Koleksiyon/r/ebyu/25981

Lisansüstü Tezler

Koleksiyondaki öğeler

  • Master ThesisAçık Erişim2019
    Mikro şebekelerde (hiyerarşik) kontrol yöntemleri

    Muhammet Fatih Akkamış

    Bu tez çalışmasında mikro şebekeler hakkında yapılmış kontrol çalışmaları ve mikro şebeke mimarilerine uygulanan hiyerarşik kontrol yöntemi detaylı literatür araştırmasına dayalı bir şekilde teorik olarak incelenmiştir. Mikro şebeke kontrol yöntemleri arasında avantaj ve dezavantajlar bakımından karşılaştırmalar yapılmıştır. Elde edilen bilgiler ışığında gürbüz bir denetleyici tasarlanmış ve DIgSILENT PowerFactory yazılımı ile modellenen mikro şebekeye uygulanmıştır. Simülasyon sonuçlarına göre tasarlanan denetleyici ada modunda çalışan mikro şebekenin gerilim ve frekans salınımlarını kabul edilebilir sınırlar içerisinde tutmuştur.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2019
    Onuncu sınıf öğrencilerinin çözeltiler konusuna yönelik kavram yanılgılarının belirlenmesi

    Fatma Nur Taşdemir

    Bu çalışma ile çözeltilerde kavram yanılgıları ele alınmıştır. Kavram yanılgısının ne olduğu, genel özellikleri ve çözeltilerde hangi kavram yanılgılarının olduğu tartışılmıştır. Bu çalışma Çözeltiler konusu ile ilgili kavram yanılgılarını tespit etmek amacıyla yazılmıştır. Çalışmada tarama yöntemi kullanılmıştır. Araştırma Erzurum Merkez'de bulunan 5 lisede yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 10. Sınıflarda bulunan 291 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrencilere 20 sorudan oluşan çoktan seçmeli "Çözeltilerde Kavram Başarı Testi Hazırlama ve Uygulama" ölçeği uygulanmıştır. Çözeltiler Kavram başarı testi sonuçları için güvenirlik analizi yapılmıştır. Analiz sonuçları frekans ve yüzde oranı değerleri olarak tabloya dönüştürülmüş, daha sonra değerlendirilerek yorumlanmıştır. Araştırmada elde ettiğimiz nicel verilerin analizi, istatistiksel veri analizi programı ile yapılmıştır. Araştırmanın bulguları çözeltiler konusu için yanılgılarının neler olduğunu tespit etmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlar literatürdeki benzerlik ve farklılıklar açısından karşılaştırılarak tartışılmıştır. Yapılan analizler sonucu çözeltinin dibinde çözünen madde kaldığı zaman o çözeltinin aşırı doymuş çözelti olduğu ve çözünme kavramı ile erime kavramının aynı anlama geldiği gibi kavram yanılgıları tespit edilmiştir. Bulgulardan elde edilen sonuçlarla kavram yanılgılarının tespitine yönelik öneriler sunulmuştur.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Ortaokul öğrencilerinin kimyasal bağlar konusunda sahip oldukları kavram yanılgıları

    Tansu Tosun Okatan

    Çalışma, kimyasal bağlar konusunda öğrencilerin sahip olduğu kavram yanılgılarını tespit etmek ve bu kavram yanılgılarının giderilmesine yönelik öneriler sunmak amacıyla yapılmıştır. Kimyasal bağlar konusu fen bilgisi müfredatında öğretilen temel konulardan biridir. Bu yüzden bu konu ilerleyen yıllarda öğrencilere genişletilerek tekrar verilmektedir. Organik kimyadan reaksiyonlara, analitik kimyadan spekstroskopiye varıncaya kadar bir çok konunun temelini oluşturmaktadır. Bu yüzden öğrencilerin sahip olduğu kavram yanılgılarını tespit etmek ve gidermeye çalışmak büyük önem taşımaktadır. Bu amaçla 10 maddelik bir test geliştirilmiştir. Öncelikle 50 sekizinci sınıf öğrencisine pilot uygulama yapılmış sonrasında 2016-2017 eğitim öğretim yılında Erzincan Merkez'de beş okulda sekizinci sınıf okuyan 447 öğrenciye uygulanmıştır. Nicel veri analizi kullanılarak merkezi dağılım ölçülerine göre analiz edilmiştir. Çalışma sonuçlarına göre öğrencilerin kavramsal bağların yapısını anlamada zorlandıkları ve bu konuda kavram yanılgısına sahip oldukları bulunmuştur. Ayrıca öğrencilerin iyonik ve kovalent bağlar ve ametal ve metallerin sınıfldırılması konusunda kavram yanılgısına sahip oldukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler:Fen bilgisi, İlköğretim, Kavram yanılgıları, Kimyasal bağlar

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Farklı konsantrasyonlarda sentezlenen TiO2/ZnO nanokompozit yapıların karakterizasyonu ve boya duyarlı güneş pili performanslarının incelenmesi

