Bu dergideki yayınlar

10 →
  • ArticleAçık Erişim2026
    Şehirlerin Anası Mekke ve Habitus Kavramı

    Kahya, Yalçın; Önal, Ramazan

    Kur’ân’da “Ümmülkurâ” (Şehirlerin Anası) olarak tanımlanan Mekke, İslâm dünyasının en önemli kutsal merkezlerinden biri olup tarihsel, kültürel ve sembolik açıdan eşsiz bir konuma sahiptir. Hz. İbrahim’den (a.s.) Hz. Muhammed’e (s.a.s.) uzanan peygamberî gelenek içerisinde vahyin indiği ve İslâm’ın doğduğu mekân olarak Mekke, Müslümanların kolektif hafızasında merkezi bir yer edinmiştir. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hız kazanan küreselleşme, kentleşme ve kapitalist dönüşüm süreçleri, şehrin fiziksel, toplumsal ve sembolik yapısında önemli değişimlere yol açmıştır. Bu çalışma, Mekke’nin geçirdiği sosyokültürel dönüşümü Pierre Bourdieu’nün habitus, alan ve sermaye kavramları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada karma yöntem yaklaşımı benimsenmiş; nicel boyutta hac ve umre istatistikleri analiz edilmiş, nitel boyutta ise tarihsel kaynaklar, güncel literatür ve resmî raporlar doküman analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular, Mekke’nin yalnızca dini ritüellerin gerçekleştirildiği bir kutsal mekân değil aynı zamanda ekonomik, politik ve kültürel güç ilişkilerinin kesiştiği çok katmanlı bir alana dönüştüğünü göstermektedir. Büyük ölçekli kentsel dönüşüm projeleri, lüks konaklama tesisleri ve dijital altyapı uygulamaları hac ve umre deneyimini yeniden şekillendirirken, geleneksel dini habitus ile küresel tüketim kültürü arasında yeni gerilimler ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak Mekke, kutsallık ile tüketim, hafıza ile kalkınma ve gelenek ile modernlik arasındaki ilişkilerin somutlaştığı önemli bir örnek olarak değerlendirilmektedir. Çalışma, Bourdieu’nün kuramsal yaklaşımını kutsal kent araştırmalarına uygulayarak Mekke’nin mekânsal ve toplumsal dönüşümünü açıklamakta ve kutsal mekânların modern dünyadaki değişimine ilişkin literatüre katkı sunmaktadır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Aziz Bonaventura’un Düşüncesinde Tanrı ile Birlik: Ruhun Dönüştürücü Yolculuğu

    Şahin, Nadide

    1217-1274 yılları arasında yaşamış olan Aziz Bonaventura, Orta Çağ Hıristiyan mistisizminin önde gelen isimlerinden biridir. Bonaventura özellikle Zihnin Tanrıya Yolculuğu (Itinerarium Mentis in Deum) adlı eserinde dile getirdiği mistik teolojisiyle tanınmaktadır. Bonaventura, bu eserinde, sudur (emanation), örnekçilik (exemplarism) ve dönüş (reduction) kavramlarına dayalı bir metafizik çerçeve sunmaktadır. Buna göre Tanrı’dan sudur eden varlıklar, örnekçilik ilkesiyle ilahî modellerin bir yansımasıdır ve dönüş süreciyle nihaî kaynağına, yani Tanrı’ya geri yönelmektedir. Bu üçlü yapı, onun Mesih merkezli mistik anlayışının temelini oluştururken ruhun Tanrı’ya dönüşünü açıklayan altı aşamalı bir manevî yolculuk sürecini şekillendirmektedir. Bonaventura’a göre bu süreç, önce maddi dünyada Tanrı’nın izlerinin keşfedilmesiyle başlamakta, ardından bireyin kendi iç dünyasına yönelerek Tanrı’nın suretini tefekkür etmesiyle ilerlemekte ve nihayetinde Tanrı’nın saf varlık olarak doğrudan deneyimlenmesiyle doruğa ulaşmaktadır. Bu süreç sadece bireysel bir ruhsal deneyim olarak değil, sistematik bir dönüşüm modeli olarak kurgulanmış olup entelektüel kavrayış ile mistik vecdi birleştiren bir yapıya sahiptir. Bu çalışmada Bonaventura’un ruhun dönüştürücü yolculuğu çerçevesinde şekillendirdiği mistik vizyonunun yapı taşları ve aşamaları detaylı olarak ele alınıp incelenerek onun teolojik anlayışının temel ilkeleri belirlenecektir. Bunun için Bonaventura’un eserleri ve çağdaş akademik kaynaklar üzerinden sistematik ve deskriptif bir analiz gerçekleştirilecektir. Bu analizle Bonaventura’un Orta Çağ Hıristiyan teolojisi ve mistisizmine yaptığı katkıları, felsefi, teolojik ve mistik yönleriyle ele alarak, onun düşüncesinin özgün ve etkili yanlarını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Çalışmanın neticesinde Bonaventura’un sunduğu mistik yolculuk modelinin, Orta Çağ düşüncesinde mistisizm ile rasyonel teolojiyi sentezleyen önemli bir yaklaşım olarak öne çıktığı ve çağdaş teolojik araştırmalar açısından derinlemesine incelenmesi gereken bir referans çerçevesi sunduğu görülmektedir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2023
    The Battle of Serman/Seryan (514/1120) a Breaking Point in Mangujakid - Artukid - Seljukid - Danishmendid - Byzantin Relations in Turkey of the Principaties Period

    Taşcı, Kemal

    Thanks to the Turkoman raids that started in Anatolia before the Battle of Manzikert, the Turkmen population, who first accumulated in eastern Anatolia, began to settle in the regions where they would live their pasture-winter life together with the principalities established after the Battle of Manzikert. While the principalities of Saltukids, Mangujakids and Danishmendids were established in northeastern Anatolia right after the war, principalities such as Sokmanids/Ahlatshahs, Dilmachids, Artuklular, Chubukids, Yinalids and Kizilarslanids were formed in southeastern Anatolia after the interregnum of the Seljuk State. After the threat of the Turkish Seljuk State and the Crusaders, the aforementioned principalities began to struggle with each other. In this article, the Artukids, who annexed cities such as Palu, Kharpert, Chimichkezek and Hanzit, which were under the rule of Chubukids, after 1112 and established kinship with the Melitene Seljuk Sultanate, and the Kamakh-centered cities of Erzinjan, Divrigi and Şarkî Karahisar (Şebinkarahisar, Kögonya) and adjacent cities. The Battle of Serman/Seryan, which was a breaking point in the struggle for dominance of the Mangujakids, who Turkified and Islamized the towns, was examined. The war, which took place as a result of the Byzantine Empire’s Trabzon Duchy and Danishmendids being included in the alliances, was discussed in terms of Turkish history in northeastern Anatolia. The information given by the sources and the information and opinions of contemporary historians about this war were analyzed and a comparison of the source-research work was made. Considerations about the place, date and results of the war were evaluated in detail.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2022
    İbn Hazm’a Göre Delâilü’n-Nübüvve Bağlamında Mucizenin Konumu

    Yalçınkaya, Mustafa

    Kelâm ekolleri genel olarak mûcize meselesini, mûcizenin tanımı, şartları, gerçekleşme biçimleri ve nübüvvete delil oluşturmadaki konumu bakımından incelemeye tabi tutarlar. Biz bu çalışmada kelâm ekollerinin mûcize konusuna yaklaşımlarını kısaca ele alarak aktardık. İbn Hazm’ın da bu konudaki görüşünü ve kabul ettiği şartları ortaya koyduk.\rMûcize konusu kelâmî ekollerin karakteristik farklılıklarının çok etki etmediği bir konudur ve genelde ortak kabuller daha fazladır. İbn Hazm da bu konuda genel yaklaşımlarla uyum içindedir. Ancak mûcizenin tanımı ve nübüvvete delil oluşu bakımından kelâmcıların geneliyle aynı ifadeler kullansa da ‘mûcizenin nübüvvete delil oluşu’ konusunda bazı farklı yaklaşımları da olmuştur. Bu konuya getirmiş olduğu bakış açısını incelediğimizde İbn Hazm’ın; Kur’an dışındaki mûcizelerde tehaddînin şart koşulmasını doğru bulmadığını ispat etmeye çalıştığı görülmektedir. Bununla birlikte O, Kur’an’ın belâgat yönünden mûcize olup olmaması hakkındaki görüşlerinde İslam ulemasının genelinden farklı bir yol takip etmiştir.\rO, Allah’ın kelâmında belâgat açısından Arap belâgatı ile bir ortaklığının olamayacağını düşünür. Bunun yanında o, mûcizenin delil oluşuna verdiği önemden ötürü mûcizeye benzer yönleri bulunmakla birlikte mûcize kategorisine girmeyen gerek keramet gibi dini gerek din dışı sayılan sihir ve büyü gibi bazı olağan üstü haletleri de reddetme yoluna gitmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2022
    An Example of Political Marriages in Turkish History: Atabey Marriages

