Koleksiyon/r/ebyu/25981

Lisansüstü Tezler

Koleksiyondaki öğeler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Geleneksel tramvay sistemi ve lastik tekerlekli tramvay (translohr) sisteminin karşılaştırılarak Erzincan için uygulanabilirliğinin araştırılması

    Ferda Merve Aydın

    Raylı ulaşım sistemleri emniyetli, yolcu taşıma kapasitesi yüksek, konforlu ve hızlı sistemlerdir. Bu özelliklerden dolayı büyük bir öneme sahip olan raylı sistemler kent içi ulaşımda da en çok tercih edilmektedir. Bu doğrultuda taleplerin fazla olması sonucunda kent içi raylı ulaşım sistem projelerinin sayısı artmaktadır. Bu çalışmada raylı ulaşım sistemlerine olan taleplere göre, teknolojik, ekonomik, çevresel etkiler ve hizmet sunumu bakımından değerlendirilmiştir. Kent içi raylı sistemlerde en çok tercih edilen bir tramvay sisteminin özellikleri belirlenmiştir. Ülkemizde kent içi ulaşımda tramvay ulaşım sistemine ihtiyaç duyulan fakat raylı sistemlerin azami eğim çıkabilme ve asgari kurp dönme yarıçapı uygulanması mümkün olmayan bölgeler için lastik tekerlekli tramvay (Translohr) sistemi araştırılmıştır. Bu sistemin mevcut tramvay sisteminden farklılıkları dikkate alınarak Erzincan için uygulunabilme şartları ortaya konulmuştur. Sonuçta Erzincan iline tramvay yapımı için yeterli kapasite bulunamamıştır. Erzincan yeterli yolcu kapasitesine ulaştığında translohr sisteminin yapımı daha ekonomik ve kullanılabilir olacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Yüksek boyutsal kararlılık için GA/GPSA algoritması kullanılarak hibrit ve hibrit olmayan tabakalı kompozit malzemelerin optimum tasarımı

    Hacer Geçmez

    Son birkaç on yılda dünya çapında kompozit malzemeler; havacılık, uzay, savunma, otomotiv gibi sanayi uygulamalarında artan bir şekilde geleneksel malzemelerin yerine kullanılmaktadır. Özellikle havacılık ve uzay uygulamalarında ani sıcaklık değişimlerine karşı koyabilecek boyutsal kararlı kompozit malzemelere ihtiyaç vardır. Fiber takviyeli tabakalı kompozit malzemeler, uyarlanabilirlik özellikleri sayesinde uzay yapılarının boyutsal kararlılık ihtiyacını karşılamak için iyi bir potansiyele sahiptir. Bu tezde fiber takviyeli tabakalı kompozit plakalarda sıcaklık değişimlerine karşı en yüksek boyutsal kararlığı elde etmek hedeflenmektedir. Bu amaçla, ilk olarak, simetrik ve dengeli karbon/epoksi kompozit plakaların yüksek elastisite modülü kısıtları altında en düşük termal genleşme katsayılarını elde etmek için hem sürekli hem de geleneksel açılar kullanılarak fiber açı dizilimi optimizasyonu gerçekleştirilmiş ve seçilen optimum tasarımların termal dayanımı test edilmiştir. İkinci olarak, sekiz farklı kompozit malzeme (Aramid/Epoksi, AS4/Epoksi, Boron/Epoksi, E-Cam/Epoksi, IM6/Epoksi, GY70/Epoksi, Kevlar49/Epoksi ve Spektra/Epoksi) kullanılarak iki malzeme içeren iki farklı simetrik dizilimde en düşük termal genleşme katsayılarını veren optimum sürekli ve geleneksel fiber açı dizilimlerine sahip hibrit kompozit plakalar araştırılmış ve seçilen hibrit tasarımların termal dayanımı test edilmiştir. Her iki oluşturulan çalışma için de optimizasyon algoritması olarak MATLAB programı içerisindeki optimizasyon aracı ile oluşturulan GA/GPSA hibrit algoritması kullanılmıştır. Sonuçlar, kullanılan kompozit malzemelerin hibrit olmayan optimizasyon çalışması sonuçları ile birlikte değerlendirilerek sunulmuştur. Sonuçlar, kompozit malzemelerin hibritlenerek hibrit olmayan malzemelere göre daha iyi boyutsal kararlılık elde edilebildiğini ortaya koymaktadır.

  • TezAçık Erişim2021
    Göğüs hastalıkları polikliniğimizde takip edilen KOAH tanılı hastalarda astım-KOAH overlap sıklığı ve prostoglandin D2'nin tanısal değeri

    Fatih Özdemir

    Giriş: Astım-KOAH overlap (AKO) bazı özelikleri ile astım bazı özellikleri ile Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığına (KOAH) benzeyen bir hastalıktır. Global Initiative for Astma (GINA) ve Global Initiative for Chronic Obstructive Lung Disease (GOLD) rehberlerinde "persistan hava akımı kısıtlanması (postbronkodilatör FEV1/FVC<%70) olan olgularda astım ve KOAH özelliklerinin birbirine yakın oranlarda eşlik etmesidir" şeklinde tanımlanmış ve tanı için kriterler belirlenmiştir. Çalışmalarda AKO'nun tanısı için çeşitli biyobelirteçler öne sürülmüş ancak ortak bir konsensus oluşmamıştır. AKO'da Prostaglandin D2'yi (PGD2) değerlendiren literatür sayısı son derece kısıtlıdır. Biz de buradan yola çıkarak KOAH hastalarında AKO sıklığını ve tanıda PGD2'nin değerini ölçmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Prospektif çalışmamıza 1 Haziran 2020-1 Haziran 2021 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Polikliniğine başvuran KOAH tanılı ardışık hastalar alındı. KOAH'lı hastalar GINA VE GOLD rehberlerindeki AKO ile ilgili basamaklı yaklaşım ile değerlendirildi. Hastalar KOAH ve astım özellikleri bakımından sorgulandığında; her iki hastalığa ait üç ve üzeri özelliğin varlığı AKO için yüksek riskli kabul edildi. Yüksek riskli bulunan hastalardan rehberlerdeki tanı kriterlerine uyanlar AKO olarak kabul edildi. KOAH ve AKO grubu şeklinde ikiye ayrılan hastalar klinik, laboratuvar, solunum fonksiyon testleri (SFT) ve hastane başvuruları bakımından karşılaştırıldı. AKO'lu ve KOAH'lı hastaların PGD2 seviyeleri ölçülerek aradaki farkın iki grubun ayrımında anlamlı olup olmadığına bakıldı. Bulgular: Çalışmaya toplam 84 KOAH tanılı hasta alındı. Hastaların 70'i erkek, 14'ü kadındı ve yaş ortalamaları 61,48 (40-84) idi. Çalışmaya alınan hastaların 16'sına (%19) AKO tanısı konuldu. AKO hastaları KOAH hastalarına göre daha gençti ve kadınlarda AKO oranı daha yüksekti. AKO hastalarında KOAH hastalarına göre atopi öyküsü daha fazlaydı (p=0,001). AKO grubu hastaların SFT parametrelerinden FVC, FEV1/FVC KOAH grubuna göre daha düşüktü (sırayla p=0,008, p=0,040). AKO'lu hastaların 1 yıl içerisinde acil başvuru sayısı, poliklinik başvuru sayısı, yıllık yatış sayısı KOAH'lı hastalara göre ortalama olarak daha yüksekti. AKO grubunun total IgE düzeyi KOAH grubuna göre daha yüksekti (p=0,035). PGD2 düzeyi AKO hastalarında KOAH hastalarına göre anlamlı seviyede yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç: AKO'lu hastaların sıklığı obstruktif akciğer hastalıkları içerisinde azımsanmayacak düzeydedir. Bu hastaların astım ve KOAH hastalarına göre, daha semptomatik oldukları, komorbiditelerin daha fazla olduğu, hastane acil servis başvurularının ve hospitalizasyon sıklıklarının daha çok olduğunu ifade edebiliriz. Bu yüzden bu hastaları astım ve KOAH hastalarından ayırt etmek önemlidir. Çalışmamızda PGD2'nin AKO hastalarını KOAH hastalarından ayırmada anlamlı bir biyobelirteç olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: KOAH, Astım-KOAH overlap, Prostaglandin D2

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    İndol türevi schiff bazı bileşiklerinin insan karbonik anhidraz izoenzimleri ve asetilkolinesteraz enzimi üzerine etki mekanizmaları

    Ebru Akman

    Giriş ve Amaç: Enzimler canlı sistemlerdeki metabolizmayı oluşturan tüm biyokimyasal reaksiyonlarda görev yapan biyolojik katalizörlerdir. Bu tez çalışmasında İndol türevi schiff bazı bileşiklerinin insan eritrositleri karbonik anhidraz I (hCA-I) ve II (hCA-II) izoenzimleri ve asetilkolinesteraz (AChE) aktiviteleri üzerine in vitro inhibisyon etkileri araştırıldı. Materyal ve Metot: Bu amaçla öncelikle hCA-I ve hCA-II izoenzimleri CNBr ile aktifleştirilmiş Sepharose-4B-L-Tirozin- sülfonamid afinite kolon kromatografisi kullanılarak saflaştırıldı. İzoenzimlerin saflığı SDS-PAGE ile kontrol edildi. Saflaştırma işlemlerinden sonra hCA-I ve hCA-II izoenzimleri üzerinde indol türevi schiff bazı bileşiklerinin inhibisyon etkileri esteraz aktivite metodu ile araştırıldı ve bu bileşiklerin her iki izoenzim için IC50, Ki değerleri ve inhibisyon tipleri belirlendi. Çalışmamızda ayrıca indol türevi schiff bazı bileşiklerinin AChE aktivitesi üzerindeki inhibisyon etkileri araştırıldı. Her bir bileşik için IC50, Ki değerleri hesaplandı ve inhibisyon tipleri belirlendi. Bulgular: Çalışmada IC50 ve Ki değerleri hCA-I izoenzimi için sırasıyla 38.50-231.05 nM ve 36.18 ± 3.07- 224.29 ± 5.78 nM aralığında olduğu belirlendi. Aynı parametreler hCA-II izoenzimi için sırasıyla 33.01-216.28 nM ve 31.30 ± 2.63-201.64 ± 7.25 nM aralığında hesaplandı. İndol türevi Schiff bazı bileşiklerinin AChE için IC50 ve Ki değerleri sırasıyla 31.84- 135.90 nM ve 6,82 ± 0,72 - 110,30 ± 9,26 nM aralığında olduğu belirlendi. Sonuç: İndol türevi schiff bazı bileşiklerinin hCA-I, hCA-II ve AChE enzimlerini önemli ölçüde inhibe ettiği gözlendi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Hasan Sezâyî'nin hayatı, eserleri, halîfeleri ve tasavvufî görüşleri

    Resül Çay

    Hasan Sezâyî Efendi, 1080/1669'da Mora, Gördüs'te (Korint) dünyaya gelmiştir. Venedikliler'in 1098/1687'de Mora'ya istîlâsı sonucunda 18 yaşında İstanbul'a, bir müddet sonra Edirne'ye gelmiş, burada Halvetiyye Kolu Gülşeniyye Tarîkatı'na intisap etmiştir. Hasan Sezâyî Efendi, kendi mahlasına nisbet edilen Sezâiyye'nin kurucusudur. Sezâyî Efendi, Dîvân ve Tekke edebiyatı tarzındaki şiirleri ile dikkat çekmektedir. Bu yönüyle döneminin Tekke edebiyatı temsilcilerinden sayılmıştır. Daha çok Dîvân'ı ile meşhur olan Sezâyî'nin en az onun kadar önemli bir başka eseri de Mektûbât'ıdır. Bu bilgilerden hareketle çalışmamızın birinci bölümünde başta Hasan Sezâyî Efendi'nin eserleri olmak üzere birçok farklı kaynağa müracaat edilerek hayatı, kişiliği, eserleri, halîfeleri, te'sirleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, Tasavvuf ve tarîkat mes'eleleri, nefs ve nefsle mücâdele yolları, hal ve makamlarla ilgili tasavvufî görüşleri Dîvân ve Mektûbât'ı ışığında sunulmuştur. Bu çalışmamızla hedefimiz hayatı, kişiliği, eserleri ve ağırlıklı olarak daha önce ele alınmamış tasavvufî görüşlerine değinerek bir Hasan Sezâyî portresi oluşturabilmektir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    12 Eylül hegemonyasına karşı bir hegemonya girişimi olarak Aydınlar Dilekçesi davası

    Onur Arslan

    Hegemonya, siyaset biliminde devlet iktidarı üzerindeki güç mücadelelerinin ve doğasını açıklamak üzere formüle edilmiş bir kavramdır. Bu çalışma, 12 Eylül Darbesi'nden sonra kurulan askeri hegemonyaya bir karşı çıkış olarak entelektüellerin inisiyatifi ile oluşturulan Aydınlar Dilekçesi'nden hareketle, karşı hegemonya kurma girişimini sorunsallaştırmaktadır. Dönem itibariyle, 12 Eylül rejimine karşı toplumsal muhalefetin sindirildiği bir ortamda, ilk örgütlü itirazın özneleri aydınlar olmuşlardır. Bu öncü grup, darbe yönetimine karşı muhalefet ederek demokratik yönetimin tesisi için mücadele etmiş, ancak Aydınlar Dilekçesi girişimine katılan aydınlar tam anlamıyla karşı bir hegemonya tesis edememiştir. Buna karşın, bu girişim askeri idareye karşı en önemli karşı hegemonik sızıntı olarak Türk siyasal yaşamının önemli olaylarından biri olarak okunmalıdır. Hegemonya-karşı hegemonya sorunsalını 12 Eylül rejimi ve Aydınlar Dilekçesi girişimi üzerinden ele alan bu çalışmanın temel kuramsal çerçevesini Marksist teorisyen Antonio Gramsci'nin hegemonya, karşı hegemonya ve entelektüel kavramlarından mürekkep kavram seti oluşturmaktadır. Bu kavramlar üzerinden "Aydınlar Dilekçesi Girişimi" aydınların bir araya gelmesi, dilekçeyi kaleme alması, yetkili makamlara sunması ve haklarında açılan dava süreçleri temel alınarak değerlendirilmektedir. Çalışmada hegemonya kavramı hem mevcut iktidarın işleyişinin kavranması hem de entelektüellerin gerçekleştirdiği karşı hegemonik girişimin analiz edilmesini sağlayan merkezi kavram niteliğindedir. Entelektüel ise ele alınan aydınların mevcut iktidar karşındaki muhalif duruşlarının ve aydın olmanın toplumsal gereklerinin çerçevesini çizen kavram olarak ele alınmaktadır. Çalışma, bu sorunsaldan hareketle üç bölümde yapılandırılmıştır. Çalışmanın birinci ve ikinci bölümleri kavramsal- kuramsal çerçeveyi oluşturmakta, üçüncü bölümde ise "Aydınlar Dilekçesi" örnek olayı kuramsal arka plan dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde, hegemonya ve karşı hegemonya kavramları ele alınırken Marksist teorisyen Antonio Gramsci'nin yaklaşımı temel alınmaktadır. Gramsci'nin düşüncelerine ek olarak, post-Marksist kuramcılar Ernesto Laclau ve Chantal Mouffe'un çağdaş hegemonya yaklaşımına da yer verilmektedir. Bu kısımda, hegemonyanın ne şekilde tesis edilebileceği ve karşı hegemonyanın hangi yöntemlerle egemen niteliğe kavuşacağı tartışılmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde entelektüel kavramı ele alınırken, sırasıyla Marksist kuramcılar Vladimir Lenin, Antonio Gramsci, Louis Althusser ve Raymond Williams'ın aydın yaklaşımlarından faydalanılmaktadır. Üçüncü bölümde ise, öncelikle 12 Eylül Askeri Darbesi ve darbeden sonra hegemonyanın kurumsallaşması süreci göz önünde bulundurularak 12 Eylül rejimi değerlendirilmektedir. İkinci olarak, karşı hegemonik bir olay olarak Aydınlar Dilekçesi girişimi ele alınmakta; bu deneyimin Türk siyasal yaşamındaki önemi ortaya konulmaktadır.

  • TezAçık Erişim2021
    Sıçanlarda favipiravir ve deksametazonun tek başına ve kombine halde over dokusu ve üreme fonksiyonuna etkisi. Biyokimyasal ve histopatolojik değerlendirme

    Emrullah Akyüz

    Amaç: Yeni tip bir koronavirüsün neden olduğu COVID-19 hastalığı Aralık 2019'da ortaya çıkmış ve tüm dünyayı etkisi altına almıştır. Halen COVID-19'a spesifik ve etkinliği kanıtlanmış bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Tedavi protokolleri salgının başından beri, yapılan çalışmalara göre güncellenmektedir. Bir RNA polimeraz inhibitörü olan favipiravir ülkemizde Mayıs 2020'de COVID-19 hastalarının tedavisinde kullanıma girmiştir. Oksijen takviyesi veya ventilatör desteği alan COVID-19 hastaları için deksametazonda tedaviye eklenebilmektedir. Bu ilaçların bildirilen yan etkileri dışında farklı sistemlere ait advers etki potansiyelleri bulunabilir ve izlenmelidir. Özellikle dişi üreme sistemine yönelik etkileri bilinmemektedir. Çalışmamızda, dişi sıçanlarda favipiravir ve deksametazonun tek başına ve kombine halde over dokusu ve üreme fonksiyonuna etkisini biyokimyasal ve histopatolojik olarak değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan bu çalışmada 32 adet albino wistar türü dişi sıçan kullanıldı ve sıçanlar sekizerli dört gruba ayrıldı. Birinci gruptaki sıçanlara herhangi bir ilaç uygulanmadı (kontrol grubu-SG). SG grubuna çözücü olarak diğer gruptakilerle aynı hacimde distile su verildi. İkinci gruba favipiravir 100 mg/kg dozda oral yoldan mideye verildi (FPR). Üçüncü gruba deksametazon 8 mg/kg dozda intraperitoneal (i.p) yoldan enjekte edildi (DEKSA). Son olarak dördüncü gruba favipiravir (100 mg/kg) + deksametazon (8 mg/kg) kombine olarak aynı yoldan uygulandı (FDA). Bu prosedür bir hafta boyunca tekrarlandı. Deney süresince her gün, bir kez smear alınarak östrus fazları takip edildi. Bu süre sonunda hayvanlar uyutuldu ve kalpten kan örnekleri (~2 cc) alınarak serum AMH seviyesine bakıldı. Daha sonra dekapitasyonla öldürülen hayvanların over dokuları çıkartıldı ve MDA, tGSH ölçümü yapıldı. Yine over dokusunda histopatolojik olarak hasar tespiti ve folikül sayımı ışık mikroskopu ile araştırıldı. Bulgular: Çalışmamızda yer alan grupların AMH ölçümlerine bakıldığında SG ve DEKSA grubunda benzer olduğu, FPR ve FDA grubunda ise SG'ye göre daha düşük düzeyde olduğu görülmüş ancak bu farklılık anlamlı bulunmamıştır. Oksidatif stres açısından doku MDA düzeyine bakıldığında SG ve DEKSA grubunda benzer olduğu, FPR grubunda SG'nin yaklaşık iki katı, FDA grubunda ise SG'nin yaklaşık 6 katı olduğu görülmüştür. FPR ve FDA grubundaki doku MDA yüksekliği SG ve DEKSA grubuna göre, aynı zamanda FDA grubundaki doku MDA yüksekliği FPR grubuna göre anlamlı olarak bulunmuştur. X Antioksidan etkinlik açısından gruplar arasındaki tGSH düzeyleri karşılaştırıldığında ise SG ve DEKSA grubunda birbirine yakın seviyede olup FPR ve FDA grubunda anlamlı seviyede düşük olduğu görülmüştür. Yine FDA grubunda tGSH miktarının FPR grubundan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptanmıştır. Gruplarda primordiyal folikül sayısı karşılaştırıldığında, FPR ve DEKSA grubunda SG'a göre daha düşük sayıda olan folikül sayısı istatistiksel olarak anlamlı değilken FDA grubunda SG'ye göre anlamlı derecede düşük folikül sayısına rastlanmıştır. Sonuç: Favipiravir ve/veya deksametazonun serum AMH düzeyini ve ovaryan primordial folikül sayısını azaltarak over rezervini olumsuz yönde etkileyebileceği, over dokusunda oksidan reaktiflerin miktarını artırıp antioksidan reaktiflerin miktarını azaltarak oksidatif strese neden olabileceği in vivo olarak gösterilmiştir. Hem COVID-19 hastalığı hem de tedavisinde kullanılan ilaçlar, üreme sisteminde içinde bulunduğu farklı sistemlere etki edebilmektedir. Çalışmamız bu açıdan değerli olduğu gibi yan etki, advers etki ve ilaç etkileşimlerinin araştırıldığı birçok çalışmaya ihtiyaç vardır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Erzincan Sancağında görülen salgın hastalıklar (1885-1914)

    Zerrin Mollaoğulları

    İnsanoğlu topluluklar halinde yaşadığı tarih boyunca birçok salgın hastalığın etkisi altında kalmıştır. Salgın hastalıklar, geçmişten günümüze etkileri ve sonuçları itibariyle insanları, devletleri, toplumları derinden etkilemiştir. Osmanlı Devleti de içinde bulunduğu coğrafi konumu itibariyle tarihin hemen hemen her döneminde salgınlara maruz kalmıştır. Tarihi süreç içerisinde salgınlarla karşı karşıya kalan Osmanlı Devleti'nde özellikle 19. Yüzyıl, hastalıklar bakımından sıkıntılı bir dönem olmuştur. Bu dönemde Osmanlı coğrafyasında salgın hastalıkların görüldüğü yerlerden biri de Erzincan Sancağıdır. Erzincan Sancağında görülen salgın hastalıklar bazen birkaç vaka ile sınırlı kalırken, bazen de büyük salgınlar halini alarak can kayıplarına sebep olmuştur. Salgın hastalıklara karşı bölgede karntinahaneler kurularak kordon usulü uygulanmış, imkanlar dahilinde doktorlar ve eczacılar tayin edilmiş, nizamnamelerle halk bilinçlendirilmeye çalışılarak birtakım tedbirler alınmıştır. Osmanlı Devleti genelinde faaliyete geçirilen bu uygulamalar Erzincan Kazası özelinde de benzer şekilde devam etmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Din İşleri Yüksek Kurulunun faizsiz finans uygulamalarına yaklaşımı

    Ayşe Boztaş

    Çalışmamız, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulan, Din İşleri Yüksek Kurulunun faizsiz finans uygulamaları hakkındaki görüşlerini tespit etmek, değerlendirmek ve müstakil bir eserde toplayarak literatüre kazandırmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmada, herhangi bir eserde toplanmamış dağınık olan fetvalar ve kararlar, konular kapsamında kategorize edilerek bir araya getirilmeye gayret gösterilmiştir. Çalışmamız, iki bölüm şeklinde oluşturulmuştur. İlk bölümde, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din İşleri Yüksek Kurulunu tanıtacak bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Kurulun fetvaları farklı başlıklar altında kategorize edilerek ele alınmış, yalnızca fetvaların zikredilmesiyle yetinilmeyip, öncesinde konuyu izah etmek amacıyla meselenin genel hatlarına değinilmiş, akabinde fetvalara yer verilmiştir. Çalışma yapılırken nitel araştırma yöntemi kullanılmış, yetkili kişilerle görüşülmüş ve doküman analizi yapılarak veriler toplanmıştır. Kurulun genel itibarıyla faizsiz finans meseleleriyle ilgili çalışmalar yaptığı ve söz konusu meselelerle yakından ilgilendiği tespit edilmiştir. Akabinde ise elde edilen verilerden hareketle Kurulun, söz konusu meseleler hakkında, halkı çeşitli platformlardan bilgilendirdiği görülmüştür. Ancak resmî, yazılı, halka açık ve televizyon programlarındaki fetvaların bazılarının yeterli, açık, detaylı olmadığı ve bir kısmının da güncel ihtiyacı tam anlamıyla karşılayamadığı kanaatine ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Baytaratu'l Vâzıh'ta hâl ekleri

    Aslıhan Kurt

    Memlûk Kıpçak Türkçesi dönemi eserleri Türk dili tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu dönem eserlerinden olan Baytaratu'l Vâzıh ise üzerinde çok fazla dil incelemesi yapılmayan önemli bir eserdir. Araştırmada, Baytaratu'l Vâzıh'ta isim çekim eklerinden hâl ekleri bütün yönleriyle incelenmiş ve hâl eklerinin öğretimdeki yerine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. "Önsöz", "Giriş", "İnceleme", "Sonuç" ve "Kaynakça". Çalışmanın "Önsöz"ünde hâl ekleri ve çalışmanın amacına ilişkin bilgiler verilmiştir. "Giriş" bölümünde Baytaratu'l Vâzıh, hâl ekleri ve hâl eklerinin araştırmacılar tarafından dönemlere göre nasıl tasnif edildiğine dair bilgilere; ayrıca hâl eklerinin öğretimdeki yerine yer verilmiştir. "İnceleme" bölümünde Baytaratu'l Vâzıh'taki hâl ekleri, bunların ses yapısı, kullanılışı ve işlevleri günümüz Türkçesine çevrilerek incelenmiştir. Çalışmanın "Sonuç" bölümünde elde edilen bulgulara yer verilmiştir. "Kaynakça" bölümünde ise faydalandığımız kaynaklar sıralanmıştır. Anahtar Sözcükler: Memlûk Kıpçak Türkçesi, Baytaratu'l Vâzıh, hâl ekleri, hâl eklerinin ses yapısı, kullanılışı, işlevleri

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Moğollar / İlhanlılar zamanında Erzincan (1243-1343)

    Berna Gülşah Bahar

    Fırat/Karasu Nehri'nin yukarı havzasında yer alan Erzincan, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. XI. yüzyılın sonlarından 1228 yılına kadar Mengücekliler tarafından idare edilen şehir bu tarihten sonra Türkiye Selçuklu sultanı I. Alâeddin Keykûbâd tarafından ele geçirildi. 1237 yılında Keykûbâd'ın ölümü üzerine Selçuklu tahtına oğlu II. Gıyâseddin Keyhüsrev çıktı. Keyhüsrev döneminde Moğollar Anadolu'ya saldırıya geçtiler ve 1243 yılında Erzincan Akşehir'de Moğollar ile Selçuklular arasında yapılan Kösedağ Savaşı'nda Selçuklular ağır bir yenilgiye uğradılar. Erzincan, Kösedağ Savaşı sonrası dolaylı olarak Moğolların, 1256 yılında ise Cengiz Han'ın torunu Hülâgu Han tarafından kurulan İlhanlı Devleti'nin idaresi altına girdi. Abaka Han, 675/1277'deki Elbistan Savaşı'ndaki yenilgisinin ardından Pervâne Muîneddin Süleyman'ı ihanetle suçlayarak öldürülmesine karar verdi. Muîneddin Süleyman'ın öldürülmesi ile Doğu Anadolu'daki göstermelik Selçuklu hâkimiyeti son buldu ve Anadolu, Moğol valileri tarafından yönetilmeye başlandı. İlhanlıların son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han döneminde Anadolu Genel Valiliği görevine getirilen Timurtaş Noyan, Anadolu'da bağımsız hareket etmeye başladı ve gerekli askeri desteği bulamayınca Eratna Bey'i naib bırakarak Memlûklere sığındı. Emir Eratna ile Timurtaş Noyan'ın oğlu Sulduzlu Küçük Şeyh Hasan 744/1343 yılında Erzincan-Sivas arasında Karanbük Savaşı yaptılar. Emir Eratna'nın galip olması sonucunda Anadolu'daki Moğol hâkimiyeti son buldu.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Çizgi filmlerde ve çocuk dergilerindeki deneyim ve söylemlerin postmodernist ögeler açısından incelenmesi

    Merve Kaşkaya

    Postmodernizm, uzun yıllardan beri neredeyse her alanda kendini göstermiş bir akımdır. Çocuk medyasında da bu akımın izlerine rastlamak mümkündür. Bu çalışmanın amacı, postmodernizmin çocuk medyasında hangi unsurlar üzerinden verildiğini tespit etmektir. Çalışmada "TRT Çocuk ve minikaGO kanallarında yayınlanan çizgi filmlere postmodern unsurlar nasıl yansımıştır?" ve "Kafa Çocuk ve Bilim, Bilim ve Çocuk, minikaÇOCUK, minikaGO dergilerinde ve TRT Çocuk Dergisi'nde postmodern unsurlar nasıl ele alınmıştır?" sorularına cevap aranmıştır. Araştırmada doküman analizi deseni kullanılmıştır. Veriler, postmodernizmin görsel ve işitsel mesajlarını ortaya koyacak bir gözlem formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırılan çizgi filmler ve dergiler, postmodern unsurlar başlığı altında betimsel olarak incelenmiştir. Araştırma verileri toplanırken literatür taramasından elde edilen kategoriler kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularından elde edilen sonuçlara göre postmodernizmin çizgi filmlere teknoloji, tüketim, şiddet, nostalji, pastiş, zaman ve parodi; dergilere ise tüketim, teknoloji, nostalji ve zaman unsurlarıyla yansıdığı görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Davranışsal ekonomi yaklaşımlarının yenilikler karşısında tüketici karar verme şekilleri ile açıklanması

    Edanur Demir

    Ekonominin psikolojik etkilerini dikkate alan ve ayrılmaz bir bütün olarak değerlendiren davranışsal iktisat, geleneksel iktisadın öngörmede yetersiz kaldığı ekonomik olayların oluşum ve karar süreçlerini açıklamaya çalışan disiplinler arası bir alandır. Üretimden tüketime her alanda karar vericilerin olması geleneksel iktisatın aksine her zaman rasyonel karar verilmediğini ancak sınırlı rasyonel olunabileceği üzerinde duran davranışsal iktisat günümüz olay ve olguların değerlendirmesinde ve yorumlanmasında gerçekçi bir boyut kazandırmıştır. Bu çalışma da tüketicilerin tutum ve tercihleri davranışsal iktisat yaklaşımları çerçevesinden yorumlanmıştır. Yorumlamak için ülkemizde yeni teknoloji olan elektrikli otomobil örnek olarak kullanılmış ve tüketicinin satın alma davranışına bu perspektiften bakılmıştır. Erzincan merkez bölgesinde tüketiciler üzerinde uygulanan anket çalışmasında yerli elektrikli otomobil almayı düşünen katılımcıların yaş faktörünün çerçeveleme, zihinsel muhasebe ve batık maliyet etkisi üzerinde anlamlı bir etkileşim olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca ülkemizde yeni piyasaya girmesi planlanan bir elektrikli otomobil markasının fiyatını belirlemek için tüketicilere referans fiyatları verilerek katılımcılardan tahmini fiyat verilmesi istenmiş ve sonucunda tüketicilerin verdiğimiz referans fiyatlara bağlı olduğu belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Ergenlerde kariyer kararı verme güçlüğü: Ailesel mükemmeliyetçilik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve akılcı olmayan mesleki inançların rolü

    Ahmet Emin Arı

    Günümüzde bireyin kariyer seçimine hazırlanması çok yönlü bir süreci içermektedir. Kariyer gelişimi çocukluktan başlayan ve hayat boyu devam eden bir süreçtir. Dolayısıyla kariyer karar verme süreci ergenler için en temel gelişimsel görevlerden biridir. Kariyer kararının isabetli bir şekilde verilmesi bireyin hayatı boyunca sınırlı sayıda kariyer karar verme güçlükleriyle mücadele etmesine yardımcı olacaktır. Kariyer kararı vermenin çok yönlü bir yapıdan oluştuğu ve birçok faktörden etkilendiği düşünülmektedir. Bu kapsamda araştırmanın amacı; ailesel eleştiri, ailesel beklenti, belirsizliğe tahammülsüzlük ve akılcı olmayan mesleki inançlar ile kariyer karar verme güçlüğü arasındaki ilişkiyi hipotetik bir model aracılığıyla test etmektir. Araştırmanın çalışma grubunu 2020-21 eğitim öğretim yılında Erzincan ili başta olmak üzere çeşitli illerde öğrenimini sürdüren 135'i erkek, 335'i kadın toplam 470 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama amacıyla Kariyer Karar Verme Güçlükleri Ölçeği (KKVGÖ), Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12), Meslek Seçimine İlişkin Düşünceler Ölçeği (MSİDÖ), Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (ÇBMÖ-F) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış ve önerilen hipotetik model yapısal eşitlik modeli kullanılarak test edilmiştir. Değişkenlerin birbiriyle olan ilişkilerinin belirlenmesi amacıyla pearson momentler çarpımı korelasyon analizine başvurulmuştur. Korelasyon analizine göre modelde yer alan tüm değişkenlerin birbiriyle pozitif yönde ilişkiler gösterdiği ortaya konulmuştur. Yapısal eşitlik modellemesine göre aile beklentilerinin öğrencilerin kariyer karar verme güçlüğünü ailesel eleştiri, belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi ve akılcı olmayan mesleki düşünceler aracılığıyla anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir. Ailesel eleştirininde kariyer karar verme güçlüğünü dolaylı olarak yordadığını ve belirsizliğe tahammülsüzlük ve akılcı olmayan mesleki düşüncelerin bu etkiye aracılık ettiği belirlenmiştir. Elde edilen bu bulgular ilgili literatür bağlamında tartışılarak öneriler sunulmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Mâturîdî kelâmcıların mantık çalışmaları

    Fahri Dadak

    Bu tezin amacı Mâtûrîdî kelâmcıların aynı zamanda Mantık eserleri de kaleme aldığı ve bu eserlerin kelam ve fıkıh ilimlerinde de kullanıldığına işaret etmektir. Çalışmada müelliflerin hayatları ile mantık, kelam, fıkıh ve felsefe eserlerine kısaca değinilmiştir. Bu tezin hazırlanmasında mantık ve kelam tarihi kitaplarından istifade edilmiş olup, ayrıca gerekli durumlarda müelliflerin kendi eserlerinin içeriği de incelenmiştir. Matûrîdî mezhebinin kurusucu olan Ebu Mansur el-Mâturîdî Te'vilatü'l-Kuran ve Kitabu't-Tevhid eserleriyle mantık ilmine yön vermiş, bu çalışmaları ile mantık alanında birçok alimin yetişmesini sağlamıştır. Yaşadığı dönemde mantıkçı olarak tanınan Şemseddin es-Semarkandî, Kıstasu'l-Efkâr fi Tahkiki'l-Esrâr eseriyle mantık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Cedel konusunda eserler kaleme almıştır ve bu eserleri fıkıh ve kelam ilimlerinde kullanmıştır. Sadruşşerîa es-Sânî de fıkıh ve kelam konularını açıklarken mantık ilminden büyük ölçüde yararlanmıştır. Molla Fenârî'ye ait, el-Fevâʾidü'l-Fenâriyye isimli Îsâgûcî şerhi Osmanlı medreselerinde okutulmuştur. Fenârî'nin vahdet-i vucût anlayışının mantık ilmiyle açıklamaya çalışıldığını biliyoruz. Gelenbevî İsmail Efendi'nin Gelenbevî alâ Îsâgûcî Şerhi başta olmak üzere bıraktığı eserlerin hem mantık hem de kelam ilmi için önemi çalışmamızda incelenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Uzaktan eğitim sürecinde atölye derslerine ilişkin akademisyen ve görsel sanatlar öğretmen adaylarının görüşlerinin incelenmesi

    Şeyma Elmalı Atilğan

    Teknolojik gelişmeler ile birlikte geleneksel eğitimin yanında farklı eğitim yöntemleri de ortaya çıkmıştır. Uzaktan eğitim zaman ve mekân faktörlerinden bağımsız olarak öğrenen ve öğreten arasında iletişim ve etkileşim kurulmasına imkân veren eğitim yöntemidir. Uzaktan eğitim daha ulaşılabilirdir ve uzaktan eğitim ile eğitimde fırsat eşitliği ve yaşam boyu öğrenme sağlanması hedeflenmiştir. Sanat eğitimi sadece sanatçı yetiştirmek için verilen bir eğitim olmayıp aynı zamanda bir kişilik ve ahlak eğitimi olarak değerlendirilebilir. Teknolojik gelişmelerden görsel sanatlar eğitimi de etkilenmiştir. Görsel sanatlar eğitiminde verimli olabilmek için atölyeye ihtiyaç duyulmaktadır. Pandemi sürecinde uzaktan eğitim uygulamalarının artması teorik derslerin yanı sıra atölye derslerinin de uzaktan eğitim ile yapılmasını olanaklı kılmıştır. Bu eğitim modeli ile yıllardır süre gelen öğrenci eğitmen iletişimini köklü değişikliklere uğratmıştır. Bu kapsamda bu çalışmada uzaktan eğitim sürecinde atölye derslerine ilişkin akademisyenlerin ve görsel sanatlar öğretmen adaylarının görüşlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda üniversite öğretim üyelerinin ve görsel sanatlar bölümü öğrencilerinin görüşlerine yönelik yorumlayıcı nitel bir araştırma yapılmıştır. Bu bağlamda hem öğretim üyelerine hem de öğrencilere farklı olarak geliştirilmiş olan yarı yapılandırılmış mülakat formu uygulanmıştır. Görüşme formu cevapları tamamen katılımcıların yorumlamalarına dayanan on sorudan oluşmaktadır. Araştırmanın evrenini Türkiye'deki görsel sanatlar akademisyenleri ve görsel sanatlar eğitimi fakültesi öğrencileri oluştururken, amaçlı örneklemini ise Atatürk Üniversitesi ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinde bulunan 9 görsel sanatlar akademisyeni ve Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinde eğitim gören 11 görsel sanatlar eğitimi lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Bu çalışmada amaçlı ve kolay ulaşılabilir örneklem oluşturularak internet üzerinden görüşme formları iletilmiştir. Görüşme formu e-posta yoluyla iletilirken telefon yoluyla gerekli yönlendirmeler yapılmıştır ve geri dönüşler yine e-posta yoluyla toplanarak analiz edilmiştir. Her soru için edinilen bulgular başlıklar halinde sınıflandırılarak incelenmiş. Edinilen bulgular maalesef atölye dersinin uzaktan eğitime uygun olmadığı ve gelecekte zorunlu olmadığı sürece talep edilmeyeceği yönündedir. Bu olumsuz bakış açısına sistemin henüz uzaktan eğitimin görsel sanat eğitimi ve öğretiminde kullanılabilecek uyumluluğun sağlanamamış olması, atölye derslerinin uzaktan işlenebilirliğine yönelik bilgisayar yazılımlarının hazır olmaması, kullanılan teknolojinin günümüz yaşantısına adapte edilememiş olması, yeniliklerinin ve erişimlerinin sağlanamaması, eşzamanlı ve anında dönütü destekleyen teknolojiyle oluşturulmuş eğitim gibi seçeneklerin sunulamaması etkili olmuştur. Bu ve benzeri olası durumlarda sürece dahil olan bireylerin uzaktan eğitime bakış açılarını olumlu yönde değiştirmenin plan ve geliştirmelerle mümkün olacağı kanısındayım. Olumlu bakış açısıyla derse güdülenmiş ve hazırbulunuşluğu yüksek bireylerin başarılarının artması sistemin de başarısının kanıtı olacaktır. Çalışma sonucunda gerek öğretim üyeleri ve gerekse öğrenciler tarafından atölye dersleri açısından uzaktan eğitimin uygun olmadığı ifade edilmiştir. Özellikle geri besleme yapmak konusunda zorluklar yaşandığı, malzeme tedariğinde problemler yaşandığı gözlenmiştir. Atölye dersleri açısından uzaktan eğitimin bir geleceğinin olmadığı görüşü ileri sürülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Vergilerin kanuniliği ilkesi

    Cihan Akgül

    Vergiler; niteliği itibariyle bünyesinde temel hak ve hürriyetlere doğrudan müdahaleleri içeren hükümleri barındırmaktadır. Vergilerin bu yönü yasama organınca hazırlanacak vergi kanunlarının kanunilik ilkesi kapsamında düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı vergilerin kanuniliği ilkesinin anlamı, sistematiği ve tarihsel gelişimini ortaya koyarak vergi kanunlarının içermiş olduğu hükümleri anayasal ve diğer ilkeler kapsamında değerlendirilmesini sağlamak ve vergi kanunlarının taşıması gereken unsurlara kanunilik ilkesi kapsamında açıklık kazandırmaktır. Bu kapsamda çalışmada Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Vergi Mahkemesi kararlarına yer verilerek yargı organlarının kanunilik ilkesine bakış açılarına ve vergi kanunlarının hangi esaslar dahilinde uygulanması gerektiği noktasındaki kanaatleri açıklanarak kanunilik ilkesine aykırılık oluşturan hususlar yargı kararları doğrultusunda değerlendirilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Gümüşhane şehir gelişim sürecinin mekânsal analizi

    Taha Macit Tanış

    Gümüşhane şehrinde gerçekleşen şehir gelişim sürecinin yavaş ve sorunlu ilerlemesi çalışmamızın problem ve çıkış noktasını teşkil etmektedir. Çalışma bu çerçevede hazırlanmıştır. Fiziki ve beşeri coğrafya şartlarının Gümüşhane şehir gelişim süreci üzerinde ne şekilde bir etki ortaya çıkardığını belirlemek ve coğrafi bakış açısıyla değerlendirmek çalışmamızın asıl amacını oluşturmaktadır. Çalışmada mekânsal anlamda yapılan analizlerde 1988, 1999, 2008, 2018 ve 2021 yıllarına ait Landsat 7 uydu görüntülerinin yanında uzaktan algılama ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılmıştır. Uydu görüntüleri üzerinde yapılan sınıflama yöntemi ile 1988, 1999, 2008, 2018 ve 2021 yıllarına ait şehir alanı belirlenmiştir. Belirlenen şehir alanı üzerine oluşturulan yükselti, eğim, bakı, jeoloji, bitki ve toprak haritaları aktarılmıştır. Analizin devamında şehir ile fiziki coğrafya özellikleri değerlendirilmiştir. Fiziki coğrafya özellikleri ve şehir yapısı arasındaki ilişki coğrafi bilgi sistemleri sayesinde ortaya çıkarılmıştır. Çalışmamızda coğrafi şartların Gümüşhane şehrinin mekânsal anlamdaki büyüme ve gelişme sürecine belirgin etkilerde bulunduğu tespit edilmiştir. Daha çok fiziki coğrafya şartlarında ortaya çıkan bu etki şehrin ekonomik gelişiminde de belirleyici rol oynamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Çocuk kitaplarındaki karakterlerin okul çevresinde karşılaştıkları sorunlar ve sorunlar karşısında uyguladıkları başa çıkma stratejileri

    Okan Bora

    Bu çalışmada çocuk kitaplarındaki karakterlerin okul çevresinde yaşadıkları sorunlar ve sorunlar karşısında kullandıkları başa çıkma stratejileri incelenmiştir. Araştırmada doküman analizi deseni kullanılmıştır. Çalışmanın veri kaynağı roman ve öykü türündeki çocuk kitaplarından oluşmaktadır. Kitaplardaki sorunların tespiti için çocukların ve ergenlerin okulda yaşadıkları sorunlara yönelik araştırmalar incelenmiş ve sınıflandırmalar bu doğrultuda oluşturulmuştur. Bununla birlikte başa çıkma stratejileri de Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri ve Ergenler İçin Başa Çıkma Ölçeğinden yararlanılarak aktif, kaçınan ve olumsuz başa çıkma stratejileri başlıkları altında incelenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre karakterlerin okul çevresinde yaşadıkları sorunların gerçek yaşamdaki sorunlarla örtüştüğü gözlemlenmiştir. Başa çıkma stratejilerinin de çocukların ve ergenlerin kullandıkları stratejilerle benzer niteliklerde olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda stratejilerin, sorunların çözümüne yönelik etkisi kitaplarda okuyucuya yansıtılmaktadır. Okuldaki sorunlarla başa çıkma stratejilerin ele alındığı kitapların çocuklarla yapılacak olan bibliyoterapi ve diğer rehberlik çalışmalarında kullanılabileceği söylenebilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Eğitim fakültesi öğrencilerinin sosyal medyadaki sanat algıları ve deneyimleri: Fenomenolojik bir araştırma

    Merve Tuncer

    Sosyal medya birçok yaş grubuna hitap eden bir araçtır. Bünyesinde bulundurduğu sınırsız konu, bilgi, imge, görsel, video vb. gibi kaynaklar sebebiyle insanların dikkatini çekerken aynı zamanda çeşitli sanatsal hareketler, sosyalleşme, görünür olma, popülerlik, tüketim gibi kavramların da akıbetini yakından etkilemektedir. Yapılan bu araştırmanın amacı, eğitim fakültesinde okumakta olan, resim-iş öğretmenliği ve sosyal bilgiler öğretmenliği bölümünün 3 ve 4. sınıf öğrencilerinin sosyal medya kullanırken yaklaşım ve tutumları, sosyal medyadan sanatsal anlamda gerçekleştirdikleri öğrenimler, sanatsal ürün ve eser paylaşımları ve sosyal medyanın yaşamlarına nasıl yansıdığını incelemektir. 2019-2020 eğitim öğretim yılı güz döneminde, yaklaşık 14 haftalık bir süreçte gerçekleştirilen bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmada önce 93 katılımcıya anket formu uygulanmış ve sosyal medya kullanımları incelenmiş ardından bu form aracılığıyla ortaya çıkan bulgulardan, aşırı uç örneklem seçilmiştir. Ardından seçilen örneklem grubunu, sanat eğitimi almakta olan 3 ve 4. sınıf resim-iş öğretmenliği bölümünden 11 öğrenci oluşturmuştur. Seçilen bu katılımcılarla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmelerden çeşitli veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler, betimsel ve içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Ulaşılan bulgular ise ''Sosyal Medya Kullanımı'', ''Sosyal Medyanın Bireyin Yaşamına Yansıması'' ve ''Sosyal Medya ve Sanat İlişki'' şeklinde üç tema etrafında şekillenmiştir. Anahtar Sözcükler: Sanat eğitimi, Sosyal medya kullanımı, Tüketim, Görsel ve medya okuryazarlığı