Koleksiyon/r/ebyu/25981

Lisansüstü Tezler

Koleksiyondaki öğeler

  • Doctoral ThesisAçık Erişim2025
    Türkiye Selçukluları döneminde Hanım Sultanların Türk siyasi tarihine etkileri

    Elif Kömürcü

    Orhun Abidelerinde (Bilge Kağan Abidesi -kuzey yüzü) oguş kelimesiyle ifade edilen aile, Türk toplum yapısını ve kültürünü tanımlamak için kullanılmıştır. Tarih boyunca aile kurmaya önem gösteren Türk toplumunda evlilikler sadece bireyler arası bir bağ değil aynı zamanda toplumsal bir olgu olarak da görülmüştür. Evlilik süreçleri, toplumun sosyal yapısının ve kültürel değerlerinin bir yansıması olarak, belirli gelenekler, görenekler, törenler ile şekillenmiştir. Bu gelenek ve görenekler devletin üst kademelerinde daha derin ve resmi bir anlam taşımaktaydı. Özellikle Türkiye Selçuklularında, hanedan üyelerinin, melik ve melikelerin evlilikleri, bölgedeki sosyal ve kültürel yapıyı da etkileyen önemli bir unsur olmuştur. Türkiye Selçuklu Devletinde yalnızca hükümdarlar ve devlet adamlarının değil zaman zaman Sultan eşlerinin ve hanedan mensubu kadınlarında siyasi alanın yanı sıra sanatsal faaliyetlerde etkin roller üstenmişlerdir. Dönemin önemli kaynakları olan kitabelerden, tarihi ve edebi metinlerden edinilen bilgiler ile kadın banilerin varlığı da tarihe damgasını vurmuştur. Bu anlamda XIII. yüzyıl Türkiye Selçuklu Anadolu'sunda imar edilen kültürel yapıların tahlili Türkiye Selçuklu dönemi için oldukça önemlidir. Dolayısıyla Türkiye Selçukluları dönemindeki banilik faaliyetlerinin Selçuklu sanatı ve sosyo-kültürel alanlardaki derin tesirlerinin daha iyi anlaşılması gerektiği düşünülerek konu daha ayrıntılı çalışılacaktır.

  • Doctoral ThesisAçık Erişim2025
    Endemik Glaucium cappadocicum bitkisinin aktif bileşiklerinin izolasyonu, karakterizasyonu ve bazı biyolojik aktivitelerinin incelenmesi

    Sevgi Altın

    Bu çalışmada, Erzincan'a endemik olan Glaucium cappadocicum'un toprak üstü kısımlarından hazırlanan ekstrelerin antioksidan, antikolinesteraz, antiproliferatif ve antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi ve bu aktivitelere sebep olan sekonder metabolitlerin izolasyonu amaçlanmıştır. İzole edilen moleküllerin yapı aydınlatma çalışmaları spektroskopik (NMR, GC-MS) yöntemlerle gerçekleştirildi. İzolasyon sonucunda; rutin (GC-1), salutaridin (BGB-6), glausin (BG-19), norglausin (BGB-9), izokoridin (C-17), norizokoridin (BGB-8), izoboldin (S-6), predisentrin (S-2), korytüberin (BG-2) ve sükroz (GH-58) olmak üzere on adet molekül bu bitkiden ilk kez izole edildi. Elde edilen saf moleküller için yukarıda bahsedilen biyolojik aktivite çalışmaları gerçekleştirildi. Antiproliferatif aktivite testleri A549 (akciğer kanseri) ve HT29 (kolon kanseri) hücre hatlarına karşı değerlendirildi. Test edilen moleküller arasında en güçlü sitotoksik etki A549 hücre hattı üzerinde korytüberin molekülünde (IC50: 61,2±1,12 µM) belirlendi. Enzim inhibisyon çalışmaları metabolik enzimler olan kolinesteraz ve α-glikozidaz enzimlerine karşı değerlendirildi. Antikolinesteraz aktivitesi bakımından en etkili sonuç, takrinden daha yüksek inhibisyon gösteren korytüberin (IC50: 0.84 µM) molekülünde belirlendi. α-glikozidaz enzimi üzerindeki inhibisyon çalışmalarında ise izoboldin (IC50: 0.87 µM) molekülünün akarbozdan daha yüksek inhibisyon sergilediği belirlendi (akarboz için IC50: 1.28 µM). Ayrıca bu saf bileşiklerin antimikrobiyal aktiviteleri Streptococcus pneumoniae, Staphylococcus aureus, Candida albicans üzerinde test edildi ve minimum inhibitör konsantrasyonları belirlendi. Streptococcus pneumonia' ye karşı en etkili moleküller korytüberin, salutaridin, norizokoridin, norglausin ve izokoridin olmuştur (MİK: 4,688 µM). Özetle, tüm bu bulgular, bu türden ilk kez izole edilen sekonder metabolitlerin önemli metabolik hastalıkların tedavisinde değerlendirilebilecek ölçüde farklı biyolojik aktiviteye sahip olduklarını ortaya koymuştur.

  • Master ThesisAçık Erişim2025
    Yüksek kazançlı ve tek anahtarlı yeni bir karesel DC-DC dönüştürücünün tasarımı ve uygulaması

    Aslı Şeyda İpek

    Bu tez çalışmasında yakıt hücreleri, güneş panelleri ve elektrikli araç şarj istasyonlarında çıkış geriliminin yükseltilmesi amacıyla kullanılan klasik DC-DC dönüştürücüye alternatif olarak daha yüksek gerilim kazancı sağlayabilen ve literatürde sunulan yüksek kazançlı dönüştürücülerin dezavantajlarını barındırmayan yeni bir tek anahtarlı yüksek gerilim kazançlı karesel DC-DC dönüştürücü sunulmaktadır. Güneş panelleri, yakıt hücreleri gibi yenilenebilir enerji kaynakları genellikle düşük gerilim sunarlar. Bu düşük gerilim bataryaların ve inverterlerin ihtiyaç duydukları gerilim seviyelerini karşılamak için yeterli olmayabilir. Bu tez çalışmasında sunulan yüksek kazançlı karesel DC-DC dönüştürücü düşük giriş gerilimlerini yüksek çıkış gerilimlerine etkin bir şekilde dönüştürebilmektedir. Ayrıca, temel DC-DC yükseltici, sarmaşık yükseltici, kaskat ve karesel yükseltici dönüştürücülerden daha fazla bir çıkış gerilim kazancı (%50 doluluk oranında giriş geriliminin 8 katı kadar çıkış gerilimi) sağlamaktadır. Dönüştürücü yapısında tek bir anahtarın bulunması ve bu anahtarın maruz kaldığı gerilimin çıkış geriliminin yarısı olması sunulan dönüştürücünün en önemli üstünlüklerinden biridir. Literatürde yer alan birçok topolojiye göre kullanılan eleman sayısının daha az olması, transformatör gibi tasarım zorluğu bulunan elemanların olmaması dönüştürücünün diğer olumlu özelliklerindendir. Tez çalışmasında sunulan dönüştürücünün deneysel prototipi yapılmış, simülasyon sonuçları deneysel olarak doğrulanmış ve böylece yenilebilir enerji sektöründe kullanılmak üzere bilime ve teknolojiye katkı sağlanmıştır.

  • Doctoral ThesisAçık Erişim2025
    Eko-öğretmenler dijital platformunun fen bilimleri öğretmenlerinin küresel sosyal sorumluluk bilinç düzeylerine etkisi

    Edanur Karakaş

    Bu çalışmanın amacı, Fen Bilimleri öğretmenlerinin Küresel Sosyal Sorumluluk (KSS) düzeylerini belirlemek ve öğretmenlere yönelik geliştirilen Eko-Öğretmenler Platformunun bu düzey üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, öğretmenlerin küresel ve çevresel sorunlara yönelik farkındalıklarını artırmak ve iyi uygulama örneklerini paylaşabilecekleri çevrim içi bir platform oluşturulmuştur. Araştırmada, nicel ve nitel veri toplama tekniklerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem yaklaşımı benimsenmiştir. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Başer ve Kılınç (2015) tarafından geliştirilen Küresel Sosyal Sorumluluk Ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik çalışmaları, doğrulayıcı faktör analizi dâhil olmak üzere gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan orta ölçekli bir ilde görev yapan 91 Fen Bilimleri öğretmeni oluşturmaktadır. Katılımcılara ön test uygulanmış, ardından 14 haftalık Eko-Öğretmenler Platformu uygulama süreci gerçekleştirilmiş ve süreç sonunda son test uygulanmıştır. Ayrıca, platformu aktif olarak kullanan öğretmenlerle nitel görüşmeler yapılmıştır. Nicel veriler; split-plot ANOVA, bağımlı örneklem t-testi ve bağımsız örneklem t-testi ile analiz edilmiş, nitel veriler ise içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular, öğretmenlerin KSS düzeylerinin cinsiyet, görev yeri, mesleki deneyim süresi ve çocukluk dönemine ait yerleşim yeri değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediğini ortaya koymuştur. Ancak, çocukluk döneminde yaşanılan ev türü değişkenine göre "Eyleme Dönük Sorumluluk" alt boyutunda anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Ön test ve son test puanları karşılaştırıldığında, son test lehine istatistiksel olarak anlamlı bir artış elde edilmiştir. Sonuç olarak, Eko-Öğretmenler Platformu'nun Fen Bilimleri öğretmenlerinin Küresel Sosyal Sorumluluk düzeylerinin gelişimine olumlu katkı sağladığını göstermektedir. Nitel bulgular da bu sonucu desteklemekte; katılımcılar platformun mesleki iş birliği, farkındalık geliştirme ve sürdürülebilirlik konularına katkı sunduğunu ifade etmiştir.

  • Doctoral ThesisAçık Erişim2025
    Sosyobilimsel konu tabanlı iklim değişikliği farkındalık programının etkililiği

    Hamza Albayrak

    Bu araştırma, Sosyobilimsel Konu Tabanlı İklim Değişikliği Farkındalık Programı (SİDFAP)'ın ortaokul öğrencilerinin iklim değişikliği farkındalığı üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında ortaokul öğrencilerine yönelik İklim Değişikliği Farkındalık Ölçeği (İDFÖ) ve SİDFAP geliştirilmiştir. Geliştirilen İDFÖ, toplam 16 maddeden ve iki boyuttan (bilişsel ve davranışsal) oluşmaktadır. Ölçeğin geliştirilme sürecinde içerik ve görünüş geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt geçerliği analizleri yapılmış; güvenirlik analizinde ise iç tutarlılık katsayıları ile madde analizleri kullanılmıştır. Yapılan analizler, İDFÖ'nün ortaokul öğrencilerinin iklim değişikliği farkındalık düzeylerini ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu ortaya koymuştur. SİDFAP programının etkililiği sıralı karma yöntem deseniyle test edilmiştir. Bu kapsamda, önce nicel veriler toplanmış, ardından bu bulguları derinlemesine anlamlandırmak amacıyla nitel verilere başvurulmuştur. Nicel aşamada, İDFÖ aracılığıyla öğrencilerin farkındalık düzeyleri öntest-sontest uygulamalarıyla belirlenmiştir. Nitel aşamada ise yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla öğrencilerin SİDFAP'a ilişkin deneyimleri ve programın farkındalık üzerindeki etkileri incelenmiştir. Nicel veriler t-testiyle, nitel veriler ise içerik analizi yöntemiyle kod ve temalar oluşturularak değerlendirilmiştir. Araştırma, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Doğu Anadolu bölgesinde küçük bir merkezindeki bir ortaokulun iki farklı sınıfında öğrenim gören 55 yedinci sınıf öğrencisiyle yürütülmüştür. Deney grubundaki öğrencilere SİDFAP etkinlikleri haftada iki saat olmak üzere on hafta boyunca uygulanmış, kontrol grubuna ise herhangi bir müdahale yapılmamıştır. Nicel bulgular, SİDFAP'ın öğrencilerin iklim değişikliğine yönelik farkındalık düzeylerini anlamlı biçimde artırdığını göstermiştir. Nitel bulgular ise programın öğrencilerin iklim değişikliğini çok boyutlu ve karmaşık bir olgu olarak kavramalarını desteklediğini, kavramsal derinleşmeyi güçlendirdiğini ve çevresel sorumluluk bilinci kazandırdığını ortaya koymuştur. Öğrenciler edindikleri bilgileri günlük yaşam eylemleriyle ilişkilendirmiş; programın etkileşim, iş birliği ve aktif katılımı desteklediğini belirtmişlerdir. Ayrıca etkinliklerin öğretici, ilgi çekici ve tartışma tabanlı öğrenmeyi kolaylaştırıcı olduğu vurgulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, SİDFAP'ın iklim değişikliği farkındalığını bilişsel, duyuşsal ve eylemsel düzeylerde geliştiren etkili bir öğretim modeli olduğunu göstermekte; programın iklim değişikliği gibi karmaşık çevresel konuların öğretiminde pedagojik yaklaşım olarak önem taşıdığını ortaya koymaktadır. Çalışma, çevre ve fen eğitimi alanlarına katkı sağlayarak öğretmenlere yenilikçi bir öğretim yaklaşımı önermekte ve sürdürülebilir yaşam bilincinin geliştirilmesine yönelik önemli sonuçlar sunmaktadır.

  • Doctoral ThesisAçık Erişim2025
    Erzincan'da kireçtaşı, serpantin ve jips anakayaya özelleşmiş endemik bitki türlerinin fonksiyonel karakterlerinin analizi ve bitki sürgünleri ile toprak bünyesinin bitki besleyici elementler açısından karşılaştırılması

    Halil İbrahim Türkoğlu

    Bitki Fonksiyonel Karakterleri, birey düzeyinde hücreden tüm organizmaya kadar ölçülebilen, büyüme, üreme, kaynak kullanımı gibi süreçleri etkileyerek bitki türlerinin yaşam başarısını etkileyen herhangi bir morfolojik, anatomik, biyokimyasal, fizyolojik veya fenolojik kalıtsal özellik olarak tanımlanır. Araştırmada, Erzincan'da kireçtaşı, serpantin ve jips alanlarına özelleşmiş yaygın bitki türlerinin fonksiyonel karakterlerinin analizi ve besleyici elementlerle ilişkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, jipse özelleşmiş 28, kireçtaşına özelleşmiş 26 ve serpantine özelleşmiş 30 taksonun genel ve fonksiyonel 33 karakteri Kategorik Diskriminant Analizi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre; bitki boyu x taç izdüşümü, gövde görünüşü yaprak boy x en oranı, taçyaprak özellikleri, çiçek simetrisi, ovaryum durumu ve meyve tipinin anakayaya göre değişim gösterdiği belirlenmiştir. Diğer özellikler her üç anakayanın da bitki gelişimine olumsuz etki eden ortak fiziksel ve kimyasal bileşimleri nedeniyle benzer olduğu görülmüştür. Laboratuvar çalışmasına göre; gövde özyoğunluğu, gövde ve yaprak kuru madde oranının serpantin türlerinde daha fazla olduğu belirlenmiştir. Toprak ve bitki mineralleri bakımından serpantinde jips ve kireçtaşına göre Mg, Cr, Fe, Mn; kireçtaşında serpantin ve jipse göre Al, K, Cu; Jipste serpantin ve kireçtaşına göre Ca elementinin fazla olduğu saptanmıştır. İncelenen besleyici elementlerler açısından; korelasyon testi ile elementler arasında anakaya ve sürgünlerde ayrı ayrı pozitif ve negative ilişkiler belirlendi.

