Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

  • ArticleAçık Erişim2024
    The principle of nemo tenetur in the tax audit

    Laloğlu, Arzu

    The principle of nemo tenetur means that a person cannot be compelled to testify and present evidence against himself/herself. It is necessary to know the starting point that allows the taxpayer to use the principle of nemo tenetur and to determine the time when the taxpayer is under the influence of an accusation of a criminal offence. Today, various control and audit powers have been granted to the administration in areas required by the public interest. In terms of administrative investigations or audits carried out by the administration prior to criminal proceedings such as tax audits, the principle of nemo tenetur also comes to the fore prior to criminal proceedings. Since taxes are accepted for the continuity of public services, submission obligations are stipulated in order to ensure compliance to the tax law and the fulfill collection of taxes. It is necessary to determine whether it is lawful to refrain from the obligations of submission stipulated in terms of tax audit by applying the principle. In this context, in our study, after providing general information on the principle of nemo tenetur, various country practices, judicial decisions and doctrinal opinions on whether the principle can be applied in tax audits will be examined and our own opinion will be given.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2024
    Vergi Kaçakçılığı Suçlarından Defter ve Belgeleri Gizleme Suçu Bağlamında Nemo Tenetur İlkesinin Yaptırımın Türü Açısından İncelenmesi

    Laloğlu, Arzu

    Nemo tenetur ilkesinin idare hukukunda, vergi hukukunda ve hukuk davalarında uygulanmasına ilişkin görüşler olmakla birlikte ortaya çıkış nedenleri ceza hukukunda kişinin kendini suçlamaktan korunması olduğundan bu hak daha çok ceza hukukuna ilişkin bir yaptırım söz konusu olduğunda gündeme gelmektedir. Vergi kaçakçılığı suçlarından defter ve belgeleri gizleme suçunun yaptırımı ise, ceza hukukunun kapsamına giren hürriyeti bağlayıcı cezadır. Vergi kaçakçılığı suçlarından defter ve belgeleri gizleme suçuna ilişkin yaptırımın idari nitelikte bir yaptırım olması halinde nemo tenetur ilkesine başvurulmasının engellenip engellenemeyeceğinin ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu bakımdan defter ve belgeleri gizleme suçuna yönelik öngörülebilecek yaptırım türlerinin nemo tenetur ilkesinin kullanımını engelleyip engellemediği ve hangi yaptırım türünün belirlenmesinin daha doğru olduğunun tartışılması gerekmektedir. Bu bağlamda öncelikle nemo tenetur ilkesi açılanacak, daha sonra vergi kaçakçılığı suçlarında nemo tenetur ilkesinin neden diğer suçlardan faklı değerlendirmeye tabi tutulduğundan bahsedilecek ve nemo tenetur ilkesinin geçerliliğine ilişkin görüşler belirtilecek, son olarak adli ve idari yaptırım türleri incelenerek bunlardan birinin tercih edilmesi halinde nemo tenetur ilkesinin nasıl etkileneceği değerlendirilecektir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2022
    7394 Sayılı Kanun Bağlamında Vergi Kaçakçılığı Suçunda Etkin Pişmanlık Müessesesi Üzerine Bir Değerlendirme

    Yilmaz Furtuna, Elif; Laloğlu, Arzu

    Vergi kaçakçılığı suçunda, suçun vergi idaresi tarafından öğrenilmesinden önce pişmanlık ve ıslah hükümleri ile ceza almaktan kurtulmak mümkün iken; suçun vergi idaresince öğrenilmesinden sonra bu hükümlerden yararlanılamamaktaydı. Sanıkların vergi kaçakçılığı suçundan aldıkları cezaların yüksekliği noktasında yoğun eleştiriler mevcuttu. Bu eleştirilerin de etkisiyle 7394 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanunu(VUK)’nun vergi kaçakçılığını düzenleyen 359’uncu maddesine etkin pişmanlığa ilişkin hükümler eklenmiştir. Bu yolla hem eleştirilere maruz kalan ağır cezaların bir nebze önüne geçilmiş hem de vergi kaçakçılığına konu fiil nedeniyle ziyaa uğrayan vergi ile bağlantılı cezalar ve diğer feri borçların kanuni düzenlemede belirlenen kısmının ödenmesi öngörülerek vergi gelirlerinin kamu hazinesine geçişine katkı sağlanmış olunacaktır. Düzenleme bu yönü itibariyle olumlu izlenim vermektedir. Ancak, etkin pişmanlıktan yararlanmak için vergi kaçakçılığı fiiliyle ziyaına sebep olunan vergi ile bağlantılı cezalar ve diğer feri alacakların ödenmesi yeterli gelmemekte aynı zamanda ödenen söz konusu alacaklara ilişkin “vergi mahkemesinde dava açılmaması, açılmışsa feragat edilmesi, kanun yollarına başvurulmaması veya başvurulmuşsa vazgeçilmesi” gerekmektedir. Etkin pişmanlığın böyle bir şarta bağlanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHS)’nin adil yargılanmaya ilişkin 6’ncı maddesinin temel gereklerinden biri kabul edilen mahkemeye erişim hakkına, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hak arama hürriyeti başlıklı 36’ncı maddesine ve idarenin her türlü işlemine karşı yargı yolunun açık olduğuna ilişkin 125’inci maddesine aykırılık teşkil etmektedir. Açıklanan sebeplerle çalışmamızda öncelikle etkin pişmanlığın tanımına ilişkin görüşlere yer verilmiş, hukuki niteliğine değinilmiş ve etkin pişmanlık müessesesi benzer mahiyetteki diğer müesseselerle mukayese edilmiştir. Daha sonra 7394 sayılı Kanunla Vergi Usul Kanunu’nun 359’uncu maddesine eklenen etkin pişmanlık hükümleri açıklanmıştır. Son olarak etkin pişmanlık müessesesinden yararlanabilmek için öngörülen vergi mahkemelerinde dava açamama şartının, AİHS’nin adil yargılanmaya ilişkin 6’ıncı maddesine, Anayasanın hak arama hürriyetine ilişkin 36’ncı maddesine ve idarenin her türlü işlemine karşı yargı yolunun açık olduğuna dair 125’inci maddesine uygun olup olmadığı çeşitli mahkeme kararları ve doktrin görüşleriyle birlikte değerlendirilmiştir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele