Koleksiyon/r/ebyu/25981

Lisansüstü Tezler

Koleksiyondaki öğeler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    70'li ve 90'lı yıllar Türkiye'sinde siyasi ve toplumsal bir olgu olarak politik şiddet

    Emre Tekin

    Şiddet, siyaset bilimi literatüründe en çok araştırılan konulardan birisidir. Politik olay ve olguları açıklamak için başvurulan politik şiddet, siyaset ve şiddet arasında kurulan diyalektik ilişkinin yansımasıdır. Bu çalışmada politik şiddet teorileri çerçevesinde, Türkiye'nin 1970'li ve 1990'lı yıllarındaki şiddet olayları ele alınmaktadır. 70'li ve 90'lı yıllara bakıldığında, birçok farklı nitelikte şiddet olayı yaşandığı görülmektedir. Her iki dönemde meydana gelen şiddet olaylarının önemli bir kısmı politik sebeplerle meydana gelmiştir. Bu bağlamda çalışma, politik şiddet ve siyasal yaşam arasındaki ilişkiyi sorunsallaştırmaktadır. Türkiye'nin 70'li ve 90'lı yılları, Cumhuriyet tarihinde siyasal hayatın şiddet olaylarıyla en fazla ön plana çıktığı tarihsel dönemlerdir. Bu yıllarda yaşanan şiddet olaylarının benzerlikleri ve farklılıkları bulunmaktadır. İlk benzerlik, her iki tarihsel dönemde de ülkenin koalisyon hükümetleriyle yönetilmesidir. Koalisyonların istikrarsız bir siyasi yapılanma göstermesi, toplumsal şiddet olaylarının etkisini arttırmasında önemli bir etki yaratmıştır. Bu iki dönem arasındaki bir diğer benzerlik, 70'li ve 90'lı yıllarda şiddetle mücadelede yasal dayanaklar yaratılması, önemli hukuksal değişikliklerin gerçekleştirilmesidir. Bu yıllarda toplumsal kutuplaşmaların yükseldiği de görülmektedir. Toplumsal gruplar arasındaki ötekileştirme şiddet olaylarının artmasına neden olmaktadır. 70'li yıllarda bireyler, ideolojik tercihleri nedeniyle ötekileştirilirken; 90'lı yıllarda ise dinsel, etnik ve kültürel kimlikler nedeniyle ötekileştirilmeler yaşanmıştır. 70'li ve 90'lı yıllarda yaşanan şiddet olayları arasındaki en büyük fark ise şiddetin biçimidir. Şiddet, 70'lerde "anarşi" şeklinde kavramsallaştırılırken 90'lı yıllarda "terör" kavramıyla ifade edilmektedir. İki tarihsel dönem arasındaki bir diğer fark ise, şiddetin kaynaklarıdır. Şiddet, 70'li yıllarda sağ ve sol ideolojiler arasındaki kamplaşmalar üzerinden şekillenirken, 90'larda farklı kültürel, etnik ve inanç kimliklerine yönelmektedir. Özetle, Türkiye'nin 70'li ve 90'lı yılları, tarihsel olarak özgünlükler barındırsa da, şiddet ve siyasetin diyalektik olarak ilişkilendiği dönemlerdir. Çalışma bu çerçeveden yola çıkarak üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, politik şiddet kavramı belirli kuramcılar çerçevesinde ele alınmıştır. Bu kuramcılar sırasıyla Carl Schmitt, Walter Benjamin, Hannah Arendt, Louis Althusser ve Giorgio Agamben'dir. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde ise, Türkiye'nin 70'li ve 90'lı yılları şiddet olaylarının niteliklerine göre tasniflenerek ele alınmaktadır. Sonuç olarak çalışmada, Türkiye'nin 70'li ve 90'lı yıllarının siyasal olaylarını değerlendirebilmek için en açıklayıcı kavramın "politik şiddet" olduğu iddia edilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Erzincan'da yaşayan Afgan göçmenlerin yaşadıkları sosyal, ekonomik sorunlar ve siyasi düşünceleri üzerine bir araştırma

    Nurcan Arıcı

    Büyük kısmı ülkelerine geri dönme niyetinde olmayan yaklaşık 4 milyon göçmeni barındıran Türkiye'de topluma entegrasyon başta olmak üzere göçmenlerin sorunları ve bu sorunların toplumdaki yansımaları önemli bir gündem maddesi olarak gündemde kalmaya devam etmektedir. Bu bakımdan, göçmen toplumların analizi önem taşımaktadır.Son yıllarda, Türkiye'de yakalanan düzensiz göçmenler içerisinde birinci sırada yer alan Afgan göçmenlerin yaş, cinsiyet, eğitim ve aile yapısı gibi demografik özelliklerini belirlemek, yaşadıkları sorunları, politik eğilimlerini, geleceğe dair planlarını ortaya koymak göçmen toplumların sorunlarınınçözümü açısından temel önemdedir. Bu kapsamda,tezin temel amacı, Erzincan'da yaşayan Afgan göçmenlerin Erzincan'daki ekonomik, sosyal, kültürel alanlardatopluma entegrasyonları, barınma, sağlık, eğitim, dil başta olmak üzere tüm sorunlarını;siyasi ideolojileri, laiklik ve Avrupa Birliği'ne bakışlarını da içeren politik eğilimlerini, gelecek planlarını ve beklentilerini ortaya koymaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Çocuk kitaplarında yer alan dedektif karakterlerin özellikleri ve ortaokul öğrencilerinin bu karakterlere ilişkin algıları