    Altin, Kader; Kömürcü, Elif

    Atabeys were civil servants who were responsible primarily for raising the children of the ruler. At first, it was a duty regarding the education of the prince, after some time, it became an institution, and then became politicized. The most obvious aspect of this politicization was the atabeys giving their daughters to the princes or marrying the widowed mothers of the princes. In this way, the atabeys enabled these duties to become an important position in the state administration, in which they also became more effective over time. We see that atabeys played important roles in the fights for sultanate, especially among the Seljukian princes, and as long as the power of the state continued in the central administration, they did not enter into a struggle for independence on their own behalf, but they began to use all the power of princes on their own behalf at the point where the state center weakened.\rEstablishing family ties through political marriages and forming a policy based on them is a path followed by statesmen. In line with this path, sultans, melikes, atabeys made marriages. The main purpose of marriages is to consolidate the authority of the state, to take the allegiance of the principalities, to prevent rebellions and to play an active role in the relations between the dynasties.\rIn the present study, the effects of atabey marriages, which is among the marriages made for political purposes in Turkish history, on Turkish political history were evaluated by giving examples from fifteen atabey marriages made in the historical process.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2022
    Miracle in Imam Ghâzali and David Hume in the Context of Causality

    Karaağaç, Osman

    The debate about whether God intervenes in the universe is a natural consequence of the debate about God's existence. How is God's relationship with the universe? While God's intervention in the universe was considered possible in traditional periods, it has been determined that there are some laws in the functioning of the universe based on scientific data in modern periods, and whether God can interfere with the functioning of these laws has begun to be discussed in a different way. According to Ghazali, Allah can intervene in the universe whenever He wishes. He exhibits an approach that this is a requirement of his creativity and dominance. On the other hand, David Hume, who has a strict deterministic understanding of the functioning of the universe, states that God cannot interfere with the functioning of the universe even if he wants to, and that there can be no order in the event of such a situation. The purpose of this article is to examine whether every miracle is an intervention in the universe, whether God's intervention in the universe can be understood as whether he did something wrong while creating the universe or if something did not go well as intended, and whether this is a deficiency for God. Recently, in the world of Western thought, a belief in God, who created the universe and was forced to step aside due to the laws prevailing in the universe, has prevailed. In this case, it either causes the denial of God or causes Him to become a figurative being.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2021
    A Brief Investigation on the Moral Value of Laughter and Making Somebody Laugh

    Aksu, İbrahim

    Laughter is one of the fundamental features of the human species. This distinctive and natural feature of man has been the subject of moral investigations by philosophers. Philosophers debating the moral value of laughter have also examined the act of making somebody laugh in connection with this. Some philosophers regarded the acts of laughter and making somebody laugh as important as virtues; some of them labeled both as morally wrong. This article discusses how Islamic philosophers of the classical period evaluated the acts of laughter and making somebody laugh in their investigations into morality and where they positioned them in the process of moral perfection. As a result of the discussion, the article reached the following conclusions: Islamic philosophers agree that a morally negative situation arises if the acts of laughter and making somebody laugh are excessive. However, there is a dissent among the philosophers about the new value they will morally gain if they are displayed in moderation. Some philosophers claim that they will be virtues, while others argue that they will continue to have the same negative value from the moral point of view.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2020
    Was Al-Mantiq Al-Kabīr Compiled By Fakhr al-Dîn Al-Rāzī? A Study on the Problem of Authorship

    Akyuz, Turgut; Aliyev, Elmin

    Fakh al-Din al-Razi is considered as the initiator (al-imam/authority) of the "mutaahhir" period, an important period in the history of logic. And the subject of this article is about “al-Mantiq al-Kabir”, his most comprehensive work on logic. The critical edition of the work has not been prepared for reasons such as being a single copy and having no record that it belongs to al-Razi, and no work has been done on it yet. However, al-Mantiq al-Kabir is the first large-scale and independent work of Razi on logic, and in this respect it is among the sources of his other works such as al-Mulahhas, Sarh al-Isharat va al-Tanbihat and Sharh al-Uyun al-Hikmah.Fakhr al-Din al-Razi

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2020
    Hz. Peygamber’in Mucizelerinden Hanînü’l-Ciz’ Hadisesi (Mahiyeti ve İntikal Şekli)

    Önal, Ramazan

    Yüce yaratıcı her devirde, insanları uyarmaları (inzâr-tebşir), kendi emir ve yasaklarını onlara tebliğ etmeleri için elçiler göndermiş, bu elçilerin davalarında sadık olduklarını teyit etmek için de onlardan her birine normal bir insanın yapma ihtimali bulunmayan çeşitli olağanüstü haller bahşetmiştir. Kur’an, geçmiş peygamberlerin mücadelelerini ve karşılaştıkları sıkıntıları çeşitli vesilelerle anlatmış ve her bir peygamberin mücadelesinin sembolü olan mucizelerinden bahsetmiştir. Hz. İbrahim’in ateşin içinde yanmaması, Hz. Musa’nın asası, Hz. Süleyman’ın emrine rüzgârın verilmesi, Hz. Salih’in devesi, Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi gibi mucizeler Kur’an’ın sıkça dile getirdiği olaylardır. En büyük mucize kabilinden Kur’an’ın Hz. Muhammed’e verildiği hususu tartışmasızdır. Bunun haricinde bir kısmı bizzat Kur’a’nda geçmekte olan ve diğer bir kısmı da muteber siyer, hadis ve İslam tarihi kaynaklarında yer alan diğer mucizelerinden de bahsedilmektedir. İsrâ ve Mi’râc olayları, câmid varlıklarla konuşması, hurma kütüğünün ağlaması ve ayın ikiye bölünmesi Hz. Peygamberin mucizelerinden bazılarıdır. Kaynaklarda “Hanînü’l-Ciz’” hadisesi olarak zikredilen ve Medine döneminde meydana geldiği rivayet edilen hurma kütüğünün inlemesi hadisesi Mescid-i Nebi’de büyük bir kalabalığın huzurunda meydana gelmiştir. Birçok ravi tarafından farklı sahabeden nakledilen bu olayın bize intikali şekliyle ilgili hiçbir şüphe bulunmamaktadır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2019
    Fahreddîn er-râzî’ye göre aklın tarifi ve temel işlevleri

    Akyuz, Turgut

    Bu çalışmamızda Fahreddîn er-Râzî’nin aklı nasıl tarif ettiği, aklı nefsin diğer güçleriyle nasıl ilişkilendirdiği, aklın temel fonksiyonlarını ve akıl-duyu ilişkisini ne şekilde konumlandırdığı gibi konulara değinilecektir. Amacımız klasik dönemde akıldan ne anlaşıldığı, aklın sınırları ve akli olanın şartlarının nasıl tanımlandığı hususlarına katkıda bulunmaktır. Zira aklın tanımı, bilim tanımı ve din-bilim-felsefe ilişkisine dair tartışmalarda kilit noktalardan biridir. Çalışmada müellife ait eserler esas alınmıştır. Gerekli durumlarda kendisine kaynaklık eden diğer müelliflerin görüşlerine de değinilmiştir. Ayrıca çalışmada zaman zaman modern dönem görüşleri ile de karşılaşma yapılmaya çalışılmıştır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
creativeworkseries.issn2667-4882
dc.date.accessioned2026-10-20T15:43:41.111000640Z
dc.date.available2026-10-20T15:43:41.111000640Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/25175
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleOrtaçağ Araştırmaları Dergisi
dspace.entity.typeJournal