Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

  • ArticleAçık Erişim2024
    Didem Madak Şiirinde Dişil Yazının İzleri: Kadınlık, Bellek, Beden ve Dilin Çok Katmanlı Temsili

    Aydınalp, Esra Başak

    Bu çalışmada, Didem Madak'ın şiirleri, dişil yazı kuramı çerçevesinde derinlemesine incelenmiştir. Dişil yazı, kadınların ataerkil dil yapılarını sorgulayarak kendi deneyimlerini özgün bir şekilde ifade etmelerini sağlayan bir yazı biçimi olarak tanımlanır. Hélène Cixous(1975), Luce Irigaray (1977) ve Julia Kristeva (1974) gibi feminist teorisyenler tarafından geliştirilen bu kuram, Madak’ın şiirlerinde kendine güçlü bir yer bulur. Madak’ın şiirlerinde beden, sadece fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda toplumsal, psikolojik ve sembolik anlamlar taşıyan, sürekli dönüşüm ve başkalaşım süreci içinde olan bir varlık olarak ele alınır. Beden, bireysel ve toplumsal belleğin taşıyıcısıdır; bu bağlamda, Madak’ın şiirlerinde beden, geçmiş travmaların ve deneyimlerin izlerini taşıyan bir alan olarak işlenir. Örneğin, Ah'lar Ağacı (2002) ve Grapon Kağıtları (2000) gibi şiirlerinde, bedenin sınırları zorlanarak, toplumsal normlarla sıkışmış bir kadınlık deneyimi şiirsel olarak ifade edilir. Dil, Madak’ın şiirlerinde merkezi bir rol oynar ve geleneksel anlam yapılarını sorgulayan bir araç olarak kullanılır. Madak, dilin sabit ve otoriter yapısını ironi, kelime oyunları ve yapısöküm yaklaşımı aracılığıyla kırar. Bu dilsel oyunlar, dişil yazının çok katmanlı yapısıyla uyum içindedir. Pulbiber Mahallesi (2007) gibi şiirlerde dil, anlamın sabitlenmesini reddeder ve çok katmanlı bir anlam dünyası yaratır. Toplumsal cinsiyet ve kadınlık deneyimi, Madak’ın şiirlerinde sadece tematik bir unsur olarak değil, aynı zamanda dilsel bir eleştiri aracı olarak da işlenir. Madak, geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini sorgularken, bu rollerin dildeki temsilini de yeniden yorumlar. Kadınlık deneyimi, onun şiirlerinde bireysel bir hikâye olmaktan çıkıp evrensel bir tema haline gelir. Ah'lar Ağacı ve Grapon Kağıtları şiirleri, kadınlık deneyiminin dil aracılığıyla nasıl evrenselleştirilebileceğini gösteren örneklerdir. Sonuç olarak, Didem Madak’ın şiirleri, dişil yazı kuramı bağlamında bedenin, belleğin, dilin ve toplumsal cinsiyetin çok katmanlı temsillerini sunar. Madak, dişil yazının sunduğu yapısöküm yaklaşımıyla ele alındığında, çok sesli ve özgürleştirici dili kullanarak, kadınlık deneyimini derinlemesine işleyen bir anlatı oluşturur. Şiirlerinde toplumsal cinsiyetin dildeki temsilini sorgulayan ve yeniden inşa eden Madak, Türk edebiyatında dişil yazının güçlü bir temsilcisi olarak öne çıkar. Bu bağlamda, Didem Madak’ın şiirleri, kadınların sesi ve deneyimini merkeze alarak, dişil yazının dilsel ve tematik zenginliğini Türk edebiyatında etkileyici bir şekilde yansıtır.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2021
    Clarice Lispector’un Yaşam Suyu’nda öznenin silinişi ve dilin imkansizliği

    Aydınalp, Esra Başak

    Clarice Lispector (1920-1977) Latin Amerika Edebiyatının (Brezilya) en önemli edebi figürlerinden biridir. Eserleri dişil öznelliğin, varoluşsal sorgulamanın ve modern çağda bireyin anlam duraklarının dilde hem yitirilişinin hem de inşasının nüvelerini taşır. Kendine has üslubu ile modern anlatı geleneği içine adını yazdırmakla birlikte klasik edebi formların bütünüyle dışındadır. O yaşamak deneyimini yazıya yaklaştırma gayesiyle yazar. Bu bağlamda eserleri yaşamsal olduğu kadar, düşsel ve kurgusal unsurları bir arada barındırır. Bütün bu öğeler Lispector’da yazı kavşağında belirir. Yazmak onun nezdinde yaşamak kadar elzemdir. Bu gereklilik içinde Lispector yaşamı yazıya ve dile hapseden klasik yazı anlayışından uzaklaşır ve yaşamı yazı ile mümkün kılarken anlamın dilde yitirilişine ve imkansızlığına, öznenin baskın konumuna meydan okur. Bu bağlamda bu araştırmada amaç Lispector’un 1973 yılında kaleme aldığı Yaşam Suyu adlı eserinde dilin imkansızlığını ve öznenin silinişinin dilsel olanaklarını tartışmaktır. Bunu yaparken araştırmacı, her ne kadar Lispector herhangi bir kuramı baz alarak yazmamış olsa da onun yapıtlarında postyapısalcı unsurların izini sürecek ve yapısöküm anlayışı ile Lispector’da yazıya yansıyan öznenin ve dilin olanaksızlığını ortaya koymaya çalışacaktır. Bu bağlamda yazarın kullandığı özgün teknik detaylıca incelenecek ve Lispector’un şiirsel yazı tekniği, düz anlatının sınırlarını mütemadiyen zorlayan, dili; dilsel ve kurgusal düzlemde bir hapishane gibi algılayan yazı anlayışını aşarak dilin imkansızlığı ve öznenin yazıdan silinişi stratejilerini/olgularını betimleyecektir. Bu nedenle bu araştırmada, Clarice Lispector’un Aqua Viva (Yaşam Suyu) adlı eserinde öznelliğin izleri takip edilerek özünde her zaman “baskın” olan öznenin ve “ben’in” yazının anlamsal duraklarında silinişi ortaya koyulacak ve Lispector metninin kendisini yineleyen, yenileyen dilin tüm sınır uçları ve olanaklarını zorlayan nitelikleri incelenecektir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2021
    Roland barthes’ta metin ve eleştiri dinamiği

    Aydınalp, Esra Başak

    Roland Barthes Yazının Sıfır Derecesi (Le Degré Zéro de l’Ecriture-1953)’nden Camera Lucida’ya (La Chambre Claire-1980) kadar bütün eserlerinde döneminin hâkim iletişimsel ve kültürel formlarının bütünüyle özgün bir okumasını yapmakla birlikte eleştiri ve edebiyat kuramlarını derinden etkilemiştir. Bu bağlamda Barthes bir yandan göstergebilimci olarak anılırken öte yandan Foucault, Derrida gibi postyapısalcı düşünürlerle birlikte Fransız Eleştiri Kuramının öncüleri arasında yer alır. O 1950’li yıllarda Fransız toplumunun eleştirisine dair eserleri ve 1960’lı yıllarda yeni bir edebiyat “bilimi” geliştirmeye çalışırken yapısalcı, 1970’li yıllarda metni yeniden ele alıp okurun hazzı ile buluşturmaya çalışırken post-yapısalcı bir edebi eleştirmen olarak belirir. Barthes’ın erken dönem yazılarında Saussure etkisi barizdir. O kültürel fenomenleri ideolojik unsurlar olarak yapısalcı formüllerle analiz eder. Barthes bu etkiyi 1974 yılında yeni bir çalışma alanı olarak tanımlayacaktır. Bu etki yapısalcı ve göstergebilim etkisidir ve Barthes’ın amacı bu dönemde yeni bir bilimsel eleştiri dinamiği geliştirmektir. Yine Barthes’ın metni batılı öznenin içine hapsolduğu anlam mekanizmasından bir çıkış yolu arayışındadır. Bu arayış ile Barthes 1968 yılında kaleme aldığı “Yazarın ölümü (La mort de l’autheur) adlı denemesinde yeni bir yazı biçiminden bahseder. Bu metinde Barthes yazar kimliğinin batı düşünüş sisteminde üstlendiği sabit, sorgulanmaz, tartışılamaz bir anlam ve gerçekliği üslendiği fikrini derinlemesine eleştirir Batı kültürünün eski çağlardan beri bir gerçekliği aramasının, bu gerçeği anlam sisteminde şekillendirme ve merkeze taşıma gayretinin eleştirisiyle birlikte Barthes düşüncesinde yapısalcılıktan bir kopuş meydana gelir. Bu kopuşun en önemli metinlerinden olan Metnin Hazzı (Le Plaisir du Texte -1973) kendi yapısalcı yazınsal aktivitesini eleştirdiği metin olarak belirir. Bu çalışmada amaç, Barthes’ın yapısalcı döneminden post-yapısalcı dönemine varan düşünüş izleklerini takip ederek öncelikle kültürel formları daha sonrasında metni nasıl dilin işleyen bir unsuru olarak ele aldığını ortaya çıkarmaktır. Sonuç olarak Barthes’ın anlayışında metnin bir doku misali kendisini nasıl sürekli yeniden üreten ve söken unsurlarla çevrili olduğu ve yaratılma sürecinde yazarın ve okuma evresinde okurun bu evrene katkıları tartışılacaktır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2020
    Feminin writing in hélène cixous: deconstruction of “the name of oidipus- the song of the forbidden body” and “portrait of dora

    Aydınalp, Esra Başak

    On the second half of the twentieth century, Hélène Cixous influenced the political and literary scene as a central figure of poststructural feminism and is at the heart of lots of literary and critical studies. Besides, she is not only an author of fictions, but as well essayist, critique and dramaturge. Hélène Cixous presents the feminine writing (écriture féminine), the desire feminine, the body language and expression as a model against the movement that poses the patriarchal structure and determines the language of the writing throughout the history in her works written in 70s. She deconstructs the phallus-oriented point of view of occidental thinking by using the image of Medusa in her work entitled “The Laugh of Medusa”. It is intended to do a deconstructionist lecture of the inscription of the feminine desire not only in the literary creation but also in feminine writing and language at Hélène Cixous’ works entitled “The Name of OidipusThe Song of the Forbidden Body” and “Portrait of Dora”. The aim is to criticise the patriarchal system under the hegemony of symbolic order, to apply the deconstruction technic developed by Jacques Derrida in Hélène Cixous’ works as a scientific approach. Main components of the subjectivity and feminine writing of Cixous are scrutinized under the themes of feminine writing, the dram of patriarchal subject, feminine subjectivity and deconstruction of mind/body dichotomy. The study includes the evaluation and the examination by a deconstructive lecture of the essays, theatres, texts and the fecund, rich and productive discourse of Cixous and to respond a series of question concerning the poetics, ethics, writing, language, body, hierarchical order in symbolic discourse and the sexual difference.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2020
    Fransızca yabancı dil eğitimi sınıflarında edebi metin ve kültürlerarasılık- le clézio’nun denizi hiç görmemiş çocuk isimli öyküsü

    Aydınalp, Esra Başak

    Karşılıklı etkileşimin hem sosyal, kültürel hem de ekonomik düzeyde olduğu Avrupa’da küreselleşmenin hızla yükselen etkisinin daha çok hissedilmesi ile birlikte günümüz dünyası giderek çok-kültürlü bir yapıya büründü. Bir öteki ile etkileşimin bir gereklilik olduğu bu küreselleşme çağında, kültürlerarası yetkinliği görmezden gelen bir eğitim anlayışını göz önüne almak imkansızlaşmıştır. Bu makale, Fransız Dili Eğitimi sınıflarında çok kültürlülüğe karşı kültürlerarasılığın yerini sorgulayan özellikle bunu edebi bir metni dayanak noktası olarak alan bir çalışmadır. Edebi metin dil öğretim sınıflarında iletişimsel yaklaşımın kullanılmasıyla birlikte tekrardan verimli bir araç rolünü üstlenmiştir. Buna kültürlerarası yetkinlik te eklenir. Bu tekrardan değer kazanma bütün çalışma boyunca ele alınacak ve Jean-Marie Gustave Le Clezio’nun «Denizi hiç görmemiş çocuk» adlı öyküsü üzerinden irdelenecektir.

    • SDG 4 · Nitelikli Eğitim
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2020
    Albert Camus’da Saçma Kavramı: Sisifos’u Mutlu Düşünmek

    Aydınalp, Esra Başak

    İki dünya savaşına tanıklık eden Albert Camus’nun 1940’lı yıllarda kaleme aldığı Sisifos Söyleni yirminci yüzyılda modern insanlık durumunun “uyumsuzluğunu” ve insan varoluşunun çağlardan beri süregelen “saçmalığını1” ele alan en önemli denemelerinden biridir. Bu eserde Camus, yaşamın anlamını, dünyanın insan karşısındaki kayıtsızlığını, bu kayıtsızlığın yarattığı uyumsuzluk, yabancılaşma ve anlamsızlık hissinin başkaldırı ile aşılmasını ele alır. Bu çalışmada amaç Camus’nun Sisifos Söyleni’nde bütün detayları ile tanımladığı saçma kavramını derinlemesine incelemektir. Camus, Sisifos Söyleni’nde yaşam-ölüm ikilemi arasındaki insanın varoluş çabasını sorgular. Bu sorgulama dahilinde ölümlülüğü karşısında insanın yaşama uğraşının anlamsızlığı saçma kavramı ve duygusu ile açıklanır. Bu eserde Camus, etik bir açıdan, modern insanın amaçsız ve tekdüze varoluş şeklinin neden olduğu uyumsuzluk halini ve insanın kendine yabancılaşmasını ele alır. Edebi açıdan ise, Camus, bu yabancılaşma ve uyumsuzluk durumunun direniş ve başkaldırı ruhu ile mutlu bir varoluş olarak tasarlanabilme potansiyelini Sisifos Söyleni’nde uyumsuz kahramanın yaşama azmi ve tutkusu ile örnekler.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2019
    Burhan Sönmez’in Labirent Adlı Eserinin Bir Yapısöküm Okuması Çağdaş Bir Metnin Sınıf-İçi Uyarlaması

    Aydınalp, Esra Başak

    Jacques Derrida 1967 yılında kaleme aldığı “Yazı ve Fark” ve “Yazıbilime Dair” adlıeserlerinde metne dair yeni bir okuma yaklaşımı geliştirmiştir. Bu yaklaşımda Derridametnin içini oyup “iz” ve “ayıram” kavramları üzerine inşa ettiği yapısöküm yaklaşımı ilebir yandan yazarın imzasını silerken öte yandan okuru metni oluşturmaya davet eder.Araştırmacının buradaki amacı, eseri unutma/anımsama, toplumsal bellek/bireysel bellek,hiç kimse/herkes, yaşam/ölüm, geçmiş/gelecek gibi hiyerarşik karşıtlıklar açısındandeğerlendirmek ve karşıtlıkların yazınsal süreçte nasıl aynada giderek kendine ve başkasınadönüşen bir kimliğin inşasında rol oynadıklarını göstermektir. Böylelikle zaman okur için,içinde yolculuk edilen bir labirente dönüşecektir. Bu labirent girildikçe çıkılamayan,çıkıldıkça yerine yenilerinin eklendiği metinlerle ve içeriklerle örülüdür. Yapılmak istenenmetni yapısöküme uğratarak bu ikili karşıtlıkların dışına taşırmak, aynı zamanda bir çağdaşmetnin labirentlerinde dolaşarak edebiyat eğitimi bağlamında yapısöküm yaklaşımıyladidaktik bir ders içeriği hazırlamaktır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele