amaç: Dünyada en sık görülen kanserler arasında dokuzuncu sıradayer alan mesane kanserleri, üriner sistemin en sık görülen maligniteleridir.60 yaşın üzerinde ve erkeklerde daha sık görülürler.En sık görülen belirtisi hematüridir. En sık görülen histopatolojik tipi ürotelyal hücreli karsinomlardır. Oldukça yüksek rekürrens veinvazyon oranlarına sahiptirler. Mesane kanseri nedeniyle transüretralrezeksiyon (TURM) yapılan hastalar ilk iki yıl boyunca en azüç-dört ayda bir, sonraki üç yıl boyunca her altı ayda bir, daha sonrayılda bir defa klinik/sistoskopik olarak takip edilirler. Çalışmanınamacı, mesane tümörü tanısıyla TURM uygulanan vakaları ve buvakaların nüks materyallerindeki re-TUR sonuçlarını invazyon vehistolojik grade açısından karşılaştırmalı olarak değerlendirmek,sonuçları literatürle paylaşmak, hastaların prognozunun belirlenmesine,klinik takibi ve tedavisine katkı sağlamaktır.Materyal ve Metot: Çalışmada üniversitesimizin patoloji arşivi kullanıldı.Mesane ürotelyal karsinom tanısı alan vakalar çalışmaya dahiledildi. 2013–2018 tarihleri arasında mesane tümörü tanısıyla TURMyapılan 177 olgu incelendi. Bu olguların parafin bloklarından alınankesitler Hematoksilen-Eozin boyamayla değerlendirildi. İlk doku teşhisiile re-TUR sonuçları karşılaştırıldı.Bulgular: Hastaların 153’ü erkek, 24’ü kadındı. Histopatolojik olarak103 olguda yüksek dereceli, 74 olguda düşük dereceli ürotelyalkarsinom mevcuttu. 66 vakada noninvaziv ürotelyal karsinom mevcuttu.102 vakada lamina propria invazyonu, 9 vakada muscularispropria invazyonu saptandı. 46 (%26) vakada nüks olduğu saptandı.Tümör histolojik grade’i yüksek olan vakalarda ve invaziv vakalardanüks oranları istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti.Nüks eden 11 düşük grade’li vakanın 3 (%27,2) tanesinde rekürrensmateryallerinde yüksek grade’li tümör saptandı. Nüks eden 11noninvaziv vakanın 2 (%18,2)’sinde invazyon saptandı.Sonuç: Mesane TURM ve re-TUR sonuçları literatürle paylaşıldı.İlk doku teşhisi ile nüks materyalinde invazyon varlığı ve histolojikgrade değişiklikleri mevcutsa, hastaların tedavi ve takibinin yenidenplanlanması gerektiği vurgulandı.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Review ArticleYalnız künye2013
    Renal sinüs lipomatozu

    Başara Akın, Işıl; Serter, Selim; Akin, Yigit; Nuhoğlu, Barış; Bozkurt, Aliseydi

    AMAÇ: Bu çalıșmanın amacı renal sinüs lipomatozu olan hastaların bulgularını sunmak ve konuyu güncel literatür eșliğinde gözden geçirmektir. YÖNTEM: Mayıs 2010 - Eylül 2011 tarihleri arasında radyoloji departmanında elde edilen bütün bilgisayarlı tomografi görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Renal sinüs lipomatozu olan 11 olgu ayırt edildi ve klinik ve laboratuar bulguları ile yeniden değerlendirildiler. BULGULAR: Renal sinüs lipomatozu tanısı alan beș erkek ve altı kadın hasta vardı. Hastaların yașları 36 ve 80 arasında değișmekteydi. Hastalardan yedisinde geyik boynuzu tașı izlendi. Hastaların çoğu asemptomatik olsa da, bazı hastalarda non-spesifik karın ağrısı, akut pankreatit ve pyelonefrit izlendi. SONUÇ: Renal sinüs lipomatozu selim bir hastalık da olsa konvansiyonel tanısal yöntemleri kullanarak urolojik tümörlerden ayıredilmeleri zordur. Bilgisayarlı tomografi kesin tanıda ve adipoz dokunun yaygınlığını belirlemede yararlıdır. Ancak, renal sinüs lipomatozu tanı ve sağaltımı için radyoloji, uroloji ve patoloji departmanlarının multidisipliner çalıșmaları gerekir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
creativeworkseries.issn2146-2631
creativeworkseries.issn2587-053X
dc.date.accessioned2026-10-20T15:45:16.981974103Z
dc.date.available2026-10-20T15:45:16.981974103Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/25367
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleKafkas Tıp Bilimleri Dergisi
dspace.entity.typeJournal