Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Kuyruklu Yıldız Altında bir İzdivaç adlı romanında deyimler
Suna Yerlikaya
Bu çalışmada, Hüseyin Rahmi GÜRPINAR'ın Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç adlı romanında yer alan deyimler tespit edilerek Güncel Türkçe Sözlük ve TDK Çevrimiçi Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü ile karşılaştırılmıştır. Deyimlerin anlam ve yapı bakımından zamana bağlı değişme gösterip göstermediği veya deyimin günümüzdeki işlevi tespitinin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi amacıyla eserin birinci baskısı esas alınmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın amacı, yöntemi, sınırları; Hüseyin Rahmi GÜRPINAR'ın hayatı ve edebî kişiliği hakkında bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde deyimlerle ilgili nazarî bilgiler verilerek bu bilgiler ışığında tespit edilen deyimlerin karşılaştırma ve incelemeleri yapılmıştır. Üçüncü bölümde deyimlerin oluşma şekline ve deyimin anlamının üzerine bina edildiği kinaye ve kinayeli söyleyişin yardımcı olacağı düşüncesiyle "kinaye"nin tarifi ve özelliklerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde romanın bütün kelimelerini ihtiva eden dizin yer almaktadır. Kelimeler ve deyimler metinde geçtikleri bağlama göre anlamlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hüseyin Rahmi Gürpınar, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Deyimler, Kinaye
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Süperkapasitör için Grafen@VA-BCN-NT@WS2 kompozit elektrot üretimi ve karakterizasyonu
Ahmad Hüseyin
Bu tez çalışmasında süperkapasitör için Grafen@VA-BCN-NT@WS2 kompozit elektrot üretimi aşamalı bir şekilde gerçekleştirilmiş olup bu elektrot yapısı spesifik kapasitans, enerji yoğunluğu ve döngü kararlılığı gibi parametreler yönünden araştırılmıştır. İlk aşamada grafen sentezi, ikinci aşamada ise grafen üzerine FCCVD yöntemi ile 950oC'de VA-BCN-NT'ler büyütülmüştür. Bu yöntemde katalizör kaynağı olarak ferrosen, kaynak malzeme olarak da borik asit, etanol ve asetonitril çözeltisi kullanılmıştır. Son aşama olarak VA-BCN-NT'ler üzerine hidrotermal yöntemle WS2 nanoyapraklar büyütülmüştür. VA-BCN-NT'ler üzerine iyi yapışan WS2 nanoyapraklar aracılığıyla 3D çekirdek@kabuk yapısı elde edilerek sinerjistik bir etki oluşturulmuştur. Üç elektrotlu test hücresinde 6M KOH elektrolit kullanılarak ayrı ayrı gerçekleştirilen GCD ölçümlerinde 0,5 A g-1 akım yoğunluğunda VA-BCN-NT'lerin spesifik kapasitansı 364 F g-1 olarak hesaplanırken VA-BCN-NT@WS2 elektrot yapısının spesifik kapasitansı da 690 F g-1 olarak hesaplanmıştır. Bununla birlikte 20 A g-1 akım yoğunluğunda alınan 10.000 şarj/deşarj döngüsü sonrasında VA-BCN-NT'ler başlangıçtaki spesifik kapasitansının %97'sine sahipken 5.000 şarj/deşarj döngüsü sonrasında VA-BCN-NT@WS2 elektrot yapısı başlangıçtaki spesifik kapasitansının %74'üne sahip olarak mükemmel bir döngü kararlılığı sergilemiştir. Buna ek olarak iki elektrotlu simetrik yapıdaki VA-BCN-NT@WS2 süperkapasitör için 1 A g-1 akım yoğunluğunda spesifik kapasitans 170 F g-1 olarak elde edilmiştir. Ayrıca bu süperkapasitörün 1 V potansiyel aralığında 10.000 döngü sonunda spesifik kapasitansının %85'ini koruduğu gözlemlenmiştir. Enerji yoğunluğu 23.6 Wh kg-1 iken güç yoğunluğu ise 4250 W kg-1 olarak bulunmuştur.
- TezAçık Erişim2021Retrograd intrarenal cerrahi (RIRC) yapılan hastalarda üreteral erişim kılıfı kullanımının akut böbrek hasarına etkisinin MIOX (Myo-inositol oxygenase) biyomarkerı ile değerlendirilmesi
Abdullah Turan
Amaç: Retrograd intrarenal cerrahi (RIRC) yapılan hastalarda standart üreteral erişim kılıfı (ÜEK) kullanımı tartışmalıdır. Bizim çalışmamızda, ÜEK kullanımının intra-renal basıncı düşük tuttuğu literatürdeki çalışmalar göz önünde bulundurularak varsayılmış, intra-renal basıncın doğrudan böbrek hasarına sebep olup olmadığı, miyo-inositoloksijenaz (MIOX) markerı ile araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Mart 2019 ile Mart 2021 tarihleri arasında kliniğimizde, böbrek taşı nedeniyle RIRC yapılan 20 ile 75 yaş arası 80 hasta dahil edildi. Hastalar, RIRC yapılırken ÜEK kullanılanlar ve kullanılmayanlar olarak iki gruba ayrıldı. Prospektif olarak yürütülen buçalışmada hastaların demografik özellikleri, taş boyutu, taş yerleşimleri, operasyon süreleri, hastenede kalış süreleri, operasyon başarısı, preop ve postop üre, kreatin, GFR değerleri kaydedildi. Hastalardan operasyon öncesi, operasyon sonrası 4. saatte alınan 5'er cc kan numuneleri santfirüj edilerek -80°C'de muhafaza edildi ve biyokimya bölümünde MİOX ölçümü yapıldı. Bulgular: Gruplar arasında demografik verileri açısından fark gözlenmemiştir. Yine gruplar arasında çalışmaya dahil edilen hastaların taş boyutları ve taş yerleşimleri benzerdir. ÜEK kullanılan grupta ameliyat süresi ve hastanede kalış süresi anlamlı derecede uzun bulunmuştur. Her iki grup arasında, operasyon başarısı ve komplikasyon gelişmesi açısından istastistiksel fark saptanmadı. Gruplar kendi içinde postop, preop MIOX farkları açısından değerlendirilmiş, ÜEK kullanılmadan RIRC yapılan hastalarda ortalama MIOX değişimi 0.08 ± 0.44ng/ml iken, ÜEK kullanılarak RIRC yapılan hastalarda bu değişim -0.29 ± 0.36 ng/ml olarak ölçülmüş olup, gruplar arasında istatiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır (p= 0,222). Sonuç: ÜEK kullanılmadan yapılan RIRC işleminin böbrek içi basıncı artırdığı literatürdeki çalışmalarda gösterilmiş olsada, ÜEK kullanılmadan da gerçekleştirilen RIRC işleminin, akut böbrek hasarı açısından güvenli olduğunu düşünmekteyiz. Çalışmamızda böbrek içi basınçların ölçülememiş olması çalışmamızı sınırlandırmaktadır. Böbrek içi basınçlarınında dahil edildiği, daha kapsamlı, ÜEK kullanımının akut böbrek hasarına etkisini değerlendiren çalışmalara ihtiyaç vardır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Anavatan Partisi iktidarı ve ordu (1983-1991)
Gülsemin Akın
Yakın dönem Türkiye tarihinin en önemli açmazlarından birisi, evrensel demokratik kıstaslarla uyuşmayan bir yapı arz eden TSK-sivil iktidar ilişkileri olmuştur. Darbe kavramı zaten demokratik teamüllerle izah edilemez bir süreci ifade ederken, bu sürecin akademik alanda izahında kimi zaman başvurulan ideolojik bakış açısı da ayrı bir sorun olmuştur. 12 Eylül Darbesinden sonra iktidara gelen siyasilerin selefleri olan askerlere karşı, askerlerinde halefleri olan siyasilere karşı tavırları, bu yönde atılan adımlar ve yapılan düzenlemeler, çalışmanın ana konusunu oluşturmuştur. Çalışmada öncelikli olarak 12 Eylül Darbesine giden süreç ana hatlarıyla incelenmeye çalışılmıştır. Darbenin devamındaki süreç olan 1980-1983 askeri rejim döneminde siyasetin nasıl şekillendirilmeye çalışıldığı üzerinde durularak, 6 Kasım 1983 seçimleri sonrası kurulacak hükümetler dönemi için alınan önlemler incelenmiştir. 6 Kasım seçimleri ile iktidara gelen Anavatan Partisi'nin askeri rejim döneminde alınan önlemler ve TSK karşısındaki durumu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Anavatan Partisi'nin iktidarı boyunca (1983-1991) ortaya çıkan sorunlar ve sorunlar karşısında nasıl çözümler ürettiği, askerin bu çözümlere ve Anavatan Partisi iktidarına karşı tavrı belli başlıklar altında incelenmiştir. Her darbeden sonra olduğu gibi 12 Eylül sonrası kurulan dönemde de TSK; olmasını istediği, önceden ortamını hazırladığı siyasi, sosyal ve ekonomik yapının bekçisi ve koruyucusu olma geleneğini devam ettirmeye çalışırken, siyasetçiler de bu duruma karşı politikalar üretmeye devam etmiştir. 27 Mayıs ve 12 Mart deneyiminden hareket eden taraflar, yönetim üzerindeki etkilerini arttırmak ve devam ettirmek adına kıyasıya bir mücadeleye girişmiştir. Ancak bu süreç evrensel boyutlu bir ilişki olmaktan ziyade, Türkiye şartlarının gerçekliğinde yaşanmaya devam etmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Ergenlerde travmatik yaşantılar ve problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide stres ve duygu düzenlemenin rolü
Lale Unur Gürer
Çocukluk çağı travma deneyimleri bireylerin ileri dönemlerdeki yaşantılarını duygusal, davranışsal ve bilişsel olarak olumsuz düzeyde etkileyebilmektedir. Bu olumsuz etkilerden biri de problemli İnternet kullanımıdır. Aşırı ve kontrolsüz bir şekilde İnternetle meşgul olmayı içeren problemli İnternet kullanımı bireylerde fiziksel ve psikolojik açıdan birçok olumsuz etki oluşturabilmektedir. Bu araştırmada da çocukluk çağı ruhsal travma yaşantıları ile ergenlerde problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide; stres, duygu düzenleme güçlüğü, internette duygusal rahatlama ve online sosyal etkileşim tercihinin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim- öğretim yılında Türkiye'nin çeşitli illerinden öğrenim görmekte olan 279'u erkek, 558'i kadın toplam 871 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇTQ-33), Chen İnternet Bağımlılığı Ölçeği (CİBÖ), Depresyon, Ankisiyete, Stres Ölçeği (DASS-21), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ-16), Genelleştirilmiş Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği (GPİKÖ-2) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. İlişkisel tarama modelinden yararlanılan araştırmada travma yaşantıları, problemli internet kullanımı, stres, duygu düzenleme güçlüğü, internette duygusal rahatlama ve online sosyal etkileşim tercihi arasındaki ilişkiler Yapısal Eşitlik Modeli ile analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki dolaylı ilişkilerin anlamlılığı ise 2000 yeniden örnekleme ile sınanmıştır. Değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerinin belirlenmesi amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre modelde ele alınan bütün değişkenlerin birbirleriyle pozitif yönlü anlamlı ilişkiler gösterdiği ortaya konulmuştur. Yapısal eşitlik modellemesi analizi sonuçlarına göre çocukluk çağı travmaları duygu düzenleme güçlüğünü ve stres düzeyini, duygu düzenleme güçlüğü de online sosyal etkileşim tercihini ve internette duygusal rahatlamayı anlamlı düzeyde yordamaktadır. Stres, online sosyal etkileşim tercihi ve internette duygusal rahatlama ise problemli internet kullanımını anlamlı düzeyde yordamaktadır. Modelde yer alan dolaylı etkiler, travmatik deneyimlerin problemli internet kullanımını stres düzeyi üzerinde yordadığını göstermiştir. Aynı zamanda, duygu düzenleme güçlüğü, online sosyal etkileşim tercihi ve internette duygusal rahatlama üzerinden travmatik yaşantılar ile problemli internet kullanımı arasındaki ilişkide aracı rolüne sahiptir. Bu araştırmada elde edilen bulgular travmatik deneyimleri olan ergenlerde İnternetin duygusal rahatlama amaçlı kullanılmasının, stres ve duygu düzenleme güçlüğünün problemli internet kullanımında önemli bir etken olduğunu ve önleyici çalışmalarda bu değişkenlere yönelik müdahalelerin etkili olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, duygu düzenleme güçlüğü, problemli internet kullanımı, stres
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Hadislerde kadın ve fitne ilişkisi
Nazlıcan Büşra Kasırga
