Bu dergideki yayınlar
3 →- ArticleYayıncıda açık erişim2025Kadına dair asılsız bazı rivayetler
Batmaz, Merve
: İslâm dini insana sırf insan olduğu için değer veren ilahî dindir. Bu kapsamda kadın ile erkek arasında herhangi bir ayrım gözetmemiştir. Aksine Kur’ân ve hadisler incelendiğinde, İslâm’ın yaratılış itibarıyla insanı üstün ve şerefli kabul ettiği bariz bir şekilde görülmektedir. Öyle ki Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de “Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yarattık” (et-Tîn, 95/4) buyurmuştur. Söz konusu ayet, insana bahşedilen en mükemmel biçim olarak açıklanmış, bu kapsamda ruhsal ve zihinsel yetenekler bakımdan insanın en mükemmel ve en seçkin canlı olarak yaratıldığı şeklinde izah edilmiştir. Yine Yüce Allah’ın, insanı yaratılış itibarı ile şerefli kıldığı ve kulluk sahasında kadın ya da erkek fark etmeksizin iman eden herkesi mükâfatlandıracağı ayetlerde müjdelemiştir. Bu bağlamda Kur’ân’da iman eden erkekler ile iman eden kadınların amelleri karşılığında aynı mükâfata nail olacakları açıkça belirtilmiştir (el-Ahzâb 33/35). Bir diğer ayette cinsler arası bir üstünlükten bahsedilemediği ve üstünlüğün ancak takva ile olduğu bizlere bildirilmiştir (el-Hucurât 49/13). Bu ve benzeri ayetler incelendiğinde kadın ile erkek arasında herhangi bir ayrımın olmadığı açıkça görülmektedir. Sonuç olarak ayetler ışığında ontolojik açıdan kullar arasında bir farkın olmadığı ve her iki cinsin de eşit şekilde değer gördüğü söylenebilir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de bu hususta ilgili ayetlere mutabık bir yaklaşımda bulunmuş ve gerek sözleri ile gerek uygulamaları ile söz konusu ilahi ölçüye uygun muamelede bulunmuştur. O (s.a.s.), insanlar arasında dindarlık ve ahlâk üstünlüğü dışında başka bir üstünlüğün olmayacağı ilkesini her fırsatta ümmetine hatırlatmıştır. Bu ve benzeri deliller İslâm dininin, bireylerin Allah’a olan yakınlığına önem vererek bu konuda herkesi eşit saydığı ve bu kapsamda bireylerin biyolojik farklılıklarına itibar etmediğini göstermektedir. Fakat tüm bunlara rağmen hadis literatürü içerisinde yer alan bazı rivayetler incelendiğinde çeşitli rivayetlerin kadın aleyhinde kullanılmış olduğu görülmektedir. İlgili rivayetler sened yönünden araştırıldığında delil olmaya elverişli olmadığı görülmektedir. Metin yönünden incelendiğinde ise bu gibi rivayetlerin Kur’ân ve güvenilir hadislerde yer alan insan anlayışıyla çeliştiği görülmektedir. Kadın aleyhinde kullanılan ilgili rivayetler İslam’ın genel ilkelerine elbette ters düşmekte ve araştırmayı gerekli kılmaktadır. Zira söz konusu rivayetlerin referans alınarak kadın aleyhinde kullanıldığı ve bu durumun tarihi süreç içerisinde kadına karşı ön yargıya sebep olduğu yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle hem Kur’ân-ı Kerim’de hem de hadislerde insan olarak kadına verilen değer ele alınmış, bunun neticesinde kadın ile erkek arasında değer açısından bir farkın olmadığı okuyucuya göstermek istenmiştir. Zira hadisler incelendiğinde kadınların gerek sosyal alanlarda gerekse ilmî ve kültürel alanlarda aktif olarak yer aldığı görülmüştür. Çalışmanın ana bölümünü oluşturan başlıkta ise kadın aleyhindeki asılsız bazı rivayetler özellikle onlara karşı duyulması gereken güveni zedelemesi açısından üç alt başlıkta ele alınmıştır. Bunlardan ilki kadının güvenilmez bir varlık olduğunu ifade eden “Üç şeye güvenilmez: Dünya, sultan ve kadın” rivayeti; ikincisi kadına itaatin pişmanlık getireceğini bildiren “Kadına itaat pişmanlıktır” rivayeti; üçüncüsü ise kadın ile istişare edilmemesi gerektiğini savunan “Kadınlarla istişare yapın, (fakat dediklerinin) aksini yapın” rivayetidir. Verilen her bir başlıkta öncelikle ilgili rivayetlerin senedleri ele alınmış ve ardından kısa bir sıhhat değerlendirmesi yapılmıştır. Elde edilen verilere göre bu rivayetlerin zayıf hatta mevzu olduğu görülmüş, hatta bazılarının hadis kaynaklarında yer almamasına rağmen zaman içerisinde hadis diye şöhret bulduğu anlaşılmıştır. Buna rağmen bazı âlimlerin ilgili rivayetleri sened açısından delil olmaya elverişli görmemelerine rağmen mana yönünden doğru kabul ettiği görülmüştür. Araştırma sonucunda incelenen her bir rivayetin delil olmaya elverişli olmadığı ve İslâm’ın temel ilkeleri ile bağdaşmadığı ve delil olmaya elverişli olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın konusunu oluşturan bu ve benzeri rivayetlerin İslam’ın temel ilkelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleYayıncıda açık erişim2024Endülüs’te dîvânü’r-resâil (dîvânü’l-inşâ)
Abak, Bahattin; Özdemir, Yılmaz
Devletin haberleşme işleyişini ve gizli işlerini ele alan resmî yazışmalar, dîvânü’r-resâil ya da dîvânü’l-inşâ adı altında İslam tarihi boyunca önemli bir devlet kurumu olarak faaliyet göstermiştir. Devletin haberleşme ihtiyacı, bu kurumun doğal olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Devletle ilgili güvenlik ve gizlilik gerektiren konular da doğrudan bu kurumu ilgilendirmiştir. Hz. Peygamber tarafından temelleri atılan bu kurum, her devlet için vazgeçilmez bir yapı haline gelmiştir. Bu araştırma, İber Yarımadası'nda yaklaşık sekiz asır hüküm süren Müslüman Endülüs devletlerinde dîvânü’l-inşâ’nın kurumsallaşma sürecini ve göreve getirilen kâtipleri incelemektedir. Bu dîvânda yazılan resmî mektuplar, hem İslam tarihinin temel kaynaklarından biri olarak kabul edilmekte hem de Arap dili ve edebiyatı açısından Endülüs döneminin dil özelliklerini yansıtan edebî eserler olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu mektuplar, hem İslam tarihi hem de Arap dili edebiyatı için önemli birer kaynaktır. Endülüs’ün fethi ile başlayıp Gırnata'nın (Granada) düşüşüyle sona eren Endülüs İslam devletleri, haberleşme mekanizmasını güvenilir ve sağlıklı bir şekilde yürütmek için dîvânü’l-inşâ kurumuna ihtiyaç duymuştur. Emevîler, Doğu'daki tecrübelerini Endülüs Emevîleri olarak İber Yarımadası'na taşımış ve zamanla bu kurum devletin en önemli yapılarından biri haline gelmiştir. Bu kurumun işleyişinde kâtipler önemli bir rol üstlenmiş ve devletin en yetkin memurları olarak görev yapmışlardır. Halifenin sırdaşı olan kâtipler, ilim ve kültür açısından donanımlı, güvenilir kişiler arasından seçilmiş ve bazılarına kâtiplik görevinin yanı sıra vezirlik de verilmiştir. Devlet yöneticileri, özellikle şiir ve edebiyat alanında öne çıkan kişileri kâtip olarak tercih etmişlerdir. Endülüs, fetih ve Doğu Emevîlerine bağlı valiler döneminde müstakil bir devlet olmadığı için bu dönemde kurumsal bir kimlik kazanmamıştır. Bu dönemde komutanlar ve valiler, kendi imkânlarıyla ya da kendilerine tahsis edilen kâtiplerle iletişimi sağlamışlardır. Fetih ve valiler döneminde yazılan yazışmalar yalnızca haberleşme amacıyla yapılmış olup edebî bir amaç güdülmemiştir. Endülüs Emevîlerinin bağımsız bir devlet kurmasıyla yazışmalar kurumsallaşmış ve bu yapı sonraki devletler tarafından da sürdürülmüştür. Endülüs Emevî liderleri, kitabet görevini yürütmek amacıyla bazen bir, bazen de birden fazla kâtip atamışlardır. Endülüs Emevîlerinden sonra parçalanan Endülüs'te birçok küçük devlet ortaya çıkmış ve her biri kendi yönetim düzenine sahip olmuştur. Bu devletler de iletişimi sağlayacak önemli kâtipleri istihdam etmişlerdir. Liderler, kendi devletlerini yüceltmek ve diğerlerine üstünlük sağlamak amacıyla önemli kâtipleri yanlarına çekmeye çalışmış ve onlara iltifat ve ikramda bulunmuşlardır. Bazı kâtiplerin farklı devletlerde görev aldıkları da görülmektedir. Murabıtlar, Muvahhidler ve Nasrîler döneminde de kitabet, devletin önemli bir kurumu olarak görev yapmış ve meşhur şairler bu görevi üstlenmiştir. Endülüslü kâtipler, Doğu'daki Abdülhamîd el-Kâtib gibi önemli kâtiplerden etkilenerek mektuplarda üsluba dikkat etmiş ve etkili mektuplar yazmak için Kur’an-ı Kerim, hadis, atasözü ve deyimlerden faydalanmışlardır. Bu nedenle devletin iletişimini sağlayan mektuplar, yalnızca birer iletişim aracı olarak kalmamış, aynı zamanda edebî birer belge niteliği kazanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, Endülüs'te dîvânü’l-inşâ kurumunun bir oluşum ve gelişim süreci geçirdiği, yazışmaların üslubunun zamanla yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkıp edebî birer eser haline geldiği ve bu kurumda görev yapan kâtiplerin dil ve kültür açısından öne çıktıkları anlaşılmaktadır. Mektupların dili başlangıçta sade iken, devlet güçlendikçe bu sadelikten uzaklaşmış ve mektuplarda giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine dikkat edilmiştir. Girişlerde besmele ile başlama, hamdelenin uzatılması, dua cümlelerine yer verilmesi ve selamla bitirme gibi özellikler, mektupların temel yapısal özellikleri arasındadır. Ayrıca mektupların içine şiir serpiştirme de sıkça görülmektedir. Mektupların uzunluğu, konunun içeriğine göre değişiklik göstermektedir. Kâtiplerin yazdığı mektuplarda üsluba özellikle özen gösterildiği söylenebilir. Araştırmada, dîvânü’r-resâil (dîvânü’l-inşâ)’in Endülüs topraklarındaki teşekkülü tarihsel açıdan ortaya konmaya çalışılmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024A qualitative research on young adults' perceptions of religion and religiosity
Aslan, Ahmet
Rapid social changes transform world views and value judgments. Religious under- standings are also subject to this process. Field research contains findings that irre- ligious, atheist and spiritualist tendencies have increased in the last Western genera- tion compared to the previous generation. Research conducted in Turkey shows that the majority of young people define themselves as believers, religious, Muslims, and people who care about religion and the existence of God. However, some current research shows that young people in Turkey can define themselves as deist, agnostic, atheist or non-believer, albeit at low rates. In current research, it is seen that themes such as moving away from religion, new spiritual searches, transformation of reli- gious identity, decline of religion, and doubt come to the fore in the context of youth religiosity. These themes cause anxiety in parents. It is unthinkable that the 21st century generation, born into a digital universe, will not differ from previous gen- erations. In this study, young adults’ understanding of religion and religiosity is dis- cussed, based on the thesis that the classical secularization paradigm is insufficient to explain the religion-society relationship. Research on religious understanding, unlike research on religiosity, focuses on individuals’ perceptions and understand- ings. The number of studies conducted after 2000 on youth and religion in Turkey is relatively small and the majority of them were conducted in the field of psychology of religion with quantitative methods. The breadth of the category and the limita- tions of the quantitative method make it difficult to evaluate the subject thoroughly. For this reason, this study focused on young adults in a certain age range and ex- amined their understanding of religion and religiosity using a qualitative method. The main purpose of this study is to describe young adults’ understanding of re- ligion and religiosity with the interpretive paradigm and to detect the differences that appear. Purposeful sampling was used in this research, which is an exploratory field research. Between the ages of 19 and 28 with different sociocultural character- istics; Semi-structured in-depth interviews were conducted with 18 young people from the categories of university students, employees, women and men. The find- ings were interpreted in the context of the understanding paradigm, focusing on the similarities and differences in the understandings of young adults. The findings are presented under the headings of the concept of God and religion, religiosity and view of religiosity, modernist/secular tendencies, religion-morality relationship, religion-mind/science relationship, religion and social problems, religion-politics/ state relationship. Most young adults have a traditional imitation of faith. Some of them seem to have not had a deep intellectual and/or emotional experience about religion and God due to the socio-cultural conditions they live in. Some young peo- ple tend to build their own imagination and/or internalize what has been learned. In the imagination of young adults, religion comes to the fore as reassuring, a source of identity, a cultural element, social integrator, a source of meaning and a shelter. Despite their faith identity, some young people seem to be in doubt about or have not come to terms with some of the fundamental beliefs of the religion. Even though young adults state that they do not fully comply with religious orders and prohi- bitions, they have a normative perception about religiosity. According to most of them, “religiosity” is possible, although “popular secularist culture” creates various difficulties. According to them, religiosity in line with the principles of religion can only be achieved within the framework of the concepts of faith, reading, contempla- tion, research, education, trust and self-criticism. However, some young people see it as impossible to be religious with “hedonistic liberalism” tendencies. Young adults tend to adapt to change in line with institutional secularization processes. In solving the problems of the relationship between youth and religion, institutional religious structures, especially the family, educators, and those who develop policies for the future of society, including youth policies, have important duties.
RDL Kalıcı Kaydıİncele
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| creativeworkseries.issn | 2148-7634 | |
| creativeworkseries.issn | 2651-4087 | |
| dc.date.accessioned | 2026-10-20T15:43:39.560532895Z | |
| dc.date.available | 2026-10-20T15:43:39.560532895Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/25091 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi | |
| dspace.entity.type | Journal |
