Koleksiyon/r/ebyu/25981

Lisansüstü Tezler

Koleksiyondaki öğeler

  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Boşanma davalarında ispat ve deliller

    Ferhat Çelik

    ÖZET Aile, toplumun temel yapı taşlarından birisidir. Bu sebeple boşanma davaları bireysel ve toplumsal açıdan önemli sonuçları olan davalardır. Hukukumuzda evliliğin kurulması bakımından bazı düzenlemeler öngörüldüğü gibi, evliliği sona erdiren en yaygın ve önemli sebeplerden birisi olan boşanma için de aynı şekilde düzenlemeler öngörülmüştür. Dolayısıyla hukukumuzda iradi değil adli boşanma sistemi kabul edilmiştir. Yani boşanmanın gerçekleşebilmesi için, Türk Medeni Kanunu'nda belirtilen boşanma sebeplerinden birisine dayanılarak dava açılmış olması, tarafların iddia ve savunmalarını ispatlaması ve bu doğrultuda mahkemece verilen inşai nitelikteki boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekmektedir. Boşanma davalarının öneminden dolayı Kanun'da çocukların, eşlerin yararının üstün tutulduğu, kamu menfaatinin gözetildiği, serbest delil sisteminin söz konusu olduğu, hâkimlerin delillerin değerlendirilmesinin ve vicdani kanaatlerinin tam manasıyla oluşmasını zorlaştırabilecek hususların bertaraf edildiğine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Dolayısıyla boşanma davalarını diğer özel hukuk davalarından ayıran temel özelliklerin, özellikle ispat ve delillerle ilgili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Boşanma, Boşanma Davası, İspat, Delil.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Selçuklu-Mervanî ilişkileri (429-486/1038-1093)

    Mehtap Babür

    Selçukluların Anadolu'ya gelişi sadece Türk Tarihi açısından değil Dünya Tarihi açısından da çok önemli bir meseledir. 1040 Dandanakan savaşı öncesinde Orta Doğu'ya gelen Selçuklu Türkleri/Türkmenleri öncelikle Azerbaycan ve Irak bölgelerine yerleştiler. Daha sonra ise Anadolu'ya yönelen Selçuklu Türkleri ilk olarak Mervânîlerin hâkimiyetindeki Diyâr-ı Bekr bölgesine girdiler. 1038 yılında başlayan Selçuklu Mervânî ilişkileri 1040 yılından sonra daha fazla yoğunlaştı. Horosan'da Selçuklu Devleti'nin kurulması ile hız kazanan Oğuz-Türkmen göçü en fazla Mervânîleri etkiledi. Selçuklu Sultanlarının Anadolu'ya sefer düzenlemeleri ile beraber Selçuklu hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalan Mervânîler Malazgirt Savaşından sonra yıkılış sürecine girdiler. Savaştan sonra Anadolu'ya akın akın gelen Türkmen boylarını yerleştirmek için Diyâr-ı Bekr bölgesinin idaresi Sultan Melikşah döneminde Selçuklulara geçti. Böylece 1038 yılında başlayan Selçuklu-Mervânî ilişkileri 1093 yılında son buldu.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Hizmet içi eğitim ile iş tatmini arasındaki ilişki: Banka personeli üzerinde bir araştırma

    Sena Özge Doğançay

    Organizasyonlar yaşamlarını devam ettirebilmeleri için müşteri memnuniyetini sağlamaları yanında, çalışanlarını da mutlu etmeleri gerekmektedir. Bu çalışmada bankacılık sektöründe çalışanların, hizmet içi eğitim karşılığında iş tatmin düzeylerinde herhangi bir değişiklik olup olmadığı test edilmeye çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda özel bir bankanın çalışanlarına anket uygulanmıştır. Anket sorularının analizinde frekans dağılımları, güvenilirlik analizi, t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Normal dağılmayan veriler için bu testlerin parametrik olmayanları kullanılmıştır. Çalışma neticesinde, hizmet içi eğitim ile iş tatmininin demografik özelliklerden (cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi ve çalışma süreleri) etkilenmediği görülmüştür. Hizmet içi eğitim alan çalışanların eğitim sonrası değerlendirmelerinde, iş performanslarının takip edilmesinin olumlu sonuçlar doğurduğu incelenmiştir. Alınan eğitim sonrası maaş ve terfi miktarlarının artması sonucu çalışanlarda iş tatmin düzeyi yükselmiş, hizmet içi eğitim ile iş tatmini arasında doğrusal bir ilişkinin yer aldığı gözlenmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Spor Genel Müdürlüğü merkez teşkilatında presenteizm ve örgütsel bağlılığın örgütsel sessizlik üzerine etkileri

    İnci Seçkin Ağırbaş

    Giriş ve Amaç: Spor hizmetlerinin etkili ve verimli olarak sağlanmasının ön koşullarından biride görev yapan personellerin çalışma koşulları ve buna bağlı olarak örgüte karşı bir takım tutumlarıdır. Presenteizm hastalık halinde dahi çalışmanın karşılığı iken örgütsel bağlılık çeşitli alt boyutlarda ele alınan ve çalışılan kuruma karşı bir takım bağlılık durumlarına karşılık gelmektedir. Bunların yanında örgütsel sessizlik ise çeşitli sebeplerden dolayı çalışanların kurum içinde sessiz kalmaları olarak ifade edilmektedir. Presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik çalışan verimliliği dolayısıyla iş verimliliğini etkileyen durumlar arasında yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, Spor Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı çalışanlarının presenteizm ve örgütsel bağlılık düzeylerinin örgütsel sessizlikleri üzerine etkisini belirlemektir. Materyal ve Metod: Araştırma Spor Genel Müdürlüğü Merkez Teşkilatında görev yapan 162 kadın ve 240 erkek olmak üzere toplam 402 kişi oluşturmaktadır. Çalışanların demografik özellikleri, presenteizm düzeyleri, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik durumları tespit edildi. Elde edilen veriler SPSS 22.0 for Windows istatistik paket analiz edildi. Veri setinin normal dağılmadığı tespit edildi. Bu nedenle ölçek puanlarının demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemeye yönelik Kruskall-Wallis H ve ile Mann-Whitney U testleri uygulandı. Ölçekler arasındaki ilişki ise Bivariate Spearman korelasyon testi ile değerlendirildi. Bulgular: Yaş, medeni hal, eğitim seviyesi, unvan ve hizmet içi eğitim alma durumlarına göre presenteizm düzeyleri arasında, cinsiyet ve hizmet içi eğitime katılma durumlarına göre yalnızca normatif bağlılık düzeyleri arasında, yaşlarına ve eğitim seviyelerine göre devam ve normatif bağlılık düzeyleri arasında, unvanlarına göre ise normatif ve genel örgütsel bağlılık düzeyleri arasında, cinsiyetlerine göre örgüt yararına sessizlik düzeyleri arasında, medeni halleri ve bu kurumda çalışma sürelerine göre örgüt yararına sessizlik düzeyleri arasında, unvanlarına göre ise kabul edilen, örgüt yararına ve genel örgütsel sessizlik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu görüldü. Ayrıca presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişkiler olduğu bulundu. Sonuç: Spor Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı çalışanlarının presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik düzeylerinin kişisel faktörlere göre farklılık gösterdiği, ayrıca presenteizm, örgütsel bağlılık ve örgütsel sessizlik düzeyleri arasında pozitif ilişkiler olduğu sonuçlarına ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Spor Yönetimi, Presenteizm, Örgütsel Bağlılık, Örgütsel Sessizlik

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2018
    Üstün yetenekli ve zekâlı öğrencilerde stem eğitiminin özdüzenleme, fen' e yönelik motivasyonları ve epistemolojik inançlarına etkisinin incelenmesi

    Dilara Akpınar

    Bu çalışma Doğu Anadolu'nun orta ölçekli bir ilinde yer alan Bilim ve Sanat Merkezinde öğrenim görmekte olan üstün yetenekli ve zekâlı öğrencilerde STEM eğitiminin özdüzenleme, fen öğretimine yönelik motivasyonları, ve epistemolojik inançlarına etkisinin olup olmadığını tespit etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verilerinin toplanmasında karma araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu üstün yetenekli tanısı konulmuş 5. ve 6. sınıf düzeyindeki 20 öğrenci oluşmaktadır. Öğrencilere etkinlikler başlamadan önce Öz Düzenleyici Öğrenme Stratejileri Ölçeği (ÖÖSÖ), Epistemolojik İnançlar Anketi ve Fen Öğrenimine Yönelik Motivasyon Ölçeği uygulanmıştır. Her etkinlikten sonra öğrencilere yansıtıcı günlükler doldurtulmuş ve tüm etkinlikler bittikten sonra bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi SPSS paket programında analiz edilmiştir. Nitel verilerin analizinde ise yapılan görüşmeler bilgisayar ortamına aktarılmış gerekli içerik analizinin yapılarak kod ve kategoriler belirlenerek oluşturulmuştur. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgularda Öz Düzenleyici Öğrenme Stratejileri, Epistemolojik İnançlar Anketi ve Fen Öğrenimine Yönelik Motivasyon Ölçeği ön test- son test puanları arasında anlamlı bir fark elde edilmiştir. Yapılan görüşmeler ve günlüklerden elde edilen sonuçlar ile birlikte öğrencilerin eğitimlerde özgüven, motivasyon ve fen derslerine yönelik tutumlarında olumlu değişiklikler gözlemlenmiştir. Elde edilen tüm bu sonuçlardan yola çıkarak yapılacak diğer çalışmalara ilişkin alan yazıları için öneriler sunulmuştur.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ThesisAçık Erişim2017
    Alerjik rinitli hastalarda serotonintransporter gen polymorfizmininvarlığının araştırılması

    İsmail Salcan

    Amaç:Alerjikrinitalerjikhastalıklarınensıkkarşılaşılantürüdürvetoplumda genelolarak %18-40 oranında görülmektedir.Alerjik hastalıklarıortaya çıkaran etkenleriklimsel,coğrafi,kültürelveçeşitlisosyalkoşullarabağlıolarakdeğişebilir. Çalışmamızınamacıalerjikrinitinserotoningenpolimorfizmiileilişkisinitesbit etmekir. Yöntem:BuaraştırmaErzincanÜniversitesiTıpFakültesiKulakBurunBoğaz polikliniğinebaşvuran15-60yaşaralığındakialerjikrinitolan100vakagrubuvealerjik rinittanısıalmamış100kontrolgrubundanoluşan200kişiileçalışılmıştır.Anamnez, muayenevepricktestilealerjikrinittanısıdüşünülenhastalardanvesağlıklıkontrol grubundanperiferikkanörneğialınarak5-HTTGP'meTaqManprobyöntemiilegenetik analizlerinebakılmıştır.İstatistikselanalizlerdeki-karetestikullanılmıştır. Bulgular:Olguların129(%64,5)ukadınve71(%35,5)ierkekolmaküzere;100 hastave100kontrolgrubuolaraktoplam 200kişialınmıştır.Katılımcılarınyaş ortalaması34,5±14,6(min:20,max:65)dır.Hastalararasındacinsiyetdağılımları incelendiğindehastaların %79unukadınlaroluşturmaktadır.Cinsiyetegöregruplar arasında anlamlıfark bulunmuştur(p<0,01).Hasta ve kontrolgrubu genetik polimorfizm ve ikametyerine göre karşılaştırma yapıldığında hasta ve kontrol gruplarınınarasındaanlamlıfarkgörülmemiştir. Alerjikrinitlihastaların%61'indeşikayetlermevsimselözellikteidi.ARsıklığı kadınlarda erkeklere göre daha fazla oranda ve merkezde oturanlarda köyde oturanlaragöredahafazlaorandabulunmuştur.Hastagrubundacinsiyete,yerleşim yerine,astım sıklığıvealerjidönemlerinegörepolimorfizm incelemesindeenfazla görülentipMutanttipolmuştur. Kontrolgrubundacinsiyeteveyerleşimyerinegörepolimorfizmincelendiğinde en fazla görülen tip Mutanttip olmuştur.Cinsiyete ve yerleşim yerine göre vi polimorfizmaçısındanbirfaklılıkbulunamamıştır Sonuç:Çalışmamızda alerjisiolan hastalarve kontrolgrubu arasında, TaqManprobyöntemiileSerotoninTransporterGenPolimorfizmigenetikyapısı mutantveheterozigottipaçısındanincelendiğindeistatistikselolarakanlamlısonuç bulunamamıştır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Doctoral ThesisAçık Erişim2026
    Asimetrik yüzeyli alüminyum bal peteği sandviç plakaların optimizasyonu, sonlu elemanlar analizi ve yorulma davranışlarının incelenmesi

    Osman Mert Küçükgöze

    Bu çalışmada, yapıştırıcı türü, yapıştırıcı miktarı, çekirdek kalınlığı ve üst ile alt yüzey plakaları arasındaki kalınlık farkından kaynaklanan yüzey levhası asimetrisinin bal peteği sandviç kompozit plakaların üç noktalı eğilme performansı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Deneysel çalışmalar deney tasarım yöntemi ile planlanmış ve sonuçlar varyans analizi (ANOVA) ile değerlendirilmiştir. İlk aşamada panel mukavemeti maksimum yük taşıma kapasitesine göre değerlendirilmiş, ardından mukavemet, ağırlık ve maliyet birlikte ele alınarak optimizasyon gerçekleştirilmiştir. Mukavemet öncelikli optimum konfigürasyonun 20 mm çekirdek kalınlığı, 2 mm üst plaka, 1 mm alt plaka ve 15 gr poliüretan yapıştırıcı kullanılan yapı olduğu belirlenmiş ve bu yapı 4,01 kN maksimum yük taşımıştır. Deneysel sonuçları desteklemek amacıyla sonlu elemanlar analizi yapılmıştır. Analizler, yükün temel olarak Z doğrultusunda taşındığını, en yüksek eşdeğer gerilmelerin bal peteği hücre duvarlarında oluştuğunu ve yüzey levhası asimetrisinin gerilme dağılımı ile plastik deformasyonu önemli ölçüde etkilediğini göstermiştir. Statik performansı en yüksek iki konfigürasyon üzerinde gerçekleştirilen yorulma deneylerinde, epoksi yapıştırıcı kullanılan numuneler %65 yük seviyesinde, poliüretan yapıştırıcı kullanılan numuneler ise %90 yük seviyesinde 1.000.000 ve daha fazla çevrime ulaşmıştır. Sonuç olarak, poliüretan yapıştırıcının yüksek yük seviyelerinde daha üstün yorulma performansı sağladığı belirlenmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2026
    Farklı ışık şiddetleri altında doğal alizarin boyar maddesinin TiO2 tabanlı boya duyarlı güneş pilinin verimliliği üzerindeki etkisi

    Fatih Akpinar

    Boya duyarlı güneş pillerinin (BDGP'lerin) ticarileştirilmesindeki büyük zorluklardan biri, uzun vadeli cihaz stabilitesinin ve yüksek foto dönüşüm verimliliğinin (PCE) aynı anda sağlanmamasıdır. Ayrıca, doğal boyalar genellikle yaygın olarak kullanılan sentetik boyaların yüksek maliyeti ve toksik doğası nedeniyle tercih edilse de genellikle foto-kararsızlık ve düşük PCE ile karşı karşıyadır, bu da BDGP'lerin genel performansını sınırlamaktadır. Bu bağlamda, doğal alizarin boya duyarlaştırıcısının, değişen güneş ışığı şiddetleri altında TiO2 tabanlı bir BDGP'nin verimliliği üzerindeki etkisini inceledik. BDGP'de fotoanot olarak kullanılmak üzere TiO2 nanopartikülleri, çevre dostu bir hidrotermal yöntem ile sentezlendi. Sentezlenen TiO2 nanopartiküllerinden hazırlanan bir macun, doktor blade yöntemi kullanılarak 0,49 cm2 alanına sahip flor katkılı kalay oksit (FTO) kaplı cam altlığına uygulandı. X-ışını kırınımı (XRD) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) analizleri, TiO2 fotoanodunun anataz fazında olduğunu ve nanopartiküllerden oluşan yoğun ve gözenekli bir morfolojiye sahip olduğunu gösterdi. UV Vis analizi, fotoanodun görünür bölgede %80 maksimum geçirgenlik ve 3,28 eV'lik bir doğrudan bant aralığına sahip olduğunu ortaya koydu. FTO/TiO2/Alizarin/(I⁻/I3⁻)/Pt/FTO mimarisine sahip bir BDGP üretildi ve fotovoltaik performansı, değişen ışık şiddetleri altında test edildi. Ölçümler, BDGP'nin, ışık şiddetine bağlı olarak JSC (4,48-9,59 mA/cm2), VOC (0,650,76 V), FF (0,55-0,65) ve PCE (η) (4,01-9,48%) değerlerinde değişiklikler gösterdiğini ortaya koydu. Bulgularımız, doğal alizarin boyasının, BDGP'lerin ticarileştirilmesi için umut verici bir duyarlaştırıcı adayı olduğunu göstermektedir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2026
    Schmittyen perspektifle 20. yüzyıl Türkiye'sinde ideolojik bölünmeler ve devletin toplumu homojenleştirme çabaları

    Samet Kocaman

    Bu çalışmada, Carl Schmitt'in "siyasal" kavramı baz alınarak Türkiye Cumhuriyeti'nin XX. yüzyıl siyasi tarihinde devletin dışladığı unsurlar "iç düşman" kategorisinde ele alınmış ve devletin toplumu homojenleştirme çabaları incelenmiştir. Schmitt'in "siyasal olan ve iç düşman" kavramları başta olmak üzere; Giorgio Agamben'in "kutsal insan" kuramı, Ernesto Laclau'nun "popülizm" kuramı, Jacques Rancière'in "uyuşmazlık" kuramı ve Chantal Mouffe'un "agonistik siyaset" kuramı, çalışmanın kuramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türkiye'nin iç düşman kategorisi içerisinde İslamcılık, Kürt siyasal hareketi, Alevilik ve Komünizm ön plana çıkmaktadır. Bu dört unsurun neden ve nasıl devlet tarafından ötekileştirildiği ve Schmittyen anlamda iç düşman olarak kategorize edildiği ise söz konusu zaman dilimi içerisinde ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye'nin dış düşmanları belirlenmiş ve Türkiye'nin dış politikası ele alınmıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın yarattığı büyük zaiyat sonrasında devletler, topyekûn bir savaş ve büyük yıkımlardan uzak durarak yaşanan krizleri barışçıl yöntemlerle çözme kararı almışlardır. Türkiye de sorunları barışçıl yöntemlerle çözmek için çabalamış, ancak ülke içerisindeki siyasal-ideolojik gruplar, dış politikada Türkiye'nin yaşadığı krizleri kullanarak ülke içerisinde ötekileştirmeye ve antagonistik siyaseti sürdürmeye devam etmişlerdir. Bu bağlamda Türk dış politikası, iç siyaseti şekillendirmiş ve toplumsal düzeyde dost-düşman siyasetini kuvvetlendirmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisYalnız künye2026
    Yönetı̇cı̇lerı̇n akredı̇tasyon sürecı̇ deneyı̇mlerı̇nı̇n anlamlandırılması: Erzı̇ncan bı̇nalı̇ yıldırım ünı̇versı̇tesı̇ (EBYÜ) örneği

    ecem Toraman türe

    Bu araştırmanın amacı, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi’nde yürütülen akreditasyon sürecine doğrudan dâhil olan yöneticilerinin bu sürece ilişkin deneyimlerini ve algılarını anlamlandırmaktır. Araştırma, yükseköğretimde kalite güvencesi ve akreditasyon uygulamalarının kurumsal yapı, akademik işleyiş ve bireysel deneyimler üzerindeki etkilerini ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yaklaşım çerçevesinde yürütülmüştür. Çalışma grubunu, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi’nde akreditasyon sürecinde aktif rol almış yöneticileri oluşturmaktadır. Veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve betimsel ile içerik analizi teknikleri kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, akreditasyon sürecinin kurumsal farkındalık, kalite kültürü ve akademik sorumluluk bilinci üzerinde olumlu etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, sürecin yoğun iş yükü, bürokratik işlemler ve zaman yönetimi açısından bazı güçlükler barındırdığı belirlenmiştir. Katılımcılar, akreditasyon sürecinin sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için kurumsal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve paydaş katılımının artırılması gerektiğini vurgulamıştır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Doctoral ThesisAçık Erişim2026
    Osmanlı Devleti'nde Erzurum vilayetinde doğal afetler (19. yüzyıl)

    Yunus emre Polat

    19. yüzyıl, Osmanlı Devleti’nin bir yandan idari, askeri ve bürokratik alanlarda yapısal modernleşme süreçlerini yürüttüğü diğer yandan ağır krizler ve dönüşümlerle mücadele ettiği kritik bir zaman dilimidir. İmparatorluğun doğu sınırındaki en stratejik merkezlerinden biri olan Erzurum vilayeti, bu dönemde yalnızca siyasi çalkantılarla değil, sosyo-ekonomik yapıyı derinden sarsan yıkıcı doğal afetlerle de yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu tez çalışması, XIX. yüzyılda Erzurum vilayeti ve mülhakatında meydana gelen deprem, salgın hastalık (özellikle kolera ve veba), kıtlık, yangın, sel felaketlerini bütüncül bir yaklaşımla incelemekte; bu afetlerin bölgenin demografik, ekonomik ve iktisadi yapısı üzerindeki yapısal etkilerini analiz etmektedir. Araştırmanın temel kaynağını Cumhurbaşkanlığı Osmanlı arşivi belgeleri oluşturmaktadır. Diğer taraftan nitel araştırma ve doküman analizi yöntemleriyle elde edilen bulgular, XIX. yüzyılda devletin afet yönetimi reflekslerinde belirgin bir dönüşüm yaşandığını göstermektedir. Merkezileşme ve bürokratikleşme çabalarının bir sonucu olarak, afetlere müdahale ve yardım süreçlerinin (iaşe temini, vergi muafiyetleri, yeniden inşa) önceki yüzyıllara kıyasla çok daha sistematik ve kayıtlı bir şekilde yürütüldüğü tespit edilmiştir. Özellikle kolera gibi sınır ötesi salgın hastalıklarla mücadelede modern karantina teşkilatının kurulması ve uluslararası tıp uzmanlarından destek alınması, Osmanlı devlet yapısının kriz yönetiminde bilimsel eksene kaydığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu çalışma; doğal afetlerin yalnızca anlık yıkımlar ortaya çıkaran doğa olayları olmadığını, aksine Erzurum vilayetinin tarımsal ekonomisini daraltan, büyük çaplı göç hareketlerini tetikleyerek demografiyi değiştiren ve yerel idare ile merkez arasındaki güç/koordinasyon dengesini yeniden şekillendiren temel tarihsel kırılma noktaları olduğunu savunmaktadır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Doctoral ThesisAçık Erişim2026
    Sıralı çift geçiş metali Ti2NbAlC2 MAX fazının sentezi ve Ti2NbC2Tx MXene’nin süperkapasitör özelliklerinin araştırılması

    Ahmad Huseyin

    Bu doktora tezi, MAX fazlarının sentezi, yapısal karakterizasyonu ve bunlardan türetilen MXene malzemelerinin üretimine odaklanmaktadır. Bu kapsamda, düzenli Ti₂NbAlC₂ MAX fazı yüksek sıcaklıkta katı hal reaksiyonu ile sentezlenmiş, ardından kimyasal aşındırma yöntemiyle çok katmanlı ve az katmanlı Ti₂NbC₂Tₓ MXene yapıları elde edilmiştir. Elde edilen malzemeler X-ışını kırınımı (XRD), taramalı ve geçirimli elektron mikroskobu (SEM/TEM) ve Raman spektroskopisi ile karakterize edilmiştir. MXene elektrotların elektrokimyasal performansı döngüsel voltametri (CV), galvanostatik şarj-deşarj (GCD) ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) yöntemleriyle incelenmiştir. Ti₂NbC₂Tₓ MXene, 0,5 A g⁻¹ akım yoğunluğunda Na₂SO₄ ve H₂SO₄ elektrolitlerinde sırasıyla 322 ve 642 F g⁻¹ özgül kapasite göstermiş, 10,000 döngü sonunda kapasitesinin %95 ve %100’ünü korumuştur. Ayrıca, Ti₂NbC₂Tₓ MXene ve aktif karbon kullanılarak hazırlanan asimetrik süperkapasitörler, PVA-Na ve PVA-H jel elektrolitlerinde sırasıyla 31,1 ve 34,0 W h kg⁻¹ enerji yoğunluğuna ulaşmıştır. Sonuçlar, kontrollü MAX fazı sentezinin MXene kalitesi ve elektrokimyasal performans üzerinde belirleyici olduğunu ve Ti₂NbC₂Tₓ MXene’in yeni nesil enerji depolama sistemleri için umut verici bir elektrot malzemesi olduğunu göstermektedir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisYalnız künye2026
    Sınıf öğretmenlerinin eğitim felsefeleri ile öğretim yaklaşımları arasındaki ilişkinin incelenmesi

    Hicran Burçin Kiliç

    Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin eğitim felsefeleri ile öğretim yaklaşımları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemine dayalı olarak ilişkisel tarama modelinde desenlenmiştir. Çalışma grubunu, 2025–2026 eğitim-öğretim yılında Trabzon ilinde görev yapan sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Sadker ve Zittleman (2010) tarafından geliştirilen “Eğitim Felsefesi Envanteri” ile Trigwell, Proser ve Taylor tarafından geliştirilen ve Tezci (2017) Türk örneklemine uyarlanan “Öğretim Yaklaşım Ölçeği” kullanılmıştır. Yapılan Pearson korelasyon analizi sonucunda, sınıf öğretmenlerinin eğitim felsefesi tercihleri ile hem öğretmen merkezli hem de öğrenci merkezli öğretim yaklaşımları arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler bulunduğu belirlenmiştir. Ayrıca, ilerlemecilik, daimicilik ve varoluşçuluk gibi felsefi yaklaşımların öğretim yaklaşımlarını anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre sınıf öğretmenlerinin benimsedikleri eğitim felsefelerinin öğretim süreçlerini ve sınıf içi uygulamalarını etkilediğini göstermektedir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Doctoral ThesisAçık Erişim2026
    Split kuaterniyonlar temelinde hiperbolik spinorların incelenmesi ve lorentz dönüşümlerinin hiperbolik spinor gösterimleri

    Emrah Yıldırım

    Bu tezde split kuaterniyonlar ile hiperbolik spinorlar arasındaki ilişkiler incelenmiş ve Lorentz dönüşümlerinin spinor gösterimlerindeki rolleri araştırılmıştır. Çalışmanın temel amacı, split kuaterniyon cebirine karşılık gelen hiperbolik spinor gösterimlerini elde etmek, bunlara ait matris gösterimlerini oluşturmak ve Lorentz dönüşümlerini hiperbolik spinorlar aracılığıyla ifade etmektir. Tezin ilk bölümünde araştırmanın amacı, önemi, varsayımları ve sınırlılıkları verilmiştir. İkinci bölümde reel kuaterniyonlar, spinorlar, split kuaterniyonlar ve split kuaterniyon matrisleri ile ilgili temel bilgiler sunulmuştur. Üçüncü bölümde hiperbolik sayı sistemi tanıtılmış, hiperbolik sayıların cebirsel özellikleri ele alınmış ve Lorentz dönüşümünün hiperbolik spinor temelleri incelenmiştir. Tezin özgün sonuçlarının yer aldığı dördüncü bölümde öncelikle split kuaterniyonların hiperbolik spinor gösterimleri elde edilmiştir. Bu gösterimler kullanılarak split kuaterniyonlar sınıflandırılmış ve karşılık gelen hiperbolik spinorlar incelenmiştir. Daha sonra split kuaterniyonlara karşılık gelen sol ve sağ hiperbolik spinor matrisleri tanımlanmış, temel hiperbolik spinor matrislerinin özdeğerleri hesaplanmış ve bu matrislerin cebirsel özellikleri belirlenmiştir. Ayrıca hiperbolik spinorlar cinsinden Lorentz dönüşümlerinin Weyl ve Dirac gösterimlerindeki ifadeleri elde edilmiş, üreteç matrisleri ve özellikleri incelenmiştir. Bunun yanında Weyl ve Dirac gösterimlerindeki hiperbolik 4-spinorlar arasındaki ilişkiler ortaya konulmuş ve bu gösterimler arasında dönüşüm bağıntıları elde edilmiştir. Son olarak split kuaterniyonlara karşılık gelen hiperbolik 4-spinorlar kullanılarak Lorentz dönüşümlerinin tek matrisli gösterimleri elde edilmiş ve dönüşümün hiperbolik spinorlar cinsinden daha doğrudan ifade edilebildiği gösterilmiştir. Son bölümde elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve ileride yapılabilecek çalışmalara yönelik öneriler sunulmuştur.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2026
    Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı’ndan yardım alan kadınların eğitime ilişkin anlamlandırmaları

    Nezaket Mina Çelebi

    Bu çalışma SYDV’den yardım alan yoksul kadınların gündelik hayat deneyimleri üzerinden eğitimi anlamlandırmalarını tartışacak bir alan oluşturmayı amaçlamaktadır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi Bourdieu'nün habitus, sermaye ve alan teorisi; Sen'in yapabilirlik yaklaşımı ile Edin ve Kefalas'ın anneliği önceliklendirme teorisi üzerine inşa edilmiştir. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji benimsenmiş; veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve fenomenolojik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu SDYV’den düzenli olarak yardım alan yoksul kadınlar oluşturmaktadır. Analiz süreci, verilerin yalnızca betimlenmesiyle sınırlı kalmayıp, katılımcıların deneyimlerinde ortaklaşan anlam yapılarını ve bu yapıların özsel yönlerini ortaya çıkarmayı hedeflemiştir. Araştırmanın temel bulguları, kadınların kendi eğitim deneyimlerini çoğunlukla “ertelenmiş”, “yarım kalmış” ve “zorlayıcı” bir süreç olarak anlamlandırdıklarını; buna karşılık çocuklarının eğitimini güçlü bir “umut”, “kurtuluş” ve “gelecek yatırımı” olarak konumlandırdıklarını göstermektedir. Bu bulgu, eğitiminyoksulluk bağlamında tekil ve sabit bir olgu olmadığını; annelik sorumlulukları, ertelenmiş benlik ve toplumsal beklentilerle iç içe geçen çok katmanlı bir deneyim alanına dönüştüğünü göstermektedir. Araştırma, sosyal politika, yetişkin eğitimi ve eğitimde fırsat eşitsizliği alanlarına katkı sunmayı hedeflemekte; dezavantajlı kadınlara yönelik yapabilirlik odaklı, toplumsal cinsiyet duyarlı eğitim programlarının geliştirilmesi yönünde öneriler içermektedir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2026
    Taşıyıcı hafif betonlarda geri kazanılmış agrega, metakaolin ve uçucu kül kullanımının betonların performansı üzerine etkisinin incelenmesi

    Sinan Okuyan

    Bu araştırmada, doğal perlit agregası (DPA) ile üretilen hafif betonlarda geri kazanılmış agrega (GKA) ikamesinin ve uçucu kül (UK) ile metakaolin (MK) mineral katkılarının çimento yerine kullanımının betonun mekanik ve durabilite özellikleri üzerindeki etkileri ile yüksek sıcaklık altındaki performanslarına etkileri incelenmiştir. Bu amaçla, DPA tüm agrega fraksiyonlarında (iri ve ince aynı zamanda) GKA ile %0, %20 ve %40 oranında ikame edilmiştir. Her bir GKA ikame oranına sahip betonlar, mineral katkı içermeyen, %10 UK ikameli, %10 MK ikameli ve %10 UK + %10 MK ikameli olmak üzere dört farklı içerikte üretilmiştir. Üretilen betonlarda; birim ağırlık, basınç dayanımı, yarmada çekme dayanımı, kılcallık, su emme ve elektriksel özdirenç deneyleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca betonların yüksek sıcaklık altındaki davranışlarını belirlemek amacıyla 250℃, 500℃ ve 750℃ sıcaklığa tabi tutulan beton numunelerde ağırlık ve basınç dayanımı kayıpları bulunmuş, ayrıca görsel değerlendirmeler yapılmıştır. Hafif betonlarda GKA kullanım oranının artması mekanik özellikleri, durabilite özelliklerini ve yüksek sıcaklık direncini olumsuz yönde etkilemiştir. Fakat kür süresinin 28 günden 90 güne çıkarılması ve mineral katkı kullanımı bu olumsuz etkileri büyük ölçüde telafi etmiştir. GKA kullanımı mekanik özelliklerde bir miktar düşüş oluştursa da, %20 GKA + %10 UK + %10 MK karışımı durabiliteyi artırması, atık kullanımına katkı sağlaması ve çimento tüketimini azaltması nedeniyle en dengeli seçenek olarak değerlendirilmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Doctoral ThesisYalnız künye2026
    Kamusal akıl bakımından meşruluk ve hukuk

    Tuba Dilşat Karataş

    Kamusal akıl, modern liberal demokratik toplumlarda siyasal ve hukuki bağlayıcılığın hangi gerekçelerle meşru kılınabileceğini açıklayan temel bir kavramdır. Bu kavram, bireylerin farklı ahlâki, dini ve felsefi görüşlere sahip olduğu çoğulcu toplumlarda, ortak bir yaşamın nasıl sürdürülebileceği sorusuna yanıt arar. Kamusal akıl, bağlayıcı siyasal ve hukuki kararların yalnızca belirli bir doktrine değil, tüm vatandaşların makul biçimde kabul edebileceği ortak gerekçelere dayanması gerektiğini ifade eder. Bu yönüyle kamusal akıl, hukukun yalnızca yürürlükte olmasını değil, aynı zamanda meşru olmasını da gerekli kılan bir gerekçelendirme pratiği sunar. Kamusal akıl, hukuki ve siyasal kararların gerekçelendirilmesinde ortak bir zemin oluştururken, bu kararların keyfi biçimde dayatılmasını engelleyen ilkesel bir sınır işlevi görmektedir. Bu bağlamda kamusal akıl; yargılama, yasama ve idari süreçlerde kararların gerekçelendirilmesini belirleyen temel bir çerçeve sunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, kamusal akıl kavramını kavramsal, tarihsel ve kuramsal boyutlarıyla incelemek; kamusal akıl ile meşruluk arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve bu kavramın hukuk alanındaki işlevini değerlendirmektir. Bu kapsamda kamusal aklın farklı teorik yaklaşımlar çerçevesinde nasıl ele alındığı analiz edilmekte ve hukuki bağlayıcılığın gerekçelendirilmesindeki rolü ortaya konulmaktadır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2026
    Evlatlık ilişkisinin sona ermesi ve hukuki sonuçları

    Rukiye Akpunar

    Evlatlık ilişkisinin kurulmasıyla evlatlık ve evlat edinen arasında sürekli bir ilişkinin tesis edilmesi amaçlanmaktadır. Geçerli bir şekilde kurulan evlatlık ilişkisi, “evlatlık bağının çözülmezliği” ilkesi gereğince sona erdirilememektedir. Bu kapsamda evlatlık ilişkisi ancak geçersiz ise ortadan kaldırılması söz konusu olmaktadır. Evlat edinmenin rıza koşulunda, esasa ilişkin koşullarında ya da usule ilişkin koşullarında bir eksiklik olması halinde, kaldırılma sebebinin öğrenilmesinden başlanılarak bir yıl içinde evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasının açılması gerekmektedir. Kanunda, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebepleri sınırlı sayıda düzenlendiği için bu sebepler dışındaki bir sebep ileri sürülerek evlatlık ilişkisinin kaldırılması söz konusu değildir. Evlatlık ilişkisinin geçerli bir şekilde kurulmasından sonraki süreçte ise gerek evlat edinen gerek evlatlıktan kaynaklanan nedenlerle, evlatlık ilişkisinin çekilmez hale gelmesi mümkündür. Mevcut yasal düzenlemede bu konuda açık bir hüküm olmadığı ve yargı uygulamasında da evlatlık ilişkisinin sona erdirilmemesi yönünde bir yaklaşım benimsendiği için çeşitli hukuk sistemlerinde bu hususta nasıl bir düzenlemenin olduğu ve bu düzenlemelerin hukukumuza uygulanabilirliği tartışma konusu haline gelmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisYalnız künye2026
    Helikobakter pilori'ye karşı etkili olabilecek yeni bileşiklerin tasarımı, sentezi ve biyolojik değerlendirmesi

    Rabia Şeyma Mengi

    Amaç: Bu çalışmada, H. pilori’nin mide ortamında yaşamını sürdürebilmesinde kritik rol oynayan hedeflere yönelik yeni kinolin-sülfonat türevlerinin yapay zekâ destekli olarak tasarlanması, sentezlenmesi ve aktivitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Literatürde bildirilen anti-H. pilori bileşiklerden oluşturulan veri setiyle REINVENT 4 ile tasarlanan altı kinolin-sülfonat türevi, O-sülfonilasyon reaksiyonu ile sentezlenmiş ve yapıları spektroskopik yöntemlerle doğrulanmıştır. Bileşiklerin üreaz inhibitör aktiviteleri Jack bean üreaz enzimi kullanılarak Berthelot yöntemi ile belirlenmiştir. Bulgular: Sentezlenen altı bileşikten yalnızca V ve VI numaralı türevler anlamlı üreaz inhibisyonu göstermiştir. En yüksek aktivite IC₅₀ değeri 6.49 mM olarak V numaralı bileşikte belirlenmiş, VI numaralı bileşiğin IC₅₀ değeri ise 16.88 mM olarak bulunmuştur. Pozitif kontrol tiyoürenin IC₅₀ değeri 1.99 mM’dir. Sonuç: Sonuçlar, triflorometil içeren kinolin-sülfonat türevlerinin umut verici antiüreaz aktivite gösterdiğini ve yapay zekâ destekli tasarım yaklaşımının yeni anti-H. pilori adaylarının geliştirilmesinde kullanılabileceğini ortaya koymuştur.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • Master ThesisAçık Erişim2026
    Oluklu paralel plakalı dalga kılavuzlarının analizi tasarımı ve incelenmesi

    Fatih Çolak

    Mikrodalga sistemlerinde düşük dispersiyon özellikleriyle öne çıkan kayma-simetrik çift oluklu paralel plakalı dalga kılavuzlarının (GS-DCPPW) geleneksel tam dalga analizleri genellikle yavaş ve karmaşıktır. Bu tezde, söz konusu yapıların boyutsal sentezi ve analizi için Genelleştirilmiş Saçılma Matrisinin Yardımcı Fonksiyonları (AFGSM) yöntemini temel alan, oldukça hızlı ve pratik yeni bir tasarım modeli geliştirilmiştir. Önerilen yaklaşımda, birim hücrenin saçılma (S) parametrelerini elde etmek için zaman alan tam dalga çözücüler yerine eşdeğer iletim hattı devre modeli kullanılmıştır. AFGSM yöntemi sayesinde karmaşık özdeğer denklemleri çözülmeden, yalnızca yardımcı fonksiyonların sıfır geçişleri incelenerek yapının iletim ve durdurma bantları kolaylıkla belirlenebilmektedir. Algoritmanın geçerliliği, Ku-bandı ve X-bandı filtre uygulamaları için optimize edilen birim hücrelerle test edilmiş; performans sonuçları ticari tam dalga simülatörleri (CST ve HFSS) ile doğrulanmıştır. Geliştirilen bu yöntem, tasarım sürecinde 360 saatlik hesaplama sürelerini 20 saniyeye kadar düşürerek önemli bir hız avantajı sağlamış; aynı zamanda literatürdeki örneklere kıyasla çok daha kompakt ve geniş bant bastırma kapasitesine sahip filtrelerin tasarlanabileceğini göstermiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele