Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

  • ReviewAçık Erişim2024
    Hekaton’la Son Tango- Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi’nin Bir Meta-Analizi Adlı Eserin Değerlendirilmesi

    Aksakal, Zeynep Nermin

    Bu çalışmada, Mustafa Merter’in Hekaton’la Son Tango- Aileyi İfsad Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesi’nin Bir Meta-Analizi isimli kitabı incelenmiştir. Kitapta, yazarın varlığını öne sürdüğü projenin ne zaman, neden ve nasıl başladığı, kapsamı, düşünsel arka planı, hangi aşamalardan geçip halen hangi duruma geldiği, içerdiği tehlikeler ve bunlara karşı önerilen tedbirler ele alınmıştır. Yazar; kitapta öne sürdüğü projeye dair tespitlerini felsefi, psikolojik, sosyolojik, politik, hukuki ve tarihi boyutlarıyla ortaya koymaya çalışmıştır. Kitap, yazarın cinsiyet ve aile konusunda insanlık ile kadim gelenekler açısından tehlike arz ettiğini düşündüğü küresel çaptaki hızlı sosyal değişimlerin arka planı ve birbiriyle bağlantısı konusunda bir bakış açısı sunmasının yanında bu tehlikelere karşı uyarıda bulunup tedbirler önermesi yönüyle alanına katkı yapmıştır. Ancak kitap, bu değişimler arasındaki bağlantının kurgusunun yazara ait olması yönüyle tamamen objektif ve bilimsel olmaması, kitabın içeriğindeki konuların eleştirilebilir ve değiştirilebilir olan geleneği önceleyen bir yaklaşımla ele alınıp yer yer bu doğrultudaki varsayımlarla desteklenmesi, güdümlü olduğu öne sürülen sosyal dalgalanmaların yorumlanmasında değişen şartların ve toplumsal ihtiyaçların ihmal edilmesi ve bir bibliyografya içermemesi yönleriyle eleştiriye açıktır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2023
    Semavi Dinlerin Kutsal Kitaplarında İlahi Bir Karşılık Olarak Ölüm ve Yaşam

    Aksakal, Zeynep Nermin

    Semavi dinlerin kutsal kitapları Tanah, Yeni Ahit ve Kur’ân’da ölüm ve yaşamın ilahi karşılıkla bir bağlantısı vardır. Yaratana isyanın karşılığı ölüm, sadakatin karşılığı ise yaşamdır. Ancak bu ölüm ve yaşamın hakiki anlam yanında mecazi anlamları da vardır. Bu anlamların oluşum sürecini anlamak için kutsal kitaplardaki yaratılış kıssasından başlamak gerekir. Çünkü insanın dünya hayatı ve akıbetiyle ilgili bazı dini öğretiler özünü bu kıssadaki ilk günah bahsinden alır. Bu çalışma, kutsal kitaplarda ilahi bir karşılık olarak ölüm ve yaşamın anlam alanını, ilk günah kıssası ve konuyla ilgili diğer kutsal metinler ve tefsirleri çerçevesinde tespit ve mukayese etmeyi amaçlamaktadır. Böylece bir karşılık olarak ölüm ve yaşam hakkındaki hangi öğretilerin hangi temeller üzerine kurulduğu anlaşılacaktır. Çalışma, kutsal kitaplarda ölüm konusunu yaşamla birlikte bir karşılık olarak ve ilk günah özelinde incelemesi yönüyle diğer çalışmalardan ayrı bir önemi haizdir. Çalışmada ulaşılan sonuçlara göre; Yahudi ve Hıristiyan tefsirlerinde ilk günah, insanın kötülük eğilimine sahip ölümlü tabiatının nedenidir. Bu yaklaşım günah ve kefaret, ilahi buyruklara bağlılık ve mükâfat üzerine kurulu tüm Yahudilik tarihinin temeli iken Hıristiyanlıkta asli günah, vaftiz, kurtarıcı Mesih’le özdeşleştirilmiş kefaret ve gelecek yaşam öğretilerinin temelidir. Kur’ân ve tefsirlerine göre ise insanın yaratılıştan iyilik ve kötülük potansiyeline sahip ölümlü tabiatı, ilk günahın nedenidir. Bu durum, ilk günahla bağlantısı kurulan kadim öğretileri bozan unsurlar içerir. Diğer taraftan kutsal kitaplarda ilahi bir karşılık olarak ölüm ve yaşamın mecazen ortak bir anlam alanı vardır. Buna göre ölüm, kötülüklerin karşılığı olarak dünya ve ahirette kötü bir hayat sürmek iken yaşam, iyiliklerin karşılığı olarak dünya ve ahirette iyi bir hayat sürmektir. Dünyevi kötü ve iyi yaşam Tanah’ta daha ziyade maddi hayat koşulları ve ömrün süresiyle ilgiliyken Yeni Ahit ve Kur’ân’da maneviyatla, kalbin diri ve huzurlu olup olmamasıyla ilgilidir. Uhrevi kötü ve iyi yaşam ise tüm kitaplarda cehennem ve cennet hayatı demektir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleAçık Erişim2022
    Kur’ân’daki “Erkek Kız Gibi Değildir” İfadesi Cinsiyet Eşitliğine Engel midir?

    Aksakal, Zeynep Nermin

    Kur’ân’da idari yönden toplumsal hayatı inşa edecek temel ilkeler ve sınırlı düzenlemeler yer almış, bunlar üzerine bir toplum kurup yönetmek Müslümanlara bırakılmıştır. Toplumsal kurumlardan nüzul döneminde oldukça sorunlu olan aile yapısında ise kadın-erkek ilişkilerini düzenleyen ayrıntılı konulara yer verilmiştir. Bu düzenlemelerde eşitlik değil sosyal adalet prensibi dikkat çekmektedir. Kur’ân’da, eşit uygulamalara uygun olmayan bir toplumsal yapı üzerinde, hak-sorumluluk muvazenesinde kadınların durumlarını iyileştirici ve haksızlıkları önleyici düzenlenmeler yapılmıştır. Bu anlamda genel olarak gerçekleşmesi zor olan kökten değişiklikler değil adaleti sağlayacak şekilde ıslahatlar yapılmış; hak, sorumluluk ve sınırlar belirlenmiş; diğer taraftan kadının değeri konusundaki olumsuz algıları dönüştürücü beyanlar yapılarak kadının toplumda daha iyi bir yer edinmesinin önü açılmıştır. Kur’ân’daki kadın-erkek hak ve sorumluluklarıyla ilgili durum; çağımızdaki cinsiyet eşitliği söyleminin İslam’a aykırı olduğu, İslam’ın iki cinsi Allah’ın (c.c.) kulları ve insan olarak eş değer görmekle birlikte farklılıklarından dolayı bazı hukuk konularında eşit yapmadığı yaklaşımları çerçevesinde delil olarak beyan edilmektedir. Bu iddialar, erkeğin kız gibi olmadığı ifadesinin geçtiği ayet gibi bazı ayet ve hadis rivayetleriyle de desteklenmektedir. Bu bağlamda aile ve toplum hayatında kadınla erkeğin eşit olamayacağı düşüncesinin sadece kültürel dinamiklerden değil aynı zamanda yaratılıştan da kaynaklandığı fikri ortaya konmaya çalışılmaktadır. Böylece çağın gerektirdiği adalet anlayışı ve bunun getirdiği eşitlik ilkesi kapsamındaki yeni durumlara, pratikte önüne geçilemese de düşünsel planda kapılar kapanmaktadır.Günümüzde, cinsiyet eşitliğinin imkânsız olduğuna delil getirilen ayetlerle ilgili yaklaşımlara bakıldığında, ayetlerin ait olduğu metin içi ve metin dışı bağlamdaki maksadının veya ayetle ilgili tefsirlerdeki farklı görüşlerin ihmal edilmesi, lafızlardaki hususi olduğu anlaşılan durumların umumileştirilmesi veya hükme konu olmayacak bir husustan fıkhi sonuçlar çıkarılması, çağımız eşitlik anlayışının İslam’ın genel ilkelerine değil kültürel durumlara kıyas edilerek değerlendirilmesi gibi hatalar görülebilir. Bu durumu ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışmada, Āl-i ʿİmrān 3/36. ayetteki “Erkek, kız gibi değildir” ifadesinin cinsiyet eşitsizliği bağlamında tarihten günümüze ne şekillerde tefsir edildiği, bunlardan hangi sonuçların çıkarıldığı ve çıkarılabileceği tespit edilmiş ve değerlendirilmiştir. Böylece ilgili ifade, adalete ve cinsiyet eşitliğiyle kastedilen manaya engel midir sorusuna cevap aranmıştır.Çalışmada ulaşılan sonuçlara göre “Erkek, kız gibi değildir” ifadesinin tefsirleri çoğunlukla iki cinsin mutlak değil nisbî olarak mukayesesi etrafında şekillenmiştir. Bu mukayesede ayetin bağlamından hareketle erkeğin din hizmetinde kıza nazaran faziletinden söz edildiğini düşüneneler olduğu gibi din hizmetine adanmış bir kız olan Hz. Meryem’in toplumun önem verdiği erkeğe nazaran daha değerli olduğundan söz edildiğini düşüneneler de olmuştur. Böyle olsa bile ayet bazılarınca hukuk alanına çekilerek erkeğin insan ve kul olarak kadınla eşit olduğu alanlar dışında faziletli olduğu, yaratılışındaki üstünlük ve buna göre yüklendiği sorumluluklarından ötürü toplumsal hayatta kadınla eşit olamayacağı bağlamında yorumlanmaktadır. Ancak ayetteki ifade hükme konu ya da esas olacak bir ifade değildir. Çünkü önceki şeriatlarla ilgili bir konudadır; erkeğin daha üstün olduğunu kastetmesi durumunda çoğunlukla Hz. Meryem’i doğuran annenin, toplumundaki teamüller doğrultusundaki telakkisini gösterir şekilde tefsir edilmiştir ve bu durumda erkek ve kızın umumi anlamda değil din hizmetindeki eşitsizliğini ifade etmektedir. Bu nedenlerle ayetteki ifade, çağımızdaki kadın ve erkeklerin toplumsal alanda eşit hak, özgürlük ve fırsatlara sahip olmasını amaçlayan cinsiyet eşitliği ve bunun önündeki kültürel vb. türden engellerin kaldırılmasını amaçlayan toplumsal cinsiyet eşitliği söylemine, bu çalışmada kastedilen çerçevede engel değildir. Nitekim hukuki eşitlik, herkesin birbirinin aynı olması demek olmayıp aynı akıl, yetenek ve çıkara sahip olmasını ifade eder ve bu yönüyle adaletin kapsamındadır, onun bir aracıdır. Adalet zaman ve yerine göre dağıtıcı adaletle sağlandığı gibi yerine göre eşitlikle sağlanabilir.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2022
    Kur’ân’da Davet Öğretisi ve Ana Akım-Radikal İslâmcı Hareketlerin İdeolojisinde Yorumlanışı

    Aksakal, Zeynep Nermin

    Öz: İslâm dini, Müslüman toplumlarda edindiği konumu itibariyle haricî ve dâhilî bölücü faaliyet gösteren güçlerin bir aracı olagelmiştir. Özellikle Kur’ân’da yer alan davet öğretisi, Orta Doğu’da bulunan radikal hareketlerin ideolojisinde maksadını aşarak hem Müslüman toplumlara hem de diğer toplumlara karşı düşmanlık ve şiddete yönlendiren bir etken haline gelmiştir. Bu nedenle bu öğretinin ne anlama geldiğinin ve ne yönüyle istismar edildiğinin belirlenip bu konudaki aşırılıklara karşı çözüm önerilerinin sunulması önemlidir. Bu amaçla yapılan bu çalışmada Kur’ân’daki davet öğretisinin temelleri, tefsir kaynaklarındaki ve 20. yüzyıldan itibaren baş gösteren ana akım-radikal İslâmcı hareketlerin ideolojisindeki yorumlarıyla birlikte araştırılmıştır. Çalışma güncel ve küresel bir sorun olan radikalleşmenin düşünce sistemini ve dayandığı bazı argümanları incelemesi yönüyle önemlidir. Ulaşılan sonuçlara göre Kur’ân’da yer alan davet öğretisinin temelindeki hayra davet ve iyiliği emredip kötülükten menetme konusu keyfî yorum ve istismarlara açıktır. İyiliğin ölçüsü akla ve şeriata göre güzel olma şeklinde belirlenmiş olsa da ideolojiler ölçü alınınca tanımlamalar değişebilmektedir. Kur’ân’dan anlaşıldığı üzere Müslümanlar arasındaki davetin temel amacı ümmetin birliğinin sağlanması ve sulhdur. Sulh evrensel davetin de temel amaçlarındandır. Reformist ana akım İslâmcı hareketler daveti siyasete çekerek faaliyetlerini ulûhiyete yani Allah’ın egemenliğini sosyalsiyasal her alanda kabul etmeye çağrı merkezinde yürütmüştür. Bu ana akımlardan kopan devrimci radikal hareketler ise daveti, tebliğ ve irşat alanından, insanları İslâm dinine boyun eğdirmek için savaşma anlamındaki bir cihat alanına çekmişlerdir. Bu durum, davet faaliyetlerinde insanlığa vadedilen sulhu sağlamadığı gibi düşmanlık ve şiddeti de körüklemektedir. Bu nedenle, davet görevini, aşırı ideolojilerden uzak olarak yetişmiş yetkili kimselerin, akıl ve kalplere hitap eden yumuşak yollarla yapması gerekmektedir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYalnız künye2017
    Kur’ân’a Göre Ehl-i Kitabın Kutsal Kitaplardaki Ayetleri Tahrifi, Gizlemesi ve Ayetlerle Amel Keyfiyeti

    Aksakal, Zeynep Nermin

    Kur’ân vahyi, kadim kutsal kitapların asıllarını tasdik edip bunlara iman edilmesini istemiştir. Bu çerçevede nüzul dönemindeki Yahudi ve Hıristiyanların ellerinde bulunan kitaplar da bazı konularda tasdik edilmiş ve Ehl-i kitabın bu kitaplardaki birtakım hakikatleri gizledikleri, bir kısım hükümleri dikkate alırken bir kısmını dikkate almadıkları ifadeedilmiştir. Diğer taraftan Ehl-i kitabın kutsal kitaplardaki ayetleri tahrif ettiklerinden debahsedilmiştir. Kur’ân’da bu konuların ele alınması, ya Kur’ân vahyine olumsuz tepki veren kitap ehline karşı, Kur’an’ın kadim kutsal kitaplar gibi vahiy eseri olduğu ve ona imanetmeleri gerektiği konusunda bir cevap ve uyarı sadedindedir. Ya da müminleri, kitap ehlinin kutsal kitap ve onunla amel etmek konusunda düştükleri hatalara karşı uyarma sadedindedir ve bu yönüyle üzerinde çalışılması gereken bir husustur. Bu çalışmada, Kur’ânve tefsirlerine göre Ehl-i kitabın kutsal kitaplardaki ayetleri tahrif boyutları, gizlemeleri veayetlerle amel keyfiyeti incelenecektir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele