Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Doctoral ThesisAçık Erişim2026Fe2AlB2 VE MoAlB MAB FAZLARININ SENTEZİ VE SÜPERKAPASİTÖR UYGULAMALARI İÇİN Fe2Al1-xB2 VE MoAl1-xB MBene YAPILARININ ARAŞTIRILMASI
Ahmed Jalal Salih Salih
Bu doktora tezi, Fe2AlB2 ve MoAlB MAB fazlarının sentezi ile bu fazlardan türetilen Fe2Al1-xB2 ve MoAl1-xB MBene yapıların kapsamlı karakterizasyonuna odaklanmakta ve söz konusu malzemelerin enerji depolama uygulamalarındaki potansiyelini ayrıntılı olarak ortaya koymaktadır. Fe2AlB2 MAB fazı, FeB ve Al tozlarının 1200 °C’de 2 saat sinterlenmesiyle başarıyla sentezlenmiş, ardından alüminyum tabakalarının 2 M HCl çözeltisi ile seçici olarak aşındırılması sonucunda tabakalı ve akordeon benzeri morfolojiye sahip Fe2Al1-xB2 MBene elde edilmiştir. Elektrokimyasal ölçümler, Fe2Al1-xB2 MBene’in belirgin psödokapasitif davranış sergilediğini ve üç elektrotlu sistemde 0,5 A g⁻¹ akım yoğunluğunda 276 F g⁻¹ spesifik kapasitans değerine ulaştığını göstermiştir. Bu yüksek performans, geniş özgül yüzey alanı, tabakalar arası genişlemiş yapı ve Fe tabanlı redoks aktif bölgelerin varlığı ile ilişkilendirilmektedir. Asimetrik süperkapasitör (ASC) konfigürasyonunda, 306,4 W kg⁻¹ güç yoğunluğunda 20,6 Wh kg⁻¹ enerji yoğunluğu elde edilmiş ve cihaz, 10,000 çevrim sonunda başlangıç kapasitansının %96’sını koruyarak üstün çevrim kararlılığı sergilemiştir. Bu bulgular, Fe2Al1-xB2 MBene’in yüksek performanslı elektrot malzemeleri arasında yer alabileceğini göstermektedir. MoAlB fazı ise MoB ve Al tozlarının 1400 °C’de 4 saat sinterlenmesiyle sentezlenmiş ve ardından 9 M HCl ve %0,3 H2O2 içeren çözelti ile gerçekleştirilen seçici aşındırma işlemi sonucunda MoAl1-xB MBene elde edilmiştir. Elektrokimyasal testler, MoAl1-xB MBene’in üç elektrotlu sistemde 0.5 A g⁻¹ akım yoğunluğunda 200 F g⁻¹ spesifik kapasitans sergilediğini ortaya koymuştur. İlgili ASC cihazı, 17,8 Wh kg⁻¹ enerji yoğunluğu ve 21,6 kW kg⁻¹ güç yoğunluğu değerlerine ulaşmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026Bireycilik, Yalnızlık ve Devlet Politikaları: Türkiye Örneği (2002-2024)
Burhan Özay
Bu çalışma, Türkiye’de 2002–2024 döneminde uygulanan devlet politikalarının bireycilik ve yalnızlık üzerindeki etkilerini incelemektedir. Modernleşme, kentleşme, neoliberal politikalar ve dijitalleşme gibi toplumsal dönüşümlerin bireyin sosyal konumu üzerindeki etkileri kuramsal ve ampirik bir çerçevede ele alınmıştır. Araştırma, bireycilik ve yalnızlıktaki artışı yalnız psikolojik nedenlerle değil, refah, aile, sosyal yardım, eğitim ve sağlık politikalarındaki kurumsal değişimlerle birlikte açıklamayı amaçlamaktadır. İlk bölümde bireycilik ve yalnızlık kavramlarının kuramsal temelleri ele alınmış ve yalnızlığın toplumsal bir olgu olduğu belirtilmiştir. İkinci bölümde Türkiye’nin uluslararası karşılaştırmalardaki yeri değerlendirilmiş; bireyciliğin arttığı ancak aile dayanışmasının sürdüğü görülmüştür. Üçüncü bölümde 2002 sonrası devlet politikaları incelenmiş; bireyselleşen sosyal yardımlar, rekabetçi eğitim ve performans odaklı sağlık sistemi ile kentleşmenin bireycilik ve yalnızlığı artırdığı, buna karşın aile destekleri ve sosyal hizmetlerin yalnızlığı kısmen azalttığı tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, Türkiye’de bireycilik ve yalnızlığın çok boyutlu ve kurumsal dinamiklerle şekillendiğini göstermektedir. Bireyciliğin daha çok ekonomik koşullar ve günlük yaşam pratiklerinden beslenen “pragmatik bireycilik”, yalnızlığın ise kentleşme, dijitalleşme ve zayıflayan sosyal bağlarla bağlantılı “yapısal yalnızlık” şeklinde ortaya çıktığı belirlenmiştir. Bu bulgular, gelecekte daha kapsayıcı ve topluluk temelli sosyal politikalara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bireycilik, Yalnızlık, Refah Devleti, Sosyal Politikalar.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Doctoral ThesisYalnız künye2026AKILCI OLMAYAN İNANÇLAR İLE SOSYAL KAYGI ARASINDAKİ İLİŞKİDE ATILGANLIK VE PSİKOLOJİK İYİ OLUŞUN ARACILIK ROLÜ
Uğur Saruhan
Bu çalışmanın amacı, lise öğrencilerinde akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide atılganlık ve psikolojik iyi oluşun ardışık (seri) aracılık rolünü incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli doğrultusunda yürütülmüş ve analizlerde Hayes tarafından geliştirilen PROCESS Macro Model 6 kullanılmıştır. Çalışma grubu, uygun örnekleme örnekleme yöntemiyle belirlenen ve farklı akademik ve sosyo-kültürel özellikleri temsil eden beş farklı lise türünde öğrenim gören öğrencilerden oluşmuştur. Veriler; Demografik Bilgi Formu, Ergenlerde Atılganlık Ölçeği, Sosyal Kaygı Ölçeği Kısa Formu, Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği Ergen Formu ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma bulguları, akılcı olmayan inançların atılganlık ve psikolojik iyi oluş ile negatif, sosyal kaygı ile ise pozitif yönde anlamlı ilişkili olduğunu göstermiştir. Ayrıca sosyal kaygının atılganlık ve psikolojik iyi oluş ile negatif; atılganlığın ise psikolojik iyi oluş ile pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Aracılık analizleri sonucunda, akılcı olmayan inançlar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide atılganlık ve psikolojik iyi oluşun hem ayrı ayrı hem de seri biçimde aracılık rolü üstlendiği bulunmuştur.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Doctoral ThesisAçık Erişim2026BAKIR FİBONACCİ, k-ORESME DİZİLERİ VE ONLARIN BAZI ÖZEL DÖNÜŞÜMLERİ İLE HİPERBOLİK KUATERNİYONLARI
Hakan Akkuş
Bu tez çalışmasında, matematiksel dizi kuramının ve sayı teorisinin önemli alanlarından biri olan özel sayı dizileri üzerinde iki temel eksende kapsamlı bir genelleştirme ve uygulama çalışması yürütülmüştür. Tezin ilk ana ekseninde, limit durumunda metalik oranlardan “bakır oranı” değerini veren ve klasik Fibonacci dizisinin yeni bir genellemesi olan Bakır Fibonacci dizisi tanımlanmıştır. Bu dizinin tekrarlama bağıntısından yararlanılarak Bakır Lucas dizisi türetilmiştir. Her iki dizinin karakteristik denklemleri ve kökleri bulunarak derin matematiksel ilişkiler kurulmuş; kapalı formülleri, üreteç fonksiyonları ve binom toplam formülleri ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Ayrıca, bu dizilere Catalan dönüşümü uygulanmış, elde edilen yeni diziler Hankel dönüşümüne tabi tutularak orijinal determinant yapıları elde edilmiştir. Bakır Fibonacci ve Bakır Lucas dizilerinin son aşamada dört boyutlu hiperkompleks sayı sistemlerinden olan hiperbolik kuaterniyonlara uygulamaları yapılarak; eşlenik, norm, Binet formülleri ve özel özdeşlikleri sistematik olarak hesaplanmıştır. Tezin ikinci ana ekseninde ise klasik Oresme dizisinin parametrik bir uzantısı olarak k-Oresme dizisi kurgulanmış ve bu bağıntı vasıtasıyla k-Oresme-Lucas dizisi keşfedilmiştir. Bu yeni dizi ailesinin de karakteristik yapıları ve asimptotik davranışları incelenerek Binet formülleri ile toplam formülleri yapılandırılmıştır. Tıpkı ilk grupta olduğu gibi, k-Oresme ailesinin de Catalan ve Hankel dönüşümleri hesaplanarak literatürdeki diğer tamsayı dizileriyle olan geçişkenlikleri analiz edilmiştir. Son olarak, bu dizilerin hiperbolik kuaterniyon formları tanımlanarak üreteç fonksiyonları ve aralarındaki karşılıklı bağıntılar cebirsel olarak ortaya konmuştur. Tezin genelinde her iki aile için de Cassini, Catalan, d'Ocagne ve Vajda gibi kritik matematiksel özdeşlikler doğrulanmış ve elde edilen özgün bulgular literatüre kazandırılmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026TRAFİK KAZALARININ MAKİNE ÖĞRENMESİYLE MEKÂNSAL ANALİZİ
Alparslan Genç
Trabzon ilinde 2014–2023 yılları arasında meydana gelen trafik kazalarının mekânsal dağılımı ve kaza şiddeti, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve makine öğrenmesi yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada veri seti eksik ve yinelenen kayıtlardan arındırılmış, kategorik değişkenler sayısallaştırılmış ve sınıf dengesizliği SMOTE yöntemi ile giderilmiştir. CBS analizleri kapsamında kaza verileri haritalandırılmış, noktasal dağılım ve Kernel Yoğunluk Tahmini (KDE) analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, trafik kazalarının özellikle şehir merkezi, ana ulaşım arterleri ve yoğun trafik bölgelerinde kümelendiğini göstermiştir. İlçe bazında yapılan değerlendirmelerde Ortahisar ve Maçka ilçelerinde belirgin yoğunlaşmalar tespit edilmiştir.Makine öğrenmesi aşamasında Lojistik Regresyon, Karar Ağacı, Rastgele Orman, AdaBoost, Gradient Boosting ve XGBoost algoritmaları uygulanmıştır. Modeller doğruluk, kesinlik, duyarlılık, F1 skoru ve Cohen’s Kappa katsayısı gibi performans ölçütleri kullanılarak değerlendirilmiştir. AdaBoost modeli en yüksek doğruluk oranına (%97,06) ulaşmasına rağmen düşük Recall ve F1 skorları nedeniyle ölümcül kazaların tahmininde sınırlı performans göstermiştir. Lojistik Regresyon modeli yüksek Recall değeri ile öne çıkarken, Karar Ağacı ve Rastgele Orman modellerinde aşırı öğrenme eğilimi gözlenmiştir. Tüm performans ölçütleri birlikte değerlendirildiğinde Gradient Boosting modeli %96,05 doğruluk, %21,43 F1 skoru, 0,1941 Cohen’s Kappa katsayısı ve en düşük aşırı öğrenme düzeyi ile en başarılı model olarak belirlenmiştir. Sonuçlar, CBS ve makine öğrenmesi yöntemlerinin birlikte kullanımının trafik kazalarının mekânsal örüntülerinin belirlenmesi ve kaza şiddetinin tahmin edilmesinde etkili bir yaklaşım sunduğunu göstermektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026ENDÜSTRİYEL UYGULAMALARDA KULLANILAN TiSiN VE AlTiN KAPLI 316L VE SÜPER DUBLEKS PASLANMAZ ÇELİKLERDE TRİBOLOJİK ÖZELLİKLERİN BELİRLENMESİ
Hasan Gürer
Yüksek korozyon direnci ve mekanik özellikleri nedeniyle yaygın olarak kullanılan paslanmaz çeliklerin yüzey performansını artırmak amacıyla, bu çalışmada 316L ve süper dubleks paslanmaz çelik altlıklar üzerine katodik ark PVD tekniği kullanılarak TiSiN ve AlTiN seramik kaplamalar biriktirilmiştir. Kaplama uygulanmış ve uygulanmamış numunelerin faz ve mikroyapı incelemeleri, XRD, SEM ve EDS yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiş, yüzey morfolojileri ile pürüzlülük özellikleri AFM analizleri aracılığıyla değerlendirilmiştir. Yüzeylerin ıslanma karakteristikleri, temas açısı ölçümleriyle, mekanik performansları ise nanoindentasyon ve mikrosertlik analizleri yardımıyla belirlenmiştir. Kaplamaların tribolojik davranışlarını ortaya koymak amacıyla pin-on-disk sürtünme ve aşınma deneyleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, kaplama uygulamasının yüzey sertliğini artırdığını ve aşınmaya karşı direnci önemli ölçüde geliştirdiğini göstermiştir. TiSiN kaplamaların yüksek sertlik ve güçlü aderans özellikleri sergilediği, AlTiN kaplamaların ise düşük sürtünme katsayısı ve daha homojen yüzey morfolojisi sağladığı belirlenmiştir. Ayrıca süper dubleks paslanmaz çelik altlıklar üzerinde yapılan kaplamaların 316L altlıklara göre daha yüksek mekanik ve tribolojik performans sergilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar, yüksek sıcaklık, aşınma ve korozyon koşullarında çalışan uygulamalarda TiSiN ve AlTiN kaplamalı paslanmaz çeliklerin yüzey performansını önemli ölçüde artırdığını göstermiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026PEKİŞTİRMELİ ÖĞRENME İLE İNSANSIZ HAVA ARACI ROTALAMASI
Nihat Mert Uğurtürk
Bu çalışma, otonom insansız hava aracı (İHA) rotalaması problemini pekiştirmeli öğrenme bağlamında ele almakta ve Deep-Q-Network (DQN) ile Soft Actor-Critic (SAC) algoritmalarının karşılaştırmalı değerlendirilmesine odaklanmaktadır. Çalışmada insansız hava aracı rotalaması; başlangıç noktasından hedefe güvenli, kısa ve enerji açısından verimli biçimde ulaşmayı amaçlayan bir karar verme problemi olarak tanımlanmıştır. Kuramsal çerçeve Markov karar süreci, değer tabanlı öğrenme, aktör-eleştirmen yöntemleri ve maksimum entropi pekiştirmeli öğrenme yaklaşımı üzerine kurulmuştur. DQN, ayrık eylem uzaylarında Q değerlerini öğrenen değer tabanlı bir yöntem olarak; SAC ise stokastik politika ve entropi düzenlemesiyle sürekli kontrol problemlerine uygun bir aktör-eleştirmen yaklaşımı olarak incelenmiştir. Yöntem bölümünde grid tabanlı simülasyon ortamı, durum ve eylem uzayı, ödül fonksiyonu, eğitim süreci ve değerlendirme metrikleri açıklanmıştır. Başarı oranı, ortalama adım sayısı, toplam ödül, enerji tüketimi, dönüş sayısı ve çarpışma oranı temel performans ölçütleri olarak önerilmiştir. Literatür taraması, klasik yol planlama yöntemlerinden derin pekiştirmeli öğrenme tabanlı İHA navigasyon çalışmalarına kadar genişletilmiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Doctoral ThesisAçık Erişim2026İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi Öğretim Programlarının Çoğulculuk Açısından Değerlendirilmesi (1982-2024)
Yusuf Okumuş
Bireylerin ve toplumların diğer kültür ve medeniyetlerin manzarasına açılan penceresi olan çoğulculuk; etnik yapı, dil, din, eğitim, toplumsal sınıf ve diğer kültürel farklılıklar konusunda bir duyarlılık oluşturulması üzerinde durmaktadır. Çoğulcu eğitim ise bütün kesimlerin söz konusu farklılıklarına rağmen okullarda eşit pedagojik fırsatlara sahip olmalarını savunmaktadır. Bu nedenle program oluşturma sürecinde görev alan tüm paydaşların daha kapsayıcı ve farklılıklara duyarlı bir perspektif edinmesi gerekmektedir. Çünkü farklı kültürel değerleri, inançları ve hayat tarzlarını temsil eden programların farklı etnik ve dini gruplar arasında adalet duygusunun gelişmesine zemin hazırlaması mümkündür. Böyle bir düşüncenin ürünü olan çalışma, 1982 yılından günümüze kadar uygulamaya konulan din öğretimi programlarının çoğulculuk açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırmanın veri setini 1982, 1992, 2000, 2006, 2010, 2018 ve 2024 İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (İDKAB) dersine ait öğretim programları oluşturmaktadır. Bu çalışma nitel yaklaşımla tasarlanmış ve veriler içerik analizi yoluyla tahlil edilmiştir. Bu kapsamda çalışmada söz konusu öğretim programlarının sahip olduğu teorik ve ideolojik altyapıya, dini çoğulculuğa bakış açısına, çoğulcu değerlere yaklaşımına, birey ile bireysel ve sosyal farklılıklara duyarlılığına ve üst düzey düşünme becerilerine yönelik bulgular ortaya konulmuştur. Böylece ulaşılan bulgular yoluyla gerek öğretim programlarının etkinliği noktasında öneriler sunulması gerekse program geliştirmeyle ilgilenen uzmanların ve eğitimcilerin çoğulculuğa yönelik perspektiflerine katkı sunarak derinlik kazandırılması hedeflenmektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Transhümanizm ve Yapay Zekâ Çağında İnsanın Dönüşümü ve Dinin Geleceği: Kelâmî Bir İnceleme
Arzu Bayram
Bu çalışma, transhümanizm ve yapay zekâ çağında insanın dönüşümünü ve dinin geleceğine dair ortaya atılan yeni paradigma değişimlerini kelâmî bir perspektiften analiz etmeyi amaçlamaktadır. Klasik dini düşüncede insan belirli bir amaç doğrultusunda sabit bir öz yapıya sahip bir varlık olarak tasavvur edilirken, transhümanizm düşüncesi insanı teknoloji ve bilim sayesinde geliştirilebilen, tasarlanabilen ve yeniden inşa edilebilen bir varlık formuna indirgemektedir. Bu yaklaşım insanın biyolojik sınırlarının aşılabileceği düşüncesini savunmaktadır. Çalışmada, transhümanizm ideolojisinin tarihsel gelişim süreci ve düşünsel arka planı ele alınırken; Rönesans ve Reform hareketleri, Aydınlanma dönemi ve evrim teorisinin bu düşünce sisteminin gelişimine etkileri değerlendirilmiştir. Araştırmada ölümsüzlük, klonlama, zihin yüklemesi ve insan-makine bütünleşmesi, transhümanist iddiaların ruh, beden, yaratılış, ölüm ve ahiret gibi temel metafizik kavramlarla ilişkisi analiz edilmiştir. Bunun yanında deizm ve apateizm gibi çağdaş akımların ve Terasem gibi siber dinlerin din anlayışı üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Ayrıca yapay zekâ ve algoritmik sistemlerin ortaya çıkardığı “algoritmik hegemonya” kavramı üzerinden özgürlük, mahremiyet ve dindarlık ilişkisi değerlendirilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma transhümanizm ve yapay zekâ çağının insan, din ve toplum üzerindeki etkilerinin sadece teknolojik olmadığı, aynı zamanda ontolojik ve teolojik boyutları olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu süreçte teknolojinin insanın hizmetinde bir araç olarak kalması, insanın özgürlüğü, ahlaki sorumluluğu ve anlam arayışının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026İHSAN MODELİ TEMELLİ MANEVİ BAKIMIN YETİŞKİNLERİN ÖLÜM KAYGISI, YALNIZLIK VE DEPRESYON DÜZEYLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Meryem Avcı
Alanyazın incelendiğinde ölüm kaygısı ve psikolojik sağlığa yönelik çeşitli çalışmalar bulunmasına rağmen, İhsan Modeli’nin uygulandığı ölüm kaygısına yönelik akademik bir çalışmanın bulunmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın amacı, manevi danışmanlık ve rehberlik disiplini çerçevesinde uygulanan İhsan Modeli’nin, bireylerin ölüm kaygısı üzerindeki etkisini belirlemektir. Karma araştırma yönteminin benimsendiği çalışmada, tam deneysel desen ve betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Türkiye’de ikamet eden 18 yaş üstü 9 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Tam deneysel desende katılımcılar yansız atama yöntemiyle deney (n=5) ve kontrol (n=4) gruplarına ayrılmıştır. Veri toplama sürecinde; Demografik Bilgi Formu, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri ve UCLA Yalnızlık Ölçeği uygulanmıştır. Deney grubuna 8 hafta boyunca, haftada birer saatlik oturumlar halinde İhsan Modeli temelli müdahale programı uygulanmıştır. Elde edilen nicel verilerin analizi sonucunda; deney grubundaki bireylerin ölüm kaygısı, depresyon ve yalnızlık düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı ve güçlü bir azalma kaydedilirken, kontrol grubunda anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Müdahalenin özellikle ölüm kaygısı ve depresyon üzerinde yüksek; yalnızlık üzerinde ise orta-yüksek düzeyde etki büyüklüğüne sahip olduğu belirlenmiştir. Nitel veriler üzerinde gerçekleştirilen betimsel analiz de ise katılımcıların müdahale sonrası ölüm olgusunu kabullenme ve anlamlandırma eğilimi gösterdiklerini, yalnızlık deneyimlerini yapıcı bir dille ifade ettiklerini ve duygusal farkındalıklarının arttığını ortaya koymuştur. Sonuç olarak İhsan Modeli’nin, bireylerin bilişsel ve duygusal süreçlerinde olumlu dönüşümler sağlayan etkili bir manevi bakım müdahalesi olduğu tespit edilmiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026KAMU İHALE KURUMU (KİK) VE FIDIC SÖZLEŞMELERİ BAĞLAMINDA, PROJELERDE ORTAYA ÇIKAN UYUŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜM YÖNTEMLERİNİN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
Murat Demir
Bu tez, Kamu İhale Kurumu (KİK) mevzuatı ile FIDIC sözleşme şartlarını, inşaat projelerinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümü bakımından mühendislik yönetimi perspektifiyle karşılaştırmaktadır. Çalışmada süre uzatımı, hakediş, fiyat farkı, proje değişikliği, proje teslimi, kabul ve ödeme uyuşmazlıkları çekirdek inceleme alanları olarak seçilmiştir. KİK rejiminde idari başvuru, kurul incelemesi ve yargı denetimi; FIDIC rejiminde ise bildirim (notice), talep (claim), Mühendis, Uyuşmazlık Çözüm Kurulu (DAB/DAAB), askıya alma, fesih ve tahkim basamakları birlikte değerlendirilmiştir. Analiz, süre, maliyet, öngörülebilirlik ve yönetilebilirlik ölçütleri üzerinden yürütülmüş; vaka kartları aracılığıyla her uyuşmazlıkta hangi karar testinin işletildiği incelenmiştir. Bulgular, KİK tarafında dosya bütünlüğü, idari izlenebilirlik ve somut nedensellik ispatının; FIDIC tarafında ise süreç sırası, bildirim disiplini, usuli eşikler ve sözleşmesel risk tahsisinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, uyuşmazlık çözüm performansının yalnızca hukuki dayanaklara değil, kayıt kalitesine, sözleşme yönetimine ve proje kontrol disiplinine doğrudan bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim20262024 İLKOKUL ÖĞRETİM PROGRAMININ UYGULANMASINDA MÜDÜR PERFORMANSLARINA İLİŞKİN MÜDÜR VE SINIF ÖĞRETMENİ GÖRÜŞLERİ (ERZURUM İLİ ÖRNEĞİ)
Merve Bedir
Bu araştırmanın amacı, 2024 İlkokul Öğretim Programının uygulanma sürecinde okul müdürlerinin performanslarını, müdür ve sınıf öğretmeni görüşlerine dayalı olarak incelemektir. Araştırma, öğretim programlarının sahada etkili biçimde uygulanmasında okul müdürlerinin öğretim liderliği rollerinin belirleyici olduğu varsayımından hareketle yürütülmüştür. Bu kapsamda müdürlerin öğretim programına ilişkin rehberlik, yönlendirme, destek sağlama ve öğretmenlerle iş birliği düzeyleri ele alınmıştır. Araştırma nitel araştırma yaklaşımıyla desenlenmiş olup, veriler yarı yapılandırılmış görüşme tekniği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma grubunu Erzurum ilinde görev yapan ilkokul müdürleri ve sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırma bulguları, okul müdürlerinin öğretim programının uygulanmasında yönetsel rollerinin yanı sıra öğretim liderliği rollerinin de öğretmenler tarafından önemli görüldüğünü ortaya koymaktadır. Müdürlerin öğretmenlere rehberlik etmesi, programın amaç ve kazanımlarına ilişkin bilgilendirme yapması, öğretim sürecini izleyerek geri bildirim sunması ve okul-aile iş birliğini desteklemesi programın etkili uygulanmasına katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte müdürlerin yoğun iş yükü, öğretim liderliği rollerinin istenilen düzeyde yerine getirilmesini sınırlandırabilmektedir. Araştırma sonuçları, öğretim programlarının etkili uygulanabilmesi için okul müdürlerinin öğretim liderliği rollerinin güçlendirilmesi ve uygulamaya yönelik destek mekanizmalarının artırılması gerektiğini göstermektedir. Bu doğrultuda, okul müdürlerine yönelik uygulama temelli hizmet içi eğitimlerin yaygınlaştırılması önerilmektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026HATAY HAVALİMANI YOLCU TALEP MODELLEMESİ
Yalçin Kayalar
Dünya çapındaki gelişmeler ve havacılık sektöründeki yatırımlar doğrultusunda, özellikle düşük maliyetli havayolu firmaların pazara güçlü girişiyle birlikte hava ulaşımı, 21. yüzyıldan itibaren daha erişilebilir ve talep gören bir hale gelmiştir. Hız, güvenlik ve konfor gibi avantajları nedeniyle hava taşımacılığı; karayolu, demiryolu ve denizyolu taşımacılığına göre daha fazla tercih edilmektedir. İlk aşamada Hatay Havalimanı, Ankara Esenboğa Havalimanı, Antalya Havalimanı ve İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na ait aylık iç ve dış hat yolcu verileri analiz edilmiştir. İkinci aşamada ise Hatay Havalimanı’nda en az bir kez havayolu ulaşımını deneyimlemiş 200 katılımcıdan elde edilen anket verileri değerlendirilmiştir. Bu kapsamda zaman serilerinin trend, mevsimsellik ve düzensiz bileşenleri incelenmiş; serilerin durağanlık özellikleri değerlendirilerek uygun modelleme süreci oluşturulmuştur. Hatay Havalimanı verilerinde, 6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli yaşanan büyük depremlerinin yolcu talebi üzerindeki etkisini ortaya koymak amacıyla müdahale değişkenleri modele dâhil edilmiş, talep tahmininde ARIMAX yaklaşımı kullanılmıştır. Çalışmada, aylık yolcu verileri kullanılarak zaman serisinin eğilim ve mevsimsel özellikleri incelenmiş, uygun zaman serisi modelleri aracılığıyla yolcu talebine ilişkin tahminler geliştirilmiştir. Ayrıca modellerin tahmin performansı Rolling Forecast yöntemiyle değerlendirilmiş ve yolcu talebindeki değişimlerin oransal olarak yorumlanabilmesi amacıyla Lineer Regresyon model yaklaşımından yararlanılmıştır. Bu çalışma, Hatay Havalimanı'nda yolcu trafiğinin zamana bağlı değişimini analiz ederek talep yapısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Elde edilen tahminler, deprem sonrası yaşanan keskin düşüşün ardından yolcu talebinin kademeli bir toparlanma sürecine girdiğini ve 2025–2027 döneminde artış eğiliminin devam edeceğini göstermektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026YAPAY ZEKA VE PROGRAMLAMA: ÖĞRETMENLERİN PROGRAMLAMA ÖZ YETERLİLİKLERİ, YAPAY ZEKA FARKINDALIKLARI VE EĞİTİMDE YAPAY ZEKA KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİNİN İNCELENMESİ
Ömer Efe Gün
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin programlama öz yeterlilikleri ile eğitimde yapay zeka kullanımına yönelik görüşleri arasındaki ilişkide yapay zeka farkındalığının aracı rolünü ortaya koymaktır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre tasarlanan çalışmanın örneklemini, farklı branşlarda görev yapan 259 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma verileri; Programlama Öz Yeterliliği, Yapay Zeka Farkındalığı ve Eğitimde Yapay Zeka Kullanımına İlişkin Görüş ölçekleriyle toplanmıştır. Verilerin analizinde Spearman korelasyonu, PROCESS makro tabanlı bootstrap aracılık analizi, yapısal eşitlik modellemesi (YEM), Kruskal-Wallis H ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) teknikleri kullanılmıştır. Yapısal eşitlik modellemesi sonuçları, öğretmenlerin programlama öz yeterliliklerinin eğitimde yapay zeka kullanımına yönelik görüşleri üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığını, fakat yapay zeka farkındalığının bu iki değişken arasında tam aracı rol üstlendiğini göstermektedir (dolaylı etki = .055, %95 GA [.012, .100]). Ayrıca öğretmenlerin geçmişte programlama dersi verme deneyimlerinin programlama öz yeterliliklerinde; mesleki kıdemlerinin ise hem yapay zeka farkındalıklarında hem de eğitimde yapay zeka kullanımına yönelik görüşlerinde istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar yarattığı tespit edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular, yapay zekanın eğitim sistemine doğru entegre edilmesi için öğretmenlerin teknik kodlama becerilerinden ziyade yapay zeka okuryazarlığını ve farkındalığını güçlendirecek kapsamlı mesleki gelişim programları ile hizmet içi eğitimlerin planlanması gerektiğini göstermektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026Lise öğrencilerinde irade gücüyle ilgili değişkenlerin incelenmesi
Gülsüm Alkan
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinde irade gücünün cinsiyet, okul türü, sınıf düzeyi ve anne baba eğitim düzeyi gibi demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek; ayrıca sosyal problem çözme, algılanan öz düzenleme, algılanan sosyal destek, algılanan ebeveyn tutumları ve dijital bağımlılığın irade gücünü yordayıcı rolünü belirlemektir. Araştırma, ilişkisel tarama modelinde nicel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Erzincan’da çeşitli liselerde öğrenim gören, 599’u kadın ve 488’i erkek olmak üzere toplam 1087 gönüllü lise öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Problem Çözme Envanteri, Algılanan Öz Düzenleme Ölçeği, Dijital Bağımlılık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları – Çocuk Formu ve İrade Yedilisi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel ve ileri düzey istatistiksel analizlerden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları, irade düzeylerinin okul türü ve anne eğitim düzeyi gibi değişkenlere göre anlamlı biçimde farklılaştığını ve irade gücünün sosyal problem çözme becerileri, algılanan öz düzenleme, sosyal destek ve olumlu ebeveyn tutumları ile pozitif; dijital bağımlılık ve reddedici ebeveyn tutumları ile negatif yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre, bireysel ve sosyal değişkenler irade düzeyinin anlamlı yordayıcıları olup, irade düzeyindeki varyansın %42’sini açıklamaktadır. Bulgular, ergenlerde irade gücünün gelişiminde bireysel beceriler ile sosyal çevresel etkenlerin birlikte ele alınmasının önemini ortaya koymaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim20261935-1969 yılları arasındaki Erzincan milletvekilleri ve meclis faaliyetleri
Ebru Aksoy
Bu çalışma, 1935–1969 yılları arasında gerçekleştirilen genel seçimler sonucunda Erzincan’dan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçilen milletvekillerini ve bu milletvekillerinin yasama faaliyetlerini incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, söz konusu dönemde Erzincan’ın siyasi temsil yapısını ortaya koymak, milletvekillerinin Meclis içerisindeki faaliyetlerini değerlendirmek ve yerel sorunların ulusal siyaset alanına nasıl yansıdığını analiz etmektir. Araştırmanın temel kaynaklarını Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Cerideleri, arşiv belgeleri, döneme ait gazete ve süreli yayınlar ile konuya ilişkin akademik çalışmalar oluşturmaktadır. Elde edilen veriler betimsel ve içerik analizi yöntemleriyle değerlendirilmiş; milletvekillerinin Meclis konuşmaları, kanun teklifleri, soru önergeleri, komisyon çalışmaları ve farklı politika alanlarına yönelik faaliyetleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda, 1935–1969 yılları arasında Erzincan’ı temsil eden milletvekillerinin siyasi faaliyetlerinin dönemin siyasal şartlarıyla doğrudan ilişkili olduğu görülmüştür. 1935 seçimlerinde tek parti yönetiminin etkisi belirgin iken, 1950 sonrası çok partili hayatın başlamasıyla birlikte siyasi rekabetin arttığı ve milletvekillerinin temsil anlayışında değişimler yaşandığı tespit edilmiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ThesisAçık Erişim2026Sigarayı farmakolojik ve non-farmakolojik yöntemlerle bırakan bireylerin deneyimlerinin incelenmesi
Osman Kağan Çakır
Amaç: Sigara kullanımı dünya genelinde önlenebilir hastalık ve ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almakta olup önemli bir halk sağlığı sorunudur. Sigara bırakma süreci biyolojik, psikolojik ve sosyal boyutları olan çok yönlü bir davranış değişimi olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sigarayı farmakolojik tedavi kullanarak bırakan bireyler ile non-farmakolojik bırakan bireylerin sigara bırakma deneyimlerini karşılaştırmalı olarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma nitel araştırma yöntemine göre yürütülmüştür. Çalışmanın verileri yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak gerçekleştirilen derinlemesine bireysel görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmaya toplam 32 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların 16'sı sigarayı farmakolojik tedavi kullanarak bırakan bireylerden, 16'sı ise non-farmakolojik bırakan bireylerden oluşmaktadır. Elde edilen veriler tematik analiz yöntemi ile değerlendirilmiş ve katılımcı deneyimleri belirli temalar çerçevesinde analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma bulguları sigara bırakma deneyiminin sigara kullanımına başlama süreci, sigara bırakma kararını etkileyen faktörler, bırakma sürecinde yaşanan güçlükler, sigara isteği ile baş etme stratejileri ve sigara bırakma sonrasında yaşanan değişimler olmak üzere birbiriyle ilişkili temalar etrafında şekillendiğini göstermiştir. Katılımcıların sigara kullanımına çoğunlukla ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde başladıkları ve bu süreçte arkadaş çevresi, merak ve sosyal uyum ihtiyacının önemli rol oynadığı görülmüştür. Sigara bırakma kararının ise sağlık kaygıları, aile sorumluluğu, sosyal rahatsızlık ve bireysel farkındalık süreçlerinin birleşmesiyle ortaya çıktığı belirlenmiştir. Sigara bırakma sürecinde yoğun sigara isteği, alışkanlık davranışlarının sürmesi ve sosyal çevre gibi faktörlerin bırakma sürecini zorlaştırabildiği; buna karşılık dikkat dağıtma, alternatif davranışlar geliştirme ve sosyal destek gibi stratejilerin bırakma sürecine katkı sağladığı görülmüştür. Farmakolojik tedavi kullanan bireylerde ilaç tedavisi ve profesyonel destek bırakma sürecini kolaylaştıran bir yapı oluştururken, farmakolojik destek almayan bireylerde kişisel kararlılık ve bireysel baş etme stratejilerinin daha belirgin bir rol oynadığı saptanmıştır. 2 Sonuç: Araştırma bulguları sigara bırakma sürecinin yalnızca nikotin bağımlılığının fizyolojik yönü ile açıklanamayacağını; davranışsal alışkanlıklar, psikolojik süreçler ve sosyal ilişkilerle birlikte şekillenen çok boyutlu bir deneyim olduğunu göstermektedir. Sigara bırakma müdahalelerinin yalnızca farmakolojik tedavi ile sınırlı kalmaması, davranışsal ve psikososyal destek yaklaşımlarını da içeren bütüncül bir anlayışla planlanması sigara bırakma başarısını artırabilir. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde yürütülen sigara bırakma danışmanlığının birey merkezli ve çok boyutlu yaklaşımlarla desteklenmesi sigara bırakma sürecinin sürdürülebilirliği açısından önem taşımaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ThesisAçık Erişim2026Bakteriyemili hastalarda BioFire FilmArray Kan Kültürü paneli 2'nin tanı ve tedavi yönetimine etkisinin değerlendirilmesi
Merve Sayar
Amaç: Sepsis ve bakteriyemi yönetiminde erken ve uygun ampirik antimikrobiyal tedavi, sağkalımı belirleyen en kritik faktörlerden biridir. Ancak referans yöntem olan konvansiyonel kan kültüründe patojenin ve antimikrobiyal duyarlılığın saptanması 48-72 saat sürebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sepsis şüpheli bakteriyemili hastalarda doğrudan kan kültürü şişesinden yaklaşık bir saatte sonuç veren multipleks PCR tabanlı BioFire FilmArray Kan Kültürü Paneli 2 (BCID2) sisteminin tanısal performansını ve tedavi yönetimi (optimizasyon/mortalite) üzerindeki klinik etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Retrospektif, klinik etki ve yöntem karşılaştırma tasarımıyla yapılan bu çalışmaya, 1 Aralık 2023 – 20 Eylül 2024 tarihleri arasında Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören ve pozitif kan kültürü sinyali sonrasında BCID2 paneli çalışılan 110 erişkin hasta dahil edilmiştir. Hastaların klinik özellikleri, mikrobiyolojik kültür verileri, fenotipik direnç sonuçları ve BCID2 panel bulguları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. BCID2 panelinin, hızlı patojen/direnç saptama yeteneğinin ampirik antimikrobiyal tedavi revizyonlarına (T0 anında) etkisi kaydedilmiş ve sağkalım üzerine olan bağımsız etkisini saptamak amacıyla çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 110 hastanın yaş ortalaması 66.4±15.8 olup, hastane içi mortalite oranı %56.4 olarak saptanmıştır. Konvansiyonel kan kültürü ile %81.8 oranında üreme saptanırken, moleküler BCID2 paneli ile pozitiflik oranı %91.8 bulunmuştur. İki yöntem arasında pozitif yüzde uyumu %91.1 ve hasta bazlı doğru tanımlama oranı %93.6 olarak saptanmıştır. Genotipik ve fenotipik direnç karşılaştırmasında; geniş spektrumlu beta laktamaz (GSBL) için CTX-M pozitifliğinin fenotipik uyumu %94.5, karbapenem direnci için OXA-48/NDM pozitifliğinin fenotipik uyumu ise %95.5 gibi yüksek bir oranda bulunmuştur. Ayrıca saptanan %99.0'lık negatif prediktif değerler, direnç geni yokluğunda geniş spektrumlu tedavilerin güvenle sonlandırılabileceğini göstermiştir. Hastaların ampirik antibiyotik tedavisi BCID2 sonucuna göre olguların %29.1'inde ortalama 0.49 gün içerisinde optimize edilmiştir. Çok değişkenli regresyon analizinde, T0 anında tedavinin optimize edilmesi daha düşük hastane içi mortalite ile bağımsız bir şekilde ilişkili bulunmuştur (OR: 0.26, p=0.020). Sonuç: BCID2 paneli, yüksek analitik duyarlılığı sayesinde, antibiyotik baskısı altında dahi mikroorganizmaları saptayabilmekte ve karmaşık direnç profillerini konvansiyonel kültüre 12 göre çok daha hızlı aydınlatmaktadır. Patojen ve direnç geninin ilk 1 saat içinde tanımlanmasıyla sağlanan erken antibiyotik optimizasyonunun, mortalite riskini bağımsız olarak azalttığı kanıtlanmıştır. BCID2 paneli, konvansiyonel kan kültürünün yerini almak yerine onu bütünleyen kritik bir araç olarak rutin sepsis yönetim algoritmalarına entegre edilmelidir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ThesisAçık Erişim2026Erzincan ilindeki aile sağlığı merkezinde görevli hekim ve hemşirelerin tüberkülozda doğrudan gözetim tedavisine yaklaşımlarının değerlendirilmesi
Sami Yiğit
Amaç: Bu çalışmanın amacı, birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan aile hekimleri ve hemşirelerin tüberküloz (TB) hastalığına ilişkin bilgi, tutum ve uygulama düzeylerini değerlendirmek ve TB kontrol programının önemli bileşenlerinden biri olan doğrudan gözetimli tedavi (DGT) uygulamalarına yönelik farkındalıklarını belirlemektir. Yöntem: Kesitsel tipte planlanan bu araştırma, 01.08.2025–01.03.2026 tarihleri arasında Erzincan ilinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini ASM'lerde görev yapan aile hekimleri ve hemşireler oluşturmuştur. Çalışmaya gönüllü katılım esasına göre toplam 153 sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Veriler, literatür doğrultusunda hazırlanmış 40 soruluk anket formu ile toplanmıştır. Anketin ilk 15 sorusu katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, kalan 25 sorusu ise TB hastalığına ilişkin bilgi, görüş ve tutumlarını değerlendirmeye yöneliktir. Veriler yüz yüze görüşme ve çevrim içi anket yöntemiyle elde edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 34 yıl, meslekte toplam çalışma süresi ortalama 11 yıl ve ASM'de çalışma süresi ortalama 6 yıl olarak bulunmuştur. Günlük bakılan hasta sayısı ortalama 60 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %59,5'i kadın, %40,5'i erkek olup %53,6'sı aile hekimi ve %46,4'ü hemşiredir. Hekimlerin büyük bölümünü pratisyen aile hekimleri oluşturmaktadır. Katılımcıların %48,4'ü üniversite eğitimi sırasında TB hastası ile karşılaştığını, %54,9'u ise mesleki pratiğinde TB tanılı hasta ile çalıştığını bildirmiştir. DGT uygulamasında daha önce görev aldığını belirtenlerin oranı %50,3'tür. Katılımcıların %56,2'si TB konusunda eğitim aldığını ifade etmesine rağmen genel bilgi düzeyinin çoğunlukla orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Sonuç: Birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının önemli bir kısmının TB hastaları ile karşılaşmasına rağmen bilgi düzeylerinin çoğunlukla orta seviyede olduğu görülmüştür. Ayrıca DGT uygulamalarına katılımın sınırlı olması, TB kontrol programlarının sahadaki uygulanabilirliği açısından geliştirilmesi gereken alanların bulunduğunu göstermektedir. Bu kapsamda özellikle sağlık çalışanlarının tüberkülozun tanı, tedavi ve izlem süreçleri ile temaslı takibi konularındaki bilgi düzeylerinin artırılması, DGT uygulamalarında 2 birinci basamak sağlık çalışanlarının daha aktif rol almasının sağlanması ve aile sağlığı merkezleri ile verem savaş birimleri arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu doğrultuda sağlık çalışanlarının bilgi ve farkındalığını artırmaya yönelik düzenli hizmet içi eğitim programlarının planlanması ve uygulamaya yönelik süreçlerin güçlendirilmesi önerilmektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ThesisAçık Erişim2026Lateral patellar instabilitede medial patellofemoral ligament rekonstrüksiyonu yapılan hastaların klinik ve cerrahi sonuçları
Oğuzhan Yanmaz
Amaç: Bu çalışmanın birincil amacı, rekürren patellofemoral instabilite tanısıyla gracilis tendonu kullanılarak izole Medial Patellofemoral Ligament (MPFL) rekonstrüksiyonu uygulanan hastaların orta dönem klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmanın ikincil amacı ise, postoperatif dönemde saptanan kuadriseps kas gücü yetersizliğinin ve eşlik eden anatomik risk faktörlerinin (özellikle artmış TT-TO mesafesi ve troklear displazi derecesinin) hastaların fonksiyonel skorları üzerindeki belirleyici etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif gözlemsel çalışma, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2021 – Aralık 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya, rekürren patella çıkığı tanısı ile opere edilen ve düzenli takipleri yapılan 15 hasta (9 sağ, 6 sol diz) dahil edildi. Cerrahi teknik olarak tüm hastalarda gracilis tendonu otogrefti kullanıldı; greft patellaya iki adet sütür ankor, femura ise floroskopi altında belirlenen Schöttle noktasına tünel açılarak biyovida ile tespit edildi. Fonksiyonel değerlendirmede hastaların preoperatif ve postoperatif Lysholm Diz Skoru, Kujala Patellofemoral Skoru ve Tegner Aktivite Skalası verileri karşılaştırıldı. Ek olarak, postoperatif kuadriseps kas gücü manuel testlerle değerlendirilerek hastalar "güçsüzlük var" ve "yok" şeklinde gruplandırıldı. Radyolojik analizlerde direkt grafilerde Insall-Salvati indeksi ve Dejour sınıflamasına göre troklear displazi; BT/MR kesitlerinde ise Tibial Tüberkül-Troklear Oluk (TT-TO) mesafesi ölçüldü. Verilerin istatistiksel analizi SPSS programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 31.60 ± 8,53 yıl, ortalama takip süresi 27.27 ± 16.24 ay olarak saptandı. Radyolojik olarak hastaların %53,3'ünde Tip A, %26.7'sinde Tip B troklear displazi mevcuttu. Postoperatif dönemde Lysholm skorunda preoperatif döneme göre istatistiksel olarak anlamlı artış kaydedildi (53.47'den 69.80'e; p=0.045). Kujala ve Tegner skorlarında da klinik iyileşme gözlenmekle birlikte istatistiksel anlamlılığa ulaşılmadı. Hastaların %53,3'ünde (n=8) postoperatif kuadriseps güçsüzlüğü tespit edildi. Yapılan karşılaştırmalı analizde, kuadriseps güçsüzlüğü olmayan hastaların Lysholm ve Kujala skorlarının, güçsüzlüğü olan gruba göre istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulundu (p<0.01). Radyolojik parametreler incelendiğinde, artmış TT-TO mesafesi ile postoperatif fonksiyonel skorlar (Lysholm ve Kujala) arasında negatif bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: İzole MPFL rekonstrüksiyonu, patellar instabilitenin önlenmesinde ve diz stabilitesinin sağlanmasında güvenilir bir yöntemdir. Ancak çalışmamızın verileri, cerrahi ile sağlanan "mekanik" stabilitenin tek başına yüksek "fonksiyonel" başarıyı garanti etmediğini göstermektedir. Klinik başarının ve hasta memnuniyetinin en kritik belirleyicisi, anatomik faktörler ile birlikte postoperatif kuadriseps kas gücünün rehabilitasyon ile geri kazanılmasıdır. Bu nedenle cerrahi tedavi, etkin bir fizik tedavi programı ile desteklenmelidir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele
