Bu dergideki yayınlar

3 →
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Artuklular hanedanında siyasi evliliklerin güç dengeleri üzerindeki rolü

    Kömürcü, Elif

    Toplumun en önemli kurumlarından biri olan aile kavramı geçmişten günümüze Türk topluluklarında devletlerarası siyaset ve politikanın bir parçası haline gelmiştir. 1102/1409 yılları arasında yaklaşık üç asır bir sürede Doğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya’da hüküm süren Artuklu hanedanlığında gerçekleşen bu siyasi evlilikler, hanedanın gücünü koruma ve genişletme stratejilerinde önemli bir rol oynamıştır. Siyasi evlilikler hem iç hem de dış ilişkilerde barış ve ittifak sağlamanın bir yolu olarak kullanılmıştır. Artuklu beyleri, komşu devletlerle veya güçlü yerel aşiretlerle yapılan evliliklerle hanedanlarını güçlendirmeyi hedeflemişlerdir. Özellikle Selçuklu, Zengi ve Eyyubi gibi dönemin büyük güçleriyle yapılan evlilikler, Artukluların bölgedeki dengeleri lehlerine çevirmelerine yardımcı olmuştur. Bu evlilikler, sadece askeri destek sağlamakla kalmamış, aynı zamanda ticari yolların kontrolünü elinde tutmalarına ve bölgesel anlaşmazlıklarda diplomatik bir avantaj elde etmelerine de imkân vermiştir. Bununla birlikte, bu evlilikler bazen hanedan içi rekabetleri artırmış ve taht kavgalarına yol açmıştır. Bu durum, Artukluların iç istikrarını zedeleyerek hanedanın zayıflamasına da neden olmuştur. Bu bağlamda Artuklular döneminde siyasi evlilikler hem hanedanın yükselişinde hem de zayıflamasında kilit bir faktör olarak öne çıkmıştır. Sonuç olarak, bu makalede tarihi süreç içerisinde Artuklu Hanedanı’nda gerçekleşen hanedan içi evliliklerin yanı sıra, diğer Türkmen beylikleri, Selçuklu Devleti, Zengiler, Eyyubiler, İlhanlılar ve diğer bölgesel güçler arasında kurulan sıhriyet bağları değerlendirilecektir. Makalede, bu siyasi evliliklerin, hanedanın gücünü artırmak, askeri ve diplomatik ittifaklar kurmak gibi olumlu etkileri olduğu kadar, hanedan içi çatışmalara ve rekabetlere yol açarak zayıflamaya neden olan olumsuz sonuçlar da incelenecektir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Sürekli değişen nasıl tanımlanabilir? modern şiiri tanımlamanın imkânları, sınırları ve sorunları

    Çetin, Mehmet Akif

    Şiir tarih boyunca farklı şekillerde var olmuş, form ve içerik olarak çok farklı niteliklere sahip yüz binlerce metin şiir adı verilen tek bir kavramla karşılanmıştır. Şiirin değişken bir tür olması nedeniyle değişen şiir anlayışlarıyla birlikte geçmişte yapılan şiir tanımları bir süre sonra geçerliliğini yitirmiştir. Böylece her yeni şiir anlayışıyla birlikte yeni bir tanım mecburiyeti ortaya çıkmıştır. Ancak yeni şiir tanımları da kolayca eskimiş, kendinden sonra gelen şiirleri tanımlama kabiliyetini kaybetmiştir. Dolayısıyla şiir söz konusu olduğunda değişim sürekli olduğu için daima onu tanımlamaya çalışanlar var olmuştur. Böylece birbirinden farklı çok sayıda şiir tanımı ortaya çıkmıştır. Bu makale tarih boyunca sürekli yenilenen şiirin geldiği son noktada onu tanımlamanın imkânlarını araştırmaktadır. Tanımlamaların sınırları ve tanımlamalar sırasında ortaya çıkan sorunlar çalışmanın cevap aradığı sorular arasındadır. Bu bakımdan sözlüklerde, ansiklopedilerde ve edebiyat terimleri sözlüklerinde yer alan şiir tanımları incelenerek söz konusu tariflerin kapsam alanları tartışılmış ve şiir tanımlarının birbirleri ile ne derece örtüştükleri incelenmiştir. Şairlerin yapmış oldukları poetik şiir tanımları ele alınmış ve onlar aracılığıyla şiir tanımlarının öznelliği ve tarihselliği vurgulanmıştır. Ayrıca poetik tanımların şiiri bir kavram olarak tanımlamaktan ziyade genellikle şairin şiir anlayışını yansıtmak amacıyla üretildiği görülmüştür. Şiiri tanımlamaya çalışanların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Turgut Uyar, Ece Ayhan ve İlhan Berk gibi bazı modern şairler ise şiirin tanımlanamayacağını öne sürmüşlerdir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2021
    Karl marx'ın yabancılaşma kavramının epik tiyatro müziğine etkisi

    Dinç, Ayşegül

    Marksizm, yabancılaşmayı; “insan emeği” ve “üretim araçlarının mülkiyeti” arasındaki ilişkinin çarpık ve eşitliksiz organizasyonu nedeniyle oluşan ve ekonomiden toplumsal hayata, toplum üzerinden kişisel alana sirayet eden ve insan doğasını yok eden bir tecrit ağı olarak yorumlar. Bertolt Brecht'in (1898- 1956), epik tiyatrosunda kullandığı tekniklerden yabancılaştırma efektinin düşünsel kaynaklarından birisi Marksizmdeki yabancılaşma kavramıdır. Epik bir oyunda yabancılaştırmayı sağlayan temel unsurların başında oyunun müzikleri gelir. Yabancılaşma kavramını merkezine almış bir müzik sayesinde, seyirciyle oyun arasına mesafe konulabilir, yani seyirci sahneye yabancılaştırılabilir ve böylece seyirci, oyunun dikkat çektiği toplumsal meselelere daha eleştirel bakabilir. Müzikler aracılığıyla oyun ile seyirci arasında aktif ve diyalektik bir ilişki kurulabilir. Bu çalışmada Marksizmdeki anlamıyla yabancılaşma kavramının, epik tiyatroda müzik özelinde nasıl yorumlandığı ve epik tiyatroda müzik-yabancılaşma kavramları arasında nasıl bir ilişki olduğu sorularına cevap aranmaya çalışılmıştır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
creativeworkseries.issn0378-2905
creativeworkseries.issn2459-0150
dc.date.accessioned2026-10-20T15:44:16.266127846Z
dc.date.available2026-10-20T15:44:16.266127846Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/25223
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleDil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi
dspace.entity.typeJournal