Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim202327. dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde grubu bulunan siyasi partilerin parti içi demokrasi yönünden incelenmesi
Özgür Aksoy
Demokratik hayatın vazgeçilmez bir unsurları olan siyasi partilerin önemli bir bölümü genellikle daha yüksek bir demokrasi standardı getirme iddiasında bulunsalar da çoğu zaman kendi içlerinde bile parti içi demokrasiyi kurumsallaştıramamaktadırlar. Ancak, Türkiye'deki tüm partiler için parti içi demokrasi yönünden bütüncül bir söylemde bulunmak mümkün değildir. Zira bazı partiler bu konuda önemli bir mesafe alırken diğerleri Siyasal Partiler Kanunu'ndaki asgari ölçütleri yerine getirmekle yetinmektedirler. Bu nedenle, Türk siyasal hayatında önemli roller oynayan, TBMM'de grubu bulunan beş partinin parti içi demokrasi konusuna yönelik yaklaşımlarını ortaya koymayı amaçlayan bu tez çalışmasında TBMM'nin 27. Döneminde grubu bulunan AKP, CHP, HDP, MHP ve İYİ Parti'nin parti içi demokrasi ilkesine parti programlarında, tüzüklerinde, seçim bildirgelerinde, söylemlerinde ve uygulamalarında ne kadar yer verildiği ortaya konulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Siyasi Parti, Demokrasi, Parti İçi Demokrasi
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim20231990'lı yıllardan günümüze Türkiye'de sivil itaatsizlik eylemleri ve örnek olaylar
Nisa Nur Arduç
Sivil itaatsizlik, karşı koyma güdüsünün bir dışavurumu olarak ilk çağlardan beri varlık gösteren, günümüze kadar ulaşabilmeyi başaran pasif bir direniş biçimi olmuştur. Sivil itaatsizlik haksız bir uygulama karşısında kanuni yolların tüketilmesinden sonra başvurulan bir pratik olma niteliği taşımaktadır. Sivil itaatsizlik eylemleri kanuna aykırılık vasfını buradan almaktadır. Sivil itaatsizlik eylemcisi düzene aykırılık oluşturmaz, işleyişteki aksaklıkların giderilmesi noktasında bu yönde bir tercihte bulunmaktadır. Sivil itaatsizlik eylemlerini diğer eylemlerden ayıran en temel nokta siyasi bir nitelik taşımasıdır. Bu çalışma, Türkiye'de Erken Cumhuriyet tarihinden günümüze dek görülen sivil itaatsizlik eylemlerini kronolojik olarak ele almaktadır. Türkiye'de 1960'lı yıllarında görünürlük kazanan sivil itaatsizlik eylemlerinin en yoğun olduğu periyod 1990-2000 yılları arasındadır. 1960'lı yıllarda işçi sınıfının örgütlenme pratikleri ve bu örgütlenişin sendikalar kanalıyla gerçekleştiği görülmektedir. 1990'lı yıllar ise, Kürt sorununun ve siyasal İslam'ın politik gündemde ağırlık kazandığı bir dönemdir. Çalışma bu çerçeveden hareketle dört ana bölümde yapılandırılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde sivil itaatsizlik kavramı tanımlanmakta, konuyu ele alan kuramcılardan yola çıkılarak sivil itaatsizliğin unsurları değerlendirilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde, Çorum Alpagut İşçi eylemi, Tös eylemleri, Bahar eylemleri ve Beyaz eylemler incelenmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, Bergama köylülerinin direnişi, Işık Söndürme eylemleri, Başörtüsü eylemleri, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve Açlık Grevi eylemleri ele alınmaktadır. Dördüncü bölümde Duran Adam eylemleri, Adalet Yürüyüşü eylemi ve Diyarbakır Anneleri'nin eylemleri ele alınmaktadır. Bu bağlamda çalışmada sivil itaatsizlik kavramından hareketle Türkiye'de gerçekleşen sivil itaatsizlik eylemleri bütünlüklü bir anlayışla değerlendirilmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Toplumsal cinsiyet rolleri bakımından Birsen Ekim Özen'in çocuk kitaplarının incelenmesi
Selma Gümüştepe