    Zeynep Demir

    Bu tez çalışmasında, TiO2 nanotüp/ZnO nanoçubuk hibrit nanokompozit (ZTN) fotoanotlar sentezlenmiş ve karakterize edilmiştir. Ayrıca, ZTN fotoanotların boya-duyarlı güneş pili (BDGP) performansları araştırılmıştır. Kendiliğinden organize olmuş ve iyi sıralanmış TiO2 nanotüp dizileri anodik oksidasyon yöntemi ile titanyum folyo üzerine büyütülmüştür. Daha sonra, TiO2 nanotüp dizileri, hidrotermal metod kullanarak ZnO nanoçubuklar ile dekore edilmiştir. ZTN fotoanotlar, XRD, FESEM, AFM ve XPS ölçümleri ile karakterize edilmiştir. Karakterizasyon sonuçları, TiO2 nanotüp dizileri üzerindeki ZnO nanoçubukların; kristal yapı, morfoloji, elementel kompozisyon ve yoğunluğunun ZnO prekürsör konsantrasyonuna çok hassas olduğunu göstermiştir. ZnO prekürsör yoğunluğunun ZTN fotoanot temelli BDGP'nin fotovoltaik performansına etkileri ise J-V ve EIS ölçümleri ile incelenmiştir. En yüksek ZNT fotoanot temelli BDGP verimi, 60 mM prekürsör konsantrasyonu için %1,8 olarak ölçülmüştür ki bu verim değeri sadece TiO2 nanotüp temelli BDGP veriminin (%0,8) iki katından fazladır. BDGP verimindeki bu iyileştirme TiO2 nanotüpler ve ZnO nanoçubuklar arasındaki sinerjetik etki sayesinde rekombinasyon oranının baskılanması ve yük transfer direncinin azaltılması ile açıklanabilir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Kayaklı koşucularda direnç bantları ile yapılan kuvvet çalışmalarının bazı motorik ve fizyolojik özelliklere etkisi

    Senem Çongar

    Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı;Kayaklı koşuculara 6 hafta boyunca uygulanan Thera-Band antrenmanlarının bazı fiziksel ve fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Yöntem: Araştırma grubu Tunceli Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğüne bağlı kayaklı koşu takımında yer alan, gönüllü 20 erkek sporcudan oluşturmuştur. Araştırmaya katılan kayaklı koşucular araştırma süresince ikinci hazırlık döneminde bulunmaktadır. Sporcular haftanın 6 günü antrenman yapmaktadırlar. Araştırmadan önce katılımcı sporculara araştırmanın amaçları, faydaları ve olabilecek riskler, araştırmanın planlaması, antrenman programları, ölçüm süreçleri, sporculara ait sorumlulukların anlatıldığı bir sunum yapılmıştır. Thera-Band ile yapılan antrenmanlar öncesinde ve sonrasında sporcularınsürat ölçümleri, dikey sıçrama değerleri, elpençe, bacakkuvvetleri, esneklikdeğerleri, deri altı yağ kalınlık ölçümleri ve solunum fonksiyon ölçümleri yapılmıştır. Verilere tanımlayıcı istatistik ve normallik sınaması yapılmış, dağılım normal olmadığı için anlamlı farklılıkların tespiti için Wilcoxon testi kullanılmıştır. Tüm sonuçlar 0,05 anlamlılık düzeyine göre değerlendirilmiştir. Bulgular: 6 hafta boyunca uygulanan direnç bandı antrenmanları sonucunda kayaklı koşu sporcularında; sürat, dikey sıçrama,el pençe,bacak kuvvetleri,esneklik değerleri,deri altı yağ kalınlık ölçümleri değerleri arasında anlamlı farklara ulaşılmıştır (p<.05). Buna karşın solunum fonksiyon değerlerinde 6 hafta sonunda istatistiksel olarak anlamlı farklar olmadığı görülmüştür (p>.05). Sonuç:Kuvvet gelişimini arttırmak için geliştirilen antrenman yöntemlerinin ve araçlarının, sporcularda etkisinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Thera-Band ile yapılan çalışmaların kayaklı koşucular üzerindeki çeşitli kuvvet özelliklerinin yanı sıra esneklik ve sürat değerleri ve diğer motorik özelliklere katkı sağladığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kayaklı Koşu, Kuvvet, Sürat, Solunum Fonksiyonları

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Sosyal değişmeler karşısında İslam aile hukukunda mehir ve fonksiyonları

    Selahattin Tuz

    Bu araştırmada insanlığın başlangıcı kadar eskiye dayanan mehir ve tarihi uygulamaları, farklı kültürlerde farklı uygulamalara bürünen mehrin, yeniden ele alınması gerektiği tespit edilmeye çalışılmıştır. İslam, kültürel olarak Cahiliye adetlerinden olan mehre farklı bir rol biçmiştir. Erkek tarafından kadına ödenen zorunlu bir evlilik sigortası olması hasebiyle toplumlarda farklı uygulamalara bürünen mehrin, tekrardan kendini yenileme ihtiyacı hasıl olmuştur. İnsanın iki farklı güvencesi mevcuttur. Bunlardan birincisi iman yani maneviyat teminatıdır. Diğeri ise toplum içerisinde huzurlu yaşamasını temin eden düzenlerdir. Buna binaen kadın için bir sosyal güvence, teminat olan mehrin işlevsel olması zorunludur. Çalışmamızın genelinde, toplumda büyük bir sayı teşkil eden kadına tanınan mehir hakkının, canlı ve işlevsel olması üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mehir, evlilik sigortası, bireysel emeklilik sistemi, sorumluluk

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ThesisAçık Erişim2018
    18-28 yaş polikistik over sendromlu hastalarda kanda irisin seviyesinin değerlendirilmesi

    Hülya Toklucu

    Amaç: Polikistik over sendromu (PKOS), oligo-ovulasyon veya anovulasyon, androjen fazlalığı bulguları ve çok sayıda küçük ovaryen kistlerle karakterize, sık görülen heterojen bir endokrinopatidir (1). Sıklığı National Institutes of Health (NIH) kriterlerine göre %6-10, genişletilmiş Rotterdam kriterlerine göre %15 oranındadır (2). Rotterdam 2003 kriterleri, bugün için revize edilmiş hali ile yaptığımız çalışmadaki PKOS'lu hastalara tanı koymak için kullanılmıştır (3). PKOS olan kadınlar, etkilenmemiş kadınlara kıyasla yüksek derecelerde insulin direnci ve kompansatuar hiperinsülinemi gösterirler. Son yıllarda etiyopatogenezinde insülin direncinin rolünün ortaya konması ve obezite, tip 2 diabetes mellitus, hipertansiyon, dislipidemi, iskemik kalp hastalıkları, obstruktif uyku apnesi, endometrium kanseri ve mood bozuklukları gibi uzun dönem sağlık riskleriyle ilişkisi gösterilmiştir. İrisin ise yeni tanımlanmış bir myokin olup beyaz adipoz dokuyu kahverengi adipoz dokuya dönüştürerek termogenez, glukoz homeostazisi ve enerji metabolizmasında rol oynar. İrisin, insülin direnci ve metabolik sendromla ilişkili bulunmuştur. İrisin hormonu, enerji harcanmasını arttırıp kilo kaybına neden olduğu için metabolik hastalıkların tedavisinde umut verici olmuştur. Biz bu çalışmamızda 18-28 yaş arası PKOS'lu olan ve olmayan gruplarda klinik, biyokimyasal, hormonal parametrelerle serum irisin düzeylerini karşılaştırdık. Her iki grupta metabolik sendrom, kardiyovasküler hastalıklar gibi uzun vadedeki riskleri öngörmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran 18-28 yaş arası, ek sistemik hastalığı olmayan, Rotterdam 2003 kriterlerine göre PKOS tanısı alan 64 hasta ve 60 kontrol grubu çalışmaya dahil edildi. Hastalara pelvik ultrasonografi yapıldı. Kilo, boy, tansiyon ölçüldü. HDL, LDL, trigliserid, total kolesterol, açlık insulin, LH, FSH, estradiol, total testesteron, serbest testesteron, homosistein, CRP, TSH, prolaktin, açlık glukoz, DHEAS, AMH, ALT, AST, HbA1c ve irisin düzeylerine bakıldı. Hastalar Ferriman Gallwey skorlama sistemine göre hirsutizm açısından değerlendirildi. Vücut kitle indeksleri ve HOMA-IR değerleri hesaplandı. Bulgular: PKOS'lu hastalar ve kontrol grubu klinik özellikler açısından karşılaştırıldığında her iki grup arasında yaş, boy, HDL, trigliserit, açlık insulin, FSH, LH, estradiol, TSH, prolaktin, AMH, ALT, AST, HOMA-IR indeks arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmedi. Kilo, vücut kitle indeksi, tansiyon, LDL, total kolesterol, total testesteron, serbest testesteron, homosistein, CRP, açlık glukoz, DHEAS, HbA1c değerleri açısından PKOS grubundaki hastalarda istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek izlendi (p<0,05). İrisin düzeyleri PKOS grubundaki hastalarda istatistiksel anlamlı olarak daha düşük izlendi (p<0,05). Sonuç: PKOS hasta grubunda irisin düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Polikistik over sendromu, irisin düzeyi, BMI, açlık insulin, açlık glukoz.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Ortaçağ'da Erzincan'ın tarihi coğrafyası

    Safiye Samancı

    Erzincan ilk çağdan beri önemli bir yerleşim yeri olmuştur ve birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Erzincan'ın coğrafi konumu burasını yaşanır ve yurt tutulur bir merkez yapmakla birlikte, Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar olan geçiş güzergâhları üzerinde bulunması Erzincan'ı Anadolu için ayrıca önemli merkez kılmıştır. Erzincan ve çevresi birçok olayın da gerçekleştiği bir bölge olmuştur. Bu sebeple Erzincan Anadolu Tarihi açısından önem arz etmektedir. Bölge XI. Asırda Türklerin eline geçtikten sonra kısa süreliğine Moğol hâkimiyeti kurulsa bile daha sonra hep yine Türklerin eline geçerek Türk egemenliğinde kalmayı devam ettirmiştir. Bu çalışmada Erzincan'ın tarihi coğrafyası hakkında bilgi vererek coğrafyanın bir bölgenin tarihini nasıl etkilediğini ve nasıl bir katkı da bulunduğunu aktarmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Erzincan, Tarihi Coğrafya, Mengücekliler, Selçuklular, Ticaret Hayatı.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde depresyon tanısı konmuş hastalarda bazı biyokimyasal parametrelerin hastalığın şiddeti ile bir ilişkisi olup olmadığının araştırılması

    Nurinisa Yücel

    Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Depresyon Tanısı Konmuş Hastalarda Bazı Biyokimyasal Parametrelerin Hastalığın Şiddeti ile Bir İlişkisi Olup Olmadığının Araştırılması Amaç: Bugüne kadar yapılmış çeşitli çalışmalar, D vitamini, demir ve tiroit hormonlarının düzeyleri ile depresyon hastalığı arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. İncelediğimiz kadarıyla yaşadığımız bu coğrafyada depresyon hastalığının şiddeti ile D vitamini, demir ve tiroit hormonlarının düzeyleri arasında bir ilişki olup olmadığının değerlendirildiği bir çalışma yoktur. Bu çalışmanın amacı; bu bölgede D vitamini, demir ve tiroit hormonlarının düzeylerinin, depresyon hastalığının şiddeti ile ilişkili olup olmadığının araştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmamıza 2013–2017 yılları arasında Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde depresyon teşhisi konulmuş 3985 hasta dâhil edildi. Araştırmanın amacına yönelik olarak bu hastaların D vitamini, demir ve tiroit hormonları ölçümleri hastane kayıtlarındaki hasta dosyalarından incelendi. Tanı ile biyokimyasal ölçüm sonuçları arasındaki ilişki, bu sonuçların hastaların yaşı ve cinsiyeti ile ilişkisi ve tanının hastaların yaşı ve cinsiyeti ile ilişkisi istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemlerle analiz edildiğinde tanı ile biyokimyasal ölçüm sonuçları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamadı. Bulgular değerlendirildiğinde her iki cinsiyette de D vitamini düzeyinin belirgin ölçüde düşük olduğu bulundu ( yaklaşık 13 ng/ml ) . Bu bulgulara göre; yaş-demir düzeyi arasında negatif zayıf bir ilişki bulunurken (r=-0.094), cinsiyet-demir düzeyi arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulundu (r=0.072, r=0.222). Ayrıca yaş-serbest T3 düzeyi arasında negatif zayıf bir ilişki bulunurken (r=-0.348), cinsiyet- serbest T3 düzeyi arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulundu (r=0.245). Bunun yanı sıra yaş-serbest T4 düzeyi arasında negatif zayıf bir ilişki bulunurken (r=-0.069), cinsiyet- serbest T4 düzeyi ve cinsiyet- tanı arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulundu (r=0.123, r=0.036). Son olarak da yaş-TSH dizeyi ve cinsiyet- TSH düzeyi arasında negatif zayıf bir ilişki bulundu (r=-0.103, r=-0.109). Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda, depresyon hastalığının şiddeti ile D vitamini, demir ve tiroit hormonlarının düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamış olmasına rağmen yapılan farklı çalışmalar bu ilişkinin varlığını ispatlamıştır. Bu teşhise sahip hasta grubu dikkate alındığında özellikle D vitamini düzeyinin aşikâr bir şekilde düşük bulunması dikkat çekicidir. Örneklemimizi oluşturan hastalar, ICD-10 şiddet sınıflandırmasına göre hafif, orta ve şiddetli olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Fakat bu sınıflandırmaya tabi hasta gruplarındaki veri sayısının eşit dağılmaması istatistiksel açıdan değerlendirmeyi kısıtlamıştır. Bu nedenle depresyon hastalığının teşhis ve tedavisinde daha yüksek başarı sağlanabilmesi açısından, daha geniş popülasyonlarda bu biyokimyasal parametrelerle olan ilişkinin araştırılmasının daha faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: D vitamini, Demir, Depresyon ve Tiroit Hormonları.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Oküler dandrufflu hastalarda Demodex folliculorum ve D. brevis (Acari: Demodicidae) yaygınlığı ve yoğunluğu

    Yasin Sarı

    Demodex akarlar (Acari) Demodicidae familyasına mensup mikro eklembacaklı mikroorganizmalardır. İnsanlarda parazitlenen iki türü tanımlanmıştır: Demodex folliculorum ve D. brevis. Günümüzde göz hastalıkları uzmanlarının da dikkatini çeken bu akarların oluşturdukları silindirik, sporadik ve diffüs dandruff gibi göz kapağı hastalıklarının patogenezinde önemi olduğu düşünülmektedir. D. brevis ve D. folliculorum'un ana besin kaynağı folikül içi epitel hücreleri ve sebumdur. Folikül içi epitel hücreleri delip sindirmek için birtakım enzimlere ve delici ağız uzuvlarına sahiptirler. Akarların beslenmesine bağlı olarak oluşan folikül içi hücre atıkları zamanla folikül yüzeyine doğru itilir. Sonuç olarak, bu atıklar kirpiklerin tabanında birikerek dandruff (kepek) oluşturur. Oküler dandrufflu hastalarda Demodex spp. yaygınlığı ve yoğunluğunu belirlemek amacı ile bu çalışma yapıldı. Tanısı göz hastalıkları polikliniğinde konulan dandrufflu 186 hasta ve 183 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Bu katılımcıların kişisel bakım ve hijyen uygulamaları, demografik özellikleri, cilt biyofiziksel parametreleri kayıt altına alınıp yüz bölgelerinden (kirpik, kaş ve yanak) örnekler alındı. Çalışmada örnekleme yapılan yüz bölgelerinin tümü değerlendirildiğinde silindirik dandrufflu hastaların %90,9'unda (ortalama 38,39), kontrollerin %83,1'inde (ortalama 21,86) Demodex spp. pozitifliği tespit edildi. Katılımcıların cilt biyofiziksel özellikleri dikkate alındığında, Demodex yoğunluğunun ortalama nem ve sıcaklık değeri düşük, pH değeri yüksek olan hasta ve kontrollerde daha fazla olduğu tespit edildi. Demografik özelliklerde ise yaş artışı ile birlikte Demodex pozitifliği ve yoğunluğunun arttığı belirlendi. Sonuç olarak hastalarda en yaygın oküler şikayetlerin kaşıntı ve yabancı cisim olduğu belirlenmiş olup oküler dandrufflu hastalarda Demodex spp.'nin çok yaygın ve yoğun olduğu tespit edildi. Bu hastaların klinik değerlendirme ve tedavisinde Demodex akarlarında dikkate alınmasının faydalı olabileceği düşünüldü.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ThesisAçık Erişim2018
    Ayak bileği kırığı nedeniyle konservatif veya cerrahi tedavi edilmiş hastalarda sekonder kıkırdak lezyonları ile klinik skorlamaların değerlendirilmesi

    Seçkin Özcan

    Son yıllarda insidansı giderek artan ayak bileği kırıkları, özellikle genç ve aktif bireyler ile osteoporotik yaşlı kadınlarda meydana gelmektedir. Ayak bileği kırıklarının tedavisindeki amaç hastayı ağrısız ve fonksiyonel bir ayak bileği eklemine kavuşturmaktır. Bunun için ayak bileği kırıkları bir bütün olarak ele alınmalı ve sadece kemik patoloji olarak düşünülmemelidir. Konservatif veya cerrahi olarak tedavi edilen hastalarda kırığa yönelik uygulanan tedavi tamamlandıktan sonra yapılan klinik değerlendirmelerin sonucunu ayak bileği instabilitesi, posttravmatik artrit ve osteokondral lezyonlar gibi kırığa sekonder birçok patoloji etkiler (2, 17). Çalışmamızın amacı ayak bileği kırığı sonrası konservatif veya cerrahi olarak tedavi edilen hastalarda kırığa eşlik eden sekonder kıkırdak lezyonlarını araştırmak ve klinik skorlamayı değerlendirmektir. Bu çalışmaya ayak bileği kırığı nedeniyle konservatif veya cerrahi olarak tedavi edilen toplam 56 hasta dâhil edilmiştir. 56 hastanın 19 tanesi kadın, 37 tanesi erkektir. Hastaların en genci 20 en yaşlısı 65 yaşında olup yaş ortalaması 44,6 olarak bulundu. Bu hastaların kırık olan ekstremite tarafına bakıldığında 29 tanesinde sağ ayak bileği, 27 tanesinde de sol ayak bileği kırığı vardı. Hastaların tedavi planlaması incelendiğinde 30 hasta cerrahi olarak, 26 hasta ise konservatif olarak tedavi edildi. Kırık kaynaması tamamlanan hastaların ortalama 6-8. haftalarda çekilmiş olan MR görüntüleri değerlendirildi ve talus osteokondritis dissekans (OKD) açısından iki gruba ayrıldı. Talus OKD saptanan hasta sayısı 19 iken, 37 hastada OKD saptanmadı. Buna göre talus OKD saptanan hastalar ile saptanmayan hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptandı. Talus OKD olan hastaların daha çok sağ ayak bileği kırığı olduğu görüldü (p<0,05). Tedavi şekli ve talus OKD açısından yapılan istatistiksel analizde istatistiksel açıdan anlamlı sonuç elde edilmedi. Kaynama tamamlandıktan sonra MRG sonuçlarının değerlendirilmesi sırasında VAS ve AOFAS klinik skorlamaları belirlendi. Sonuçlar incelendiğinde talus OKD saptanan 19 hastanın 16 tanesinin VAS sonucu 0 olarak belirlendi. Yapılan istatiksel değerlendirme sonrasında talus OKD saptanan hastaların VAS sonuçlarının istatistiksel açıdan anlamlı seviyede düşük olduğu bulundu (p<0,05). Ancak AOFAS sonuçlarının grup ve sayısal değerlendirmeleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Literatürde ayak bileği kırıklarıyla ilişki osteokondral lezyonların varlığı ve sonuca etkisini değerlendiren birçok çalışma vardır. Bizim çalışmamızın verileri genel olarak literatür ile uyumludur; ancak gerek hasta sayısının az olması gerekse uzun takip sürelerinin olmaması sonuçlarımızı etkilemiştir. Bu nedenle daha geniş hasta serileriyle, daha uzun takipli çalışmaların yapılması gereklidir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Devlet muhasebesi, Türkiye'deki devlet muhasebesi süreci ve PTT de bir uygulama

    Deniz Özelçi

    Dünya'da ekonomik yönde yaşanan gelişmeler muhasebeyi de doğrudan etkilemekte, işletmelerin faaliyetlerindeki değişikliklerde bu gelişmelerden etkilenmekte ancak özel sektörde olduğu kadar devlette de muhasebenin önemli bir yeri bulunmaktadır. Söyle ki devlet muhasebesi olarak bilinen muhasebe, kamu kurumlarının mali politikalarına ilişkin işlemlerinin kaydını tutar ve raporlar. Kamu kurumları nakit esaslı devlet muhasebe sistemini kullanmakta ve bu sistemin kendi içinde birçok eksiği bulunmaktaydı. Bu nedenden dolayı tahakkuk esaslı devlet muhasebesi sistemine geçme ihtiyacı doğmuş ve 1990'lı yıllarda çalışmalara başlanmış ve 2004 yılından itibaren bu sistem uygulanmaya başlanmış ve sisteme geçişle birlikte birçok düzenleme yapılarak genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine uygun, sağlıklı işleyen bir muhasebe sistemi kurularak kamuda muhasebe birliği sağlanmış ve hesapların toplulaştırılmasını sağlayan bir muhasebe sistemi oluşturulmuştur. Bu çalışmada ise devlet muhasebesinin tanımı, amacı, önemi, Türkiye'de devlet muhasebesinin tarihsel gelişim süreci, nakit esaslı devlet muhasebesi sistemi ile tahakkuk esaslı devlet muhasebe sistemi arasındaki farklar, tahakkuk esaslı devlet muhasebe sisteminin neler getirdiğinden bahsedilmiştir. Bu amaçla nakit esaslı devlet muhasebesinden tahakkuk esaslı devlet muhasebesine geçiş süreci kıyaslanarak, günümüzde uygulanmakta olan tahakkuk esaslı devlet muhasebesine ilişkin özgün bir uygulamaya yer verilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında ise Erzincan PTT Başmüdürlüğünün muhasebe kayıtlarına yer verilerek, günümüzde uygulanmakta olan tahakkuk esaslı devlet muhasebesine yönelik örnek bir uygulama yapılmıştır. Bu örnekle, tahakkuk esaslı devlet muhasebesi sayesinde, maddi duran varlıkların kaydedildiğini, işlemlere ait nakit işlemlerinin ne zaman oluştuğuyla ilgilenmeden ortaya çıktığı anda kaydedildiğini, genel yönetim için hazırlanmış olan ve kamuoyunun bilgisine sunulabilecek olan mali raporların, elde edilebileceğini görmekteyiz.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Spor yapan bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri ve yeme tutumlarının incelenmesi

    Erdil Keyf

    Düzenli fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenmenin yaşam kalitesine olumlu etkisi uzun süredir bilinmektedir. İnsan sağlığının temel belirleyicilerinden olan fiziksel aktivite ve beslenme davranışlarını belirlemek birçok araştırmanın odak noktası olmuştur. Bu araştırmada amaç; Spor yapan bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri ve yeme tutumları arasındaki ilişkiyi farklı değişkenler açısından incelemektir. Materyal ve Metod Araştırmaya Adana İl merkezinde farklı spor salonlarında spor yapan yaşları 18-45 yaş aralığında değişen 63 kadın, 322 erkek toplamda 385 sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Sporculara Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA)'nin kısa formu ve Yeme Tutum Testi (EAT40) uygulandı. Çalışmanın analizleri SPSS 22.0 programında yapıldı. Veri setinin normal dağılmadığı Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilks testleri ile tespit edildi. Bu nedenle bağımsız ikili grup karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi, bağımsız çoklu gruplarda ise Kruskal Wallis H testi ile birlikte anlamlı farkların olduğu gruplarda, hangi gruplar arasında fark olduğunu tespit edebilmek için ise ikili gruplar halinde Mann-Whitney U testi kullanıldı. Fiziksel aktivite düzeyleri ile yeme tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek için Spearman korelasyon testi kullanıldı. Sonuçlar p≤0.05 anlamlılık düzeyine göre değerlendirildi. Bulgular Araştırmamız sonuçlarına göre; Beslenmelerine dikkat eden sporcuların etmeyenlere göre daha yüksek fiziksel aktivite düzeyine ve daha yüksek yeme tutum puanına sahip olduğu görülmektedir. Suplement kullanan bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin kullanmayanlardan yüksek olduğu, hazır yiyecek ve içecek tüketen bireylerin yeme tutumlarının tüketmeyen bireylerden düşük olduğu görülmektedir. Ayrıca Fiziksel aktivite ve genel yeme tutum puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Sonuç Beslenmelerine dikkat eden bireylerin daha yüksek fiziksel aktivite düzeyine sahip oldukları, ancak spor yapan bireylerde de öğün atlama davranışının çok görüldüğü, egzersizin insan sağlığına yararlarının doğru beslenme alışkanlıkları ile daha mümkün olacağı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Fiziksel Aktivite, Beslenme, Yeme Tutumu

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Kurumsal yönetim ışığında şirketlerin şeffaflık düzeyleri: BIST mali kuruluşlar örneği

    Erhan Daştan

    Son zamanlarda yaşanan finansal krizler ve şirket skandalları altında yatan sebeplerden birisi kurumsal yönetim ilkelerinden şeffaflığın yeterli düzeyde olmamasıdır. Şeffaflık, şirket hakkındaki önemli bilgilerin istenilen zamanda, anlaşılır ve güvenilir olarak menfaat sahipleri tarafından erişilebilir olmasıdır. Günümüzde yatırımcılar şirketlerin sadece finansal performansına bakmayıp aynı zamanda şirketlerin kurumsal yönetim uygulamalarını da dikkate almaktadırlar. Çünkü Kurumsal Yönetim ilkelerinden şeffaflık sayesinde şirket ile ilgili tüm bilgiler menfaat sahipleri tarafından bilinir ve yatırımcılar açısından güven ortamı oluşur. Bu çalışmanın amacı; Borsa İstanbul'da kayıtlı olan mali kuruluşların şeffaflık düzeylerinin belirlenmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak mali kuruluşlara anket yapılarak elde edilen verilerin frekans dağılımları SPSS 22 programı aracılıyla ortaya konulmuştur. Sonuç olarak araştırma kapsamındaki mali kuruluşların şeffaflık ortalaması %81 olarak tespit edilmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Bazı kiral tiyoüre bileşiklerinin sentezi ve anti-kanser etkilerinin incelenmesi

    Bilge Doğan

    Son yıllardaki kiral organokatalizörlerin etkileyici gelişmelerine paralel olarak, yeni organoligandların tasarımı, sentezi, yeni uygulama alanlarının belirlenmesi veya mevcut sonuçların daha çok geliştirilmesi günümüz araştırmacılarının en önemli araştırma alanlarından bir tanesidir. Organoligandların uygun pratik uygulamaları için, basit yollardan ve kolay ulaşılabilir başlangıç materyallerden hazırlanabilmeleri önemlidir. Bu çalışmada kolay temin edilebilen kiral aminoasitlerden yola çıkılarak kinazolin iskeletine sahip kiral tiyoüreler sentezlenmiştir. Elde edilen bu kiral tiyoüre bileşiklerinin kolon (HT-29) ve meme (MCF-7) kanser hücre hatları üzerindeki antiproliferatif etkileri belirlenmiştir. Ayrıca sentezlenen bu kiral katalizörlerin 1,3- dikarbonil bileşiklerinin nitrostirenlere asimetrik katılması reaksiyonlarındaki aktiviteleri de incelenmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Yeni sentezlenen akriloil grup içeren Schiff bazlarının potansiyometrik iyon-seçici sensörlerde iyonofor olarak kullanımının araştırılması

    Gülüzar Kıranlıoglu

    Bu çalışmada, yeni sentezlenen iyonoforlar kullanılarak tümüyle katı-hal krom (III)-seçici potansiyometrik polivinil klorür (PVC) membran sensör geliştirildi. Bu amaçla yeni sentezlenen akriloil grup içeren (E)-4-(4-Nitro fenilimino) metil fenil akrilat (A1), (E)-4-(4-kloro fenilimino) metil fenil akrilat (A2) ve (E)-4-(4-hidroksibenzil dimino) benzoik asit akrilat (A3) schiff bazları iyonofor olarak kullanıldı. En uygun potansiyometrik özelliklere sahip membran bileşimi farklı oranlarda iyonoforlar (A1, A2 ve A3), plastikleştiriciler (o-nitrofeniloktil eter (o-NPOE)), bis (2-etilheksil) sebekat (DOS), dibutil ftalat (DBP) dioktil ftalat (DOP) ve PVC kullanılarak belirlendi. Ayrıca, potasyum tetrakisparaklorofenil borat (KTpClPB) ve sodyum tetrafenil borat (NaTPB) elektrotlarının doğrusal çalışma aralığına ve eğimine her onkat'lık iyon aktivitesi değişimine karşı etkisi de araştırıldı. Geliştirilen krom (III)-seçici sensör için % 1,0 A2 bileşiği (E)-4-(4-Kloro fenilimino) metil fenil akrilat, % 67,0 (a/a) o-NPOE ve % 32,0 (a/a) PVC oranları en uygun membran bileşimi olarak belirlendi. Geliştirilen krom (III)-seçici sensör pH 3,50'de 1,3×10-7−1,0×10-1 M konsantrasyon aralığında standart krom (III) iyon çözeltisine karşı doğrusal cevap sergiledi (R2= 0,9938). Sensör ile doğrusal çalışma aralığındaki her onkat'lık standart krom (III) konsantrasyon değişiminin ortalaması 27,12±0,81 mV'luk eğim değeri, tekrarlanabilir potansiyeller elde edildi. Geliştirilen tümüyle katı-hal krom (III)-seçici potansiyometrik PVC membran sensörün tayin limiti 6,3×10-8 M ve cevap süresi ≤ 10 s olarak belirlendi. Yaygın bazı katyon türlerinin geliştirilen sensör üzerindeki girişim etkileri incelendi. Önerilen sensörün analitik olarak kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak için, gerçek numunelerde krom (III) iyonunun potansiyometrik tayini gerçekleştirildi. Elde edilen sonuçlar indüktif olarak eşleştirilmiş kütle spektrometresi (ICP-MS) metodu ile elde edilen verilerle istatiksel olarak karşılaştırıldı.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Gebelerin algıladıkları sosyal destek ile prenatal emzirme öz-yeterlilik arasındaki ilişkinin incelenmesi

    Ayşe Yılmaz

    Giriş ve amaç: Sosyal destek emzirme öz yeterliliğini iyileştirmede etkili bir faktördür. Bu araştırma gebelerin algıladıkları sosyal destek ile prenatal emzirme öz yeterlilik arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metot: Tanımlayıcı ilişki arayıcı türde olan bu araştırmanın evrenini Sağlık Bakanlığı-Erzincan Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran 3. trimesterdeki gebeler oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmeyerek alma/dışlama kriterlerine uyan 400 gebe araştırmaya alınmıştır. Araştırmanın verileri Mart-Temmuz 2017 tarihleri arasında, Tanımlayıcı Soru Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Prenatal Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği kullanılarak NonStres Test odasında araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırma Kasım 2018 tarihinde tamamlanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan gebe kadınların yaş ortalaması 28.57±5.42'dir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (67.77 ±15.04) ve Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği puan ortalamasının (81.85 ±11.95) iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği toplam, Aile, Arkadaş ve Özel Bir İnsan alt boyutları ile Prenatal Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği puan ortalaması arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Gebelerin algıladıkları sosyal desteğin, prenatal emzirme öz yeterliliği olumlu yönde etkileyen bir faktör olduğu ve algılanan sosyal destek arttıkça prenatal emzirme öz yeterliliğin de arttığı belirlenmiştir. Bu nedenle hemşirelerin gebelere ve ailelerine doğum öncesi dönemden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar gerekli bakım, danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Emzirme, Gebelik, Hemşirelik, Öz-Yeterlilik, Prenatal Dönem, Sosyal Destek. Anahtar kelimeler: Emzirme, Gebelik, Hemşirelik, Öz-Yeterlilik, Prenatal Dönem, Sosyal Destek.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Yoğun egzersiz sonrası uygulanan farklı toparlanma protokollerinin bazı fizyolojik parametrelere etkisi

    Fatma Tokat

    Giriş ve Amaç Yoğun antrenmanlar sonrası sporcuların bir sonraki antrenmana hazır hale gelebilmeleri için etkin bir yenilenme süreci geçirmeleri gerekmektedir. Yenilenme sürecinin etkinliği bakımından egzersizden sonra yapılan soğuma yöntemleri oldukça önemlidir. Bu araştırmanın amacı: Toparlanma egzersizleri kapsamında, aktif toparlanma, pasif toparlanma, soğuk hidroterapi, masaj ve progresif gevşeme egzersizlerinin toparlanmaya etkilerini belirlemektir. Materyal ve Metod Çalışmaya 9 erkek ve 10 kadın takım sporcusu katıldı. Araştırma grubuna tam dinlenme sonrasında, koşu bandında yoğun egzersiz uygulandı. Egzersiz sonrası 10 dakika pasif toparlanma, aktif toparlanma, soğuk hidroterapi, masaj ve progresif gevşeme egzersizleri uygulandı. Dinlenik halde, yoğun egzersizden hemen sonra, toparlanma egzersizlerinin 5. ve 10. dakikalarında kalp atım sayıları ve kan laktik asit değerleri kaydedildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik, iki yönlü tekrarlı ölçümler varyans analizi ve üç yönlü tekrarlı ölçümler karma varyans analizi kullanıldı. Post-hoc karşılaştırmalar Benferroni düzeltmesi ile yapıldı. Sonuçlar p≤0.05 anlamlılık düzeyine göre değerlendirildi. Bulgular Araştırmamız sonuçlarına göre; Her bir toparlanma egzersizinin laktik asit ve kalp atım sayısı üzerinde anlamlı azalmalara neden olduğu tespit edildi. (p<.05). Toparlanma egzersizlerinin 10. dakikalarında aktif toparlanma ile masaj arasında anlamlı farklılık tespit edildi. Kalp atım sayısı değerlerinde 5. dakikalarda aktif toparlanma ile pasif, masaj, progresif gevşeme egzersizinde farklılık görülürken, 10. dakikalarda aktif toparlanma ile diğer dört uygulama arasında anlamlı farklılık tespit edildi (p<.05). Cinsiyetin toparlanma parametreleri açısından etken olmadığı belirlendi. Sonuç Progresif gevşeme egzersizinin laktik asidin uzaklaştırılması ve kalp atım sayısının normale dönmesinde etkili ve uygulanabilir bir yöntem olduğu görülmüştür. Uygulanan soğuma protokolleri karşılaştırıldığında ise aktif toparlanmanın en etkili yöntem olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Toparlanma egzersizleri, laktik asit, progresif gevşeme egzersizleri.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    4857 sayılı İş Kanunu'na göre yıllık ücretli izin

    Eda Polat Birlikseven

    4857 sayılı İş Kanunu'na Göre Yıllık Ücretli İzin isimli bu çalışmada; bir yıl içerisinde yoğun iş temposunda çalışan işçinin bedenen ve ruhen yorgunluğunun telafisi için işçiye belli şekil şartlarına tabi olmak kaydıyla belli sürelerle ücret karşılığında yıllık izin verilmek suretiyle sağlanan dinlenme hürriyeti irdelenmeye çalışılmıştır.Çalışmamızda inceleme yöntemi olarak literatür taraması, konuya ilişkin 4857 sayılı İş Kanunu ve bağlı yönetmelik ve özellikle 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun getirmiş olduğu yeni düzenlemelerin yıllık ücretli izin hakkına etkisi,Yargıtay'ın son ictihatları çerçevesinde incelenmiştir. Yıllık ücretli izin hakkı; 1982 Anayasası'nda teminat altına alınması ve 4857 sayılı yasa ve bağlı yönetmelikle çerçevesi çizilmesine rağmen,ülkemizde işverenlerin tutumu,işçilerin yıllık izin konusundaki bilinçsizliği sebebiyle ihlallere maruz kalmaktadır.Bu çalışmamızda yaşanan bu ihlaller,kanuni yükümlülükler çerçevesinde incelenerek uygulamada yaşanan sorunlara çözüm önerisi getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İşçinin Dinlenme Hürriyeti, Yıllık İzin, Yıllık İzin Ücreti

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Hz. Peygamber'in sünnetinde çevre duyarlılığı

    Tuba Aktepe

    Hz. Peygamber'in Sünnetinde Çevre Duyarlılığı adlı çalışmamda temel hadis kaynaklarında Resûlullah'a atfen nakledilen çevreyle ilgili rivayetler araştırılmıştır. Öncelikle çevre kavramı, çevre sorunları, çevre bilinci gibi kavramlar incelenmiş ve Kur'ân-ı Kerîm'de çevre konusuyla ilgili âyetler araştırılmıştır. Ardından çevreyle alakalı Hz. Peygamber'den nakledilen pek çok rivayet incelenmiş ve ne anlama geldikleri tespite çalışılmıştır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele