Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Araştırmacılar(4)

Birim yayınları

5 →
  • ArticleAçık Erişim2025
    Hukuk Kuralları Çatıştığında Dikkate Alınan Esaslar Doğrultusunda Sulh Başvurusu Sonuçlanmadan Dava Açılıp Açılamayacağının ve Sulh Başvurusunda Zımni Ret Süresinin Kaç Gün Kabul Edileceğinin Değerlendirilmesi

    Akkoyunlu, Sencer Abdullah

    İdari işlemler dolayısıyla hakları ihlal edilenler, kural olarak doğrudan tam yargı davası açarak haklarının yerine getirilmesini (zararlarının tazminini) isteyebilirler. Ancak dilerlerse doğrudan dava açmak yerine öncelikle dava açma süresi içerisinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini de isteyebilirler. Kişilerin uğradıkları hak ihlalinin giderilmesi için doğrudan dava açmak yerine önce idareye başvurmaları halinde, yaptıkları başvurunun sonucunu beklemeden tam yargı davası açmaları mümkündür. Zira idari işlemlere ilişkin olarak idari başvuruda bulunmak ihtiyaridir ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (m.11, m.12) başvuru sonuçlanmadan dava açılamayacağı yönünde sınırlayıcı bir hükme yer verilmemiştir. Bununla birlikte 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’de (m.12), idari başvuru niteliğine sahip bulunan ve yapılması ihtiyari olan sulh başvurularında başvuru sonuçlanmadan dava açılamayacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla bu iki düzenleme arasında bir çatışma hali söz konusudur. 659 sayılı KHK ile İYUK arasındaki zımni ret süresi bakımından da çatışma hali bulunmaktadır. Zira 659 sayılı KHK’da (m.12) zımni ret süresi altmış gün olarak belirlenmiş olmakla birlikte, İYUK’ta (m.11 ve m.13) bu süre otuz gün olarak belirlenmiştir. Gerek idareye başvuruda bulunulması halinde başvuru sonuçlanmadan dava açılıp açılamayacağı gerekse de zımni ret süresinin otuz gün mü yoksa altmış gün mü olarak kabul edileceği hususunda hukuk kurallarının çatışması halinde çatışma sorunun çözümünde dikkate alınan esaslar doğrultusunda değerlendirmelerde bulunmak mümkündür.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • ArticleYalnız künye2023
    Disiplin soruşturmasında memurun savunma hakkını kullanımında idarenin uyması gereken esaslar

    Akkoyunlu, Sencer Abdullah

    Memurların sahip oldukları hakların yanı sıra uyması gereken yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bir yükümlülük olarak memurların görev yaptıkları idarenin kurum içi disiplinini sağlamaya yönelik kurallara uymaları gerekmektedir. Aksi takdirde idare tarafından haklarında disiplin soruşturması açılması ve bu soruşturma neticesinde disiplin cezasıyla cezalandırılmaları mümkündür. İdarenin memur hakkında disiplin soruşturması açmak ve soruşturmanın sonunda memura disiplin cezası verme yetkisi bulunmakla birlikte disiplin cezası vermeden önce takip etmesi gereken birçok usul kuralı bulunmaktadır. Bu usul kurallarından birisi ve belki de en önemlisi disiplin cezası vermeden önce memura kendisini savunma hakkı tanınmasıdır. Memur savunma hakkı sayesinde aslında bir disiplin suçu işlemediğini ortaya koyacak ve kendisine disiplin cezası verilmeyecektir. Ya da disiplin suçu işlemiş olmakla beraber kendisine isnat edilenden daha hafif bir disiplin suçu işlediğini ortaya koyacak ve kendisine daha hafif bir disiplin cezası verilecektir. İdarenin memurun savunma hakkını tam anlamıyla kullanabilmesi için uyması gereken birçok esas bulunmaktadır. Öncelikle memur hakkında bir disiplin soruşturması açılmalı, idare tarafından memura isnatta bulunulmalı, memurun savunmasını yaparken ihtiyaç duyacağı bilgi ve belgelere ve diğer ispat araçlarına yönelik talepleri karşılanmalı, memura savunma yapmadığı takdirde savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı bildirilmeli, memura kendisini savunması için yeterli süre verilmeli, memurun savunması disiplin amiri ve/veya yüksek disiplin kurulu tarafından alınmalı ve ifade alma savunma alma olarak kabul edilmemelidir.

  • ArticleYalnız künye2022
    Obligations of local administrations regarding damages that can be caused by street dogs and the evaluation of these obligations in reach of relations between local administrations

    Akkoyunlu, Sencer Abdullah

    The harm that stray dogs cause directly or indirectly to humans and other living things, such as other dogs and cats, has recently become an important problem in Turkey. An understanding has begun to settle in the society that these animals should be kept in animal shelters due to the danger they pose, and that they should not be left outside. However, the provisions of the legislation regulating the interventions to stray dogs, which we examined in our study, stipulate that these animals cannot be kept in animal shelters permanently. In the legislation, important obligations have been imposed on local administrations in interventions to stray dogs. Local administrations, which make the necessary interventions to stray dogs, will kill these animals if the necessary conditions are met to kill them or leave them in the environment they take. In addition, municipalities will try to adopt stray dogs, if they cannot, they will leave them in their environment and help the animals to be fed. Stray dogs are also creatures that have the right to life like humans and need to be rescued from bad living conditions. Keeping these animals in the animal shelter permanently is both very difficult in the face of the large number of animals and is a negative behavior for the animals who are deprived of their freedom. The obligations of local administrations regarding stray dogs in the legislation are insufficient to provide the desired living environment for both humans and stray dogs. The legislation on stray dogs should be reconsidered in line with the needs and the obligations of local administrations should be regulated in an understandable language and in detail, taking into account scientific facts. Otherwise, problems with stray dogs will continue to exist.

  • ArticleYalnız künye2022
    Kamulaştırmadan vazgeçme: kamulaştırma kanununun 21 ve 22’NCİ maddelerinin uygulanması

    Akkoyunlu, Sencer Abdullah

    Kamulaştırma idarenin kamu yararını sağlamak için gerçekleştirmiş olduğu bir işlemdir. Kamu yararı olmaksızın yapılan bir kamulaştırma hukuka uygun değildir. Kamu yararına olmayan bir kamulaştırmada kamu geliri gereksiz yere harcanmış olur. Ayrıca böyle bir kamulaştırma kamulaştırılan taşınmazın malikinin mülkiyet hakkına meşru olmayan bir müdahale teşkil eder. Kamulaştırmanın şartı olan kamu yararının başlangıçta bulunmakla birlikte bir süre sonra ortadan kalkması da mümkündür. Kamulaştırma için gerekli işlemlere başlanıldıktan sonra taşınmazın kamulaştırılması için gerekli olan kamu yararı bir süre sonra varlığını yitirebilmektedir. Bu durum bazen kısa süre içinde bazen ise kamulaştırma sürecinin ilerleyen aşamalarında gerçekleşebilmektedir. Hatta kamulaştırma süreci tamamlanıp, taşınmazın mülkiyeti idareye geçtikten sonra bile böyle bir durumla karşı karşıya kalmak mümkündür. İşte bu ihtimalleri göz önünde bulunduran kanun koyucu idarenin kamulaştırmadan tek taraflı olarak vazgeçebilme- sini 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 21’inci maddesinde, idare ile eski malik veya mirasçılarının anlaşmaları suretiyle kamulaştırmadan vazgeçmeyi ise Kanunun 22’nci maddesinde düzenlemiştir. Kamulaştırma Kanununun 21’inci maddesi gereğince idarenin tek taraflı olarak kamulaştırmadan vazgeçmesi kamulaştırma kesinleşinceye kadar mümkün olabilmekte, idare ile eski malik veya mirasçılarının anlaşmaları suretiyle kamulaştırmadan vaz- geçme ise kamulaştırma kesinleştikten sonra gerçekleştirilebilmektedir. Kamulaştırmadan tek taraflı vazgeçmede sadece idarenin kamulaştırmadan vazgeçme kararı vermesi yeterlidir. Tek taraflı vazgeçmede idarenin tek taraflı iradesi kamulaştırmanın kaderini belirlemektedir. Tarafların anlaşması suretiyle vazgeçme bakımından da her ne kadar tarafların vazgeçme konusunda anlaşmaları gerekli olsa da vazgeçme teklifinin idareden gelmesi gerektiğin- den idarenin tercihi ön plana çıkmaktadır. Aslında böyle olması şaşırtıcı değildir. Kamulaştırma sürecine girerken kamulaştırmada kamu yararı olup olmadığını idare belirlediğine göre kamulaştırmadan vazgeçmede de idarenin vazgeçme yönündeki kararı etkili olmalıdır.

  • ArticleYalnız künye2011
    ŞAİR “AY’IN BASAL EL-HARRANI” ve ŞİİRİ )هـ709\\11\\15 - م1310\\04\\16(

    Polat, Mahmut

    "İbrahim b. Ali b.Halil el-Harrani", "Şair A'yin Basal" olarak şöhret bulmuş dogmatik ümmi şairlerden biridir. Günlük geçimini yapamayacak derecede fakir olarak yaşamış olan şair, şiiri, geçim kaynağı olarak kullanmış ve başka insanların yardımıyla hayatını sürdürmüştür. "Şair A'yin Basa"'in şiirlerini ve hayatını bize nakleden kaynaklar çok azdır. Bununla beraber bu kaynaklar, edip ve şairlerin hayatlarını konu edinmiş temel kaynaklardır. Bu nedenle ona bir şair gözüyle bakıp onun hayatını ve şiirlerini tedvin eden kaynakların onun hakkındaki hükümü: "A'yın Basal el-Harrani "nin Şiirleri, bir ümminin söyleyebileceği en güzel ve kabul gören nazımlardır" şeklinde özetleyebiliriz. Kaynaklar, şair "A'yın Basal el-Harrani"nin farklı vezinlerde yazmış olduğu şiirlerini, ya tam kaside olarak ya da da ikişer beyit şeklinde tedvin etmişlerdir. Her ne kadar, Şairin tüm şiirleri tedvin edilmemişse de, günümüze kadar gelen şiirleri, şair ve şiirleri hakkında bize bilgi vermekte ve müstakil bahis konusu olarak ele almaya yetmektedir

Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-21T10:22:10.364083845Z
dc.date.available2026-10-21T10:22:10.364083845Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/28255
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleİdare Hukuku Anabilim Dalıtr
dspace.entity.typeOrgUnit
organization.identifier.codehukuk-kamu-hukuku-idare-hukuku
organization.unitTypedivision
rdl.unit.alias\bidare hukuku anabilim dali\b