Fitne; kargaşa, karışıklık, imtihan, deneme vs. anlamlarına gelmektedir. Genel olarak olumsuz anlamlar içeren fitne kelimesi Kur'an'ı Kerim'de ve hadislerde de geçmektedir. İnsanlık kadını; erkekten daha zayıf olması ve iaşesinin erkek tarafından karşılanması sebebiyle tartışmıştır. İslam ise kadını hor görmemiş, dışlamamıştır. Hz. Peygamber kadına değer vermiş, bütün insanlığa kucaklayıcı bir tavır ile yaklaşmıştır. İslam öncesi toplumlarda, diğer semavi dinlerde kadın şeytanla ilişkilendirilmiştir. Bu sebeple kadına dair olumsuz bakış açıları her devirde yaygın bir şekilde devam etmiştir. Kadın fitne ile bağdaştırılmıştır. Hz. Peygamber'in ''Erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne unsuru bırakmadım.'' hadisi ile kadınlarla ilgili diğer rivayetler kadınları ötekileştirmek için söylenmemiştir. Çalışmamızda incelediğimiz hadislerin ya sıhhat derecelerinde zayıflık bulunduğu veya Hz. Peygamber'in ashabına bir uyarı veya tavsiye nezdinde söylediği tespit edilmiştir. Hz. Peygamber devrinde kadın; eğitim alanında, aile hayatında, içtimai yönden önemli görevler üstlenmiştir. Kadınların eğitimi ile yakından ilgilenen Hz. Peygamber, onlara mescitte ayrı bir gün tayin etmiştir. Aile hayatında kadın; evlat ise anne babasına, eş ise kocasına, anne ise evlatlarına karşı sorumludur ve sorumluluklarını yerine getirmiştir. Yine bu devirde kadınlar Hz. Peygamber'in onayıyla bir çok alanda rol oynamıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Hz. Peygamber'in sünnetinde beslenme
Nesibe Menekşe Çakmak
Beslenme, insan hayatının devamı ve kalitesi için oldukça önemlidir. İnsanoğlu ve diğer canlılar fıtratları gereği beslenmeye muhtaçtır. Canlılar beslenmeden çok uzun süre yaşayamazlar. Yetersiz beslenme de canlılarda ağır hasarlar bırakır. Beslenmeye yönelik aktiviteler insan hayatının çok büyük bir kısmını işgal eder. Hz. Peygamber de bir insan olarak kendi dönem ve yaşadığı yer bakımından sahip olduğu imkânlarla beslenmiştir. Bu tezde Hz. Peygamber dönemi beslenme imkânları araştırılmıştır. O'nun beslenme sünneti de günümüz müslümanları için örnektir. Hz. Peygamber'in sünnetinde beslenmeye yönelik çok fazla hükümler vardır. Yiyecek ve içecekler içinde helal olanlar kadar haram olanlar da bulunmaktadır. Ayrıca Hz. Peygamber'in sünnetinde beslenmeye yönelik pek çok âdâb da vardır. Tezin amacı; insan hayatının en önemli parçalarından biri olan beslenme hakkında Hz. Peygamber'in sünnetini tespit etmek ve günümüze örnek davranış modelleri sunabilmektir. Hz. Peygamber'in günümüzde yaşaması halinde beslenmeyle alakalı nasıl bir tavır takınacağını belirlemektir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Hemşirelerin örgütsel güven algısının hemşire-hemşire işbirliği üzerine etkisi
Şeyma Zengin
Amaç: Araştırma hemşirelerin örgütsel güven algısının hemşire-hemşire işbirliğine etkisini belirlemek amacıyla yürütüldü. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitseltürdeki araştırmanın çalışma evrenini Samsun Gazi Devlet Hastanesi'nde görev yapanhemşireler oluşturdu. En az altı aydır ilgili hastanede görev yapan ve araştırmaya katılmayı kabul eden hemşireler araştırmaya dahiledildi. Veriler araştırmacı tarafından; kişisel bilgi formu, hemşire örgütsel güven ölçeği ve hemşire-hemşire işbirliği ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma; t testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi testleri kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin örgütsel güven ölçeği ve alt boyut puan ortalamalarının yüksek, hemşire-hemşire işbirliği ölçeği puan ortalamalarının orta-yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Hemşirelerin örgütsel güven düzeyinin yaş, medeni durum ve çalışma yılına göre farklılık gösterdiği (p<0.05); hemşire -hemşire işbirliği algısının ise yaş, cinsiyet ve çalışma yılına göre farklılık gösterdiği saptandı (p<0.05). Örgütsel güven düzeyindeki bir birim artışın hemşire-hemşire iş birliği algısı üzerinde 0,213 birimlik değişime yol açtığı belirlendi. Sonuç: Araştırma sonucunda hemşirelerin örgütsel güven düzeyinin yüksek, hemşire-hemşire işbirliği algısının orta-yüksek düzeyde olduğu; örgütsel güven düzeyinin hemşire-hemşire işbirliği üzerinde etkili olduğu belirlendi. Yöneticilere; hemşirelerin örgütsel güven düzeyini artırarak işbirliğini geliştirecek eğitim programlarının düzenlenmesi, çalışanların karar alma süreçlerine katılımının sağlanması, yapılan işin değerli ve anlamlı olmasını sağlayacak politikalar geliştirilmesi ve ortak kararlar doğrultusunda kurum içi faaliyetlerin düzenlenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Hemşire-Hemşire İşbirliği, İşbirliği, Örgütsel Güven
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Palyatif bakım kliniğinde yatan hastaların bakım vericilerinin algılanan stres düzeylerinin ve uyku kalitelerinin belirlenmesi
Serhat Yıldırım
Giriş ve Amaç: Bakım vericilerin stres düzeylerinin ve uyku kalitelerinin bakımın kalitesini etkilediği bilinmektedir. Bu araştırma palyatif bakım kliniklerinde yatan hastaların bakım vericilerinin algılanan stres düzeylerini ve uyku kalitelerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı türde olan bu araştırmanın evrenini bir ildeki şehir hastanesinin palyatif bakım kliniklerinde tedavi gören hastaların bakım vericileri oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş olup, araştırmanın kriterlerine uyan, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 153 bakım verici alınmıştır. Verilerin toplanmasında tanımlayıcı özellikler formu, Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve Pitssburgh Uyku Kalitesi (PUKI) İndeksi kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayılar, yüzdelikler, ortalama, bağımsız gruplarda t testi, Varyans Analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan bakım vericilerin %53.6'sı kadın, %31.4'ü lise mezunu ve %64.1'i evlidir. Bakım vericilerin Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) puan ortalamalarının 23.76±6.84 ve PUKI toplam puan ortalamalarının 9.16±3.33 olduğu saptanmıştır. Araştırma kapsamına alınan bakım vericilerin medeni durumu, hastaya yakınlık derecesi, süreçten maddi olarak etkilenme ve palyatif bakım ünitesinde tedavi görme süresine göre Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) puan ortalaması, hastaya yakınlık derecesi ve hastaya bakım vermeyi bilme durumuna göre PUKI toplam puan ortalaması farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. ASÖ puanı ile toplam PUKI puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve düşük düzeyli bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bakım vericilerin algılanan stres düzeylerinin orta düzeyin üzerinde olduğu ve kötü bir uyku kalitesine sahip oldukları belirlenmiştir. Bazı değişkenlerin bakım vericilerin stres düzeylerini ve uyku kalitelerini etkiledikleri saptanmıştır. Bakım vericilerin stres düzeyi arttıkça uyku kalitelerinin kötüleştiği belirlenmiştir. Bakım vericilerin uyku kalitesini ve stres düzeylerini etkileyebilecek farklı değişkenlerin araştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Stres, Bakım Verici, Hemşirelik, Palyatif Bakım, Uyku Kalitesi
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Ergenlerde azim: birey, aile ve çevresel faktörlerin yordayıcılığının incelenmesi
Mehmet Serhan Serin
Bu çalışmada ergenlerde azim üzerinde cinsiyet, başarı yönelimleri, bilişsel esneklik, anne baba özerklik desteği ve sınıf değerlendirme atmosferinin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma ortaöğretim kurumlarında 10, 11 ve 12. sınıf düzeyinde öğrenim gören 379 (kız) ve 127 (erkek) öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara Azim Ölçeği, 2×2 Başarı Yönelimleri Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Leuven Algılanan Ana Babalık Ölçeği ve Sınıf Değerlendirme Atmosferi Ölçeği uygulanarak gerekli veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde korelasyon analizi ve çoklu hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Gerçekleştirilen korelasyon analizi sonucunda azmin başarı yönelimlerinin tüm alt boyutları ile, bilişsel esneklik, anne baba özerklik desteği ve öğrenme odaklı sınıf atmosferi ile pozitif yönlü bir ilişki gösterdiği bulunmuştur. Hiyerarşik regresyonun ilk modeline cinsiyet ve yaş dahil edilmiş, cinsiyetin azim üzerinde yordayıcı rolüne sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. İkinci model içerisinde değişkenlere anne ve baba özerklik desteği eklenmiştir. Cinsiyet, anne ve baba özerklik desteğinin azim üzerinde yordayıcılık rolünün bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Model içerisinde azim üzerinde yordayıcılığı en yüksek değişkenin cinsiyet olduğu görülmüştür. Regresyonun üçüncü modeline ise öğrenme odaklı değerlendirme atmosferi ve performans odaklı değerlendirme atmosferi analize dahil edilmiştir. Cinsiyet, anne özerklik desteği ve öğrenme odaklı değerlendirme atmosferinin azim üzerinde yordayıcılık gösterdiği bulunmuştur. Öğrenme odaklı değerlendirme atmosferinin azim üzerindeki yordayıcılığı en yüksek olan değişken olduğu görülmüştür. Hiyerarşik regresyon analizinin son modeli olan dördünce model içerisine öğrenme yaklaşma, öğrenme kaçınma, performans yaklaşma, performans kaçınma ve bilişsel esneklik değişkenleri katılmıştır. Dördüncü model içerisinde cinsiyet, öğrenme odaklı değerlendirme atmosferi, öğrenme kaçınma yaklaşımı, performans yaklaşma yaklaşımı ve bilişsel esneklik değişkenlerinin azim üzerinde yordayıcılık gösterdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Bilişsel esnekliğin azim üzerinde yordayıcılığı en yüksek olan değişken olduğu görülmüştür. Bu araştırma sonuç olarak erkek öğrencilerin azim düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermekle birlikte, anneden algılanan özerklik desteği, öğrenme odaklı sınıf atmosferi, performans yaklaşma yaklaşımı, öğrenme kaçınma yaklaşımı ve bilişsel esneklik düzeyinin artması ile azim düzeyinin de arttığını göstermiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili değişkenleri dikkate alan ve kuramsal çerçeve ve alanyazın doğrultusunda geliştirilecek bireysel ve ailesel müdahalelerin öğrencilerin azim düzeylerini geliştirmek için kullanılabileceğini göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Kamu davasının açılması ve iddianamenin iadesi
Fetih Gölcü
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi ile "iddianamenin iadesi ve kabulü" hükümleri ceza mevzuatımızda ilk defa yerini almıştır. Bu düzenleme ile Yargıtay'ın kararlarında açıkladığı üzere, "Kişilerin Lekelenmeme Hakkı" ile "Eksiksiz Soruşturma ve Tek Celsede Duruşma" prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılarının makul sürede bütün delilleri toplamaları, sadece mahkumiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri fiilleri dava konusu yapmamaları, bir nev'i filtre görevi yapmaları amaçlanmıştır. Bu bağlamda soruşturma aşamasında tüm deliller eksiksiz ve hatasız olarak toplanmış bir şekilde kovuşturma aşamasına geçilebilecektir. Kovuşturma aşamasında da mahkeme yeniden delil toplanmak zorunda kalmayacağından soruşturmaya konu uyuşmazlık hakkında tek celsede karar verilebilecektir. Böylelikle, AİHS'nin 6. maddesinde yer alan "adil yargılanma hakkı" ile Anayasamızın 141. maddesinin son fıkrasında yer alan ve adil yargılanmanın hakkı ile bütünleşen "makul sürede yargılanma hakkı" ceza mevzuatımızda yansımasına kavuşmuş olmaktadır. Yargıtay'ın iddianamenin iadesi kararına karşı vermiş olduğu kararlar incelendiğinde, iddianamenin kabulü ve iadesi hükümlerinin amacına ulaştığı söylenemez. Ayrıca kanuni düzenlemelerde (CMK md. 170, 174), AİHS'nin 6. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının özüne aykırılık oluşturabilecek nitelikte unsurlara yer verilmiştir. 2019 yılında 7188 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler de yeterli olmamıştır. Uygulamadaki aksaklıklar ve kanuni düzenleme nedeniyle adil yargılanma hakkının özüne aykırılık teşkil edecek hususlar yapılacak yeni ve kapsamlı kanuni düzenlemelerle giderilerek "iddianamenin iadesi ve kabulü" müessesesi Anayasa'mızın 141. maddesinin son fıkrası ve AİHS'nin 6. maddesinde yer alan özüne uygun hale getirilmelidir.
- TezAçık Erişim2021Üst gastrointestinal sistem kanama tanısı ile iç hastalıkları kliniğine yatırılan hastaların genel değerlendirilmesi
Nihal Polat
Üst gastrointestinal sistem (GİS) kanaması; özofagus proksimali ile duodenumdaki Treitz ligamenti arasındaki herhangi bir lokalizasyondan GİS lümeni içine olan kanamadır. Üst GİS kanaması morbidite ve mortalite oranı yüksek olan ve sık görülen acil bir durumdur. Çalışmamız Ocak 2015 – Ekim 2020 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Kliniğine üst GİS kanama tanısı ile yatırılan 18 yaş ve üzeri 143 hasta üzerinde retrospektif olarak yapıldı. Çalışmamızda hastaların demografik özellikleri, alışkanlıkları, başvuru şikayetleri, hemodinamik bulguları, komorbid hastalıkları, ilaç kullanım öyküleri, bazı laboratuvar testleri, endoskopik bulguları, uygulanan tedavi yöntemleri ile ilgili güncel veri elde etmek ve hastaların prognozlarını etkileyen faktörleri araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmamızda yer alan hastaların 43 (%30.1)‟ü kadın, 100 (%69.9)‟ü erkek cinsiyetteydi ve erkek/kadın oranı 2.3 olarak hesaplandı. Hastaların yaş aralığı 19-99 olup yaş ortalaması 67.3±18.8 olarak tespit edildi. Kadınların yaş ortalaması 75.4±15.4 iken, erkeklerin yaş ortalaması 63.8±19.2 olarak bulundu. Olguların %41.3‟ü sigara, %2.8‟i alkol ve %4.9‟u her ikisini de kullanmaktaydı. Hastaneye en sık başvuru şikayeti %74.8 ile melena olarak saptandı. Hastaların %75.5‟inin üst GİS kanamasına neden olabilecek ilaç kullandığı tespit edildi. Nonsteroid anti inflamatuvar ilaç ve aspirin kullanım oranı diğer ilaçlara (klopidogrel, düşük molekül ağırlıklı heparin, varfarin, yeni kuşak oral antikoagülan, kortikosteroid) göre daha fazlaydı. Hastaların %80.4‟ünde bir ve daha fazla komorbid hastalık mevcuttu ve bunlar içinde en sık %45.5 oranı ile hipertansiyon bulundu. Hastaların %88.1‟ine endoskopi yapılmış olup %23.8‟inde gastrik ülser, %15.4‟ünde duodenal ülser, %55.9‟unda pangastrit, %6.3‟ünde özofagus ülseri, %12.6‟sında özofajit, %7‟sinde özofageal varis, %11.2‟sinde malign kitle, iii %5,6‟sında hiatal herni, %2.1‟inde anastamoz ülseri, %2.1‟inde Mallory Weiss yırtığı saptandı. Peptik ülserli hastaların %42.8‟inde Helikobakter pylori tespit edildi. Olguların %100‟üne medikal tedavi, %19.6‟sına endoskopik tedavi uygulandığı tespit edildi. Hastaların ortalama yatış süresi 5.9±3.6 gündü. Mortalite oranı %2.8 olarak saptandı. Çalışmamız sonucunda üst GİS kanamalarının halen hayatı tehdit eden önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olduğunu, ileri yaş, sigara kullanımı, ilaç kullanma öyküsü, komorbid hastalıklar ve H.pylori varlığının üst GİS kanaması için risk faktörü olduğunu tespit ettik. Üst GİS kanamalarında tekrar kanama ve ölüm riski, ayaktan veya hastaneye yatırılarak tedavi kararı ve prognoz açısından ön gördürücü olan risk skorlama sistemleri ile hesaplanan puanların yanı sıra, yüksek riskli hastaların saptanmasında bu skorlama sistemlerinde yer alan yaş, serum albümin düzeyi, serum üre ve kreatinin düzeyi, CRP gibi parametrelerin tek başına da anlamlı prognoz belirleyicileri olabileceğini saptadık. Üst GİS kanamalarında skorlama sistemleri kullanılarak hastalarda risk değerlendirmesi yapılmasının; takip, tedavi planlaması ve prognoz açısından oldukça faydalı olacağı ve skorlama sistemlerinin daha yaygın kullanılması ile üst GİS kanamalarının morbidite ve mortalitesinin azalacağı sonucuna vardık.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin yabancı dil kaygılarının ve öğrenmeye ilişkin tutumlarının incelenmesi
Esin Güneş Şahin
Bu araştırmada, yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin yabancı dil kaygı seviyeleri ve öğrenmeye ilişkin tutumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Bununla birlikte öğrencilerin yabancı dil kaygıları ve öğrenmeye dair tutumları çeşitli değişkenler açısından incelenmiştir. İlişkisel tarama modelinin kullanıldığı çalışmada Kilis, Gaziantep ve Hatay illerinde yabancı dil olarak Türkçe öğrenen C1 düzeyindeki 115 öğrenci örneklem olarak alınmıştır. Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenenlerin yabancı dil kaygısı ile öğrenmeye ilişkin tutumlarını tespit edebilmek amacıyla öncelikle alanyazın taraması yapılıp mevcut ölçekler incelenmiştir. Bu doğrultuda Sevim (2019) tarafından geliştirilen "Yabancıların Türkçe Öğrenme Kaygıları Ölçeği" ile Kara (2010) tarafından geliştirilen "Öğrenmeye İlişkin Tutum Ölçeği" veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Öğrencilerin yabancı dil kaygıları ve öğrenmeye ilişkin tutumları yaş, üniversite ve öğrenim durumu değişkenleri açısından ele alınmış ve bu değişkenler ile öğrencilerin öğrenmeye ilişkin tutumları ve yabancı dil öğrenme kaygıları arasında anlamlı bir ilişkinin olup olmadığına bakılmıştır. Araştırmada C1 seviyesinde öğrenim gören öğrencilerin öğrenmeye ilişkin tutumlarında ve yabancı dil öğrenme kaygılarında cinsiyet ile öğrenim gördükleri il açısından anlamlı bir farkın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Eğitim düzeyi açısından ise öğrenmeden beklenti ile öğrenmeye açıklık alt boyutlarında lisansüstü öğrencilerin; öğrenmeye ilişkin kaygı alt boyutunda ise lisans öğrencilerinin lehine anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Eğitim düzeyi bakımından yabancı dil kaygı ölçeğinin alt boyutlarından elde edilen verilere bakıldığında anlama-anlatma alt boyutunda lisans öğrencileri yönünde anlamlı bir fark oluştuğu görülmüştür. Öğrenmeye ilişkin tutum ile yabancı dil öğrenme kaygısı arasındaki ilişkiye göre; öğrencilerin öğrenmenin doğasını anladıkça öğrenmeye ilişkin kaygılarında azalma olduğu, öğrenmeden beklentilerinin arttığı ve öğrenmeye daha açık oldukları görülmektedir. Yine ders süreci arttıkça Türkçeyi gündelik hayatta kullanma artmakta ve anlama-anlatma becerileri gelişmektedir. Buna karşın ders sürecinin artmasının ve anlama-anlatma becerilerinin gelişmesinin, öğrencilerin yaşadıkları kaygıyı arttırdığı, ulaşılan sonuçlar arasındadır. Elde edilen sonuçlardan hareketle, yabancı dil olarak Türkçe öğrenen öğrencilere özellikle öğrenmenin doğasına yönelik ders / ünite ayrılması yararlı olacaktır. Ayrıca yabancı dil kaygısı farkındalığını oluşturmak adına öğrencilerin, kaygı ile ilgili sürecin başında bilgilendirilmesinin süreci olumlu etkileyeceği düşünülmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim202112 Mart 1971 Muhtırası ile 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesi yaşanan öğrenci olayları ve etkileri
Hakan Korkmaz
Ülkelerin geleceğinin en önemli unsuru olan gençlerin hayata hazırlandık-ları ve yaşamlarına yön verdikleri yer üniversitelerdir. Üniversitelerin bilim, sanat ve teknoloji açısından hayatın her alanına etkisi olmakla birlikte, okuyan gençlerin fikir dünyasının oluşmasına da katkısı bulunmaktadır. Öğrenci olayları ise eğitim tarihinin var olduğu süreç içerisinde hep ya-şanmıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasiyi sekteye uğratan 12 Mart 1971 Muhtırası ile 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi öncesinde gerçekleşen öğrenci olayları askerin kışlalarından çıkmasında önemli bir yere sahiptir. 12 Mart Muhtırası ile 12 Eylül Askerî Darbesi öncesinde üniversitelerde derslerin boykotu ile başlayan eylemler, öğrenciler arasında oluşan ideolojik ayrışmanın şiddet eylemlerinin yanında silahlı ve bombalı eylemlere dönüşmesi ile ülkede anarşi ve terörün artmasına neden olmuştur. Bunun yanında siyasi ve ekonomik krizlerin de tetiklediği toplumsal kargaşa iç ve dış karanlık güç odak-larında etkisi ile mezhepsel çatışmaların oluşmasına ve katliama varan eylemle-rin görülmesine sebebiyet vermiştir. Tarihsel sürece bakıldığında birbirine benzer bir seyir izleyen 12 Mart 1971 Muhtırası ve 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi toplum olarak yaşadığımız olaylardan ders çıkaramadığımızı ortak paydada buluşmak yerine kendi fikrimizi ve kendi doğrumuzu kabul ettirebilmek için karşımızdakini ötekileştirerek şid-dete başvurduğumuzu göstermektedir. Bu çalışmanın amacı, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün umudu ve devleti emanet ettiği gençliğin enerjisini, ülkenin gelişimi ve geleceği için kul-lanılması amacıyla bir farkındalık oluşturabilmektir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde giriş kısmı ile birlik-te kavramsal tanımlamalar ve Osmanlı Döneminde yaşanan öğrenci olaylarına değinilmiştir. İkinci bölümde ise Türkiye'de cumhuriyetin ilanı sonrası yaşanan öğrenci hareketlerinin yanı sıra çok partili hayata geçiş ve Türkiye'de sağ-sol ideolojisinin gelişme süreci ile bu dönemde etkili olan sağ-sol ideolojik grup ve yapılar anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise 27 Mayıs 1960 Darbesi öncesi meyda-na gelen öğrenci hareketleri ile 12 Mart 1971 Muhtırası ve 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi öncesi yaşanan öğrenci olayları tarihsel olarak ele alınmıştır. Sonuç bö-lümünde ise metin içerisinde detaylı incelenen konu genel hatlarıyla değerlendi-rilmiştir.
- TezAçık Erişim2021Laparoskopik kolesistektomi planlanan diabetes mellitus tanılı hastalarda uygulanan intraabdominal basıncın kalp hızı değişkenliği ve hemodinamiye etkisi
Nurhan Eren
Amaç: Amacımız laparoskopik kolesistektomi operasyonunda kalp hızı değişkenliği (KHD) ölçümleri ile hemodinamik değişiklikleri değerlendirmek ve preoperatif ölçümlerimizin bize peroperatif anestezik yönetimi daha doğru yapabilmemiz adına yol gösterici olmasını sağlamaktı. Gereç-Yöntem: Çalışmamıza elektif laparoskopik cerrahi geçirecek 40 yaş ve üzeri, Diabetes Mellitus (DM) Tip II dışında ek hastalığı bulunmayan, ASA I, II ve III risk grubundaki 143 hasta dahil edildi. Çalışmamıza katılmayı kabul etmeyen, 40 yaş altında olan, laparoskopik cerrahinin kontraendike olduğu, Tip-1 diyabeti olan, kontrol altında olmayan hipertansiyonu (HT) olan, aritmileri olan, alkol veya herhangi bir ilaç bağımlılığı olan, ASA IV-V risk grubunda olan, operasyona laparoskopik başlanıp laparotomik sürdürülen, batın içi basıncı artırabilecek yada pulmoner hipertansiyona neden olabilecek ek hastalığı olan, şok, dekompanse kalp veya solunum yetersizliği olan, böbrek veya karaciğer yetersizliği olan, periferik nöropatisi olan, kronik nörolojik hastalığı olan, kronik kardiyovasküler hastalığı olan, kullanılacak ilaçlara karşı bilinen alerjisi olan, zor entübasyon düşünülen, obezitesi olan ve rejyonel anestezi uygulanacak hastalar çalışma dışı bırakıldı. Kontrol grubu (n:77): DM (-) olan hastalar, DM grubu (n:66) DM Tip II (+) olan hastalar olarak belirlendi. Tüm hastalarda preoperatif HbA1C, oksijen satürasyonu (SpO₂), hemodinamik parametreler [sistolik, diyastolik, ortalama arter basınçları (SAB, DAB, OAB), kalp atım hızı (KAH)] ve KHD parametreleri; intra ve postoperatif SpO₂, hemodinamik ve KHD parametreler ölçüldü. Laparoskopik kolesistektomi sırasında intraabdominal basınç (İAB) 10-12 mmHg olacak şekilde uygulandı. Bulgular: SAB, DAB, OAB ve KAH indüksiyon ile azalırken insüflasyon ile arttı ve Postoperatif 24. saatte düşüş gösterdi. Gruplar arası değerlendirmede; DAB'ın insüflasyonda DM grubunda daha düşük, KAH'ın ise indüksiyonda DM grubunda daha yüksek olması dışında farklılık saptanmadı. Preoperatif KHD parametreleri genel olarak DM grubunda daha düşük olup indüksiyon sonrası SDNN, SDNN indeks, triangüler indeks, HF ve LF v parametrelerinde düşüş saptandı. DM grubunda SDNN, SDNN indeks ve LF parametrelerindeki düşmenin daha fazla olduğu bulundu. İnsüflasyonda SDNN, SDNN indeks, HF ve LF parametreleri düşerken, triangüler indekste artış tespit edildi. Postoperatif SDNN, SDNN indeks, HF ve LF parametreleri kontrol grubunda daha fazla olmak üzere artış gösterirken triangüler indeks gruplar arasında benzer seviyede düşüş gösterdi. Postoperatif değerleri preoperatif değerlerle kıyasladığımızda DM grubunda SDNN, SDNN indeks, HF, LF ve LF/HF parametreleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük kaldığı tespit edildi. Sonuç: Laparoskopik cerrahide artan intraabdominal basınca diyabetik hastaların daha duyarlı olduğunu ve kardiyak otonom fonksiyonlar üzerine oluşan etkilerin hemodinamik verilere klinik olarak yansımadan KHD ölçümleri ile tespit edilebileceğini ayrıca preoperatif LF ve/veya HF değeri 100'den küçük olan diyabet hastalarının otonom nöropati açısından riskli olduğunu ve anestezi yönetiminin daha dikkatli yapılması gerektiğini tespit ettik.
- TezAçık Erişim2021Radius distal uç kırıklarında prognozu ekileyen faktörler
Rıdvan Altay
Radius distal uç kırıkları; radiusun distal metafizinin kırıklarına denir. Erişkinlerde en sık görülen kırıktır. Bu kırıklar cerrahi veya konservatif yöntemlerle tedavi edilebilir. Biz bu çalışmada kırığın radyolojik parametreleri ve tedavi yöntemi ile prognoz arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Çalışmaya, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde Ocak 2015 – Haziran 2015 tarihleri arasında, radius distal uç kırığı tanısıyla cerrahi veya konservatif yöntemlerle tedavi edilen 18 yaşından büyük 72 hasta (40 erkek, 32 kadın) dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 49'du (18-71, SD:15). İlk başvuruda ve son poliklinik kontrollerinde çekilen grafilerde radial inklinasyon, dorsal angulasyon, volar tilt ve radial uzunluk ölçümleri yapıldı. Son grafileri Knirk ve Jupiter artroz sınıflanmasına göre değerlendirildi. Hastaların son muayenelerinde DASH, Gartland-Werley, Mayo Wrist skorları dolduruldu ve her iki elin kavrama gücü el dinamometresi ile ölçüldü. DASH ve Gartland-Werley skorları konservatif olarak tedavi edilen hastalarda daha yüksekti ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Redüksiyon öncesi ve sonrası radial inklinasyon ile Gartland-Werley skoru arasında negatif yönlü orta kuvvette ilişki varken redüksiyon öncesi dorsal angulasyon ile Gartland-Werley, DASH ve Mayo Wrist skoru arasında orta kuvvette pozitif yönde bir ilişki olduğu görüldü. Redüksiyon sonrası volar tilt ile Gartland-Werley, DASH ve Mayo Wrist skorları arasında orta kuvvette pozitif yönde bir ilişki bulundu (p<0,01). Çalışmamızda konservatif tedavinin seçilmesine ek olarak redüksiyon öncesi daha az dorsal angulasyon ve daha az bozulmuş radial inklinasyonun; son grafilerde daha iyi restore edilmiş volar tilt ve radial inklinasyonun prognoza olumlu etki ettiği bulundu.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021İş-aile çatışması ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişki ve bu ilişkide iş stresinin aracılık rolü
Reyhan Eda Bağ
Bu araştırmanın temel amacı iş-aile çatışması ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide iş stresinin aracı rolünün incelenmesidir. Amaç kapsamında oluşturulan model ve hipotezlerin test edilmesine yönelik havacılık sektöründe yer hizmetleri alanında faaliyet gösteren iki şirketin 154 çalışanından veri toplanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış olup veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 ve AMOS 22 programları kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda iş-aile çatışmasının işten ayrılma niyeti ve iş stresi üzerinde olumlu bir etkisinin olduğu, iş stresinin işten ayrılma niyeti üzerinde olumlu bir etksinin olduğu ve son olarak iş-aile çatışması ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide iş stresinin aracılık rolünün bulunduğu tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Dindarlık ve çevre ilişkisi
Hatice Keçeci
Bu çalışmanın amacı, çevreci davranışlar ve dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma teorik ve ampirik olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın yöntemi ve kavramsal çerçevesini oluşturan çevre, çevre bilinci, çevre psikolojisi, çevre etiği, çevreci davranışlar, çevre sorunları ve sebepleri, din ve dindarlık tanımları, bireysel dindarlığın boyutları, çevre ve din ilişkisi dokümantasyon yöntemiyle incelenmiştir. İkinci bölümde ise araştırmanın bulgularına yer verilmiştir. Araştırmanın uygulama aşamasında Çevreci Davranışlar ve Dindarlık Ölçekleri kullanılmıştır. Örneklem grubu tesadüfi yöntemle seçilmiş olan 274 kadın ve 326 erkek olmak üzere toplam 600 kişiden oluşmaktadır. Anket formu, yaşları 15 ile 65 ve üzeri arasında değişen ve Ordu'nun Altınordu ilçesinde ikamet eden 600 kişiye uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, cinsiyet, yaş, medenî durum, eğitim düzeyi, algılanan sosyo-ekonomik düzey ve meslek durumu gibi bağımsız değişkenler açısından analiz edilmiştir. Bu bağlamda çevreci davranışlar ve dindarlık arasında pozitif ve negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2021Limited şirketlerde ortaklık sıfatını sona erdiren haller
Rumeysa Erdoğan
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre limited şirketler, sermaye şirketlerinden birisini oluşturmaktadır. Bununla birlikte limited şirketler şahıs şirketlerine özgü özellikleri de bünyesinde barındıran bir şirket türüdür. Çalışmamızda limited şirketlerde ortaklık sıfatının yitirilmesi halleri olan ölüm, payın devri, çıkma ve çıkarılma koşulları detaylı olarak incelenecektir. Limited şirketlerde ortaklığın yitirilmesi halleri, ortaklık sıfatının sona ermesinin sonuçları, ayrılan ortağa ödenecek ayrılma akçesi düzenlemeleri üzerinde durulacaktır. Ortaklık sıfatının yitirilmesi, buna bağlanan sonuçlar ve ayrılma akçesi kurumları ile ilgili mümkün olduğunca doktrindeki mevcut görüş ve tartışmalara değinilecek, yargı kararlarına yer verilmeye çalışılacaktır.
- TezAçık Erişim2021Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi öğrencilerinde sağlık okuryazarlığı düzeyi ve ilişkili faktörler
Ömer Özer
Sağlık okuryazarlığı bireysel ve toplumsal sağlığın iyileştirilebilmesi için gereken bilgi, beceri ve davranışların bütünü olarak ifade edilebilir. Toplumun her kesiminden insana hitap etmesi ve etkilediği alanlar nedeniyle üzerinde durulması gereken bir kavramdır. Bu çalışma Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Öğrencileri üzerinde sağlık okuryazarlığı düzeylerini ve etkili diğer faktörleri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmamız kesitsel nitelikte tanımlayıcı bir çalışma olup 358'i erkek 477'si kadın olmak üzere toplamda 835 kişi üzerinde uygulanmıştır. Sağlık okuryazarlığı düzeyi belirlemek için TSOY-32 testi kullanıldı. Sonuçlar ki-kare, Fisher's exact test ve lojistik regresyon analizleriyle değerlendirildi. Öğrencilerin genel ortalama sağlık okuryazarlık puanı 33,4±8,1 bulundu. Katılımcıların %14,0'ü yetersiz, %34,1'i sınırlı, %37,0' si yeterli ve %14,9'u mükemmel sağlık okuryazarlığı kategorisindeydi. Öğrencilerin sağlık okuryazarlığı düzeylerinin internet erişimi, sağlıkla ilişkili etkinliğe katılım, sağlık organizasyonlarında gönüllü çalışma ve sağlık alanında öğrenim görme durumlarıyla anlamlı ilişkili olduğu bulunurken; cinsiyet, ebeveyn eğitim durumu, gelir düzeyi, aile ikamet yeri, hanedeki kişi sayısı, çevresinde sağlık çalışanı olma, kronik hastalık varlığı, sigara ve alkol kullanımı, organ bağışlamayı düşünme, kitap okuma ve kültürel faaliyetlerde bulunma gibi durumlarla anlamlı ilişki tespit edilmemiştir. Sonuç olarak bu çalışmada üniversite öğrencilerinin toplumun geneline göre sağlık okuryazarlığı düzeyleri yüksek bulunsa da istenilen seviyede olmadığı tespit edilmiştir. Sağlık okuryazarlığı üzerine yapılacak çalışmalarla konu hakkında farkındalık oluşturulup sağlık alanıyla beraber birçok parametrenin geliştirilmesine katkı sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Sağlık okuryazarlığı, TSOY-32, üniversite öğrencileri