  • Doctoral ThesisAçık Erişim2025
    Ters yüz sınıf modeli uygulamasının 11. sınıf analitik geometri öğretiminde akademik başarı, tutum ve kendi kendine öğrenme üzerindeki etkisi

    Süleyman Safa Kefçi

    Bu çalışmanın amacı ortaöğretim öğrencilerine matematik dersi analitik geometri konusunda uygulanan ters yüz sınıf modelinin; öğrencilerin akademik başarıları, matematik ve teknoloji tutumları, teknolojiyle kendi kendine öğrenmeleri üzerindeki etkisini ve model hakkındaki görüşlerini incelemektir. Bu amaca uygun olarak çalışmada yarı deneysel desen kullanılmıştır. Çalışmanın katılımcıları 2023-2024 eğitim öğretim yılında Erzincan'da bulunan iki farklı özel okulda öğrenim gören 53 onbirinci sınıf öğrencisidir. Çalışmada kullanılan veri toplama araçları; araştırmacı tarafından oluşturulan analitik geometri başarı testleri, Matematik ve Teknoloji Tutum Ölçeği, Çocukların Teknolojiyle Kendi Kendine Öğrenme Ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formudur. Veriler iki farklı okuldan toplanıp analiz edildiğinden dolayı Ters Yüz Sınıf Modeli'nin etkiliğini ölçerken oluşabilecek çevresel faktörleri en aza indirgeyebilmek için çapraz geçişli (Cross-Over) deneysel yöntem kullanılmış ve deneysel çalışma 12 hafta sürmüştür. Çalışma bulgularına göre; hem ilk 6 haftalık hem son 6 haftalık iki süreç için Ters Yüz Sınıf Modeli uygulananan deney grubu öğrencilerinin akademik başarıları kontrol grubu öğrencilerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir. Fakat Ters Yüz Sınıf Modeli'nin öğrencilerin matematik ve teknoloji tutumları, teknolojiyle kendi kendine öğrenmeleri üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, çalışmada yer alan öğrencilerin Ters Yüz Sınıf Modeli'ne ilişkin görüşlerine bakıldığında; derslerin daha verimli, dikkat çekici ve eğlenceli bir hâl aldığı; bu yapının öğrenmelerini desteklediği yönünde görüş bildirdikleri görülmüştür.

  • Master ThesisAçık Erişim2025
    Ortaöğretime geçişte uygulanan merkezi sınav (SBS-TEOG-LGS) matematik sorularının PISA matematik okuryazarlığı değerlendirme çerçevesi kapsamında incelenmesi ve karşılaştırılması

    İlhan Pürlüpınar

    Bu araştırmanın amacı 2009-2023 yılları arasında ortaöğretime geçişte uygulanan LGS, TEOG ve SBS merkezi sınavlarındaki matematik sorularının PISA matematik okuryazarlığı değerlendirme çerçevesi kapsamında belirlenen genel içerik alanlarına, matematiksel süreçlere ve matematiksel içerik alanlarına göre kategorilendirerek bu sınavların benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Araştırmada nitel veri toplama yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmıştır. 100'ü SBS, 160'ı TEOG ve 120'si LGS olmak üzere toplam 380 soru PISA matematik okuryazarlığı değerlendirme çerçevesi kapsamında incelenmiştir. Elde edilen veriler betimsel analiz tekniğiyle analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucu genel içerik alanına göre; SBS ve LGS sınavı matematik soruları ile TEOG sınavı matematik sorularının bağlamların dağılımı bakımından büyük farklılıklar söz konusudur. SBS ve LGS sınavında her bağlam çeşidinden soruya rastlamak mümkünken TEOG sınavında soruların neredeyse tamamı bilimsel bağlam içeriklidir. SBS ve LGS sınavlarında bağlam çeşitliliği sağlanmış olsa da bu eşit oranlı bir dağılım değildir. LGS sınavı bu bakımdan diğer iki sınav türüne göre daha dengelidir. Ayrıca LGS sınavı SBS ve TEOG sınavına göre günlük yaşam alanı ile ilgili daha fazla matematik sorusu olduğu görülmektedir. Matematiksel sürece göre; LGS sınavında matematiksel süreçler TEOG ve SBS sınavlarına göre eşit oranlı dağılıma daha yakındır. Ayrıca LGS matematik sorularının birçoğunda birden fazla matematiksel sürecinin belirgin olarak kullanımı söz konusudur. Aynı durum TEOG ve SBS sınavları için sık rastlanan bir durum değildir. Matematiksel içerik alanı göre; merkezi sınavların uygulandığı dönemdeki matematik dersi öğretim programında belirlenen öğrenme alanı ders saati ile matematik sorularının dağılımının uyumlu olduğu belirlenmiştir. LGS ve SBS sınavları TEOG sınavına göre bu bakımdan daha uyumludur. Ayrıca LGS sınavında SBS ve TEOG sınavına göre matematiksel içerik alanı eşit oranlı dağılıma daha yakındır.

  • ThesisAçık Erişim2024
    Diyabetes mellituslu hastalarda elektrokardiyografik R dalga tepe zamanı ile subklinik sol ventrikül disfonksiyonu arasındaki ilişki

    Mehmet Onur Doğan

    Amaç: Diabetes Mellitus (DM), insülin salgısındaki veya insülin etkisindeki bozukluklarla karakterize kronik bir metabolik hastalıktır. Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM), bu hastalığın en yaygın formudur ve kardiyovasküler sistem üzerinde ciddi yan etkiler oluşturmaktadır. Diyabetik kardiyomiyopati, DM'ye bağlı olarak gelişen, koroner arter hastalığı ve hipertansiyondan bağımsız bir şekilde miyokardiyal yapısal ve fonksiyonel bozukluklarla karakterize bir durumdur. Diyabetik kardiyomiyopati genellikle subklinik sol ventrikül disfonksiyonu ile başlar ve hastalığın ilk evresini temsil eder. Subklinik sol ventrikül disfonksiyonu, sol ventrikül diyastolik fonksiyonlarının bozulduğu ancak ejeksiyon fraksiyonunun korunmuş olduğu bir durumdur ve erken dönemde tespit edilmesi, hastalığın ilerlemesini önlemek açısından kritik öneme sahiptir. Bu nedenle subklinik sol ventrikül disfonksiyonun tanısında kullanılan parametrelerin geliştirilmesi, diyabetik bireylerde kalp yetmezliği ve diğer kardiyovasküler komplikasyonların önlenmesine önemli katkılar sağlayabilir. RWPT (R dalga tepe zamanı), elektrokardiyografik (EKG) ölçülebilen ve sol ventrikül miyokardiyal aktivasyonunun süresini yansıtan bir parametredir. Diyabetik kardiyomiyopati hastalarında artan ventrikül kütlesi ve elektriksel aktivitedeki bozulma ile birlikte RWPT'nin uzayabileceği ve bunun subklinik sol ventrikül disfonksiyonu ile ilişkili olabileceği hipotezinden yola çıkarak bir çalışma tasarladık. Bu çalışmanın amacı, diyabetik bireylerde olası uzamış RWPT'nin diyabetik kardiyomiyopati ile ilişkisini araştırmak ve RWPT'nin uzamasının subklinik sol ventrikül disfonksiyonunun erken tanısında kullanılabilir bir elektrokardiyografik parametre olup olmayacağını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, dahil edilme kriterlerini karşılayan 75 T2DM hastası alındı, katılımcıların demografik bilgileri kaydedildi. Sol ventrikül fonksiyonları konvansiyonel transtorasik ekokardiyografi ve doku doppler ölçümleri ile incelendi. 12 derivasyonlu EKG'de V5-V6 derivasyonlarından R dalga tepe süresi (RWPT) ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya katılan toplam 75 hasta R dalga tepe zamanı (RWPT) ortanca (35 msn) değerden büyük ve küçük olanlar olarak iki grupta incelendiğinde gruplar arasında cinsiyet, boy-kilo, VKI, Hba1c, ejeksiyon fraksiyonu (EF), LV kütle indeksi ve relatif duvar kalınlığı (RWT) değerlerinde anlamlı bir fark saptanmadı. Sol atriyum volüm indeksi (LAVI), uzamış RWPT grubunda (30.05 ± 3.19 cm³/m²) normal RWPT grubuna (27.91 ± 3.86) göre anlamlı şekilde daha yüksek bulundu (p = 0.01061). Ayrıca diyastolik disfonksiyonun en önemli göstergelerinden olan mitral anüler e' hızının uzamış RWPT grubunda daha düşük olduğu saptandı (10.66 ± 1.29 cm/s vs 8.71 ± 1.20 cm/s p < 0.0001). Katılımcılar diyastolik disfonksiyon derecesine göre gruplandırıldığında; diyastolik disfonksiyon derecesi arttıkça 2 RWPT değerlerinin de anlamlı şekilde arttığı belirlenmiştir. Diyastolik fonksiyonları normal olan grupta RWPT değeri 32.17 ± 2.79 ms, Evre 1 diyastolik disfonksiyon grubunda 34.33 ± 3.35 ms, ve Evre 2 diyastolik disfonksiyon grubunda 37.44 ± 1.54 ms olarak ölçülmüş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p = 0.00007). Yaş, Hba1c, diyabet süresi ve LAVI değişkenlerinin univariate regresyon analizinde RWPT ile istatistiksel anlamlı olarak pozitif ilişkili, ortalama mitral anular e' hızı değişkeni ise istatistiksel anlamlı olarak negatif ilişkili bulunmuştur. Evre 2 diyastolik disfonksiyon ile RWPT arasındaki ilişki çok değişkenli lojistik regresyon analizinde incelendiğinde RWPT'nin güçlü bir öngördürücü olduğu saptanmıştır. RWPT'deki her 1 msn artışın, evre 2 diyastolik disfonksiyon olasılığında (odds) 1.59 kat artış ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada, transtorasik ekokardiyografi ve elektrokardiyografik ölçümler kullanılarak diyabetik hastalarda subklinik seviyedeki sol ventrikül disfonksiyonunun prevalansı ve uzamış RWPT ile ilişkisi değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar, uzamış R dalga tepe zamanının, subklinik sol ventrikül disfonksiyonunun erken tanısında kullanılabilir bir belirteç olabileceğini göstermektedir. Bu bulgular, diyabetik kardiyomiyopatinin erken evrede tanınması ve hastaların prognozunun iyileştirilmesi için yeni yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak, sonuçların doğrulanması için daha geniş kapsamlı ve uzun dönemli çalışmalara ihtiyaç vardır.

  • Doctoral ThesisAçık Erişim2024
    Hârûnürreşîd'in şairliği ve çevresindeki şairler

    Harun Reşit Seyyah

    Bu çalışmada Abbâsî devletine siyasi, ekonomik, kültürel olarak her alanda parlak dönemini yaşatmış olan en meşhur halifesi Hârûnürreşîd'in şairlik yönü ve çevresindeki şairler incelenmiştir. Çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırmanın önemi, amacı, sınırları, metodu ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde genel olarak dönemin sosyal, ekonomik, ilmi ve edebi durumu ile Hârûnürreşîd'in hayatı; ailesi, eğitimi, kişiliği ve halifeliği ele alınmıştır. İkinci bölümde Hârûnürreşîd'in şiirleri, muhteva, şekil ve üslup bakımından açıklanarak konularına göre tasnif edilmiştir. Şiirlerinde kullandığı bahirler ve edebi sanatlar örnekleriyle gösterilmiştir. Hârûnürreşîd'in çevresinde yaşamış, özellikle halifeliği döneminden başlayarak vefatına kadar geçen zaman içerisinde Abbâsî sınırları içerisinde bulunmuş önemli şairlerden bahsedilmiştir. Bu şairler; meşhur şairler, asıl şöhretleri farklı alanlarda olmakla beraber kayda değer şiirleri olanlar ve bayan şairler olmak üzere üç başlık altında izah edilmiştir. Sonuç olarak ise elde edilen bilgi ve bulgular değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde Hârûnürreşîd'in Arap edebiyatında aruz ilmini, şiir yazabilecek ölçüde bildiği ve şiirlerinde belâgat ilimlerini maharetle kullanabildiği anlaşılmıştır. Özellikle şiirin toplumda şairlerle kalmayıp tüm kesimler tarafından önemsendiğinde sevgi, saygı, zarafet, heyecan, uyum ve duygudaşlık gibi birçok üstün meziyetlerin o toplumda tekâmül ettiği, böylece maddi ve manevi kalkınmışlığa katkı sağladığı görülmüştür.

  • Master ThesisAçık Erişim2024
    Tarık Buğra'nın Firavun İmanı isimli eserinde kelime grupları

    Hüseyin Buğra Başar

    Tarık Buğra, döneminin çok yönlü şahsiyetlerinden birisidir. Yazarlık, muallim muavinliği, gazetecilik, dergicilik yapması aynı zamanda farklı fakültelerde ve liselerde eğitim görmesi Buğra'nın hayata karşı farklı bakış açılar geliştirmesine katkı sağlamıştır. Bu geniş çerçeve eserlerinde de kendisini göstermiş fakat Buğra'nın çocukluk yıllarının Milli Mücadele Dönemi'ne denk gelmesi bazı eserlerinin içeriğinin bu konuya evirilmesine neden olmuştur. Buğra; incelediğimiz Firavun İmanı isimli eserini Mustafa Kemal Paşa'nın liderliği, Cumhuriyet'in kuruluş serüveni ve Milli Mücadele Dönemi konuları etrafında kurgulamıştır. Tarık Buğra, eserini kaleme alırken Türk dilini etkili şekilde kullanması ve konuyu gerçekçi bir bakış açısıyla ele alması eseri inceleme ihtiyacı hissettirmiştir. Anlatımın temelini kelimeler meydana getirir. Kelimeler tek başlarına kullanıldıklarında anlamlı parçalardır fakat bir varlığı, durumu, kavramı, niteliği ve hareketi tam olarak anlatmakta eksik kalabilir. Bu eksikliğin ortadan kalkması için kelimeler anlamlı bir şekilde, belirli kurallar çerçevesinde bir araya gelerek dil birliği oluşturur. İncelenen Firavun İmanı romanında yer alan kelime gruplarının yapısı, diğer kelime grupları içerisindeki yeri, cümledeki görevleri bakımında incelemeyi amaçlayan çalışmada ilk olarak konu bağlamında kaynak taraması yapılarak kelime grupları ayrıntılı şekilde araştırılmış ve eserdeki on beş kelime grubu incelenmiştir.

  • ThesisAçık Erişim2024
    Sedoanaljezi ile probe küretaj işlemlerindeyüksek akışlı nazal oksijen uygulamalarınınobeziteye bağlı solunumsal ve hemodinamikparametreler üzerine etkisi

    Samet Sade

    Çalışmamızın amacı obez olan ve olmayan hasta gruplarında hemodinamik, solunumsal ve arter kan gazı analizi açısından farklılık olup olmadığını gözlemlemek, bu farkların nazal veya high-flow oksijen kullanımına göre değişip değişmediğini ortaya koymaktır. Gereç/ Yöntem Bu çalışma, Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde gözlemsel prospektif bir tasarımla yapılmıştır. Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde elektif probe küretaj cerrahisi planlanan, ASA I-II grubundaki 120 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Highflow nazal oksijen ve standart nazal kanül ile oksijen verilen iki grup oluşturulmuş, bunlar da obez ve obez olmayan olarak ikişer alt gruba ayrılmıştır. Hastaların hemodinamik, solunumsal parametreleri ve arter kan gazı sonuçları analiz edilmiştir. Bulgular Obez hasta gruplarının obez olmayan gruplara göre sistolik, diyastolik, ortalama arter kan basınçları, solunum sayısı, desatürasyon sayısı, solunum yoluna müdahale sayısı, pH, HCO3 düzeyleri yüksek; SpO2, en düşük SpO2, oksijen rezerv indeks, en yüksek oksijen rezerv indeks ve ROX indeksi düşük tespit edildi. Nazal oksijen alan grubun high-flow oksijen alan gruba göre desatürasyon sayısı, solunum yoluna müdahale sayısı, diyastolik, ortalama arter basıncı, solunum sayısı yüksek; SpO2, en düşük SpO2, oksijen rezerv indeks, en yüksek oksijen rezerv indeks ve ROX indeksi düşük tespit edildi. Grup 1 (nazal oksijen alan obez olmayan)'in Grup 2 (nazal oksijen alan obez)'ye göre sistolik, diyastolik, ortalama kan basıncı, solunum sayısı, desatürasyon sayısı, solunum yoluna müdahale sayısı, pH, pCO2, HCO3 düzeyleri düşük; SpO2, en düşük SpO2, en yüksek oksijen rezerv indeks, oksijen rezerv indeks, pO2, Horowitz indeks ve ROX indeks düzeyleri yüksek bulundu. Grup 3 (high-flow oksijen alan obez olmayan)'ün Grup 4 (high-flow oksijen alan obez)'e göre nabız, sistolik, diyastolik, ortalama kan basıncı, solunum sayısı, pH, pCO2, HCO3 düzeyleri düşük; SpO2, en düşük SpO2, ROX indeks, pO2 ve Horowitz indeks düzeyleri yüksek bulundu. Grup 1 (nazal oksijen alan obez olmayan)'in Grup 3 (high-flow oksijen alan obez olmayan)'e göre pH, ROX indeksi düşük; solunum sayısı yüksek bulundu. Grup 2 (nazal oksijen alan obez)'nin Grup 4 (high-flow oksijen alan obez)'e göre SpO2, en düşük SpO2, en yüksek oksijen rezerv indeksi, pH, pO2, oksijen rezerv indeks, Horowitz indeks, ROX indeks düşük; sistolik, diyastolik, ortalama arter kan 2 basıncı, solunum sayısı, desatürasyon sayısı, solunum yoluna müdahale sayısı, pCO2 yüksek bulundu. Sonuç Obezite, özellikle ameliyathane ortamında sedasyon altında opere edilen hastalarda gerek akciğer kapasitesinin kısıtlanması gerek gaz alışverişinin bozulması gerekse yan etki insidansının artması nedeniyle solunumsal pek çok probleme yol açabilen bir sorundur. Konvansiyonel düşük akışlı nazal oksijen desteği bu hastalarda gelişebilecek olumsuzluklardan korunmada yetersiz kalabilmektedir. Çalışmamızda obez ve non-obez hastalarda nazal oksijen ve high-flow oksijen desteğini mukayese ettik. Obezitenin neden olduğu hemodinamik, solunumsal ve arter kan gazı bulgularındaki dezavantajların ve komplikasyonların ortaya çıkmasının high-flow oksijen desteği kullanılarak engellenebileceği sonucuna vardık. Bu nedenle özellikle obez hastaların sedasyon altında yapılacak işlemlerinde high-flow oksijen desteği kullanılmasının daha avantajlı olduğu kanatindeyiz.

  • ThesisAçık Erişim2024
    Ratlarda pseudomonas aeruginosa ile oluşturulan deneysel kronik otitis media modelinde rosmarinik asitin tedavi etkinliğinin araştırılması

    Sadık Vural Kaya

    ETKİNLİĞİNİN ARAŞTIRILMASI ÖZET Amaç: Çalışmamızda antiinflamatuar, antibakteriyel ve antioksidan etkileri gösterilmiş olan rosmarinik asit (RA)'in, topikal damla formunda kullanımda kronik otitis media (KOM) üzerindeki tedavi edici etkinliğinin histopatolojik olarak araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet erişkin, dişi Wistar albino cinsi rat kullanıldı. Ratlar randomize olarak her birinde 6'şar rat bulunan 5 gruba ayrıldı. 1. grup sağlıklı kontrol grubu olarak ayrılmış ve iki kulaklarına da herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Kalan 4 grupta Pseudomonas aeruginosa (P. aeruginosa) suşlarının transtimpanik inoküle edilmesi ile KOM modeli oluşturuldu. 2. grup KOM takip grubu olarak tedavisiz izleme alındı, 3. siprofloksasin damla ile tedaviye alındı, 4. grup siprofloksasin ve RA %2'lik solüsyon damlatılarak tedaviye alındı ve 5. grup RA %2'lik solüsyon damlatılarak tedaviye alındı. 14 günlük takibin ardından 30 rat (60 kulak) sakrifiye edilerek bilateral temporal kemikleri diseke edildi ve histopatolojik olarak nötrofil aktivitesi, kronisite, histiosit varlığı, keratin birikimi, subepitelyal ödem, konjesyon, fibroblast proliferasyonu, neovaskülarizasyon ve timpanik membran (TM) kalınlığı açısından incelendi. Bulgular: Nötrofil aktivitesi yönünden gruplar arasında anlamlı farklılık izlendi (p: 0,002). 2. grupta nötrofil aktivitesi 1. - 4. ve 5. gruplara göre anlamlı şekilde yüksek bulundu (sırasıyla; p<0,001/ p: 0,01/ p: 0,02). Kronisite açısından gruplar arasında anlamlı farklılık izlendi (p<0,001). 2. grupta kronisite oranı 1. gruba göre anlamlı şekilde artmış bulundu (p: 0,02). Histiosit skorları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık izlendi (p<0,001). 2. grupta histiosit varlığı 1. - 3. - 4. ve 5. gruplara oranla anlamlı şekilde yüksek izlendi (sırasıyla; p<0,001/ p: 0,01/ p<0,001/ p:0,001). Keratin birikimi açısından değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık izlendi (p: 0,004). 2. grupta keratin debris birikimi 1. - 4. ve 5. gruplardan anlamlı olarak fazla bulundu (sırasıyla; p:0,01/ p:0,01/ p:0,01). 1 Subepitelyal ödem açısından incelendiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık gözlendi (p: 0,004). 1. grupta subepitelyal ödem 3. - 4. ve 5. gruplara oranla anlamlı olarak daha az bulundu (sırasıyla; p: 0,03/ p: 0,009/ p: 0,003). Konjesyon açısından bakıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık görüldü (p<0,001). 1. grupta konjesyon 2. - 3. ve 4. gruplara oranla anlamlı olarak daha az izlendi (sırasıyla; p<0,001/ p: 0,031/ p:0,031). Fibroblast proliferasyonuna bakıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0,001). 1.grupta 3. ve 4. gruplara kıyasla fibroblast proliferasyonu anlamlı oranda düşük izlendi (sırasıyla; p<0,001/ p: 0,012). 2. grupta fibroblast proliferasyonu 3. gruba göre daha düşük bulundu (p:0,005). Neovaskülarizasyon açısından bakıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık görüldü (p<0,001). 1. grupta 2. ve 5. gruplara göre anlamlı olarak daha düşük neovaskülarizasyon izlendi (sırasıyla; p<0,001/ p: 0,001). TM kalınlığı açısından gruplar arasında anlamlı farklılık görüldü (p<0,001). 1. grupta TM kalınlığı 3. gruba göre anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,001). Sonuç: RA'in topikal kulak damlası formunda kullanımının KOM'da tedavi edici etkinliği olduğuna dair klinik ve histopatolojik bulgular elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kronik otitis media, rosmarinik asit, hayvan deneyi, deneysel otit modeli, otitis media.

  • Master ThesisAçık Erişim2024
    Yer etkili hava aracının modellenmesi ve yükseklik kontrolü

    Tabarek Ahmed Taher Al-maatoq

    Bu çalışmanın amacı, kanatları ile yer arasındaki aerodinamik etkileşimden yararlanarak okyanus ve deniz gibi yüzeylerde uçabilen araçları kapsamlı bir şekilde incelemek ve böyle bir aracın yükseklik kontrolünü simülasyon ortamında gerçekleştirmektir. Bu araçlar, normal uçaklara kıyasla daha verimli ve daha hızlı çalışmaları ile öne çıkmaktadır. Su yüzeyinin üzerinde bir gemi gibi hareket eden bu araçlar, gemilerin hızından çok daha yüksek hızlara ulaşabilmektedir. Ayrıca iniş ve kalkış için piste ihtiyaç duymamaları, hem su hem de kara yüzeyinde operasyonel olmalarını sağlamaktadır. Bu tür araçlarda uçuş sırasında meydana gelebilecek arızalar durumunda, yolcular için risk düzeyi normal uçaklara göre daha düşük kalmaktadır. Araç, kıyı şehirleri arasında bir ulaşım aracı olarak kullanılmasının yanı sıra askeri amaçlarla da değerlendirilebilir. Çalışmada, yer etkisinin en verimli şekilde kullanılabilmesi amacıyla geliştirilen araç modeline yükseklik kontrolü uygulanmıştır. Bu kapsamda, alçak geçiren filtre görevi gören ve sistemdeki yüksek frekanslı gürültüyü filtreleyebilme özelliğine sahip bir PI (Proportional-Integral) kontrolör test edilmiştir. Simülasyon sonuçları, önerilen kontrolörün performansını ortaya koymaktadır.

  • ThesisAçık Erişim2024
    Çocuklarda preoperatif oral verilen berraksıvının ultrason ile değerlendirilen gastrikboşalma, preoperatif anksiyete veperoperatif kan şekerine etkisininkarşılaştırılması

    Gamze Ataş

    Amaç: Pediatrik hastalarda preoperatif açlık süreleri, uygunsuz açlık süresinin yol açacağı komplikasyonları önleme amacı taşır. Berrak sıvıların boşalma süresi partiküllü sıvılara göre daha hızlıdır. Berrak sıvıların boşalma süresi volüm, kalori, kişiye özgü sindirim farklılıklarından etkilenir. Avrupa kılavuzları açlık süresinin 1 saate kadar düşürülebileceğini bildirmektedir. Bu çalışma ile preoperatif 2 saat öncesine kadar sıvı almasına izin verilen çocuklar ile standart açlık süresine uyan çocuklar arasında uzun süreli açlığın olumsuz etkilerini tespit edebilmeyi ve gastrik ultrasonu günlük pratiğimizin bir parçası haline gelmesi ile aspire edebilecek olguları öngörmeyi amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Etik Kurulu tarafından onaylanmıştır. Çalışmaya elektif şartlarda operasyonu planlanan ve dahil edilme kriterlerine uyan 3-12 yaş arasında 66 pediatrik hasta dahil edilmiştir. Grup CL'ye (n=33) operasyondan 2 saat öncesine kadar berrak sıvı içmesine izin verildi. Grup FA'dan (n=33) standart açlık süresine uyulması istenildi. Hastaların gastrik ultrasonografi ile volüm ölçümü ameliyathaneye ilk gelişlerinde yapıldı. Perla's skoruna göre aspirasyon riski belirlendi. Anksiyete skoru, kan şekeri, aile memnuniyeti, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, ortalama arter basıncı, nabız, gerçek açlık süreleri, preoperatif ve postoperatif bulantı kusma semptomları kaydedildi. Bulgular: 5 ml/kg oral sıvı verilen çocuklarda ve standart açlık süresine uyulması istenen çocuklarda aspirasyon olayı gerçekleşmedi. Perla's skoru 2'nin üzerinde çıkan pediatrik hastaların ameliyat sıraları değiştirildi, bu hastaların Perla's skorları ile açlık süresi arasında ilişki bulunamadı. İki grup arasında preoperatif ve postoperatif bulantı kusma semptomları açısından fark yoktu. Bulantı kusma semptomları cerrahi tipi ile ilişkili bulundu. Sıvı verilen grubun kan şekeri ve ortalama arter basıncı standart açlık süresine uyan gruptan daha iyi idi. Sıvı verilen grubun m-YPAS skoru anlamlı derecede daha düşük (p<0.01) ve aile memnuniyetleri anlamlı derecede daha yüksek (p<0.001) bulundu. Sonuç: Çalışmamızda preoperatif 2 saat öncesine kadar 5 ml/kg'dan sıvı alımının güvenli olduğunu ve aspirasyon risk skorunun sıvı alım süresi ile ilişkili olmadığını tespit ettik, perioperatif hemodinamik değerlerin ve kan şekerinin daha iyi seyrederek cerrahi strese yanıtın azaldığını, kısa açlık süresinde ailenin memnuniyetinin arttığını ve pediatrik hastanın anksiyete skorunun düştüğünü, kısa sürede ve basitçe yapılabilecek gastrik ultrasonografi uygulaması ile aspirasyon riskinin ortadan kalkabildiğini tespit ettik.

  • ThesisAçık Erişim2024
    Geriatrik kalça kırıklarında psoas kas alanı ve cilt altı yağ dokusu alanının postoperatif komorbiditelere olan etkisi

    Oruç Keleş

    Amaç Geriatrik kalça kırığı, günümüzde evrensel bir morbidite ve mortalite nedenidir. Çalışmamız, kalça kırığı olan geriatrik popülasyondaki hastalarda postoperatif dönemde morbidite, mortalite nedenlerinin belirlenmesi, öngörücü faktörlerin ortaya konulması ve koruyucu önlemlerin alınmasının kolaylaştırılmasını hedeflemektedir. Postoperatif dönemde ise morbidite ve mortalite nedenlerinin belirlenmesi ve komorbiditelerinin doğru yönetilmesi gereklidir. Çalışmamızda, psoas kas alanı ve cilt altı yağ dokusu alanı, ayrıca komorbid hastalıklar, geçirilmiş kırık öyküsü, albümin ve nötrofil/lenfosit oranı değerleri, antikoagülan kullanımı ele alınarak postoperatif dönemde, yara yeri akıntısı, yoğun bakım yatışı ve mortalite riskleri değerlendirilmiştir. Bu konu üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri olması sebebiyle elde edilen sonuçlarla literatüre önemli katkı sunulması hedeflenmektedir. Materyal ve Metot 'Kalça Kırığı' tanılı olan hastalardan 65 yaş üstünde yer alan, kliniğimizde cerrahi olarak tedavi edilmiş, en az 1 yıllık klinik ve radyolojik takipleri olan 204 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Toplamda 129 kadın, 75 erkek hasta olmak üzere 204 hasta seçilmiştir. Proksimal femur çivisi ve hemiartroplasti yapılan hastalardan iki grup oluşturulmuştur. Çalışma grubunda yer alan hastaların hemogram ve biyokimya tetkikleri, pelvis grafileri, lomber ve pelvis tomografileri sistem üzerinden kontrol edilerek çalışmaya dahil edilmiştir. Hemogram ve biyokimya tetkiklerinden; travma sonrası erken dönemdeki nötrofil/lenfosit oranı ve albümin düzeyleri değerlendirilmiştir. Elde edilen bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemlerinden psoas kas alanı ve cilt altı yağ dokusu alanının ölçümleri yapılarak değerlendirilmiştir. Hastalardan elde edilen verilerle uygulanan cerrahi yöntem arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Hastalar, eşlik eden ek hastalıklarına göre de ayrı ayrı gruplandırılmıştır. Postoperatif dönemdeki komplikasyonları, yoğun bakım yatışları ve mortalite oranları değerlendirilmiştir. Bulgular Yaptığımız ölçümler ve istatistiksel değerlendirme sonucunda psoas kas alanı ve cilt altı yağ dokusu alanının yara yeri akıntısı açısından anlamlı olarak etkilemediği görülmüştür (p>0.05). Fakat bu değerler cilt altı yağ dokusu için anlamlılık sınırına çok yakındır ve daha büyük ölçekli çalışmalarla değerlendirildiğinde anlamlı sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Geçirilmiş kırık öyküsü olan ve olmayan hasta grupları arasında psoas kas alanı arasında belirgin bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Mortaliteye bakıldığında ise psoas kas alanı ve cilt altı yağ dokusu artışının, postoperatif dönemde hastaların mortalitelerini önemli ölçüde azaltmakta olduğu görülmüştür (p<0,05). Biyokimyasal göstergelere bakıldığında literatürden farklı olarak kalça kırığı olan hastaların ölçülen albümin değerlerinin ve nötrofil/lenfosit oranlarının yara yeri problemleri üzerine anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür (p>0,05). Ancak nötrofil/lenfosit oranı değeri anlamlılık sınırına çok yakındır ve daha büyük ölçekli çalışmalarla değerlendirildiğinde anlamlı sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Albümin değerlerinin ve nötrofil/lenfosit oranlarının düşüklüğünün postoperatif mortalite artışı ile anlamlı korelasyonu olduğu görülmüştür (p<0,05). Ek hastalıkları, kardiyak, metabolik, renal, solunum ve nörolojik olarak beş başlık altında değerlendirilmiş ve elde ettiğimiz veriler doğrultusunda çalışmamızda yer alan komorbid hastalıkların -tiroid disfonksiyonlar hariç- kalça kırığı oluşum riski ve mortalite oranını anlamlı olarak etkilediği görülmüştür (p<0,05). Çalışmamızda hastaların antikoagülan kullanımlarını da değerlendirilmiştir. Kronik hastalıkları dolayısıyla kırık sürecinden de önce antikoagülan kullanımı olan hastaların mortalite oranlarının kullanmayanlara oranla daha az olduğu görülmüştür (p<0,05). Postoperatif dönemde yoğun bakıma giden hastalarda mortalite oranı serviste takip edilen hastalardan anlamlı olarak daha yüksektir. Yoğun bakım ünitesine yatışı olan grupta komorbidite oranının serviste takip edilen gruptan anlamlı (p<0,05) olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Exitus olan grupta cilt altı yağ miktarı anlamlı (p<0,05) olarak daha düşüktür. Çalışmamızda elde ettiğimiz veriler doğrultusunda proksimal femur çivi ve hemiartroplasti grupları arasında yara yeri akıntısı, yoğun bakıma yatış ve mortalite açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç Proksimal femur çivi ve hemiartroplasti cerrahi işlemleri uygulanan hastaların başvuru anında elde edilen görüntülemeleri ve biyokimyasal tetkikleri detaylı olarak analiz edilmiştir. Çalışmamızda psoas kas alanı ve cilt altı yağ dokusu alanının mortalite ve postoperatif komorbiditeler ile yakından ilişkili olduğu gösterilmiştir. Yapılan cerrahi işlemin yara yeri sonucunu etkilememesi ise çalışmamızdaki en dikkat çekici sonuçtur. Hastalara yapılan preoperatif görüntülemelerden ve başvuruda alınan biyokimya sonuçlarından prognozu belirlemenin mümkün olabileceği gösterilmiştir. 13 Anahtar Kelimeler: Psoas kas alanı, Cilt altı yağ dokusu alanı, Proksimal femur çivisi, Hemiartroplasti, Komorbid hastalıklar, Yara yeri akıntısı, Albümin, Nötrofil/Lenfosit Oranı

  • Master ThesisAçık Erişim2024
    Erzincan'da yağmur duası ritüelleri

    Muzaffer Akar

    Konusu, "Erzincan'da Yağmur Duası Ritüelleri" olan araştırmada elde edilen verilere saha çalışması yöntemiyle ulaşılmıştır. Araştırmanın evreni küme örneklem yoluyla gruplandırılmış fakat ilçelerin merkezleri tamamıyla çalışma sahasında bırakılarak her ilçenin köyleri kümelenmiştir. Oluşturulan kümeler içinden rastgele seçim tekniğine başvurulmuştur. Erzincan genelinde yapılan saha çalışmasında katılımcılarla yapılandırılmamış, derinlemesine görüşme tekniğiyle gerçekleştirilen mülakatlarda, bireyin ve buna bağlı olarak bulunduğu toplumun ritüellere yaklaşımı, değerleri ve kültürel pratikleri araştırılmıştır. Araştırma bu geleneğe olan inancın hala canlı ve güçlü olduğunu göstermektedir. Ritüellerin kökenine dair bilgi kalıntıları ise çok zayıftır. Çalışmada, Giriş kısmından sonra "Çalışma Sahası Hakkında" başlığıyla Erzincan'ın coğrafyası, tarihi ve adı üzerine bilgiler verilmiş birincil kaynaklara ulaşarak Erzincan'da bulunmuş seyyahların eserleri incelenmiştir. Çalışmanın devamı üç ana bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde temel kavramlara, önemli kuramlara ve İslamiyet'te yağmur duasının önemine yer verilmiştir. Bu bölümde, yağmur duasının Osmanlı dönemindeki varlığı arşivden elde edilen evraklarla gösterilmiştir. İkinci bölüm çalışmanın esas konusu olan "Erzincan'da Yağmur Duası Ritüellerine' ayrılmıştır. Sahada tespit edilen uygulamalar bu bölümde aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ritüellerin icra edildiği mekânlar ve ritüel zamanları konu edilmiştir. Neticede uygulama biçimlerinin azalmasıyla birlikte "Erzincan'da Yağmur Duası Ritüelleri"ne olan inancın sürdüğü, İslamiyet öncesi inanç sistemlerinin bu ritüellere yansımaları ve uygulamanın canlılığını koruduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Yağmur ritüeli, yağmur duası, yağmurcu, ritüel mekân, yada taşı

  • Master ThesisAçık Erişim2024
    Yedi-on yaşları arasındaki çocuklara namazın öğretilmesi ile ilgili rivâyetlerin tahrici ve değerler eğitimi açısından tahlili

    Kübra Kali

    Çocukluk dönemi, bireylerin mânevî ve ahlâkî gelişimlerinin temellerinin atıldığı kritik bir süreçtir. Bu dönemde verilen dînî eğitim, bireyin gelecekteki inanç ve davranışlarını şekillendirmede önemli rol oynamaktadır. Çocuklarda namaz eğitimi ve gereklilikleri ise bu eğitimde mihenk taşı olarak yer almaktadır. Çocuklarda namaz eğitimi ve öğretimine dair Hz. Peygamber'den (s.a.s) ve sahâbeden nakledilen rivâyetler bulunmaktadır. Bu rivâyetlerde geçen özellikle darbetme kavramı geçmişte ve günümüzde tartışmalara konu olmuştur. Görüşlerin farklı olması ise Hz. Peygamber'den (s.a.s) nakledilen rivâyetlerde geçen "ضرب" kavramının Türkçemizde dövmek olarak ele alınmasından kaynaklanmaktadır. Bu çalışma giriş, iki ana bölüm ve sonuç kısmından müteşekkil olup, çocuklarda namaz eğitimi ve öğretimiyle ilgili nakledilen rivâyetlerin Hz. Peygamber'e (s.a.s) aidiyetlikleri metin ve senet yönüyle tahlil ve tenkid edilmiştir. Bununla birlikte rivâyetlerde geçen darbetme fiili, Hz. Peygamberin (s.a.s) eğitim ile ilgili diğer hadîsleri dikkate alınarak bir bütün olarak incelenmiştir. Söz konusu rivâyetin Hz. Peygamber'in sünnetine ve İslâm eğitim metoduna uygun olup olmadığı değerlendirilmiştir.

  • Master ThesisAçık Erişim2024
    Hz. Peygamberin hadislerinde kadınların eğitim-öğretimi

    Semra Ecer

    Bu çalışmada Hz. Peygamber'in kadınlara yönelik uyguladığı eğitim ve öğretim konu edilmektedir. Müslümanlar için örnek teşkil eden Asr-ı Saâdetteki Nebevî uygulamalar ele alınırken rivâyetler üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Resûlullah'ın (s.a.s) kadınları, nasıl ve hangi ortamlarda, nelere dikkat ederek eğittiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Konu bütünlüğünü sağlamak ve günümüz eğitim sistemlerine ışık tutması amacıyla Hz. Peygamber'in eğitimci yönü, güncel eğitim ilkerleri ile kıyaslanarak incelenmiştir. Çalışmanın sonunda Nebevî eğitim alan kadınların, aldıkları eğitimle İslâmî ilimlere sundukları katkılar aktarılmıştır. Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Konunun önemi, amacı ve yöntemi giriş kısmında ele alınmıştır. Birinci bölümde; eğitim öğretimin tanımı ve buna bağlı izdüşümde İslâm'ın konuya verdiği değer ile Hz. Peygamber'in eğitim öğretimde icra ettiği konular, eğitim öğretim yaparken kullandığı yöntemler ve mekânlar ele alınmıştır. İkinci bölümde kadınların eğitim ve öğretimiyle ilgili görülen rivâyetler hadis ilmi açısından incelenmiştir. Son bölümde ise Hz. Peygamber devrinde mümin kadınların Resûlullah'ın hadislerini nasıl öğrendikleri ve bunları ne şekilde kendilerinden sonrakilere aktardıkları incelenmiş ve örnekler üzerinden bazı sonuçlara varılmıştır.

  • ThesisAçık Erişim2024
    Hypericum perforatum (sarı kantaron)un yara iyileşmesi üzerine etkisi ve kollajenaz ilaçlarla karşılaştırılması

    İbrahim Kahraman

    ÖZET Amaç: Yara iyileşmesi sağlıktaki en temel problemlerden biridir. Önemi her geçen gün daha da anlaşılmaktadır. Yaraların oluşturduğu mortalite ve morbidite nedeniyle tedavi için devamlı yeni ajanlar denenmektedir. Yirmi birinci yüzyılda yara iyileşmesinin detaylı anlaşılmasıyla birlikte yara iyileşmesi üzerine çeşitli kimyasal, fiziksel ve biyolojik ajanlar denenmektedir. Bu ajanlardan en sık kullanılanlardan biri de kollajenaz içeren ilaçlar (pomad) olmuştur ve yara iyileştirici etkileri yapılan çalışmalarla literatürde yerini almıştır. Günümüzde de aktif olarak kullanılmaktadır. Fakat çok eski çağlardan beri literatürde yeterli kadar yer almamış bitkisel ilaçlar da yara iyileşmesinde etkili biçimde kullanılmaktadır. Fitoterapötik ilaçlara olan güven ise her geçen gün daha da artmakta ve önem kazanmaktadır. Sarı kantaron (hypericum perforatum) yağı da bu ilaçlardan biridir. Çok eski zamanlardan beri yara iyileşmesi ve yanık gibi birçok tedavide kullanıldığı bilinmektedir. Çalışmamızda sarı kantaron (hypericum perforatum) yağının yara iyileşmesi üzerine olan etkisini histopatolojik ve makroskopik olarak sıçanlarda oluşturulan deneysel yara modelinde inceleyerek kollajenazların etkisiyle karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Deney için aynı yaşta ve ağırlıkta her grupta 8'er hayvan bulunacak şekilde toplam 40 adet yetişkin wistar cinsi erkek sıçan kullanıldı. Sıçanların sırtı traş edilip povidon iyotlu solüsyon ile temizlendikten sonra 1 cm2 lik tam kat deri defekti oluşturuldu. Sham (kontrol) grubu kuru gazlı bez ile ve ıslak pansuman (SF) grubu ise serum fizyolojikle ıslatılmış gazlı bez ile pansumanları yapıldı. Kollajenaz pomad (KP) grubu ve sarı kantaron yağı (SK) grupları ise bu maddeleri 0. 1 gram emdirilmiş gazlı bezlerle pansuman yapıldı. Pansumanlar sabah akşam günde iki kez yapılarak yara iyileşmesi tamamlanıncaya kadar devam edildi. Yara yeri alanları 3, 7, 14 ve 21. günlerde ölçülüp Walker formülü ile hesaplaması yapıldı. Ayrıca 14. gün yara yerlerinden punch biyopsiler alındı ve histopatolojik olarak yara yerindeki enflamasyon, damar proliferasyonu, fibrozis, epitelizasyon ve granülasyon değerlendirildi. Bulgular: Değerlendirme sonucunda; sarı kantaron yağı ve kollajenaz pomad uygulanan grupların yaraları diğer gruplara göre istatistiksel olarak daha erken kapandığı ve yara iyileşme sürelerinin daha kısa olduğu görüldü (p<0. 001). Sarı kantaron yağı ile kollajenaz pomad grupları arasında ve kontrol grubu ile ıslak pansuman grupları arasında ise fark yoktu. Fakat sarı kantaron yağının kollajenaz pomad ve diğer gruplara göre yara iyileşmesinin 3, 10 ve 14. günlerinde yarada daha fazla küçülme sağladığı görüldü (p<0. 001). 2 Histopatolojik sonuçların istatistiksel analizinde kontrol grubunda fibrozisin daha az olduğu görüldü (p<0. 05). Enflamasyon, damar proliferasyonu, epitelizasyon ve granülasyon değerlerinin istatiksel analizinde gruplar arasında fark görülmedi. Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz verilerin istatiksel analizi sonucunda sarı kantaron yağının kollajenaz pomatlara göre yara iyileşmesinde makroskobik olarak daha etkili olduğu fakat histopatolojik olarak fark olmadığı kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Yara iyileşmesi, rat, sarı kantaron yağı, kollajenaz pomad, hypericum perforatum