Yazarlar

  • ArticleAçık Erişim2026
    Tanzimat’ın taşrada hukukîleşme serüveni: manisa ticaret mahkemesi örneği (1868-1908)

    Karabulut, Asuman

    19. yüzyıl Osmanlı Devleti’nin Batı ile olan ticari ilişkilerinin yükselişe geçtiği bir süreç olmuştur. Bu nedenle Tanzimat sonrası hukuki alanda yapılan ilk yenilikler de ticaretle ilgiliydi. Şer’i hükümlerin ticari sahadaki yetersizliği yeni kanunların ve dolayısıyla bunları uygulayacak yeni mahkemelerin kurulması için uygun bir ortam sağlıyordu. Bu sebeple yabancı ve yerli teb’a arasındaki ticaret, hukuk ve ceza davalarına bakmak üzere karma mahkemeler kurulması yönünde bir karar alındı. Çalışma kapsamında ele almak gerekir ise 1868 tarihinde Manisa Sancağı’nda bir ticaret mahkemesi kurulması kararı alındığı görülmektedir. Bu bağlamda ıslahat hareketi sonrasında taşrada kurulmuş olan ticaret mahkemelerinden biri olan Manisa Ticaret Mahkemesinin kuruluş süreci, mahkeme görevlileri ve ticaret mahkemesi kararlarının uygulanması sürecindeki bürokratik işleyiş bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma esnasında Osmanlı arşiv vesikaları ve vilayet salnamelerinden yararlanılarak Osmanlı Devleti’nin Batı’daki hukukî gelişmelere yanıt olarak oluşturduğu yeni yargı kurumlarının modernleşme sürecindeki temsili ve işlevsel boyutları taşra ölçeğinde incelenmiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Özel hastanelerde devlet denetimi sorunu

    Gürbüz, Abdulsamet

    Bu çalışmanın amacı; özel hastanelerde yürütülen kamu hizmetlerinin denetim süreçlerini, hizmet kalitesini ve finansal yönetim uygulamalarını inceleyerek bu alanlarda karşılaşılan sorunları belirlemek ve iyileştirmeye yönelik öneriler geliştirmektir. Çalışmanın yöntemi ise nitel araştırma kapsamında doküman incelemesi tekniğiyle yürütülmüştür. Çalışmanın temel kısıtları arasında, özel hastanelere ilişkin güncel saha verilerine sınırlı erişim, denetim sıklıklarındaki farklılıklar ve uygulamaya ilişkin bölgesel heterojenlik yer almaktadır. Çalışmanın bulguları; özel hastanelerde devlet ve sağlık bakanlığı denetiminin yetersiz düzeyde kurumsallaştığı, hizmet kalitesinde tutarsızlıklar bulunduğu ve sağlık personelinin hizmet içi eğitiminde eksikliklerin yaygın olduğu yönündedir. Ayrıca, kamu-özel ortaklıkları modeli bağlamında finansal yönetim uygulamalarında şeffaflık ve verimlilik sorunlarına rastlanmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda çalışmanın sonucunda; özel hastanelerde kamu denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, sağlık personelinin eğitimi için kurumsal yatırımların artırılması ve hizmet kalitesini artırmaya yönelik kalite güvence sistemlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Review ArticleAçık Erişim2026
    Dijital Yönetimlerin Siber Güvenlik Stratejileri: AB ve Finlandiya İncelemesi

    Ekinci, Elif

    Bu çalışma, dijital dönüşüm süreciyle birlikte karmaşıklaşan siber tehditlerin kamu yönetimi ve politika yapım süreçleri üzerindeki etkilerini Avrupa Birliği (AB) ve Finlandiya örnekleri üzerinden incelemektedir. AB, siber güvenlik alanında normatif bir liderlik hedefiyle hareket etmekte; yasal düzenlemeler, kurumsal koordinasyon ve dayanıklılık politikalarıyla, bütünleşik bir güvenlik kültürü oluşturmaya çalışmaktadır. NIS2 Direktifi, Siber Dayanıklılık Yasası, Dijital Hizmetler Yasası, Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) ve Yapay Zekâ Yasası, birliğin dijital güvenliği kapsamlı bir normatif çerçeveye oturtma girişimlerinin temelini oluşturmaktadır. Ancak üye devletler arasındaki uygulama farklılıkları, AB düzeyinde siber güvenlik stratejilerinin etkinliğini ve sürdürülebilirliğini sınırlandırmaktadır. Finlandiya ise 2024–2035 Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi kapsamında katılımcı yönetişim, kamu–özel iş birliği, kriptografi, yapay zekâ uygulamaları ve ulusal izleme mekanizmalarını bütünleştirerek operasyonel düzeyde güçlü bir model ortaya koymuştur. Ülkenin stratejisi, siber güvenliği yalnızca teknik bir savunma aracı olarak değil, ekonomik kalkınma, demokratik yönetişim ve ulusal egemenliğin dijital boyutu olarak ele almaktadır. Çalışma sonucunda, sürdürülebilir siber güvenliğin sadece teknolojik kapasiteyle değil, aynı zamanda kurumsal dayanıklılık, uluslararası iş birliği, insan kaynağının niteliği ve toplumsal farkındalık düzeyine bağlı olduğu kanısına varılmıştır. AB’nin normatif düzenleme kapasitesi ile Finlandiya’nın uygulama disiplini birlikte değerlendirildiğinde, Avrupa’nın bütüncül ve dirençli bir dijital güvenlik ekosistemi oluşturma potansiyeli giderek güçlenmektedir.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Kamu Malları Bağlamında Hidroelektrik Santraller

    Gürbüz, Abdulsamet

    Devlet kamu hizmetlerini yerine getirirken kamu kaynaklarını ve kamu mallarını kullanmaktadır. Ülkemizde kamu malları kapsamında değerlendirilen akarsular üzerinde hidroelektrik santrallerin inşası uzun yıllardır sürdürülüyor olsa da bu konu ancak 2000’li yıllardan itibaren kamuoyunun gündeminde belirgin bir yer edinmeye başlamıştır. Bunun bir nedeni daha önce devlet eliyle kurulan ve işletilen bu tesislerin 2000’li yılların başından itibaren özelleştirilmesidir. Bu yıllardan itibaren konuya ilişkin yasal değişikliklerin özel sektörün isteklerine göre gerçekleştirildiği, kurulan hidroelektrik santrallerin ise kurulma ve işletilme aşamalarında idare tarafından etkin bir denetime ve yaptırıma tabi kılınmadığı görülmektedir. Böylece santrallerin yapıldığı yerlerde yöre halkının menfaatini ve kamu yararını dışlayan uygulamalar söz konusu olmaktadır. Bu çalışmanın konusu hidroelektrik santrallerin yapımında özel şirketlerin istekleri ile kamunun beklentilerinin uyum içinde olup olmadığının araştırılmasıdır. Çalışmada, konuya ilişkin yaşanan sorunların çözülmesine ilişkin faydalı sonuçlara varılması amaçlanmaktadır.

    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Mirasa Konu Tarım Arazilerinin Devrinde Benimsenen Ehil Mirasçı Modeli

    Bölükbaşı, Özge

    Tarım arazilerinin miras sebebiyle bölünerek küçülmesini engellemek maksadıyla kabul edilen ehil mirasçı modeli, klasik miras hukuku kurallarından ayrılan özel bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Ehil mirasçılık ülkemizde ilk kez Türk Medeni Kanunu’nun 659 ila 668. maddeleri arasında ve 2005 yılında yürürlüğe giren 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda benimsenmiştir. Ancak 5403 sayılı Kanun’daki ya da Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemeler, murisin ölümünden sonra tarım arazilerinin miras sebebiyle verimsiz küçük parçalara bölünmesini engelleyememiştir. Nihayet 2014 yılında 6537 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kabul edilerek, Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve mirasa konu tarım arazilerinin devri 5403 sayılı Kanun kapsamında yeniden düzenlenmiştir. Böylece ehil mirasçı modeli Türk Miras Hukukunda önemli bir kurum halini almıştır. Çalışmamızda ehil mirasçı kavramı ve kapsamı, özellikle Türk Miras Hukukuna etkileri bakımından detaylı bir şekilde incelenecektir. Yargıtay kararları çerçevesinde, muris muvazaası başta olmak üzere, 6537 sayılı Kanun'la kabul edilen ehil mirasçı düzenlemelerinin uygulamada neden olduğu sorunlar üzerinde durulacaktır. Öte yandan bu modelin Anayasa ve AİHS’nde yer alan mülkiyet ve miras haklarına uyumu değerlendirilecektir. Bu yönleriyle çalışmanın literatüre katkı sunması amaçlanmaktadır

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Anger, Joy and Beyond: Carnivalesque Transformation and Affective Management in the Saraçhane Protests

    Özdemir, Celal Oral; Tan, Gülçin Özge

    This study examines the transformation in the emotional repertoire of Turkey’s opposition politics and social movements, focusing on the Saraçhane Rallies that began on March 19, 2025. Adopting a psycho-political approach, the article addresses the emotional state of social opposition and discusses the evolution of the relationship between opposition parties and street politics through the lens of strategic choices. The research analyses the process by which protests, triggered by a “moral shock” stemming from injustice, evolve into a “carnivalesque” joy and ultimately transform into a routinized political performance. Employing a qualitative and interpretive methodology, the study argues that major emotions such as anger and intense euphoria carry the risk of being dissipated within representation-oriented politics and image-focused political performances. Conversely, it posits that minor emotions like insecurity and a sense of hopelessness offer a more resilient and foundational basis for social opposition. The article focuses on the democratic transformation potential of spontaneous emotional alliances emerging at the grassroots level around a shared sense of “woundedness,” beyond alliances at the leadership level. It emphasizes that freeing negative emotions from their pathological nature and moving beyond a state of melancholy could enable oppositional subjects to develop new structures and rebuild society.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Kötülük Problemine Kelami Bir Bakış: İlâhî Hikmet Doktrini

    Yalçınkaya, Mustafa

    Kötülük problemi, felsefî ve teolojik düşüncenin en temel meselelerinden biri olarak, tamamen iyi, mutlak kudret sahibi ve hikmet dolu bir Tanrı’nın varlığı ile evrende gözlemlenen kötülük olgusu arasındaki görünür çelişkiyi gündeme getirmektedir. Bu sorun, Epikür’den itibaren ateist düşünürler tarafından Tanrı’nın varlığına karşı güçlü bir argüman olarak kullanılmıştır. Ancak İslâm düşüncesi, kötülüğü ilâhî hikmet, insanın özgür iradesi, adalet ve imtihan kavramları çerçevesinde değerlendirerek mutlak çelişki olarak görmemektedir. Kelâm ilmi içinde bu mesele, başta Mu‘tezile, Eş‘arî ve Mâtürîdî ekolleri olmak üzere farklı yaklaşımlarla ele alınmıştır. Mu‘tezile ekolü ilâhî adaleti merkeze alarak, kötülüğün büyük ölçüde insanın özgür iradesinden kaynaklandığını savunur; Allah’ın fiillerinde adaletin zorunlu olduğunu ileri sürer. Eş‘arî ekolü ise Allah’ın mutlak kudret ve iradesini ön plana çıkararak, kötülüğün ilâhî iradeye bağlı olduğunu ve insanın kesbî sorumluluğunu vurgular. Mâtürîdî ekolü de ilâhî hikmet doktrinini temel alarak, kötülüğün evrenin bütünlüğü ve insanın ahlâkî gelişimi açısından hikmetli bir unsuru olduğunu belirtir. Bu ekol, insan aklının evrenin karmaşıklığını tam olarak kavrayamayacağını vurgulayarak, görünürdeki kötülüklerin ahiret boyutu ve imtihan amacı taşıdığını savunur. Bu bağlamda, kötülük problemi klasik felsefi teodise tartışmalarının ötesinde, İslâm kelâm geleneğinde ta‘dîl (ilâhî adaleti savunma ve kötülüğü ilâhî hikmetle uzlaştırma) meselesi olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, ilâhî hikmet, mutlak kudret ve adalet kavramlarının birbirini tamamlayan ve bütüncül bir perspektifte değerlendirilmesini zorunlu kılar. Kelâm âlimleri, kötülüğün varlığını ilâhî iradenin keyfî bir sonucu olarak değil, evrenin düzeninde ve insanın varoluşsal yolculuğunda hikmetli bir unsur olarak yorumlamışlardır. Bu yorum, insan aklının sınırlı kapasitesini kabul ederek, görünürdeki kötülüklerin arkasında yatan daha geniş bir hikmet planına işaret eder. Kur’ân-ı Kerîm perspektifinden bakıldığında, kötülük (şer) yalnızca bir problem değil, aynı zamanda insanın imtihanı, ahlâkî sorumluluğunu geliştiren ve manevi olgunlaşmasını sağlayan bir araçtır. Kur’ân, musibetlerin ve zorlukların tesadüfî olmadığını; aksine ilahî irade ve hikmet çerçevesinde gerçekleştiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda el- Bakara suresi 155. âyet, kötülüğün imtihan boyutuyla doğrudan ilişkilendirilir: İnsan hayatında korku, açlık, mal ve can kaybı gibi çeşitli sıkıntıların kaçınılmaz olduğu; bunlarla farklı şekillerde imtihan edileceği ifade edilmektedir. Söz konusu bu süreçte metanetini koruyup musibetlere karşı sabır, tevekkül ve şükür ekseninde hareket edenlerin ise ilahî mükâfata ve hayırlı bir sonuca erişeceği vurgulanmaktadır. Böylece kötülük ve sıkıntılar, yalnızca olumsuzluk olarak değil, aynı zamanda insanın ahlâkî ve manevî gelişimine hizmet eden bir imtihan unsuru olarak konumlandırılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) musibetler karşısında sabır ve Allah’a tevekkülü en üst düzeyde teşvik etmiş, kötülüğün bireyin imanını güçlendiren, dayanıklılığını artıran ve ahlâkî olgunluğunu tamamlayan bir unsur olduğunu gösterir. Bu çalışma, kötülük problemini klasik teodise tartışmalarının ötesine taşıyarak İslâm kelâm geleneği içinde çok katmanlı bir analiz çerçevesinde ele almaktadır. Modern literatürde ağırlık kazanan Batı merkezli yaklaşımların aksine, Mu‘tezilî, Eş‘arî ve Mâtürîdî perspektifleri karşılaştırmalı biçimde inceleyerek ilâhî hikmet, adalet ve kudret kavramları arasındaki ilişkiyi bütüncül bir şekilde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, kötülüğü yalnızca teorik bir problem olarak değil, insanın ontolojik, epistemolojik ve ahlâkî konumuyla ilişkili bir imkân alanı olarak kavramsallaştırmakta; kelâm literatüründeki dağınık yaklaşımları sistematize ederek modern tartışmalara katkı sunmayı hedeflemektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Ebû Bekir Râzî ve Gazzâlî’de Kendini Beğenmişlik Problemi: Karşılaştırmalı Bir İnceleme

    Çelikkol, Suat

    Bu çalışmanın amacı, İslâm ahlâk düşüncesinde önemli bir ahlâkî problem olarak ele alınan kendini beğenmişlik (‘ucb) kavramını, Ebû Bekir Râzî ile Gazzâlî’nin yaklaşımları üzerinden mukayeseli biçimde incelemektir. Çalışmada karşılaştırmalı metin analizi yöntemi benimsenmiş, ‘ucb’un mahiyeti, kaynakları ve tedavi imkânları iki düşünürün kendi terminolojik sistemleri içerisinde değerlendirilmiştir. Yapılan analizler, Râzî’nin ucb’u nefsin kendisi hakkında verdiği hükümde ortaya çıkan bir idrak sapması ve akleden nefsin hevâ karşısında zayıflamasıyla ilişkili bir ahlâk problemi olarak ele aldığını göstermektedir. Bu yaklaşımda ucb, psikolojik düzeyde bir denge kaybı şeklinde değerlendirilmekte; tedavisi ise aklın yeniden hâkim kılınması ve nefsin itidal çizgisine yöneltilmesiyle açıklanmaktadır. Buna karşılık Gazzâlî’nin ‘ucb’u, kulun kendi varlığına ve fiillerine ilişkin nispeti yanlış kurmasından kaynaklanan mânevî bir bozulma olarak değerlendirdiği görülmektedir. Gazzâlî’ye göre bu durum, marifet eksikliği, ilâhî tevfîkin unutulması ve kalbî gaflet sebebiyle derinleşmektedir. Bu sebeple ucb’un giderilmesi, kalbin ıslahı ve nefsin tezkiyesiyle doğrudan ilişkilendirilmektedir. Karşılaştırmalı değerlendirme sonucunda, Râzî’nin yaklaşımının daha çok aklî ve psikolojik bir çerçevede şekillendiği; Gazzâlî’nin ise ucb’u ilâhî nispet, marifet ve kalbî yöneliş bağlamında daha kapsamlı bir varlık ve idrak problemi olarak ele aldığı tespit edilmiştir. Böylece ucb, Râzî’de aklî dengenin bozulmasıyla ilişkili bir idrak sapması olarak açıklanırken, Gazzâlî’de metafizik ve tasavvufî boyutlarıyla derinleştirilen çok katmanlı bir ahlâk problemi hâline gelmektedir. Sonuç olarak çalışma, İslâm ahlâk düşüncesinde ‘ucb probleminin psikolojik ve mânevî boyutlarını birlikte değerlendiren iki farklı yaklaşımı mukayeseli olarak ortaya koyması bakımından literatüre özgün bir katkı sunmaktadır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Silahlaştırılmış Veri ve Algoritmik Siyaset Hibrit Savaş Ekseninde Gücün Dönüşümü

    Kanat, Selim; Akoğuz, Nurettin Oğuzhan

    Bu çalışma, 21. yüzyıl uluslararası ilişkiler disiplininde gücün ve güvenlik paradigmasının, Kompütasyonel Sosyal Bilimler (KSB), yapay zeka ve büyük veri analitiği ekseninde geçirdiği ontolojik dönüşümü incelemektedir. Çalışma, 1990’ların internete atfettiği "tekno-iyimser" atmosferden uzaklaşarak, teknolojinin bir hegemonya ve tahakküm aracına dönüştüğü "Algoritmik Siyaset" dönemine odaklanmaktadır. Temel teorik zemin olarak Shoshana Zuboff’un "Gözetim Kapitalizmi" ve Farrell ile Newman’ın "Silahlaştırılmış Karşılıklı Bağımlılık" tezlerini referans alan makale; verinin yalnızca ticari bir meta değil, aynı zamanda siyasal rızayı imal eden, karar alma süreçlerini yönlendiren ve toplumsal direnci kıran stratejik bir mühimmat olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Lasswell dönemi konvansiyonel propaganda yöntemlerinin ("sihirli mermi") yerini, bireylerin dijital ayak izlerinden elde edilen verilerle kurgulanan psikometrik mikro-hedefleme stratejilerine bıraktığını vurgular. Makalede, hibrit savaş doktrini çerçevesinde kullanılan algoritmik yöntemler ofansif ve defansif sistemler olarak sınıflandırılarak teknik detaylarıyla analiz edilmiştir. Ofansif yöntemler başlığı altında; kamuoyu duygu analizi (sentiment analysis), sosyal ağ haritalandırması, otonom sosyal bot ağları ve gerçeğin sınırlarını bulanıklaştıran deepfake teknolojilerinin kitle manipülasyonundaki rolü irdelenmiştir. Defansif yöntemler başlığı altında ise; dezenformasyon tespiti, bot avcısı algoritmalar (örn. Hoaxy, Botometer) ve sentetik medya doğrulama sistemlerinin işleyişi ve stratejik sınırları tartışılmıştır. Çalışmanın sonucunda; siber alanın askerileştiği bu yeni düzlemde, ulusal güvenliğin sadece fiziksel sınırları değil, toplumun "bilişsel bütünlüğünü" de kapsaması gerektiği ortaya konmuştur. Teknoloji devlerinin (Big Tech) veri üzerindeki tekeli ve epistemolojik hegemonyasına karşı, devletlerin "dijital egemenlik" tesis etmesi ve "hibrit güvenlik" doktrinleri geliştirmesi, modern dönemin bir beka sorunu olarak tanımlanmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2026
    Childhood traumas and criminal thinking effects on criminal behaviours: unexpected outcomes of intimate partner violence

    Babacan, Hakki Halil; Gölge, Zeynep Belma

    This study explores the relationship between violent and non-violent criminal behaviour and various factors among university students. The factors include criminal thinking styles, childhood traumas, male gender, drug use, harming animals, frequent fighting in childhood and the level of disciplinary punishment received. The study involved 854 university students from 96 universities, all of whom are over 18 and have not received any judicial punishment. The analysis revealed that higher levels of childhood traumas, criminal thinking, drug use and disciplinary punishments in school correlate with an increase in both violent and non-violent criminal behaviours. Additionally, males, those who harmed animals and those who fought frequently in childhood are more likely to exhibit these behaviours. Notably, intimate partner violence was uniquely linked to power orientation, entitlement, and emotional and sexual abuse. The research highlights the complex interactions between individual psychological factors and childhood experiences in leading to criminal behaviours and emphasizes the need for more studies focusing on societal and cultural risk factors for intimate partner violence.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Enforcement Approaches to Personalised Pricing: The Role of Article 9 of Regulation 1/2003

    Kocabas, Ahmet Kaan

    Personalised pricing has shifted from theory to scaled practice in digital markets, blurring the traditional divide between third-degree and first-degree discrimination through profiling, experimentation, interface design, and artificial intelligence. While it can expand output and fund innovation in digital markets, its opacity and targeting can enable exploitative mark-ups and selective responses to rivalry that standard effects-based tests struggle to detect. This study argues that Article 9 of Regulation 1/2003, the commitments procedure, offers a proportionate, forward-looking response to many personalised pricing risks, while classic Article 102 TFEU tools should address proven predatory or excessive pricing. This study maps the mechanisms by which personalisation can undermine rivalry and consumer choice, situates the analysis within recent guidance and the Alrosa framework. Also, it explains the complementary role of market studies and sector inquiries in surfacing patterns and establishing baselines in fast-iterating, design-mediated environments. It integrates insights from behavioural economics and human-computer interaction to show how interface frictions, dark patterns, and price framing can amplify discriminatory outcomes even when underlying algorithms are ostensibly accuracy-optimised. Recognising Article 9 ' s limits, this study proposes a calibrated sequencing: swift structural and behavioural guardrails via commitments, with fallback to infringement proceedings where harm is shown or non-compliance occurs. It thus offers both a doctrinal and institutional blueprint for regulating personalised pricing that preserves efficiency-enhancing personalisation while strengthening accountability and contestability in European Union digital markets.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    The Unhealed Wound: The Sexual Abuse Crisis in the Roman Catholic Church (A Historical and Institutional Analysis)

    Dogan, Duygu Mete

    This article aims to reveal why the crisis of child sexual abuse perpetrated by clergy within the Roman Catholic Church remains an unresolved structural problem, examining its historical and institutional dimensions. Throughout the Church's history, sexual abuse has long been framed as individual sin, moral decay, or infidelity to a vow of celibacy. This approach has delayed public justice for abusers and led to the systematic invisibility of victims. In particular, the principle of secrecy, hierarchical closure, and concerns about institutional reputation have caused abuse cases to remain within internal disciplinary mechanisms for many years. Documents uncovered by the Boston Globe's Spotlight team in the early 21st century demonstrated that abuse was not an isolated or local anomaly; rather, it was a global crisis linked to the Church's hierarchical structure, culture of secrecy, and institutional reflexes. These revelations profoundly questioned the moral authority and social legitimacy of the Catholic Church, bringing the discussion of sexual abuse back to the forefront in a holistic manner across theological, legal, and institutional levels. This study examines how the Church's historically adopted culture of secrecy, hierarchical closure, and prioritization of institutional reputation have systematically hindered the development of victim-centered crisis management. The research relies on document analysis techniques within a qualitative methodology. In this context, papal letters and speeches, canonical legal texts, council decisions, independent investigative reports, and academic literature have been critically examined. The study primarily analyzes the structural and institutional factors that perpetuate abuse and examines the Church hierarchy's responses to crises within a historical context. Furthermore, by examining the transformation in papal discourse from the twentieth century onwards, it reveals that abuse evolved from a theological framework of sin to a victim-centered and legal concept of crime. The study's findings demonstrate that the Roman Catholic Church's response to the sexual abuse crisis evolved over time from a discourse of moral condemnation and individual sin to a more institutional and legal framework. This transformation was largely shaped by external dynamics such as media pressure, victim organizing, and state investigations, rather than by an internal institutional accounting within the Church. However, institutional secrecy practices, differences in implementation among local churches, and reluctance towards civic oversight mechanisms remain major factors limiting the evolution of these reforms into a structural transformation and the restoration of social trust. In conclusion, the study reveals that the sexual abuse crisis in the Catholic Church is not a historically closed issue but an ongoing test of the Church's moral authority and institutional legitimacy. It emphasizes that genuine healing is only possible through the simultaneous implementation of transparency, accountability, and victim-centered church practices.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2026
    Silence in turns: traces of discrimination in different generations of Turkish migrant families in Hamburg (1961–2021)

    Arpacı, Murat

    Following the labor agreement signed between Germany and Turkey in 1961, many Turkish families gradually settled in Germany, and narratives of discrimination became ingrained in these families’ histories and intergenerational memories from the very beginning. This study examines how discrimination experienced by families migrating from Turkey to Germany as guest workers was transmitted and manifested across different generations. In-depth interviews were conducted with fourteen members of seven families–including first-generation guest workers and their children–as well as with two teachers who witnessed the second generation’s schooling. The study explores discrimination encountered by different generations within the same families over time, and institutional practices that produced and perpetuated these experiences.The discrimination recounted by the first generation essentially encompasses the medical examinations required to become a guest worker, which also evoke colonial patterns, and the experiences of discrimination they faced in workplaces in Germany. Discrimination reported by second-generation participants occurred in both educational settings and workplaces.The family memory space for this generation’s experiences of discrimination is formed by schools known as Sonderschule. The disproportionately high placement of second-generation immigrant children in these schools–which are primarily for children with learning disabilities and carry exclusionary and stigmatizing connotations–has sparked debates on institutional discrimination. This research addresses the subalternizing effects of both the medical examinations and the Sonderschule system within the collective memory of Turkish guest worker families, manifested in intergenerational shame and silence. It also investigates how this shame and silence are reproduced via institutional mechanisms. As the findings show, individual acts of discrimination are collectively internalized by families, and institutions play a constitutive role in shaping these experiences.

    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2026
    Possibility of Being a Woman Behind Prison Walls: A Study on the Oppression Experiences of Women Correctional Officers in Turkey

    Canalan, Elif; Gökçearslan, Elif

    Prison employees, much like the concepts of crime and punishment, are often predominantly associated with men. While the role of correctional officer has become a recognized career option for women, concerns remain about how well prisons accommodate women officers. This study explores the oppression factors experienced by 40 female correctional officers from 26 prisons in Turkey through in-depth interviews using a qualitative approach. The findings reveal significant social, organizational, gender-based, relational, and prison population-related oppressions. In addition to social stigmatization, lack of support, and the pressure to conform to masculine behaviors, female officers face hostility and resistance from inmates, colleagues, and supervisors; this is further reinforced by the hyper-masculine work environment and deeply entrenched patriarchal structures. The study emphasizes the urgent need for gender-sensitive policies and practices within the Turkish criminal justice system, advocating for a more inclusive and equitable work environment to help address entrenched inequalities.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Effects of Philosophy for Children on Democratic Citizenship Perception: A Mixed-Methods Experimental Study

    Şişman, Zehra Betül; Ünlü, İhsan; Kaşkaya, Alper

    Contemporary democratic societies face increasing challenges such as polarization and the erosion of public dialogue, underscoring the urgent need to equip young people with democratic citizenship skills. Philosophy for Children (P4C) offers a promising pedagogical framework to meet these challenges; however, empirical evidence of its impact on democratic citizenship remains scarce in non-Western educational contexts. This mixed-methods study examined the effects of a P4C-based education program on seventh-grade students’ perceptions of democratic citizenship in Türkiye. The experimental group participated in a 15-week intervention grounded in Lipman’s 4C model—critical, creative, caring, and collaborative thinking—while the control group followed the conventional Social Studies curriculum. Data were collected through perception scales, classroom observations, reflective journals, and focus group interviews. Findings revealed that P4C practices significantly enhanced students’ democratic understanding, including inquiry, justification, empathy, cooperation, and respect for diverse perspectives. The results suggest that P4C can transform traditional teacher-centered classrooms into democratic communities of inquiry, fostering critical and participatory citizenship. This study contributes to the growing body of research advocating philosophical inquiry in education and provides practical implications for curriculum design, teacher education, and educational policy reform. © The Author(s) 2026. This article is distributed under the terms of the Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 License (https://creativecommons.org/licenses/by-nc/4.0/) which permits non-commercial use, reproduction and distribution of the work without further permission provided the original work is attributed as specified on the SAGE and Open Access pages (https://us.sagepub.com/en-us/nam/open-access-at-sage).

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    Status of Women in State Administration of Aq Qoyunlu in 15th Century: Saray-Khatun and Despina-Khatun; [Положение женщин в государственном управлении Ак-Коюнлу в XV веке (Сарaй-хатун и Деспина-хатун)]

    Altyn, Kader; Kemurju, Elif

    This article offers an in-depth analysis of the political influence exercised by women on the history of the Aq Qoyunlu state. The study focuses on the participation of khatuns—wives and mothers of rulers — in both domestic and foreign policy, as well as their roles in diplomatic and dynastic affairs. The research is based on contemporary written sources and modern scholarship on the history of Turkic peoples. New data on the diplomatic activities of Saray-Khatun and Despina-Khatun are introduced into academic discourse, along with an assessment of their impact on the balance of power within the state. Special attention is given to the unique position of women at the Aq Qoyunlu court and their involvement in strategic decision-making processes. The article also explores the significance of dynastic marriages as instruments for consolidating authority and advancing foreign policy objectives. It is demonstrated that Saray-Khatun played a pivotal role in mediating conflicts among her sons and in conducting diplomatic negotiations with neighboring powers. Furthermore, Despina-Khatun (Kirya Katerina), despite her Christian background, managed to secure a prominent position at a Muslim court and actively participated in international correspondence. The study establishes that both marriages — those of Saray-Khatun and Despina-Khatun — were of strategic importance to the Aq Qoyunlu. It is concluded that these women not only supported internal stability but also contributed to the formation of new political alliances. Ultimately, the article argues that the khatuns of the Aq Qoyunlu were not merely consorts of rulers but independent and influential political actors who left a lasting imprint on the history of their state.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2026
    What Works Against Peer Bullying? A Meta-Analysis of School-Based Interventions in Türkiye

    Haspolat, Namık Kemal; Ağırkan, Murat; Ciminli, Alaattin; Koç, Muharrem

    Peer bullying remains a persistent global concern with far-reaching implications for students’ psychological, social, and academic development. While numerous interventions have been developed to address this issue, their effectiveness within culturally specific contexts warrants further investigation. This meta-analysis synthesizes 35 empirical studies conducted in Türkiye, encompassing 1,534 participants aged 4 to 17. Using a random-effects model, the findings indicate that intervention programs are associated with reductions in bullying (ES = 0.78) and victimization (ES = 0.74) and improvements in social skills (ES = 0.62) and well-being (ES = 0.83), although effects varied across studies and should be interpreted in light of between-study heterogeneity. Exploratory moderator analyses suggested that effects were associated with educational level and participant type for bullying, and with theoretical background for victimization; however, these subgroup patterns should be interpreted cautiously given the limited number of studies in some categories and the fact that moderators were examined in separate models. In exploratory univariable meta-regression analyses, session duration was associated with bullying effect sizes, whereas the number of sessions was not. These results underscore the importance of developing comprehensive, theoretically informed, and culturally responsive anti-bullying strategies, while also suggesting potential mechanisms and boundary conditions that may inform the adaptation of such interventions beyond the Turkish context.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2026
    Shaping the Sober Nation: Discipline, Emotion, Enjoyment and the Turkish Temperance Youth League (1930–1936)

    Taş, Burak; Coşğun-Kandal, Sena

    This article examines the Turkish Temperance Youth League (Türkiye İçki Aleyhdarı Gençler Cemiyeti, TIAGC), active between 1930 and 1936, as a complex dispositif shaped through both discursive and non-discursive practices. Far from being only an anti-alcohol youth organisation, the League developed strategies to mould young individuals in line with moral, bodily, and national ideals. Its activities–such as oath-taking, wearing badges, theatrical performances, tea parties, Green Day celebrations, and congresses–were designed to transmit ideological messages while mobilising emotions and fostering self-identification with the collective cause. By transforming abstinence from alcohol into a civic duty, the TIAGC moved beyond individual morality to emphasise social responsibility. This study situates the League at the intersection of discipline, leisure, and belonging, offering new insights into how its practices engaged with the politics of the body, emotion, and national identity in early Republican Turkey.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2026
    The serial mediation of job stress and work-family conflict in the relationship between compulsory citizenship behaviour and citizenship fatigue among healthcare workers

    Özen, Şener; Yücel, İlhami

    Purpose – This study aims to examine the sequential mediating roles of job stress (WS) and work-family conflict (WFC) in the relationship between compulsory citizenship behaviour (CCB) and citizenship fatigue (CF) among healthcare workers in Turkish public hospitals, grounded in Conservation of Resources (COR) theory and the job demands-resources (JD-R) model. Design/methodology/approach – A cross-sectional design was employed with 483 healthcare workers (67.7% female), including nurses, physicians, and administrative staff. Validated Turkish scales measured CCB, CF, WS and WFC. Data were analysed using correlation analysis, structural equation modelling (SEM) and Hayes' PROCESS macro (Model 6, 5, 000 bootstrap samples). Findings – CCB was positively associated with CF (β = 0.43, p < 0.001). Job stress and WFC sequentially mediated this relationship (total indirect effect β = 0.18, SE = 0.03, LLCI = 0.13 and ULCI = 0.25 95%). Results align with COR theory, demonstrating that CCB depletes resources, escalating stress and WFC, ultimately leading to CF. Originality/value – This study advances the literature by empirically testing a novel serial mediation model in healthcare, highlighting how CCB's effects extend beyond the workplace into family life. It underscores the need for organisational interventions to mitigate compulsory demands and support work-life balance.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2026
    The Union of Primary School Teachers (1919-1925); [Mekâtib-i İbtidâîye Muallimleri Cemiyeti (1919-1925)]

    Kandal, Sena Coşğun

    The adoption and institutionalisation of modern education systems in the Ottoman Empire led to a transformation of the teaching profession, which gradually moved away from its traditional structure and evolved into a status group in the Weberian sense. This transformation brought with it a range of problems related to the legal rights, professional status, working conditions, and public recognition of teachers. Following the Second Constitutional Era, teachers began forming unions to protect their rights, express their demands collectively, and assert their social standing. This study examines one such early example of professional organisation, the Mekâtib-i İbtidâîye Muallimleri Cemiyeti, established during the late Ottoman period. No comprehensive research has been conducted on this union and its activities to date. Using document analysis, the study explores the union’s foundation, activities and dissolution based on its regulation, archival documents, newspapers and journals of the period. In addition, by presenting the transcription of the union’s regulation, which are currently not available in library catalogues, it aims to contribute to the literature on the history of education. The findings show that the union aimed to address issues such as irregular salaries, demanding working conditions, professional rights, improvements in primary education and the reinforcement of professional solidarity and prestige among teachers. Through congresses, meetings and public events, the union acted in an organised manner to respond to shortcomings in the educational system. The union, which was dissolved in 1925 through its merger with the Türkiye Muallimler Birliği, represents a distinctive example of professional organisation during the transition from Empire to Republic.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele