Araştırmacılar(4)

Birim yayınları

31 →
  • ArticleAçık Erişim2026
    Natural Poetry: Conceptualizing A Poetic Quest in the Late Ottoman Period

    Çetin, Mehmet Akif

    The aim of this study is to reveal the scope of the term natural poetry as a concept, which is frequently encountered in poetic texts published in the nineteenth century and the first quarter of the twentieth century. Naturalness has been transformed into a useful tool for the poetics of new poetry due to its positive connotations such as natural, non-artificial, spontaneous, normal. After Tanzimat, when a new poetic tradition was intended to replace classical poetry, naturalness was conceptualized to emphasize that the new poetry was the normal and natural style of poetry. According to the innovators, the poetic devices of classical poetry distort the naturalness of text and discourse. The desired new poetry is to be purified from the artificialities and excesses of the old poetry. For this purpose, it is necessary to return to the syllabic meter, which is an indigenous verse, to get rid of the artificial discourse of classical poetry and to revive our own poetic tradition. At this point, the concept of natural poetry was started to be used by the innovators to express the new poetry that had attained natural expression, got rid of the aruz meter, and was produced easily and without artifice. However, each poet seems to point to a different dimension of the new poetics to be constructed with the concept of natural poetry. In this article, what the poets wanted to express with the concept of natural poetry will be explained and the differences in the use of the concept will be emphasized. Thus, the poetic renewal after Tanzimat will be evaluated in the light of the concept of natural poetry in terms of poetic goals.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2026
    Şair Kimliğinin Alımlanışında Diyalektik, Süreklilik ve Kopuş

    Çetin, Mehmet Akif

    Bu çalışmanın amacı, şair kimliğinin 19. yy. ve sonrasında uğradığı dönüşümü ve tarihsel süreçte kavramın alımlanışındaki süreklilikleri ortaya koymaktır. Makalede şair kavramının kökenleri ile 19. yy. ve sonrasında şair tanımları arasındaki ortaklıklar ve farklar tespit edilmiştir. Bazı kaynaklar, şairi şiirin teknik gerekliliklerine atıfta bulunarak açıklamaktadır. Ancak şiirin değişen tekniği, sözü edilen tanımları bir süre sonra geçersiz kılmaktadır. Bazı kaynaklar ise şairi sahip olduğu doğal ve sıra dışı yetenek aracılığıyla tanımlama yoluna gitmiştir. Tanımlamalara bakıldığında şair kavramının tüm şiir üreticilerini kapsayan tutarlı ve kapsamlı bir tarifinin yapılamadığı görülmektedir. Ayrıca şairlik bir vasıf olarak edebî lisans ve ehliyet olarak değerlendirilmektedir. Eski Türk toplumlarında şairler; hekimlik, sihirbazlık ve bilgelik gibi çoklu kimliklere sahiptir. Bu kimliklerin zaman içinde ortadan kaybolmasına karşın şairler geçmişte sahip oldukları ayrıcalıklı konumlarını korumaya devam etmişlerdir. Modern şair kimliği, geçmişten farklı olarak kutsal ve metafizik ile olan bağlarından arındırılmıştır. Ancak edebî üretimin kendisi, kaybedilen kutsallığa geri dönüş arzusu olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla seküler şair kimliği geçmişte kutsal olandan kaynaklanan imtiyazlı pozisyonunu edebî marifet ve sahip olduğu düşünülen doğal yetenek aracılığıyla korumaya devam etmiştir. Öte yandan şairlere daima şüphe ile yaklaşılmıştır. Onlar ideal bir düzenin düşmanları olarak görülmüş ve iktidarlar tarafından tehdit olarak algılanmışlardır. Şairlere karşı duyulan şüphe, tarihsel olarak süreklilik göstermektedir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Sıkılan Özneler ve Sıkıntı Tipolojileri

    Çetin, Mehmet Akif

    Moderniteyle birlikte kapsam değiştiren, öznelerin düşünme biçimlerine ve zihinsel süreçlerine etki eden sıkıntı, Cumhuriyet sonrası Türk şiirinde yaygın bir tema olarak karşımıza çıkar. Sanatçıları etkileyen olay ve olguların sanatsal üretimlere dolaylı ve dolaysız biçimde etki etme kapasitesine sahip olması modern şiirdeki sıkıntı temasının bir sebebi olarak değerlendirilebilir. Sıkıntı, şiirlere tematik olarak kaynaklık etmenin yanı sıra bazı şairlerin sanatsal üretimlerinde, yaşamlarında ve düşünme biçimlerinde doğrudan belirleyici olmuştur. Örneğin, Edip Cansever ve İlhan Berk gibi önemli şairler kendilerini tanımlarken sıkıntıyı önemli bir kimlik bileşeni olarak görmüşlerdir. Edip Cansever başta olmak üzere Cumhuriyet sonrası modern Türk şiirinde sıkıntı bazı şairlerin üretiminin önemli bir parçası ve hatta kaynağı olmuştur. Bu makalede modernite sonrası yeniden tanımlanan sıkıntı hâlinin tarihsel bir zorunluluk olarak modern çağın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalan Cumhuriyet dönemi Türk şairleri üzerindeki etkisi ve edebî üretimlerindeki izleri incelenmiştir. Sıkıntı tipolojilerinin modern şiirdeki görünümleri iç sıkıntısı/varoluşsal sıkıntı, yaratıcı sıkıntı, pazar sıkıntısı, yalnızlık sıkıntısı gibi sınıflandırmalar altında ele alınmıştır. Ruh hâli ile edebî üretim arasındaki ilişkinin ele alındığı bu çalışma, sıkıntının edebî ürüne dönüşümünü ve edebî eserlere yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Mensur Bir Rûznâme Örneği: Hazâ Kitâb-ı Sultân Mahmûd

    Daşdemir, Özkan

    Türk yazılı kültür ortamına Arap-Fars kültürlerinden geçmiş olan ve Rûznâme, Havass-ı Eyyâm, Ahkâm-ı Eyyâm, Eyyâm-ı Sa’d, Eyyâm-ı Nahîsât, Eyyâm-ı Sa’d u Nahs gibi adlarla kaleme alınan Saatnâme/Rûznâme metinleri her ayın günlerini uğurluk-uğursuzluk yaklaşımıyla ele alan, edebî metin formunda bir fal türüdür. Bu makalede “Hazâ Kitâb-ı Sultân Mahmûd” başlıklı mensur bir Rûznâme örneği yeni Türk harflerine aktarılarak incelenmiştir. Risale niteliğindeki yazma eser California Üniversitesi Los Angeles (UCLA) Kütüphanesi LSC.0896 numaralı Türkçe El Yazmaları Koleksiyonundaki 1687 arşiv numarasında kayıtlıdır. Metinde her ayın uğurlu-uğursuz günleri sıralanarak muhataplarına söz konusu günlerde ne yapıp ne yapmamaları gerektiğine dair çeşitli hükümler bildirilmektedir. Makaleye konu olan metin müstakil mensur risale formunda kaleme alınmış yeni bir versiyon niteliğindedir. Muhtelif kütüphanelerde muhafaza altındaki binlerce Türkçe metinden biri olarak Türk halk kültürüne dair önemli bilgiler barındıran söz konusu metin günlere ilişkin İslami referanslarla ortaya konan uğurluk-uğursuzluk tanımlamalarını ve hükümlerini ihtiva etmektedir. Makalemizde bu olgunun kökeni, Türk kültüründeki karşılıkları üzerinde durulduktan sonra günlere ilişkin uğurluk-uğursuzluk yaklaşımın İslamiyet sonrası Türk kültürüne geçişini örnekleyen bir metindeki örnekleri tasnife tabi tutularak tablolarda gösterilmiş ve açıklanmıştır. Her ayın içindeki uğurlu-uğursuz günler ve bunlarda gerçekleştiği kabul edilen tarihî vakalar, 12 ayın her biri içinde uğursuz kabul edilen günler, ayın hangi günlerinde hangi eylemin yapılıp yapılmaması gerektiğine dair hükümler, doğacak çocukların talihi, rüya, hastalık, kayıp nesneler-kişiler ve bu tasnife girmeyen muhtelif hükümler uğurlu-uğursuz gün inanışı bağlamında değerlendirilmiştir. Türklerin eski takviminde her bir yılı temsil eden hayvanın o yıla dair uğurluk-uğursuzluk inanmalarında etkili olduğu görülse de günlere dair bu tür inanmaların Arap-Fars kültür ortamlarından Türk yazılı kültürüne geçtiği ve daha sonra sözlü kültür ortamında yaygınlaştığı düşünülebilir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Tarihsel veriler ışığında eski türklerdeki halk mutfağı faaliyetlerine ilişkin bazı tespitler

    Diken, Hasan Ali

    Eski Türklerdeki halk mutfağı faaliyetlerine bakıldığında, Orta Asya veya Türkistan sahasında teşekkül eden geleneksel mutfak kültürü uygulamalarını kapsayan bir tarihsel arka planın varlığına şahit olmak mümkündür. Zira eski Türkler arasında vuku bulan halk mutfağı uygulamaları, ilgili sahada kurulan Türk devletlerine ait tebaanın ortak ve yaygın dünya görüşünü yansıtmaktadır. Nitekim Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinin hüküm sürdüğü devirler itibarıyla; Türk halk kültürünün teşekkül ve tekâmül etme süreci kapsamında ortaya konulan halk mutfağı pratikleri, geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu yayılma durumu, şüphesiz, Türklerin; “insan”, “zaman” ve “mekân” unsurları bağlamındaki zorunlu mutfak ihtiyaçlarını da ön plana çıkarmıştır. Söz konusu istikamette, Orta Asya veya Türkistan bozkırlarını mesken tutan eski Türklere dair halk mutfağı ögelerinin, belli başlı tarihsel ve kültürel kodlar ekseninde ele alınması elzemdir. Malum minvalde; Hun, Göktürk ve Uygur olarak sıralanan eski Türk devlet düzenleri; halkın geleneksel bağlamlı mutfak etkinliklerinin pratiğe döküldüğü belli başlı zaman dilimlerine tekabül eden tarihsel ve kültürel bir çerçeveye işaret etmektedir. Dolayısıyla eski Türklerin halk mutfağı ürünlerini, bahse konu devletlerin hâkim oldukları devirlerden hareketle izah etmek lazımdır. Bahsedilen düzleme istinaden, bu çalışmada, eski Türklerin halk mutfağı zeminindeki geleneksel aktiviteleri; mevzubahis dönemlerde cereyan eden yeme-içme kültüründen yola çıkılarak açıklanmaya çalışılmıştır. İlgili doğrultuda, eldeki mevcut tarihsel verilere yönelik olarak, eski Türk halk kültürünün “mutfak faktörleri” temelindeki geleneksel kodlarına yer verilmiştir. Sonuç olarak; eski Türklere özgü bir biçimde oluşan, gelişen, yerleşen ve yayılan halk mutfağı anlayışının; kültürel sürekliliği belirleyici, yönlendirici, destekleyici ve şekillendirici yönleri; “yöneten” ve “yönetilen” kesimler dikkate alınmak suretiyle; o dönemlerdeki üretim, tüketim, dağıtım ve ticaret mahsullerini takiben tespit edilmiştir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Türk sosyal normları ışığında bir anadolu-türk efsanesi örneği: gelin taşları efsanesi

    Diken, Hasan Ali

    Toplumsal yaşam süreci, bireyler ve topluluklar arasında vuku bulan sosyal ilişkilerin sistemli olarak yürütülmesi için kimi sosyal normları lüzumlu kılmaktadır. Sosyal normlar; birey, topluluk ve toplum nezdinde birtakım beklentileri ortaya çıkarmaktadır. Beklentilere verilen cevaplar nispetinde bazı davranış örüntülerinin sosyal normlar vasıtasıyla belirlendiğini ifade etmek gerekmektedir. Kültürel köklerden kaynaklanan bir anlayışa istinaden, kolektif bilinç çerçevesinde toplumca tayin edilen başlıca kurallara uyulması yönündeki birtakım istekler, düzenleyici ve denetleyici bir mekanizma oluşturmaktadır. Mekanizmanın özü ise sosyal normlardan hareketle tesis edilmektedir. Genel görüş içerisinde; örf, âdet, teamül, anane, gelenek, görenek, töre ve moda olarak sıralanan sosyal normların müşterek özelliği “yaptırım” unsurudur. Bu, sosyal denetimi tetikleyici bir unsur olmakla birlikte, sosyal normların süreklilik göstermelerine vesile olan bir dizi cezayı veya ödülü kapsamaktadır. Böylelikle toplumda lazım gelen genel düzen korunmaktadır. Sosyal normlar, bünyelerinde bir millete sözlü kültür ortamının sunduğu olanaklarla anlatılan ve öğretilen bir altyapı barındırmaktadır. Bu altyapı dâhilinde, belli başlı anlatılara da yer verildiğini dile getirmekte yarar vardır. Anlatılar, sözlü geleneğin ürünleri olarak, içeriklerinde sosyal normlara işaret eden belirli nitelikler bulundurmaktadır. Efsaneler de bu tür anlatılar arasında yer almaktadır. Nitekim insanlığın en eski dönemlerinden itibaren söylenegelen ve olağanüstü olayları veya durumları konu edinen efsanelerde, içinden çıktıkları toplumlara verilmesi amaçlanan belli mesajlar vardır. Bu çalışmada, Anadolu sahası Türk efsanelerinden biri olan Gelin Taşları Efsanesi’ne ait Erzurum ve Giresun varyantlarının Türk sosyal normlarını yansıtan tarafları üzerinde durulacaktır. Dolayısıyla Gelin Taşları Efsanesi’nin Türk milletine ait bir kısım sosyal normları bağlayıcı vasıflar gösteren yanları sıralanacaktır. Sonuçta, ilgili efsanenin Türk toplumu tarafından ekseriyetle olumsuz yaptırımlar içeren yönleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Kaz Gecelerinin İşlevsel Halkbilimi Kuramına Göre İncelenmesi

    Diken, Hasan Ali

    Bilindiği üzere kültür, insanların yaşayarak öğrendikleri ve aktararak öğrettikleri unsurların tamamını içine alan bir kavramdır. Kültür kavramı, insanların süreklilik gerektiren sosyal ilişkiler kurmalarında ve toplumsal yapılar oluşturmalarında ayrı bir yere, değere ve öneme sahiptir. Gelenek ise nesilden nesile iletilen bilgi, görgü, deneyim, tasarım, alışkanlık, davranış ve benzeri faktörleri bünyesinde barındıran bir mefhumdur. Herhangi bir insan topluluğunun yaşamına etki eden bütün gelenekler, o insan topluluğunun kültürünü tesis etmektedir. Başlıca ortak paydalarda buluşan insanlar için belli bir gelenek kültüründen bahsetmek mümkündür. Kaz geceleri gelenek kültürünü yaratan ve yaşatan ortamlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla kaz gecelerinin fonksiyonel bir zeminde ele alınması elzemdir. Bu çalışmada, kaz gecelerinin işlevsel halkbilimi kuramına göre incelenmesi amaçlanmaktadır. İlgili doğrultuda, kaz geceleri “folklorun dört işlevi” olarak sıralanan “hoşça vakit geçirme, eğlenme ve eğlendirme”, “değerlere, toplum kurallarına ve törelere destek verme”, “eğitimi veya kültürü gelecek kuşaklara aktarma” ve “kişisel ve toplumsal baskılardan kaçıp kurtulma” başlıkları doğrultusunda çözümlenecektir. Kaz gecelerinin, söz konusu işlevleri yerine getiren platformlar olarak kültürel sürekliliğe destek veren tarafları ortaya konulacaktır. Ayrıca “kaz gecesi” olgusunun bir “sosyalleşme aracı” olarak sunumu üzerinde de durulmaya çalışılacaktır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Sürekli değişen nasıl tanımlanabilir? modern şiiri tanımlamanın imkânları, sınırları ve sorunları

    Çetin, Mehmet Akif

    Şiir tarih boyunca farklı şekillerde var olmuş, form ve içerik olarak çok farklı niteliklere sahip yüz binlerce metin şiir adı verilen tek bir kavramla karşılanmıştır. Şiirin değişken bir tür olması nedeniyle değişen şiir anlayışlarıyla birlikte geçmişte yapılan şiir tanımları bir süre sonra geçerliliğini yitirmiştir. Böylece her yeni şiir anlayışıyla birlikte yeni bir tanım mecburiyeti ortaya çıkmıştır. Ancak yeni şiir tanımları da kolayca eskimiş, kendinden sonra gelen şiirleri tanımlama kabiliyetini kaybetmiştir. Dolayısıyla şiir söz konusu olduğunda değişim sürekli olduğu için daima onu tanımlamaya çalışanlar var olmuştur. Böylece birbirinden farklı çok sayıda şiir tanımı ortaya çıkmıştır. Bu makale tarih boyunca sürekli yenilenen şiirin geldiği son noktada onu tanımlamanın imkânlarını araştırmaktadır. Tanımlamaların sınırları ve tanımlamalar sırasında ortaya çıkan sorunlar çalışmanın cevap aradığı sorular arasındadır. Bu bakımdan sözlüklerde, ansiklopedilerde ve edebiyat terimleri sözlüklerinde yer alan şiir tanımları incelenerek söz konusu tariflerin kapsam alanları tartışılmış ve şiir tanımlarının birbirleri ile ne derece örtüştükleri incelenmiştir. Şairlerin yapmış oldukları poetik şiir tanımları ele alınmış ve onlar aracılığıyla şiir tanımlarının öznelliği ve tarihselliği vurgulanmıştır. Ayrıca poetik tanımların şiiri bir kavram olarak tanımlamaktan ziyade genellikle şairin şiir anlayışını yansıtmak amacıyla üretildiği görülmüştür. Şiiri tanımlamaya çalışanların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Turgut Uyar, Ece Ayhan ve İlhan Berk gibi bazı modern şairler ise şiirin tanımlanamayacağını öne sürmüşlerdir.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2025
    Kültür Endüstrileri Kapsamında Bir Festival Örneği: Kars Altın Kaz Film Festivali

    Diken, Hasan Ali

    Kültür endüstrileri, “kültür” ile “endüstri” birleşimine dayanan ve ekonomik katma değer yaratan göstergelerin genel bir bütünüdür. 20. yüzyılın ilk yarısında ortaya atılan bu kavram, kendi bünyesinde “kültürün endüstriye, kültürel ürünlerin ise metalara dönüştüğü” iddiasından kaynaklanan bir problematik barındırmaktadır. Söz konusu problematiğin temelinde “kültür ile endüstri ilişkisinin kültürel köklere ve kodlara zarar vere(bile)ceği” fikri hâkimdir. Ancak “kültür endüstrileri” kavramı ışığında kültür ile endüstri olgularının birleşmesinden hareketle yeni bir ekonomik, toplumsal ve siyasal gerçekliğin eleştirel yönden değerlendirilmesi yoluna gidildiğini ifade etmek gerekmektedir. Bu kapsamda kültür, içi boşaltılmadan ilgilisinin dikkatine sunulabilen bir kavram gözüyle yeniden yorumlanmaktadır. Kültür endüstrileri de bu “yeniden yorumlanma” hususuna dâhil edilen konuların başında gelmektedir. Buna “festival” kavramını da eklemek mümkündür. Festival, genellikle yerel veya yöresel alanlarda zamanla gelenekselleşen kutlamaların imgesel bağlamlarını içeren faaliyetlerin tümüdür. Festivaller bünyesinde hemen her yılın belirli vakitlerine denk gelen eğlence organizasyonları tertip edilmektedir. Yakın bir geçmişe kadar Kars’ta düzenlenen “Altın Kaz Film Festivali” de ilgili eğlence organizasyonları arasındaki yerini almıştır. 2006, 2007 ve 2008 yıllarının güz dönemlerine rastlamak suretiyle toplamda üç sezon gibi kısa bir müddet içerisinde sürdürü(lebi)len bu festival, Kars’ın kültürel değerlerini kültür turistlerine (kültürel deneyim avcıları) anlatan ve tanıtan bir özelliğe sahip olmuştur. Bu çalışmada Altın Kaz Film Festivali’nin kültür endüstrileri bağlamındaki rolleri üzerinde durulacaktır. Dolayısıyla ilgili festival, bugünkü kültür bilimi kabullerine de eklemlenebilen halkbilimi (folklor) disiplininin bakış açısı ışığında yerel veya yöresel bağlamlardan hareketle nitel bir yaklaşım gözetilerek kültür endüstrileri paralelinde tetkik ve tahlil edilmeye çalışılacaktır. Bahsi geçen bağlamda halkbilimi perspektifine de ilave edilen kültür endüstrileri olgusu çerçevesinde Kars Altın Kaz Film Festivali’nin kültürel şifreleri, bu festivale dair dokümanların analizinden yola çıkılarak “kaz” imgesinden hareketle açıklanacaktır.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
  • ArticleYayıncıda açık erişim2024
    Folk economy activities in old turks with historical and cultural aspects

    Diken, Hasan Ali

    It is essential to analyze the folk economy activities that took place in the Old Turks from historical and cultural points of view. In this situation, this article analyzes the folk economics practices of Old Turks, considering historical and cultural backgrounds of Hun, Gokturk, and Uighur states, focusing on their influence on socio- cultural and socio-economic structure with reference to some examples from the Huns to the Gokturks and from the Gokturks to the Uighurs. Consequently, the folk economy (although defined as normative economy), constituting one of the important titles of folklore study staff and as an alternative economic model in folklore studies, will be evaluated based on Old Turks' understanding of traditional economy, emphasizing its unique development, settlement, and spread in a way specific to the Old Turks.

    RDL Kalıcı Kaydıİncele
Tam Kayıt
AlanDeğerDil
dc.date.accessioned2026-10-20T15:26:35.310020310Z
dc.date.available2026-10-20T15:26:35.310020310Z
dc.identifier.urihttps://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/22942
dc.rightsinfo:eu-repo/semantics/openAccess
dc.titleTürk Dili ve Edebiyatı Bölümütr
dc.titleDepartment of Turkish Language and Literatureen
dspace.entity.typeOrgUnit
organization.identifier.codefef-turk-dili
organization.unitTypedepartment
rdl.unit.aliasturkish lang(uage)? (and|&) lit
rdl.unit.aliasturk dili