Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Araştırmacılar(4)
Birim yayınları
5 →- ArticleYalnız künye2024Davetle müdahale bağlamında kuvvet kullanmaya verilen rızanın kuvvet kullanma yasağı ile nasıl bağdaştırılacağı sorunsalı
Alanur, Nesrin Dabanlıoğlu
“Talep üzerine askeri yardım, kuvvet kullanımına rıza” olarak da ifade edilen “davetle müdahale” kavramı, esas olarak bir devletin kendi yetki alanı dahilinde iç çatışma ve benzeri bir durumu bastırmak için bir başka devletin kuvvet kullanımına rıza gösterebileceği fikrine dayanmaktadır. İlk bakışta uluslararası hukukta “müdahale etmeme ilkesi”nin ya da Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/4. maddesinde yer verilen uluslararası ilişkilerde “kuvvet kullanma yasağı”nın ihlali olarak görülebilecek bu doktrinin hiçbir bağlayıcı uluslararası belgede yer almamasına rağmen uluslararası toplumda genel kabulü ve yaygın uygulaması karşısında hangi hukuki dayanakla meşrulaştırılabileceğinin ele alınması önemlidir. Bu çalışmada, devletlerin kendi yetki sınırları dahilinde kuvvet kullanılmasına verdikleri rızanın kuvvet kullanmayı hukuka uygun hale getirme üzerindeki etkisi ve uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağının jus cogens statüsü ile rıza üzerine kuvvet kullanılmasının nasıl bağdaştırılacağı sorunu irdelenmektedir.
- ArticleYalnız künye2024Kudüs’ün Statüsü Üzerine Tartışmaların Hukuki Değerlendirmesi
Ünlü, Ömer
Yüzyıllardır dini ve kültürel önemi sebebiyle dünyanın dikkatinin üzerinde olduğu Kudüs şehri, 20. yüzyılın başlarında tecrübe ettiği Avrupa müdahalesiyle birlikte, Siyonist bir taarruza maruz kalmıştır. Bölgede İngiliz idaresi altında inşa edilen fiili durum tahlil edilmeden sonraki sürecin sağlam bir hukuki temelde tahlil edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla Kudüs’ün hukuki durumu ele alınırken İngiltere döneminde Filistinli Araplar aleyhine inşa edilen statüko çerçevesinde yaşanan gelişmelerin ele alınması, süreç içerisinde yaşanan hukuka aykırılıkları göstermek ve BM nezdinde Kudüs ile ilgili verilen kararların geçerliliğini tahlil etmek için vazgeçilmezdir. 1947’de BM Taksim Kararı ile kendisine uluslararası bir statü tanınması öngörülen Kudüs’ün 1949 Mütareke Hattı’yla doğu ve batı şeklinde fiili olarak ayrılması sonrasında şehrin uluslararası statüsünün korunması gerektiğine dair kanaat BM Genel Kurulunca yinelenmeye devam etmiştir. Ancak İsrail’in 1967 Saldırısı’yla şehrin doğu yakasını da ele geçirmesi neticesinde, şehrin işgal edilmişliğinden söz edilmeye başlanmıştır. İki devletli çözüm önerileriyle birlikte, şehrin ayrılarak Filistin’in şehrin doğu yakasında, İsrail’in ise batı yakasında egemen olacağı fikri ön plana çıkmıştır.
- ArticleAçık Erişim2024Uluslararası Yargı Kararları Işığında Estoppel İlkesi
Alanur, Nesrin Dabanlıoğlu
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinde Divan’ın önüne gelen uyuşmazlıkların çözümünde başvurabileceği kaynaklardan biri olarak üçüncü sırada “medeni milletlerce kabul edilmiş genel hukuk ilkeleri”ne yer verilmiştir. Estoppel ilkesi de bir tarafın kendi çelişkili davranışından yararlanmasını önlemeyi amaçlayarak, uluslararası ilişkilerde tutarlılığı, istikrarı, güveni korumayı sağlamaya hizmet eden bir genel hukuk ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İyi niyet, hakkaniyet, ahde vefa (söze bağlılık) gibi diğer bazı ilkelerle yakından bağı olan ilke Anglo-Sakson hukuk sistemi kapsamında geliştirilmiş ve daha sonra uluslararası hukukta uygulanabilir hale gelmiş ve dünya çapında da çeşitli hukuk sistemlerinde benimsenmiştir. İlke, bir devletin ortaya koyduğu bir beyana veya takındığı tutuma diğer devletin güvenerek bir pozisyon almasına ve bu durumdan diğer devletin kendisi lehine bir avantaj ya da fayda sağlamasına sebep olduktan sonra bu beyan veya tutuma aykırı davranmasının engellenmesini ifade eder. Bu makale, uluslararası hukuk bağlamında estoppel ilkesinin ulusal hukuktan farklı şekilde uygulandığını vurgulayarak Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Sürekli Adalet Divanı’nın (USAD) çeşitli içtihatları ışığında uluslararası estoppelin oluşabilmesi için gerekli olan unsurları ele almakta ve bu mahkemelerin estoppel ilkesini uygularken ne derece tutarlı davrandığını ortaya koymaya çalışmakta ve bu ilkenin uygulamadaki sorunlu alanlarını tespit ederek çözüm önerisi sunmaktadır.
- ArticleAçık Erişim2023Rusya-ukrayna savaşı’nda muhariplerin eşitliği ilkesi
Haldiz, Ayse Cebecioglu
Muhariplerin eşitliği ilkesi, uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerinden biridir. İnsancıl hukuk kurallarının bir silahlı çatışmanın tüm taraflarına, onların silahlı çatışmaya müdahil olma nedenlerine bakılmaksızın eşit olarak uygulanması manasına gelmektedir. Kökeni yüzyıllar öncesine dayandırılan bu ilkenin hem içeriği hem de geçerliliği zaman zaman tartışma konusu olmaktadır. Bu tartışmalardan biri de 1945 Birleşmiş Milletler Şartı ile devletlerin bir silahlı çatışmaya müdahil olmaları meşru müdafaa durumları haricinde yasaklandığında ortaya çıkmıştır. Uluslararası toplumun, jus cogens niteliği atfedilen bu yasağı ihlal eden taraf ile ona karşı kendini savunmak zorunda kalan tarafa artık eşit yaklaşmadığı sonuç olarak da ilkenin eskidiği ya da terk edildiği öne sürülmüştür. Bu çalışmada bu iddia uluslararası toplumun büyük çoğunluğunun taraflardan birini desteklediği 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı üzerinden ele alınmaktadır.
- ArticleAçık Erişim2023Rusya’nın Ukrayna İşgali İçin İleri Sürdüğü Gerekçelerin Uluslararası Hukuk Bağlamında Değerlendirmesi
Alanur, Nesrin Dabanlıoğlu
Uluslararası hukuka aykırı davranan hiçbir devlet bu aykırılığı kabul etmemekte, aksine devletler aykırılık teşkil eden fiillerini meşru göstermek için uluslararası hukukun temel normlarını çarpıtarak bir takım tezler veya sözde gerekçeler ileri sürebilmektedir. Ukrayna’nın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO’ya) üye olmak için girişimlerde bulunması ve dolayısıyla NATO’nun üye sayısını artırarak sınırlarını doğuya doğru genişletmesinin yarattığı kaygıyla hareket eden Rusya Federasyonu’nun (Rusya) 24 Şubat 2022’de Ukrayna topraklarına yönelik başlattığı saldırıları meşru göstermek için halkların kendi kaderini tayin hakkı, iyileştirici ayrılma teorisi, davetle müdahale, bireysel meşru müdafaa ve kolektif meşru müdafaa hakkı, önleyici meşru müdafaa, insancıl müdahale gibi bir dizi sözde hukuki gerekçeye dayanması da bunun en yakın örneğidir. Rusya’nın Batılı devletlerin açıkça uluslararası hukuka aykırı olan veya uluslararası hukuka uygunluğu tartışmalı olan askeri müdahalelerini, kendi saldırı eylemlerini meşrulaştırmak için emsal göstermesi Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları uluslararası toplumun geniş bir kesimi tarafından uluslararası hukuka aykırı kuvvet kullanımı olarak kabul edilmesine engel olamamıştır. Bu makalede Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarını uluslararası hukuk çerçevesinde meşrulaştırmak için ileri sürdüğü gerekçeler, genelde uluslararası hukuk özelde BM Şartı bağlamında analiz edilerek, hiçbirinin hukuki dayanağı olmadığı ve dolayısıyla Rusya’nın kuvvet kullanımının uluslararası hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-21T10:22:10.310612102Z | |
| dc.date.available | 2026-10-21T10:22:10.310612102Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/28254 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı | tr |
| dspace.entity.type | OrgUnit | |
| organization.identifier.code | hukuk-kamu-hukuku-milletlerarasi-hukuk | |
| organization.unitType | division | |
| rdl.unit.alias | \bmilletlerarasi hukuk anabilim dali\b |