    Semra Yazar

    Çocuk kitaplarında yer alan dedektif karakterlerin özellikleri ve ortaokul öğrencilerinin bu karakterlere ilişkin algılarını incelemek amacıyla yapılan çalışmada doküman analizi deseni kullanılmıştır. Çalışmada veri çeşitliliği sağlamak adına çocuk edebiyatı kapsamında ele alınan 26 farklı yazarın 38 kitabı incelenmek üzere seçilmiştir. Veri setini oluşturan kitaplar belirlenirken farklı yayınevi ve yazarlara ait olması ve "dedektif karakter "açısından bir içerik taşıması gibi hususlara dikkat edilmiştir. Ayrıca yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla öğrenci görüşlerine başvurulmuştur. Dağıtılan formlarda öğrencilere dedektifin ne olduğu ve hangi özellikleri taşıdığı sorulmuştur. Formlarda yazılı yahut görsel yolla anlatım yapılması öğrenci tercihine bağlı kılınmıştır. Kitapların incelenmesiyle dedektif karakterlere dair elde edilen veriler; olumlu özellikler, olumsuz özellikler, çatışma çözme biçimleri, fiziksel özellikler ve çevreyle ilişki şeklinde kategorilere ayrılmıştır. Diğer taraftan konuya ilişkin öğrenci görüşlerini içeren yarı yapılandırılmış gözlem formlarında yer alan öğrenci cevapları, veri seti analizinde izlenen kodlama- kataloglama sistematiğine tabii tutulmuştur. Çeşitlilik sağlamak adına ortaokul öğrencilerinin dedektif karakterlerle ilgili yazılı ve görsel görüşleri kategorize edilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre dedektif karakterlerin daha çok olumlu özelliklerle ön plana çıkarıldığı, incelenen eserlerdeki dedektif karakter özellikleriyle öğrencilerin bu karakterler hakkındaki düşüncelerinin temel anlamda benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Öğrenci görüşleriyle incelenen eserlerde yer alan olumlu özellikler benzerlik taşırken olumsuz özellikler altında beliren kurnazlık, sinsilik ve madde kullanımı gibi durumların farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Tevekkül, yaşam memnuniyeti ve dindarlık ilişkisi

    Edanur Terzibali Törenek

    Bu çalışmanın amacı, tevekkül, yaşam memnuniyeti ve dindarlık arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma teorik ve amprik olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu bağlamda, öncelikle konunun kavramsal analizi yapılarak teorik alt yapı oluşturulmuş, daha sonra tecrübî teknikler ile elde edilmiş olan veriler analiz edilerek değerlendirilmiştir. Araştırmanın uygulama aşamasında Kişisel Bilgi Formu, Tevekkül, Yaşam Memnuniyeti, Dindarlık ve İçsel Dini Motivasyon Ölçekleri kullanılmıştır. Çalışmanın örneklem grubu, 335'i erkek ve 513'ü ise kadın olmak üzere toplam 848 kişiden oluşmaktadır. Anket formu, yaşları 15 ile 65 yaş arasında değişen bireylere uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, cinsiyet, yaş, medenî durum, algılanan sosyo-ekonomik düzey, eğitim durumları ve meslekî durum gibi bağımsız değişkenler açısından analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, dindarlık-tevekkül; dindarlık-yaşam memnuniyeti; tevekkül-yaşam memnuniyeti ve dindarlık arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din Psikolojisi, Din, Dindarlık, Tevekkül, Yaşam Memnuniyeti.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    1-benzil-2-sübstitüefenil-benzimidazol-5-sülfonamid türevi bileşiklerin sentezi ve kolinesteraz enzimleri üzerine etkilerinin araştırılması

    Ayşenur Er

    Giriş ve Amaç: Benzimidazol türevi bileşikler günümüzde çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Bunların başında Alzheimer hastalığı da gelmektedir. Alzheimer hastalığı dünya genelinde sıklıkla görülen hastalıklardan biridir. Bu çalışmada 1-benzil-2-sübstitüefenil-benzimidazol-5-sülfonamid türevi bileşiklerin kolinesteraz enzimleri üzerindeki etkileri araştırması amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışmada 10 yeni bileşiğin sentezi yapılmıştır. Bu yeni bileşiklerin yapıları spektral analiz yöntemleriyle aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin kolinesteraz aktiviteleri incelenmiştir. Bulgular: Sentezlenen bileşiklerin kolinesteraz enzimlerine karşı IC50 değerleri tespit edilmiş ve bileşiklerin çoğu inhbitör etkili bulunmuştur. En etliki bileşiğin aktivitesinin takrine göre yaklaşık 5 kat daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: 10 yeni bileşiğin sentezi yapılmıştır. Kolinesteraz enzimlerine karşı aktiviteleri incelenmiştir. Sonuçlara göre kolinesteraz enzimlerine karşı aktivitesi yüksek daha etkili bileşikler tasarlanacaktır. Anahtar Kelimeler: Alzheimer, benzimidazol, kolinesteraz

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Farelerde parasetamolün farmakokinetiği üzerine fluvoksaminin etkisi

    Zeynep Karaköy

    Giriş: Parasetamol dünyada en yaygın kullanılan analjezik ve antipiretik ilaçlardan birisidir. Fluvoksamin depresyon tedavisinde kullanılan SSRI bir ilaçtır. Fluvoksamin ve parasetamol tedavide eşzamanlı olarak kullanılabilir. İlaçların kombine kullanımında emilim, dağılım, metabolizma ve atılım noktasında ilaç-ilaç etkileşimi olabilir. Bu çalışmanın amacı, farelerde düşük ve yüksek doz fluvoksamin uygulamasının parasetamolün farmakokinetiği üzerine etkisini belirlemektir. Materyal ve Metot: Bu araştırmada, Swiss Albino ırkı 96 adet erkek fare kullanıldı. Fareler eşit sayıda (n=30) olacak şekilde üç gruba ayrıldı. Birinci gruba parasetamol (700 mg/kg), ikinci gruba parasetamol+düşük doz (30 mg/kg) fluvoksamin ve üçüncü gruba parasetamol+yüksek doz (150 mg/kg) fluvoksamin uygulandı. Parasetamolün plazma konsantrasyonları, HPLC kullanılarak testpit edildi ve farmakokinetik parametreler, nonkompartmental analizle hesaplandı. Bulgular: Parasetamolün tek doz oral uygulaması sonrası t1/2ʎz, EAA, Cdoruk ve Cl/F sırasıyla 2.99 h, 880.72 h*μg/mL, 486.74 ± 54.20 μg/mL ve 794,81 L/h/kg olarak tespit edildi. Düşük ve yüksek doz fluvoksamin uygulaması sırasıyla parasetamolün EAA %32 ve %61, ve Cdoruk'unda %15 ve %27 oranında artışa neden oldu. Sonuç: Sonuç olarak, farelerde düşük ve yüksek doz fluvoksamin uygulaması parasetamolün plazma konsantrasyonunu arttırdı. Etkisi doza bağlı olan parasetamolün konsantrasyonundaki bu artış terapötik etkide artışa neden olabilir. Ancak, parasetamol ile fluvoksaminin eşzamanlı kullanımı sonrasında güvenilirliğin ve etkileşim mekanizmasının belirlemesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Farmakokinetik, fluvoksamin, parasetamol

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Popüler çizgi filmlerin sosyal bilgiler öğretim programında yer alan değerler çerçevesinde incelenmesi

    Şeyma Üğdül

    Günümüzde her kesimden ailenin evinde bulunan televizyonlar yetişkinler kadar çocuklarında ilgi odağı olmaktadır. Çocuklar, zamanlarının büyük bir kısmını televizyon karşısında dikkatlerini çeken çizgi filmlerin renkli dünyasında geçirmektedirler. İzledikleri çizgi filmlerin rengârenk yapısı, olay örgüsü ve karakterleri ile kendilerini özdeşleştiren çocuklar bir takım değer öğretimlerini ve istenmeyen durum ya da davranışları da yine çizgi filmler aracılığıyla içselleştirebilmektedirler. Durum böyle iken çocukların hangi çizgi filmleri izledikleri ve izledikleri çizgi filmlerde çocuklara neler aktarıldığı daha önemli hale gelmeye başlamıştır. Araştırmanın amacı; 2018 Sosyal Bilgiler Öğretim Programında (SBÖP) bulunan değerlerden hangilerine popüler çizgi filmlerde yer verildiğine, bu çizgi filmlerde değer öğretimlerinin ne kadar tekrar edildiğini saptamak ve çizgi filmlerin değer öğretiminde kullanılabilirliğini ortaya koymaktır. Bu kapsamda nitel yöntemin kullanıldığı araştırmamızda 2020-2021 eğitim öğretim yılında Erzurum ilinin merkez ilçesi olan Palandöken ilçesine ait bir özel okul ve bir devlet okulu olmak üzere toplamda 100 ortaokul öğrencisinden veri toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak doküman analizi kullanılan bu çalışmada veri toplama öncesi öğrencilerin en çok izlemeyi tercih ettikleri çizgi filmleri belirlemek amacıyla öğrencilerle görüşme gerçekleştirilmiştir. Sonrasında en çok izlenen çizgi filmler sıraya konularak ilk on çizgi film belirlenmiştir. Belirlenen çizgi filmlerden rastgele seçilen bölümler izlenerek bu bölümlerde geçen değer öğretimine ve istenmeyen durumlara örnek teşkil edecek sahne ve replikler bölüm, dakika şeklinde detaylıca not edilip bunlar betimsel analiz yolu ile çözümlenmiştir. Sonuç olarak; öğrencilerin en çok izledikleri çizgi filmlerin benzerlik gösterdiği görülmektedir. Bu çizgi filmlerin bazılarında değer öğretimleri daha ağır basmakta iken bazıların da ise istenmeyen durum aktarımlarının ağır bastığı görülmektedir. Bazı çizgi filmlerde ise değer öğretimlerinin ve istenmeyen durumların hemen hemen eşit olarak verildiği dikkat çekmektedir. Bu araştırmada değer öğretimi ve istenmeyen durumların olduğu çizgi filmlerin ayrımı yapılarak eğitimde değer öğretimi konusunda hangi çizgi filmlerin ne yönde kullanılabileceği ve ailelerin / eğiticilerin hangi çizgi filme dikkat etmeleri gerektiği tavsiye niteliğinde sunulmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Çayırlı ilçesi ve çevresinin eskiçağ tarihi

    Rıdvan Torun

    Kuzeydoğu Anadolu coğrafyasının batı ucunda yer alan Erzincan ili, dağlık bir coğrafyada çeşitli tarihi yol güzergâhlarının kesişme noktasında bulunmaktadır. Geç Kalkolitik Çağ'dan itibaren yerleşim gören Erzincan ilinde İlk Tunç Çağı'nın önemli kültürü olan "Karaz Kültürü" izlerine rastlanmaktadır. Daha sonra il genelinde Azzi-Hayaša Krallığı'nın hâkimiyeti başlamış, bu krallığın ortadan kalkması sonucunda Daya(e)ni/Diau(e)hi Krallığı, Uruatri-Nairi Konfederasyonları Dönemi ve Urartu Krallığı Erzincan ilinde hüküm sürmüştür. Çalışma sahamız olan Çayırlı ilçesi Erzincan iline bağlıdır. Bölgenin deniz seviyesinden yüksek bir konumda bulunması ve dağlık ve engebeli olması bir coğrafyaya sahip olması iklim özelliklerini etkilemiştir. Bunun sonucunda ise ilçede karasal iklim görülmektedir. Bölgede oldukça verimli tarım arazileri ve geniş düzlüklerden oluşan ovalar bulunmaktadır. Hidrografik açıdan zengin bir yapıya sahip olan ilçe, tarih boyunca insan yaşamı için uygun bir ortama sahip olmasından dolayı birçok medeniyetin dikkatini çekmiştir. Özellikle bölgedeki en önemli akarsu olan Karasu (Fırat) Irmağı bölgenin sosyolojik, ekonomik yapısında etkili olmuştur. Ayrıca bölgenin doğal yol ağları ile çevrili olması stratejik açıdan önemini artırmış ve farklı dönemlerde topluluklar arasındaki iletişimi ve etkileşimi sağlayan bağı kurmuştur. Bu doğal yol ağları ile tarım arazilerine hâkim olma isteği bölgede askeri amaçla kurulmuş birçok kale ve yerleşim alanı oluşmasına sebebiyet vermiş ve bölgenin önemli bir geçit alanı olmasını sağlamıştır. "Çayırlı ilçesi ve Çevresinin Eskiçağ Tarihi" konulu yüksek lisans tezinde bölgede daha önceden gerçekleştirilmiş olan yüzey araştırmaları ve halen devam eden araştırmalarla önemli verilere ulaşılmıştır. Bölgede tespit edilen tarihi ve arkeolojik merkezlerin yanı sıra kaynak eserler taranmış ve değerlendirme yapılmıştır."Çayırlı ilçesi ve Çevresinin Eskiçağ Tarihi" konulu yüksek lisans tezinde Çayırlı ilçesinin ve çevresinin Eskiçağ tarihine, doğal ulaşım ağlarına, yerleşim alanlarına ve bölgenin stratejik önemine ışık tutmak amaçlanmıştır.

  • TezAçık Erişim2021
    Sakrokoksigeal pilonidal sinüs tanısıyla ameliyat edilen hastalarda nüksü etkileyen faktörler

    Erhan Altıntaş

    Amaç: Pilonidal sinüs hastalığı toplumumuzda sık görülen; asemptomatik, akut kronik formları olabilen; sosyal hayatı etkileyen bir hastalıktır. Ne yazık ki günümüzde hala etkin ve geçerli bir tedavi protokolü benimsenememiştir. Çalışmamızın amacı, kliniğimizde pilonidal sinüs hastalığı nedeniyle tedavi edilen hastalarda etyolojik faktörleri ve ameliyat tekniklerini inceleyip; nüksün az olduğu etkin tedavi belirleyebilmektir. Gereç Ve Yöntem: Çalışmamız Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi (EBYU) Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne Ocak 2013-Kasım 2020 tarihleri arasında tedavi için başvuran ve pilonidal sinüs tanısı konulan 297 hasta retrospektif olarak incelendi. Bu hastalara çeşitli etyolojik faktörlerle (şikayeti, şikayet süresi, özgeçmiş, soygeçmiş, apse öyküsü, BMI…) ilgili sorular soruldu. Sonrasında opere olan hastaların 75 tanesine ulaşıldı. Bu 75 hastanın 6 tanesinin nüks pilonidal sinüs nedeniyle yeniden opere olduğu öğrenildi. Bu veriler ikili değişken (nüks var, nüks yok) olduğu için Binary Lojistik Regresyon analizini; bu analiz ile bağımlı değişkendeki nüks olma durumunu kaç kat artırıp azalttığı hesaplandı, bazı değerlendirmeler için de ki-kare analizi, korelasyon analizi, optimal ölçekleme yöntemini kullanıldı. Bulgular: Nüks pilonidal sinüs hastalığının etyolojik faktörlerle ilişkisi incelendiğinde; nüksün sigara içme, apse öyküsü, haftalık banyo yapma sayısı ile ilişkisi olmadığı; erkek cinsiyette olanların, ters l flep dışındaki tedavi seçenekleri ile tedavi olanların, BMI yüksek olanların, sinüs sayısı multipl olanların daha çok nüks olduğu; anal kanala 5 cm'den yakın piti olanların, şikayet süresi 1 aydan çok 1 yıldan az olanların, spesmen volümünü iki farklı değer olarak karşılaştırdık; 5 cc'den çok ve 20 cc den çok olanların, makat traşı yapanların daha az nüks olduğu tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda etyolojik faktörler ile nüks arasındaki ilişki değerlendirildi. Bu değerlendirmenin sonucunda pilonidal sinüs hastalığında; şikayet süresinin uzun olması, kişisel hijyen, obezite, komplike pilonidal sinüs, gibi etyolojik faktörlerin daha fazla nükse sebep olduklarını tespit ettik.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Malatya ili seçmenlerinin davranışını etkileyen faktörler üzerine bir araştırma

    Hasan Deniz Demirhan

    Bireylerin siyasal sistemi etkilemesinin en etkili ve yaygın türü, demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesini sağlayan seçimlerde oy verme faaliyetinde bulunmasıdır. Seçmen davranışı olarak kavramsallaştırılan bu faaliyet, halk iradesinin siyasal yönetimde etkin olmasını sağlarken, siyasi yapı ve partiler açısından kritik önemdeki görevleri yerine getirmektedir. Bu nedenle seçmen davranışlarının anlamak siyaset bilimi açısından önemli bir uğraş alanı haline gelmiştir. Bu çalışma da seçmen davranışını anlama uğraşı kapsamında, Malatya ilinde yaşayan seçmenlerin oy tercihlerini etkileyen faktörleri araştırmayı amaç edinmiştir. Literatürde ağırlıklı olarak sosyo-kültürel faktörler ve ekonomik şartlar çerçevesinde ele alınan seçmen davranışları, seçmenlerin eğitim, yaş, meslek, kitle iletişim araçları, cinsiyet, siyasal lider ve parti gibi birçok faktörün etkisiyle şekillenebilmektedir. Bu çerçevede çalışmamızın birinci bölümünde literatürde ele alınan seçmen davranışını anlaşılır kılan temel kavramlar açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı şekilde, birinci bölümde seçmen davranışına bilimsel açıdan yaklaşan teoriler ve seçmen davranışları üzerinde etkili olan faktörler açıklanmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümü, Malatya ilinde çok partili siyasal hayata geçişle birlikte demokratik nitelik taşıyan genel seçimlerin Türkiye genelinde ve Malatya özelinde analizini ve söz konusu seçimlerde Malatya ili seçmenlerinin davranışlarının etkileyen faktörlerin değerlendirmesini içermektedir. Çalışmamızın üçüncü ve son bölümünde ise Malatya ili merkez ilçelerinde 530 katılımcıyla gerçekleştirilen saha çalışmasından elde edilen veriler SPSS 24 sürümü ile analiz edilmiş ve sonuçlar aktarılmıştır. İlişkisel tarama kapsamında nicel olarak desenlenen bu çalışmanın verilerinden elde edilen bulgulara göre Malatya ilinde seçmenlerin oy verme davranışını etkileyen en önemli üç faktörün ideoloji, eğitim ve ülkenin ekonomik göstergeleri olduğu tespit edilmiştir.

  • TezAçık Erişim2021
    Bruselloz olgularının klinik, laboratuvar bulguları, tedavi sonuçları ve komplikasyon oranlarının retrospektif analizi

    Betül Sümer

    Bruselloz Olgularının Klinik, Laboratuvar Bulguları, Tedavi Sonuçları ve Komplikasyon Oranlarının Retrospektif Analizi Amaç: Bu araştırmada Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji servis ve/veya polikliniğinde izlenen Bruselloz tanısı almış hastaların demografik ve klinik özellikleri, laboratuvar bulguları, tedavi ve sonuçları, komplikasyon oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Ocak 2014- Aralık 2019 tarihleri arasında kliniğimizde bruselloz tanısı almış 291 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Olgular yaş ve cinsiyete göre dağılımları, taze süt ve süt ürünleri tüketimi öyküsü, hayvancılık ile uğraşıp uğraşmadıkları, şikayet süreleri, başvuru yakınmaları, fizik muayene ve laboratuvar bulguları, tanı ve tedavi yöntemleri yönünden değerlendirildi. Tüm olgularda tanı; klinik belirti ve bulguların varlığında STA testinin pozitif olması (≥ 1/160 titre veya en az iki hafta ara ile alınan çift serum örneğinde titrede 4 kat artış) ve/veya pozitif kan kültürü ile konuldu. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edildi. Kategorik verilerde Ki Kare analizi yapıldı. İki grubun karşılaştırılmasında normal dağılıma uymayan değişkenlerde istatistiksel değerlendirme Mann Whitney U testi ile gerçekleştirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 291 olgunun 148'i (%50,9) erkek; 143'ü (%49,1) kadındı. Yaş ortalaması 45,25±15,82 olarak hesaplandı. Olası bulaş yolu olarak en sık taze süt ve süt ürünleri tüketimi ile doğrudan hayvan teması tespit edildi. En sık semptomların eklem ağrısı, halsizlik ve ateşlenme olduğu belirlendi. Şikayetlerin en çok yaz aylarında başladığı tespit edildi. Klinik sınıflama ile serum CRP seviyesi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Klinik sınıflama ve kan kültüründe üreme olması arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,05). Komplikasyon oranı %18,9 iken en sık kas-iskelet sistemi tutulumu gözlendi. Cinsiyet ile komplikasyon oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Erkeklerde en sık genitoüriner sistem, kadınlarda x en sık kas-iskelet sistemi komplikasyonu tespit edildi. Komplikasyon gelişme durumu ile relaps arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). En sık doksisiklin+rifampisin tedavisi verildi. Relaps oranı %9,6 olarak saptandı. Relaps görülme süresi ortalama 5,22±3,27 ay olarak hesaplandı. Klinik sınıflama ile hastalarda relaps gelişme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Bruselloz ülkemizde endemik olarak görülmektedir. Asemptomatikten sepsise kadar geniş bir klinik yelpazede karşımıza çıkmaktadır. Nonspesifik laboratuvar bulguları olmakla birlikte bölgemizde lökopeni, trombositopeni, anemi etyolojisi araştırılırken ayırıcı tanıda bulunması gerekir. Morbiditesi, mortalitesi ve sekel sonuçları göz önüne alındığında erken tanı-tedavi ve organ tutulumlarının saptanması oldukça önemlidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Eko okul programı uygulanan okullarda görevli öğretmenlerin eko okul programına ilişkin görüşleri

    Mahmut Elma

    Bu çalışma, eko-okul programı uygulanan okullarda görevli öğretmenlerin eko-okul programı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesini kapsamaktadır. Ça-lışma 2019-2020 eğitim öğretim yılında Erzincan'da bulunan ve eko-okul programı uygulayan okullarda görevli öğretmen ve yöneticiler ile yapılmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup, olgu bilim deseninden faydalanılmıştır. Veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Toplanan veriler bilgisayar ortamına aktarılarak analizleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmada öğretmenlerin genel olarak program hakkında yeterli bilgiye sahip oldukları, programı farklı yönleriyle ifade ettikleri ve programdan memnun oldukları görülmüştür. Programın hem öğretmenlere hem de öğrencilere önemli katkılarının olduğu anlaşılmıştır. Öğretmen ve yöneticiler programı yürütme aşamasında karşılaş-tığı sorunlara yönelik çözüm önerileri de sunmuşlardır. Ayrıca katılımcılar programın uygulamadaki başarısının yanında öğrencilerin, velilerin ve kurumun kazanımlarına da değinmişlerdir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    İlkokul öğrencilerinin dijital cihaz kullanımlarının ebeveyn bakış açısıyla incelenmesi

