Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Araştırmacılar(2)

Birim yayınları

5 →
  • ArticleAçık Erişim2020
    Assessment of Relationship Between Nutritional Status and Handgrip Strength in Hemodialysis Patients

    Yilmaz, Sevil Karahan; Rakicioglu, Neslisah

    In hemodialysis patients, the prevalence of malnutrition is high; a decrease in muscle strength is observed. The objective of the research was to evaluate the nutritional status of hemodialysis patients and the relationship between the nutritional status and muscle strength. Materials and Methods. Sixty hemodialysis patients (38 males, 22 females) were chosen from among volunteers. Food consumption, biochemical values, anthropometric measurements, body composition, physical activity status, subjective global assessment, and handgrip strength in individuals were examined. Results. According to subjective global assessment, 73.3% of patients were well-nourished, 26.7% of patients were moderately malnourished. In male patients, a moderate positive correlation was determined between handgrip strength and lean body mass (r=0.359, p < 0.05), albumin level (r=0.408, p < 0.05), energy intake (r=0.437, p < 0.05), protein intake (r=0.345, p < 0.05). In female patients, a moderate positive correlation was determined between handgrip strength and body weight (r=0.470, p < 0.05), body mass index (r=0.472, p < 0.05), triceps skinfold thickness (r=0.530, p < 0.05), mid-upper arm circumference (r=0.515, p < 0.05), mid-upper arm muscle circumference (r=0.557, p < 0.05), lean body mass (r=0.470, p < 0.05), body fat content (%) (r=0.588, p < 0.05), albumin level (r=0.565, p < 0.05). Conclusions. Handgrip strength alongside with more than one method of food consumption, biochemical parameters, subjective global assessment, anthropometric measurements, and body composition should be used for assessing the nutritional status in hemodialysis patients.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • ArticleYalnız künye2017
    Erzincan İlinde Üretilen Balların Biyokimyasal Özellikleri

    Yılmaz, Sevil Karahan; Eskici, Günay

    Yapılan çalışmada, Erzincan ilinde üretilen 50 adet çiçek balı örneğinin analiz edilerek, Türk Gıda Kodeksi Bal Tebliğine göre uygunluğunu değerlendirmek amaçlanmıştır. Çiçek ballarının nem içerikleri % 16.9 ile % 21.4, serbest asitlik değerleri 11.04-28.59 meq/kg, diyastaz sayıları 4.5-19.4, HMF (Hidroksi metil furfural) değerleri 1.54-47.81 mg/kg, sakkaroz içeriği % 0.1-15.3, fruktoz+glikoz değeri % 49.5-77.9, fruktoz/glikoz oranları 0.74-1.29 arasında değiştiği belirlenmiştir. Elli adet bal örneğinden % 70'inin (35), bal tebliğinde belirtilen tüm standart değerlere uyduğu belirlenmiştir.

  • ArticleYalnız künye2016
    Okul Çağı Çocuklarda Şekerli İçecek Tüketimi ile Obezite Riski Arasındaki İlişki

    Özel, Hülya Gökmen; Yılmaz, Sevil Karahan

    Amaç: Okul çağı çocuklarında (6-10 yaş grubu) şekerli içecek tüketimiyle obezite riski arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya 6-10 yaş arası 300 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilerin antropometrik ölçümleri [boy, vücut ağırlığı, bel çevresi], beslenme alışkanlıkları ve şekerli içecek tüketim sıklıkları incelenmiştir. Şekerli içecek tüketim sıklığı kullanılarak çocukların bir günde tükettiği şekerli içecek miktarı hesaplanmıştır. Bir günde tüketilen miktar <250 mL ise günde 1 porsiyon, >250 mL ise günde 1 porsiyondan fazla olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 8.3±1.19 yıl olan 160 erkek (%53.3) ve 140 kız (%46.7) çocuk çalışmaya katılmıştır. Çocukların beden kütle indeksi (BKİ) ve bel/boy ortalamaları sırasıyla 16.5±2.79 kg/m2 ve 0.48±0.04'dir. Çocukların BKİ Z skor sınıflamasına göre %3.7'si çok zayıf, %18.0'i zayıf, %54.0'ü normal, %15.3'ü hafif şişman ve %9.0'u şişman grubundadır. Çocukların hepsinin şekerli içecek tükettiği, %88.7'sinin günde 1 kez, %11.3'ü günde 1 kezden daha fazla şekerli içecek tükettiği bulunmuştur. Cinsiyet, yaş grupları, BKİ sınıflaması, bel/boy ve televizyon izleme süreleriyle şekerli içecek tüketimi sınıflaması arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Bilgisayar başında geçen süre ile şekerli içecek tüketimi sınıflaması arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Hafif şişmanların %13.0'ü günde 1 porsiyondan (>250 mL) fazla şekerli içecek tüketmektedir. Sonuç: Yüksek BKİ z skorları şekerli içecek tüketimiyle ilişkilidir. Fazla kiloluluk ve obezite artışının önlenmesi için beslenme alışkanlıklarının kontrol edilmesi gerekmektedir. Şekerli içeceklerin, su ve diğer içeceklerle yer değiştirmesinin uzun dönemde çocukluk çağı obezitesi üzerinde olumlu etkileri olacaktır

  • ArticleYalnız künye2016
    Okul Çağı Çocuklarında Obeziteyle İlişkili Etmenlerin Değerlendirilmesi

    Özel, Hülya Gökmen; Yılmaz, Sevil Karahan

    Amaç: Bu çalışmanın amacı, okul çağı çocuklarında (6-10 yaş grubu) obeziteyle ilişkili etmenlerin değerlendirilmesidir. Bireyler ve Yöntem: Çalışmaya 6-10 yaş arası 300 çocuk dahil edilmiştir. Çocukların demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi), beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite düzeyleri incelenmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 8.3±1.19 yıl olan 160 erkek (%53.3) ve 140 kız (%46.7) çocuk çalışmaya katılmıştır. Çocukların Beden Kütle İndeksi (BKİ) Z skor sınıflamasına göre %3.6'sı çok zayıf, %18.0'ı zayıf, %54.0'ı normal, %15.3'ü hafif şişman ve %9.1'i şişman grubundadır. Anne eğitim durumu, ailede (anne veya baba) obezite varlığı, doğum ağırlığı, sadece anne sütü alma süresi, hergün kahvaltı yapma, şekerli içecek tüketimi, okula ulaşım ve ekran başında geçirilen süreyle BKI Z skor sınıflaması arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Baba eğitim durumu ile çocukların bel çevresi ve bel/boy oranı arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Baba eğitim düzeyi arttıkça çocuklarda hafif şişmanlık ve şişmanlık oranı artmaktadır. Bel/boy oranı hafif şişman ve şişman çocuklarda daha fazla risk taşımaktadır. Sonuç: Ailesel etmenler çocukluk çağı obezitesiyle ilişkilidir. Hafif şişmanlık ve şişmanlık artışının önlenmesi için beslenme alışkanlıklarının ve fiziksel aktivitelerinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Bel çevresi ve bel/boy oranı değerleri BKI değerleriyle ilişkilidir.

  • Review ArticleYalnız künye2015
    D vitamini metabolik sendrom bileşenlerini etkiler mi?

    Yılmaz, Sevil Karahan; Ayaz, Aylin

    Metabolik sendrom tüm dünyada giderek yaygınlaşan kardiyometabolik komplikasyonları ile yüksek morbidite ve mortaliteye sahip önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kalıtımla gelen bazı özellikler dışında hareketsiz yaşam tarzı, yanlış beslenme alışkanlıkları gibi çevresel etmenler metabolik sendrom için risk faktörü oluşturmaktadır. Metabolik sendromun önemli komponentleri; dislipidemi (HDL düzeyi düşüklüğü, artmış trigiserid düzeyi), hiperglisemi, yüksek kan basıncı ve abdominal obezitedir. Metabolik sendromu oluşturan beş ana komponent dışında temelinde insülin direncinin rol oynadığı düşünülen birçok klinik tabloda bu sendromun klinik yansımaları olarak kabul edilmektedir. Metabolik sendromun klinik yansımaları; diyabet, esansiyel hipertansiyon, visseral obezite, kardiyovasküler rahatsızlıklar, insülin direnci, osteoporoz, polikistik over sendromu, dislipidemi, hiperkoagulabilite, hiperürisemi, kemik mineral yoğunluğu, yağlı karaciğer ve uyku apnesidir. Son yıllarda D vitamininin, şişmanlık ve insülin direncinin neden olduğu hastalıkların oluşumunu önlediği, eksikliğinin ise bu hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı ileri sürülmektedir. D vitamini yetersizliği gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde prevalansı giderek artan bir halk sağlığı sorunudur. D vitamini yağda eriyebilen bir vitamin olmasına karşın, vücutta sentez edilen ve sentezlendiği yerin dışında farklı bölgelerde etki göstermesi nedeniyle günümüzde bir hormon olarak ta tanımlanmaktadır. Kalsiyum dengesi üzerine bilinen olumlu etkilerinin yanı sıra, endokrin sistemle ilgili fizyolojik işlevlere de sahiptir. Vitamin D düzeyini gösteren en iyi gösterge serum 25(OH)D düzeyidir. D vitamini alımı ve 25(OH)D düzeyinin obezite, metabolik sendrom ve diyabetle ilişkili olduğu bildirilmektedir. Vitamin D ile ilişkisi en çok araştırılan hastalıklar; kardiyovasküler hastalıklar, böbrek hastalıkları, diyabet, obezite, metabolik sendromdur. Bu derlemede D vitaminin metabolik sendrom bileşenlerinden insülin direnci, diyabet, obezite, hipertansiyon, dislipidemi, kardiyovasküler hastalıklar, yağlı karaciğer hastalığı, polikistik over sendromu ve kemik mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-21T10:21:56.205465407Z
dc.date.available2026-10-21T10:21:56.205465407Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/28117
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleBeslenme Bilimleri Anabilim Dalıtr
dspace.entity.typeOrgUnit
organization.identifier.codesbf-beslenme-beslenme-bilimleri
organization.unitTypedivision
rdl.unit.alias\bbeslenme bilimleri anabilim dali\b