    Neslihan Taş

    Bu çalışma, ilkokul öğrencilerinin dijital cihaz kullanımlarının ebeveyn bakış açısıyla değerlendirilmesini kapsamaktadır. Çalışma 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Erzincan iline bağlı Merkez ilkokullarda öğrenim gören çocukların ebeveynleriyle yapılmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup, durum çalışması deseninden faydalanılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Ebeveyn Bakış Açısıyla İlkokullardaki Öğrencilerin Dijital Cihaz Kullanımlarının Belirlenmesi" olarak adlandırılan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Toplanan veriler bilgisayar ortamına aktarılarak, analizleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırmada öğrencilerin dijital cihazlara ulaşımlarının kolay olduğu ve bu imkanlara genellikle sahip oldukları görülmüştür. Ebeveynler; öğrencilerin dijital cihaz kullanımlarında güvenlik, fiziksel ve ruhsal beden sağlığı, bağımlılık gibi olumsuz durumlardan endişe duyarken, eğitim ve kişisel gelişim hususlarında da olumlu katkılarının olduğunu düşünmektedirler. Ebeveynler, çocuklarını dijital cihazların olumsuz etkilerinden korumak için, süre kısıtlaması, ebeveyn denetim programları gibi sınırlayıcı ve uzaklaştırıcı tedbirleri alırken, birlikte vakit geçirme, açık alan etkinlikleri veya psikolojik telkin gibi daha olumlu metotları da kullanabilmektedirler.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Ekonomik liberalizasyon döneminden günümüze tarım destekleri analizi: Türkiye örneği

    Neslihan Korkmaz

    Türkiye'de tarım sektörü tarihsel süreç içerisinde çeşitli politika ve araçlarla desteklenmiştir. Bu çalışmada politika ve araçların tarım sektöründe ve ekonomide yarattığı değişim incelenmiştir. Yöntem olarak çeşitli veri tabanlarından elde edilen istatistiksel veriler düşük orta , üst orta ve yüksek gelirli ekonomilerle kıyaslanarak yorumlanmış ve çift logaritmik model EKKY kullanılarak, 1986 ile 2019 yılları arasındaki yıllık veriler ile tarım sektörünün yapısının genel ekonomi ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışma sonucuna göre Türkiye tarım sektörüne sağlanan bazı desteklerin üretimi artırmada etkili olduğu görülmektedir. Ancak günümüzde tarım sektörüne sağlanan desteklerin üretimde artış sağlaması, tek başına değerlendirildiğinde, uygulanan politikanın etkin olduğunu söylemede yetersiz kalmaktadır. Nitekim tarım sektörüne görece daha az destek sağlayan Avustralya, Brezilya ve Yeni Zelanda gibi ülkeler tarımsal ihracat değerlerinde Türkiye'nin önünde yer almaktadır. Dolayısıyla yaşanan üretim artışının katma değeri yüksek ürünlere yönelmedeki ve ihracattaki başarısının sorgulanması gerekmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Çin-ABD ilişkileri 1949-2013

    Oğuzhan Kökosmanlı

    Çin-ABD ilişkileri her iki ülkenin tarihinde önemli yer tutmaktadır. 1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin komünist bir ülke olarak kurulmasının ardından, iki ülke Kore ve Vietnam Savaşları'nda karşı karşıya gelmişlerdir. Stalin'in 1953 yılında ölümünün ardından Kruşçev'in göreve gelmesiyle bu defa Çin ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler ayrışmaya başlamıştır. Diğer taraftan bu ayrışma döneminde Çin-ABD ilişkileri normalleşme sürecine girmiştir. 1972'de Başkan Nixon'un Çin ziyareti ile zirveye ulaşan normalleşme 1979'da karşılıklı diplomatik temsilciliklerin açılmasıyla devam etmiştir. Mao Zedong'un 1976'da ölümünden sonra Çin'de iktidara gelen Deng Xiaoping ekonomiyi ön plana alan bir dış politika takip etmiş, bu kapsamda Çin-ABD ilişkileri altın yıllarını yaşamıştır. Ne var ki 1989 yılında Tiananmen Meydanı'ndaki gösteriler çok büyümüş ve Çin zor kullanarak olayları binlerce kişinin ölümü pahasına bastırmıştır. Tiananmen olaylarından sonra Çin'in tüm Batılı ülkelerle ve ABD ile ilişkileri bozulmuştur. 11 Eylül 2001 saldırıları sonrası ABD'nin temel önceliği terörle mücadele haline gelince bu defa iki ülke ilişkilerinde tekrar yakınlaşma görülmüştür. Çin Halk Cumhuriyeti'nin ekonomik olarak yükselişinin dikkat çektiği bu yıllarda Batı ve özellikle ABD kamuoyunda Çin'in ABD hegamonyasına rakip olup olmayacağı tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çin, ABD, Diplomasi, Siyaset, Savaş, Tayvan

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Liberal, sağ ve sol ideolojilerden yola çıkarak devleti kavramsallaştırmak

    Beyzanur Coşğun

    Devlet ve ideoloji kavramları, siyaset bilimi literatüründe en çok araştırılan konuların başında gelmektedir. Kuramsal düzeyde devleti açıklamak, farklı ideolojik perspektiflerin bakış açılarına odaklanmayı gerektirir. Nitekim her ideoloji, devleti farklı bir biçimde anlamlandırmakta, ona farklı roller biçmektedir. Bu çalışma, devlet nedir, devlet temelini nereden almış ve nasıl ortaya çıkmıştır, devlet bir amaç mı yoksa araç mıdır, ideoloji nedir, sağ ve sol kavramları nasıl ortaya çıkmıştır, sağ ideolojiler ve sol ideolojiler devleti nasıl açıklar ve hangi vazifelerle değerlendirilir, gibi temel araştırma sorularından yola çıkarak ideolojilerin devletle ilişkilenmesini sorunsallaştırmaktadır. Bu bağlamda çalışma, sağ, sol ve liberal ideolojilerin devlete yönelik yaklaşımları kategorize eden kuramsal bir çalışma niteliğindedir. Çalışmada, siyaset kuramının temel kaynaklarından yararlanılarak kapsamlı bir ikincil kaynak taraması yapılmış, ana ideolojik yönelimlerin devlete dönük tasavvurları açıklanmaya çalışılmıştır. Buradan hareketle, dört ana bölümde yapılandırılan çalışmanın ilk bölümünde devletin kökenine dair yaklaşımlar ve çağlara göre düşünürlerin devleti nasıl kavramsallaştırdığı incelenmiştir. İlk Çağ, Orta Çağ, Modern Çağ ve Yakın Çağ'da devletin tarihsel gelişimi kronolojik olarak ele alınmıştır. İlk Çağ'da Platon ve Aristoteles'in, Roma döneminde Polybios, Cicero ve Seneca'nın, Orta Çağ'da, Hıristiyan ve İslam düşünürlerinin devlete yönelik görüşleri değerlendirilmektedir. Modern Çağ'da ise Nicola Machiavelli, Thomas More ve Jean Bodin'in devlete yönelik felsefi değerlendirmeleri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümleri ise, temel ideolojilerin devlete yönelik kuramsal analizlerine ayrılmaktadır. İlk olarak, çalışmanın ikinci bölümünde merkez ideoloji olarak görülen liberalizm ideolojisinin devleti nasıl kavramsallaştırdığı ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde sağ ideolojilerin devlete dair yaklaşımları analiz edilmektedir. Bu bağlamda, sağ ideolojiler milliyetçilik, muhafazakârlık ve faşizm şeklinde gruplandırılmaktadır. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise sol ideolojilerin devleti nasıl yorumladıkları konu edilmektedir. Bu bölüm-de sol ideolojiler sosyalizm, Marksizm-Komünizm, sosyal demokrasi ve anarşizm olarak tasniflenmektedir. Sonuç olarak, liberalizm ideolojisi minimal devlet anlayışı etrafında şekillenmektedir. Devlete minimum yetkiler verilmesi gerektiğini savunan liberalizm, tarihsel süreç içerisinde ekonomik nedenlerle dönem dönem devletin yetki alanını genişletmiştir. Sağ ideolojiler genel olarak bakıldığında devleti kutsal bir amaç olarak görmektedir. Özellikle milliyetçilik ve faşizm, milli değerlere vurgu yaparak devletin özyönetimini sürdürmek istemektedir. Muhafazakârlık ise geleneklere vurgu yap-maktadır. Toplumu geleneklerin oluşturduğunu düşünen muhafazakârlık geçmişten gelen değerleri geleceğe taşımak istemektedir. Sol ideolojiler ise genel olarak devleti araç olarak görmektedir. Sosyalizm, devlete revizyonist bir rol biçerken; Marksizm devrim temelli devletsiz bir toplum tasavvur etmektedir. Son olarak anarşizm, devleti bireysel özgürlüğe tehdit olarak görmekte; devletin tamamen yok olmasını istemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Medeni usul hukukunda bilirkişinin yasaklılığı, reddi ve sorumluluğu

    Vedat Çalışkan

    Karşı karşıya kaldığımız hukuki uyuşmazlıkları çözme görevi kural olarak yargı makamlarına verilmiştir. Bu görevi ise hâkimler yerine getirmektedirler. Ancak hâkimlerin hukuk dışındaki alanlarda bilgi sahibi olmaları beklenmediği gibi çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilgi sahibi olsalar dahi bu bilgilerine dayanarak karar veremeyecekleri için bilirkişiye ihtiyaç duyulmaktadır. Bilirkişi, bir yargılama sürecinde hâkimde eksik olan ve hukuki bilgi dışında kalan uzmanlık, teknik ve özel bilgiyi hâkime sunan ve tecrübe prensiplerine dayanarak mevcut olan bir vakıadan neticeler çıkaran ya da kendi özel bilgisiyle ve donanımıyla uyuşmazlık konusu olan olayları tespit eden kişidir. Bilirkişiler, mahkemelerin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemeleri adli yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenecek olan listelerde yer alan kişiler arasından seçilirler. Bilirkişinin tarafsızlığı ve bağımsızlığı, temel etik ilkedir. Bu ilkeyi teminat altına alan düzenlemelerden birisi de hâkimin yasaklılık ve reddine ilişkin hükümlerin niteliğine uygun düştüğü ölçüde bilirkişiler için de uygulanmasıdır. Bilirkişi, yargılama faaliyetlerinin bir parçasını teşkil etmektedir. Bilirkişilerin gerek bilirkişinin yasaklılığı ve reddine gerekse bilirkişilikle ilgili Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine aykırı davranışları dolayısıyla hem disiplin hem de hukuki ve cezai sorumlulukları bulunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Geçici koruma kapsamındaki yabancıların çalışma ve sosyal güvenlik hakları

    Büşra Öçal

    Bu çalışmanın amacı Türk hukukunda geçici koruma statüsü ile geçici koruma statüsü sahibi yabancıların çalışma ve sosyal güvenlik haklarını incelemektir. Çalışmamızın ilk bölümünde, uluslararası hukukta geçici koruma statüsü incelenmiştir. Bu kapsamda geçici korumanın tanımı, unsurları, geri göndermeme ilkesi ve asgari muamele standardı ele alınmıştır. Bunun akabinde Türk hukukunda geçici koruma statüsünün ne olduğu, geçici korumanın tanımı, kişi bakımından kapsamı, geçici korumanın sona ermesi, geçici koruma statüsü sahibi yabancılara sağlanan hizmetler ve geçici korumanın sona ermesi halinde kalıcı çözümlerin neler olduğu incelenmiştir. İkinci bölümünde geçici koruma statüsünde bulunan yabancıların çalışma hakları ve bu çalışma hakkını kullanmaları için gerekli şartlar ile usul ve esaslar belirtilerek açıklanmıştır. Çalışmamızın son bölümünde ise yabancıların sosyal güvenlik hakkı ile geçici koruma altındaki yabancıların sosyal güvenlik hakkı ve sigortalılık durumları hem mevzuat hem de uygulama açısından değerlendirme konusu yapılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    İlkokul öğrencilerinin "öteki" algısı

    Tuğba Çapar

    Bu araştırma, ilkokul öğrencilerinin öteki algısının belirlenmesi amacıyla 2020-2021 eğitim öğretim döneminde yapılmıştır. Çalışma grubunu, Hatay ilçesindeki ilkokullarda eğitim gören 4. sınıflar oluşturmaktadır. Araştırma için Türk ve Suriyeli öğrencilerden oluşan ve amaçlı örneklem yöntemlerinden ölçüt örneklem kullanılarak belirlenen 48 öğrenci ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan "durum çalışması" kullanılmış ve araştırma deseni olarak iç içe geçmiş tek durum deseninden faydalanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "İlkokul Öğrencilerinin Öteki Algılarının Belirlenmesi" yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde Nvivo11 nitel veri analizi programı kullanılmıştır. Araştırmada Türk ve Suriyeli öğrencilerin öteki algıları; yabancı, farklı ve benzer kavramları üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda; oyun, başarı, yetenek, sevgi, arkadaşlık gibi faktörlerin öteki algısını şekillendiren önemli faktörler olduğu görülmüştür. Özellikle oyunun öğrenciler arasındaki bağın güçlenmesine imkân sağladığı bulgusuna ulaşılmıştır. Türk öğrencilerin yabancı algısının genellikle olumsuz olduğu; Suriyeli öğrencilerin ise yabancı olarak algıladıkları Türklere karşı olumlu duygularının olduğu görülmüştür. Öğrencilerin farklılıkları genellikle fiziksel özellikler üzerinden açıkladığı görülmüştür. Türk ve Suriyeli öğrencilerin benzer olduklarında mutlu oldukları, kardeş gibi hissettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin kendilerini ötekilerin gözünden olumlu olarak algıladığı görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021
    Selçuklular zamanında Bağdad şehrinin iktisadi ve içtimai tarihi

    Bılal Mohammed Kannas

    Bu çalışma "Selçuklular Zamanında Bağdad Şehrinin İktisadi ve İçtimai Tarihi" konusunu incelemiş olup dört bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde Irak'ın tarihsel coğrafyası, Bağdad kenti, onun idari sınıfları, Bağdad'dan geçen nehirler, bu kentin yapılma sebepleri ve yerinin seçilmesinde etkili olan faktörler ele alınmıştır. Ayrıca Bağdad'ın ticari, siyasi ve ilmi önemine değinilmiştir. Yönetim merkezinin Bağdad'dan Samarra'ya taşınma aşamaları, ondan sonra yönetim merkezinin tekrar Bağdad'a getirilmesi ve Abbasi devletinin sona erdiği döneme kadar Bağdad'ın durumu ele alınmıştır. İkinci bölümde Selçuklular zamanında Bağdad'ın fiziki yapısı incelenmiştir. Selçukluların döneminde imar yapılarının Dicle ve Fırat'ın neresinde olduğu, bu iki nehrin sulama ve içme suyu için olan önemi ve bu ikin nehrin Bağdad kentinin yapılmasındaki etkisi ele alınmıştır. Ayrıca Bağdad'da yapılan saraylar, medreseler, hastaneler, ribatlar, dini cemaatlerin zaviyeleri ve Bağdad'ın surları araştırılmıştır. O dönemde Selçukluların yapı ve imar sanatının gelişmesinde büyük rolleri olmuştur. Yapı ve süslemelerin çoğunda Selçukluların sanat izleri görülmektedir. Üçüncü bölümde Bağdad ilinin ekonomik hayatı, ticareti, gelirleri, çarşıları, tarımı, hayvancılığı, sanayisi ve madenciliği ele alınmıştır. O dönemde Bağdad sanayinin merkeziydi. Ticari ürünler oradan komşu beldelere götürülüyordu. Ayrıca o dönemde Bağdad'da kullanılan ölçü birimleri, ürün fiyatları, ekonomik durum ve ekonominin çökme sebepleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde Bağdad kentinin sosyal hayatı, ahalinin halifelerle ilişkisi, Müslüman halkın Yahudi ve Hristiyanlarla ilişkileri ele alınmıştır. İnsanların Selçuklu yönetimine bakışları, Bağdad halkının yeme, içme, giyinme ve çalışma gibi günlük yaşantıları, bayramları ve bunlar gibi diğer hususlar incelenmiştir.