Okul öncesi dönemden itibaren kitaplarla etkileşim halinde olan çocuklarda toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin doğru bir algı oluşturmak için kitaplarda yer alan karakterlere biçilen rollerin kişilik haklarına saygıyı ön plana alan, eşitliği savunan ve demokratik bir tutum sergileyen bir çizgide ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu nedenle çalışmamızda Birsen Ekim Özen'in seçilen çocuk kitaplarında yer alan toplumsal cinsiyet rollerini ortaya koyması bakımından incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi ve doküman analizi deseni kullanılmıştır. Çalışmada Birsen Ekim Özen'in Aura, Katpatuka, Cam Kafes, Mühürler Sandığı Sümer, Mühürler Sandığı Mısır, Mühürler Sandığı Olimpiyatlar ve Mühürler Sandığı Roma isimli 7 kitabı incelenmiştir. Elde edilen verilere bakıldığında kitaplardaki her karakterin toplumsal cinsiyet rolleri bakımından geleneksel kalıp yargılara sahip olduğunu söylemek mümkünken giderek modernleşen bir toplumsal yapıya geçişle birlikte çoğu kalıbın dışına çıkıldığını ve artık her iki cinse ait rollerin eşit düzlemde bir seyirde olduğunu, rollerin giderek birbirine yaklaştığını söylemek mümkündür. Yani kitaplarda toplumsal cinsiyet rolleri bakımından olumsuz iletilere rastlamak mümkünken genele bakıldığında toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını yıkan ve roller anlamında olumlu iletiler veren kaynaklar olduğu söylenebilir.
- TezAçık Erişim2023Kronik sinüzitli hastalarda paranazal bilgisayarlı tomografi ile varyasyonların değerlendirilmesi
Sefa Keşan
Sinonazal bölge paranazal sinüs hastalıklarının tanı ve tedavisinde çok önemlidir. İnsanda anatomik varyasyonların sık görüldüğü bölgelerden birisi olup, bu varyasyonlar sinüs inflamasyonunun patogenezinde etkin bir faktör olarak rol oynamaktadır. Bilgisayarlı tomografi (BT) paranazal sinüslerin anatomisi ve patolojisini en yüksek düzeyde gösteren inceleme yöntemidir. BT mukozal patolojileri göstermedeki üstün başarısı yanında, klinisyenlere kronik sinüzitlere predispozisyon oluşturabilen ve direkt grafilerde, hatta bazen nazal endoskopide bile tespit edilemeyen anatomik yapıdaki varyasyonları ve patolojileri tespit etmesi açısından yüksek bir avantaj sağlar. Paranazal sinüslerin incelenmesinde aksiyal ve koronal planda kesitler alınır. Koronal plan; paranazal sinüs normal anatomisini ve anatomik varyasyonlarını, akut ve kronik sinüs enfeksiyonları ile bunların etyoloji ve komplikasyonlarını, tümör ayırıcı tanısı ve çevre kompartmanlara yayılımı hakkında önemli bilgiler verir. Bu çalışmada EBYÜ Mengücek Eğitim ve Araştırma Hastanesi KBB Kliniğinde 1 Ocak 2021- 1 Mart 2023 tarihleri arasında paranasal sinüs BT'si çekilen toplam 204 hastanın görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. BT görüntüleme yöntemi ile kronik sinüzitli vakalarda paranazal sinüslerdeki anatomik varyasyonların görülme sıklığının belirlenmesi amaçlandı. Çalışmadaki olguların tümü anatomik varyasyonlar açısından değerlendirildiğinde en sık görülen anatomik varyasyonlar sırasıyla septum deviasyonu (%73), pterigoid proçes pnömatizasyonu (%53,1) konka bülloza (%44,1) olurken, en nadir septum pnömatizasyonu %1 olarak görülmüştür. Elde edilen veriler sonucunda anatomik varyasyonlar ile cinsiyet arasında genel olarak ilişki bulunmamıştır. Paranazal sinüslerde görülen anatomik varyasyonların prevelansı hakkında literatürde kesin sonuçlar bulunmamaktadır. Bu retrospektif çalışmada elde edilen sonuçlardaki farklılıkların genetik, cinsiyet ve ırksal farklılıklardan kaynaklandığını düşünmekteyiz. Gelecekte paranazal sinüslerin anatomik varyasyonlarının prevelanslarının belirlenmesine yönelik yapılacak çalışmalar planlanırken çok merkezli, olgu sayısının geniş tutulduğu; BT değerlendirmelerinin koronal ve aksiyal kesitlerde yapıldığı ve bunlardan elde edilen verilerin endoskopik değerlendirme ile de desteklenmesi gerektiği kanısındayız.
- Doktora TeziAçık Erişim2023Dil evrensellikleri ve dilbilim tipolojisi bağlamında Arapça
Soner Akdağ
Günümüzün önemli bilimsel disiplinlerinden biri olan dilbilimsel tipoloji, dilleri birçok açıdan inceleyip sınıflandıran bir bilimdir. Dillerin daha çok yapısal özelliklerine odaklanan tipoloji, belirlediği bazı parametrelerle insan dillerini incelemekte ve diller arasındaki farklılıklarla benzerlikleri ortaya koymaktadır. Arapça da dünya dillerinin en çok konuşulanlarından biridir ve uzun zamandır tipolojik araştırmalara konu edilmektedir. Ne var ki çeşitli spesifik yönleriyle Arapçanın tipolojisi incelenmiş olsa da genel hatlarıyla böyle bir çalışma bildiğimiz kadarıyla yapılmamıştır. Bu araştırmada önce dilbilimsel tipoloji ve dil evrenselleri genel hatlarıyla tanımlanmış, sonra da Arapçanın çeşitli açılardan dünya dilleri arasındaki yeri ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise Arapçanın bazı önemli tipolojik özellikleri ele alınmış ve ulaşılan bulgular, sonuç bölümünde listelenmiştir. Böylece Arapçanın dünya dilleriyle benzer olduğu noktalarla bu dillerden ayrıldığı noktalar tespit edilmiştir.
- TezAçık Erişim2023Hemodiyaliz hastalarında epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ile ilişkili parametreler
Mahmut Sami İslamoğlu
Giriş ve Amaç KBH 'de kardiyovasküler riski azaltan stratejiler, halen özellikle ileri evre böbrek hastalığı veya son dönem böbrek hastalığı olan hastaların dahil olduğu büyük çalışmalarla daha fazla değerlendirilmeye ihtiyaç duymaktadır. Hemodiyaliz gerektiren son dönem böbrek hastalığı hastalarının artan sayısı, orantısız olarak yüksek kardiyovasküler hastalık (KVH) ve mortalite riskine yol açmış ve önemli bir klinik endişe haline gelmiştir. Epikardiyal yağ dokusunun, hemodiyaliz tedavisi alan popülasyonda kardiyovasküler hastalık (KVH) gelişmesine zemin hazırlayan önemli sebeplerden bir tanesi olduğu değerlendirilmektedir. Bu çalışmadaki amacımız; hemodiyaliz tedavisi alan son dönem böbrek hastalarında epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ile ilişkili iyi bilinen parametrelerin yanı sıra, hemodiyaliz işlemi ile ilgili diğer parametreleri de araştırmaktır. Epikardiyal yağ dokusu gelişimine neden olan düzeltilebilir parametrelerin tanımlanarak kardiyovasküler hastalık gelişmeden önce tedavi edilmesi veya kontrol altına alınması ile hemodiyaliz hastalarında mortalite açısından en büyük risk faktörü olan kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yardımcı olmayı ve literatüre katkı sağlamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem Tanımlayıcı nitelikteki çalışmamıza Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hemodiyaliz Ünitesinde ve Erzincan ilinde bulunan özel bir diyaliz merkezinde hemodiyaliz tedavisi alan, 18 yaş üzeri olan kadın ve erkek cinsiyette gönüllü 93 hasta dahil edilmiştir.18 yaş altında olan ve 6 aydan daha az süredir hemodiyaliz tedavisi alan hastalar ile çalışmaya katılmak için gönüllü olmayan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Hastalarımızda bakılan biyokimyasal parametreler; T.C. Sağlık Bakanlığı'nın 1 Mart 2019 tarihli Diyaliz Merkezleri Hakkında Yönetmeliği ve aynı Yönetmelik Ek 3'te belirtilen periyotlarda bakılan parametreler olup laboratuvar tetkiklerinin 01.07.2022-13.01.2023 tarihleri arasındaki sonuçları hasta dosyalarından alınarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda hastalarımızın biyokimyasal parametrelerinin son 6 aylık tetkik sonuçlarının ortalamaları kullanılmıştır. EYD ölçüm işlemleri, alanında deneyimli aynı Kardiyoloji uzmanı tarafından gerçekleştirilmiştir. EYD kalınlığı ölçümleri, iki boyutlu ekokardiyografi yöntemi ile parasternal uzun aks görüntülerinden ve anatomik işaret noktası olarak belirlenen aortik anulusa olabildiğince dik çizilen doğrunun geçtiği sağ ventrikül serbest duvarı ile perikard arasında kalan alandan, sistol sonunda yapılmıştır. Ölçüm değeri milimetre (mm) olarak ifade edilmiştir. Bulgular Çalışmaya %38,7'si kadın (n=36), %61,3'i erkek (n=57) olan toplam 93 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan hastaların ortalama yaşı 61,41±12, ortanca yaş değeri 63 (minimum 22-maksimum 88) olarak tespit edildi. Tüm katılımcıların ortalama vücut kitle indeksi 25,5±4,89 kg/m2 ve bel çevresi 97,8±12,7 olarak tespit edilmiştir Çalışmamamıza alınan hastaların ortalama EYD kalınlığı 4,94±1,38, ortanca EYD değeri 4,7 (minimum 2,5- maksimum 8,5) mm olarak tespit edildi. EYD ile karşılaştırıldığında VKI, bel çevresi, albümin, ürik asit, sigara kullanımı, erkek cinsiyet, KAH öyküsü parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. CRP ile karşılaştırıldığında albümin ve hemoglobin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Sonuç Çalışmamızda HD hastalarında EYD kalınlığı ile ilişkili parametreler değerlendirildi. EYD ile VKİ, bel çevresi, albümin, ürik asit, hemoglobin kategorileri, erkek cinsiyet, KAH, sigara kullanımı arasında yakın ilişki olduğu saptanmıştır. Hemoglobin düzeyi 10 gr/dL' nin altında olan HD hastalarının daha fazla EYD kalınlığına sahip olmaları; bu hastaların anemi ile ilişkili bilinen kardiyovasküler riskler dışında, aneminin direkt ve/veya indirekt etkisi ile artmış EYD'na bağlı olarak da daha fazla KVH riskine sahip olabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla HD tedavisi alan hastalardan hemoglobin düzeyi 10 gr/dL' nin altında olanların tedavilerine erken dönemde başlanması, bu hasta grubunun yakın takip edilerek uygun tedavi protokolleri ile hemoglobin düzeylerinin yükseltilmesi ile, KVH riskinde azalma sağlanacağını düşünmekteyiz. Çalışmamızdan elde ettiğimiz veriler bize HD hastalarında albümin düşüklüğünün nutrisyondan çok inflamasyon ile ilişkisinin olduğunu düşündürmektedir. Bu tablo albümin ile negatif korelasyonu gösterilen EYD artışının da primer olarak inflamasyon ile ilişkili olduğunu kanıtlamaktadır. Çalışmamızdaki hastalarda albümin düşüklüğünün inflamasyona sekonder geliştiğini göstermemiz, yüksek duyarlıklı CRP bakılamayan yerlerde albümin seviyelerinin EYD kalınlığı ve artmış kardiyovasküler riskler hakkında CRP'den daha güvenli bir ön gördürücü olabileceğini ve HD hastalarında yakın takip edilmesi gereken bir parametre olduğunu düşündürmektedir. EYD' nin, HD tedavisi alan popülasyonda KVH gelişmesine zemin hazırlayan önemli sebeplerden bir tanesi olduğu değerlendirilmektedir. EYD gelişimine neden olan düzeltilebilir parametrelerin tanımlanarak KVH gelişmeden önce tedavi edilmesinin veya kontrol altına alınmasının hemodiyaliz hastalarında mortalite açısından en büyük risk faktörü olan kardiyovasküler hastalıkların önlenmesine yardımcı olabileceğini düşünmekteyiz. Çalışmamız lokal olarak bir kamu ve bir özel hemodiyaliz merkezinde tedavi gören kısıtlı sayıdaki katılımcı ile yapılmış tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. HD hastalarında EYD ile ilişkili biyokimyasal, demografik ve diğer parametrelerin, daha fazla sayıda hastanın yer aldığı daha geniş katılımlı çalışmalarla değerlendirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz (HD), Epikardiyal Yağ Dokusu (EYD), Kardiyovasküler Hastalık (KVH)
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim202360-71 aylık çocukların matematiksel akıl yürütme becerileri: Ebeveynlerin matematik etkinliklerine katılımı ve matematik inançlarının yordayıcı gücü
Rabia Aydoğdu
Bu araştırmada 60-71 aylık çocukların matematiksel akıl yürütme becerileri ile ebeveynlerin matematik etkinliklerine katılımı ve matematik inançları arasındaki ilişkinin incelenmesi, çocukların matematiksel akıl yürütme becerileri ve ebeveynlerin matematik etkinliklerine katılımı ile matematik inançlarının sosyo-demografik özelliklerine göre anlamlı farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Erzincan il merkezindeki bağımsız dört anaokulunda öğrenim gören 60-71 aylık 150 çocuk ve anneleri oluşturmaktadır. Araştırmada çocuklara Matematiksel Akıl Yürütme Becerileri Değerlendirme Aracı, annelere ise Genel Bilgi Formu ve Erken Matematik Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde çocukların ve annelerin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin sonuçlar Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testi ile rapor edilmiştir. Çocukların matematiksel akıl yürütme becerileri ile ebeveynlerin matematik etkinliklerine katılımı ve matematik inançları arasındaki ilişki korelasyon analizi ile, ebeveynlerin matematik etkinliklerine katılımı ve matematik inançlarının çocukların matematiksel akıl yürütme becerileri üzerine etkisi ise regresyon analizi ile test edilmiştir. Araştırma sonucunda çocukların matematiksel akıl yürütme becerileri üzerinde yaş ve okul öncesi eğitim alma süresinin anlamlı farklılık oluşturduğu, cinsiyet ve doğum sırasının ise anlamlı bir değişken olmadığı saptanmıştır. Annelerin matematik etkinliklerine katılımı üzerinde öğrenim düzeyi ve çocuk sayısı anlamlı farklılık oluştururken yaşın anlamlı bir etkisi olmadığı belirlenmiştir. Annelerin matematik inançları üzerinde yaş ve öğrenim düzeyi anlamlı farklılık oluştururken çocuk sayısının anlamlı bir değişken olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Veri analizi-olasılık alt boyutu ve matematiksel akıl yürütme toplam puanı ile matematik etkinliklerine katılım ve matematik inancı arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Ancak matematik etkinliklerine katılım ve matematik inancının matematiksel akıl yürütme becerileri üzerinde anlamlı yordayıcı olmadığı tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Kur'ân-ı Kerîm'de çocuk hakları
Rümeysa Çimen
"Kur'ân-ı Kerîm'de Çocuk Hakları"nı konu edinen bu çalışma giriş iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında ön hazırlık olması açısından, araştırmanın konusuna, önemine, amacına, metoduna ve konuyla ilgili çalışmalara yer verilmiştir. Birinci bölümde, konunun kavramsal tanımlamalarına ve tarihsel çerçevesine yer verilmiştir. Bu tanımlamalar çalışmamızın temelini oluşturmada önemli bir destek niteliğindedir. İkinci bölümde ise, iki ana başlık etrafında; doğum öncesi haklar ve doğum sonrası haklar şeklinde dönemlere ayırıp çocuk haklarının neler olduğu ve bu hakların kimler tarafından karşılanması gerektiği, sorumlulukların kime ait olduğu Kur'ân-ı Kerîm ve Hadisler ışığında belirtilmiştir. Sonuç kısmında ise, ailenin en küçük bireyi olan çocuğun, toplumun en küçük yapısı olan bir başka aileye dönüşümüne ve sonrasında bir toplum olup kocaman bir medeniyetin oluşumuna temel olması yönüyle kıymetinin bilinmesinin gerekliliğine ve bu gerekliliğin sonucu olarak da sahip olduğu tüm hakların kendisine teslim edilmesinin zorunluluğu neticesine varılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Karşılıksız çek ve karşılıksız çek düzenlemenin hukuki ve cezai yaptırımları
Abdullah Arslan
Çek, uygulamada sıklıkla başvurulan bir ödeme yöntemi olduğu gibi, TTK ve ÇekK kapsamında yer alan düzenlemeler de göz önünde bulundurulduğunda kapsamlı ve ayrıntılı hükümleri bünyesinde barındıran bir kambiyo senedi türüdür. Çekin geçerli olabilmesi için, Kanun'da öngörülen sıkı şekil şartlarına riayet edilmesi gerekmektedir. Çekin karşılıksız çıkması neticesinde Kanun'da öngörülen yaptırımlara tabi tutulabilmesi için öncelikle Kanun'un aradığı şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Şekil şartlarına uygun bir şekilde düzenlenmiş olan çek, süresi içinde yetkili hamil tarafından ibraz edildiği halde çek hesabında kısmen veya tamamen yeterli karşılığı bulunmadığı için ödenememesi durumunda karşılıksız çek düzenlenmiş olacaktır. Hukukumuzda karşılıksız çek düzenlemenin hem hukuki hem de cezai yaptırımları bulunmaktadır. Karşılıksız çek düzenlemenin hukuki neticesi olarak yetkili hamile, Kanun'da öngörülen usule uyması koşuluyla, müracaat borçlularına karşı başvuru (müracaat) hakkı tanınmıştır. Karşılıksız çek düzenlemenin cezai yaptırımları ise, çek hukuku alanında geçmişten günümüze değin üzerinde en fazla değişikliğin yaşandığı alanlardan birini oluşturmaktadır. Hâlihazırda yürürlükteki mevzuat düzenlemelerine göre karşılıksız çek düzenleme, bir "suç" olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda, çekin karşılıksız olarak nitelendirilmesi için Kanun'da aranılan şartlar üzerinde durulmuş, karşılıksız çekin hukuki ve cezai yaptırımlarına yer verilerek bu konuda öğreti ve uygulamadaki görüşlere ve var olan tartışmalara değinilerek vardığımız sonuçlar ifade edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çek, Karşılıksız Çek Düzenleme, Hukuki Yaptırımlar, Cezai Yaptırımlar.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Yeni Erzincan gazetesi ışığında 1942-1951 yılları arası Erzincan
Esra Çakır Sandıkçı
Bu çalışmanın amacı; 1942-1951 yıllarında Erzincan'da çıkmış ilk ve tek yerel gazeteyi inceleyerek Erzincan'ın yakın tarihine ışık tutmaktır. Bu bakımdan gazeteyi ekonomik, sosyal, siyasi, yönden ele alarak 1942-1951 yılları arasında Erzincan'daki gelişmeler incelenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde Erzincan coğrafi yapısı ve siyasi tarihinden Cumhuriyet dönemine kadar kısaca bahsedilmiştir. Bununla birlikte yaşanan 1939 depremi anlatılıp, ardından basın hayatı ve Yeni Erzincan gazetesi hakkında da bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde gazete haberleri ışığında ekonomik ve sosyal alanda yapılan haberlere değinilmiştir. İkinci bölümde siyasal alanlar, üçüncü bölümde eğitim, sağlık ve spor alanları ile ilgili haberlere değinilmiştir. Sonuç bölümünde ise mevcut bilgilere dayanılarak bir değerlendirme yapılmıştır. Tek Partili İktidar döneminde Erzincan'a yapılan ve yapılmak istenen yatırımlar, bu dönemde halledilemeyen sorunlar ve DP'nin iktidara gelmesiyle vilayette gelişen ve değişen durumlar hakkında sonuçları çıkarılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023İş güvencesizliği ve zorunlu vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkide işten ayrılma niyetinin aracı rolü: Havacılık sektöründe bir araştırma
Tuba Bayar
Örgütlerin performansı, verimliliği, rekabet avantajı elde etmeleri ve bunu sürdürülebilir kılmaları çalışanlarının rol tanımları dışında gönüllü olarak gerçekleştirdiği davranışlarla yakından ilişkilidir. Çalışanların kendisinden beklenilen bu ekstra rol davranışlarını çeşitli baskılar altında ve yapmak zorunda hissettikleri için göstermeleri ise zorunlu vatandaşlık davranışı olarak tanımlanmaktadır. Literatürde henüz yeni bir kavram olan ve örgütlerin genellikle olumsuz çıktıları ile ilişkilendirilen zorunlu vatandaşlık davranışının nedenleri ve sonuçları hakkında alanyazında yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı havacılık sektöründe görev yapan çalışanların iş güvencesizliği algıları ile zorunlu vatandaşlık davranışları arasındaki ilişkide işten ayrılma niyetlerinin aracı rolünü incelemektir. Araştırma örneklemini belirlemede kolayda örnekleme yöntemi kullanılmış, 213 katılımcıdan veriler anket yöntemi ile online olarak toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS ve AMOS programları ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda iş güvencesizliğinin zorunlu vatandaşlık davranışı üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisinin olduğu ve bu etkiye işten ayrılma niyetinin aracılık ettiği tespit edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü lisans öğrencileri bağlamında akademik psikolojik sermayenin kurulumu
Nimet Özen
Bu çalışmada Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümü öğrencileriyle çalışılan Akademik Psikolojik Sermaye Ölçeğinin kurulumu ve bu ölçeği yordayan değişkenleri saptamak amaçlanmıştır. Verilerin toplanmasında alan yazın taranıp 51 maddelik soru havuzu oluşturulmuştur. 6 uzman öğretim üyesinin uzman görüşüne sunulup gerekli düzeltmeler yapılmıştır. Bu amaçla uygun örnekleme yöntemiyle belirlenen ilk çalışma grubunu üç üniversiteden Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) lisans bölümünden toplam 317 öğrencisi oluşturmaktadır. İlk çalışma grubundan elde edilen verilerin faktör analizi yapıldıktan sonra Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinin PDR lisans öğrencilerinden toplam 214 öğrenciye uygulanıp doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Geliştirilen ölçekte soru havuzundaki 51 sorunun açıklayıcı faktör analizi yapılıp soru sayısı 20'ye düşürülmüştür. Bu 20 soru ise öz-yeterlilik, umut, iyimserlik ve dayanıklılık olmak üzere 4 alt boyut oluşturmaktadır. Doğrulayıcı faktör analizi (DFA) sonucunda elde edilen Ki-kare ve serbestlik derecesi değerlerinin χ2= 381.944, (sd= 166, p<.01) olduğu ve χ2/sd= 2.30 oranının elde edildiği görülmektedir. DFA sonucunda ise uyum değerleri SRMR= 0.055 olarak bulunmuştur. Daha sonra geliştirilen bu ölçeğin düzeyini yordayan değişkenlerini belirlemek için iki tür kümeleme analizi, bir de lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda il merkezinde yaşayan ve üst sosyo-ekonomik düzeyde yer alan PDR Lisans Öğrencilerinin yüksek APS'ye düzeyine sahip oldukları belirlenmiştir. Bu sonuç bireylerin içsel dünyasında zorluklarla başa çıkma ve iyi oluş çabası anlamına gelen akademik psikolojik sermayesinin oluşmasında önemli katkısı olduğu şeklinde yorumlanmıştır.
- Doktora TeziAçık Erişim2023Liberal anayasacılık perspektifinden Rusya Federasyonu'nda özelleştirme
Aigerim Serdalıyeva
1980'li yılların sonunda SSCB'de Glasnost ve Perestroyka gibi uygulamalarla ülkenin hem ekonomik hem de politik sorunları giderilmeye çalışılmıştır. Ancak ilgili uygulamalar sistemin daha da kötüye gitmesine yol açmış ve 1991 yılında SSCB'nin dağılımı gerçekleşmiştir. Sosyalist sistemin çöküşü neticesinde yeni kurulan Rusya Federasyonu, ülkenin sürekliliğini sağlamak adına radikal değişikliklere başvurmuştur. Bu değişikliklerden en önemlisi benzerine dünyada rastlanmayacak bir özelleştirme yönteminin kullanılmasıdır. "Liberal Anayasacılık Perspektifinden Rusya Federasyonu'nda Özelleştirme" başlığı altında hazırlanan bu tez çalışmasının amacı; Rusya'nın sosyalist düzenden liberal düzene geçiş sürecinde yani 1991-1999 yılları arasında uygulanan kapsamlı özelleştirme politikalarının ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal yapısını ne şekilde etkilediğini incelemektir. Bir diğer amaç ise özelleştirme sürecinde bu uygulamaya dair kabul edilen kanun ile kararların işleyişini ele almaktır. İlgili çalışma üç bölümden oluşmakta olup; birinci bölümde liberal ve sosyalist anayasacılık perspektifinden özelleştirmenin tarihi ve teorik çerçevesi ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise; SSCB döneminde anayasal düzeyde mülkiyet ve ekonomik yapıya dair düzenlenen hükümlere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise 1991 sonrası Rusya Federasyonu'ndaki özelleştirme incelenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Şemsettin Günaltay'ın ahlak anlayışı
Levent Baydaş
Bu tez Osmanlı Devleti'nin son dönem önemli düşünürlerinden Mehmet Şemsettin Günaltay'ın ahlak anlayışını incelemek amacıyla yazılmıştır. Osmanlı'nın ve İslam Dünyasının düşünsel krizinin ortasında dünyaya gelen Günaltay, girmiş olduğu mücadele ile Batı'ya karşı milli ve yerli olanın verebileceği cevapları düşünmüş, kendi bakış açısından çözümler üretmiştir. Çalışmamızda ahlakın Doğu'da ve Batı'daki temelleri üzerinden durulmuş, ahlak anlayışının zaman içerisindeki değişimi ele alınmıştır. Ayrıca ahlakın din, değer ve toplum üzerindeki etkileri incelenmiştir. Günaltay'ın dinsel, tarihsel, bireysel, toplumsal, anlayışı ile dinin toplumdaki rolü, aydın zümrelerin vazifeleri ile devletin eğitim anlayışının nasıl olması gerektiği üzerine olan düşünceleri de çalışmamızda ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023İmam Mâtürîdîye göre ecel ve rızık
Ahmet Bağsız
İnsan, doğup, büyüyüp ve en sonunda ölüm dediğimiz bir gerçekle karşı karşıya kalmaktadır. İnsan ecel gelmeden önce, hayatını devam ettirmesi için barınma, yeme içme gibi gereksinimlere ihtiyacı bulunmaktadır. Yani rızık, insanın hayatını idame ettirmesi için gerekli olan her şeyi kapsarken; ecel ise hayatın sonu, yani ölüm dediğimiz gerçekliktir. Bir inanca sahip olan veya olmayan her insanın, ana gündem maddelerini oluşturan bu iki kavram, İslam dininde de önemli bir yere sahiptir. Kur'an'ı Kerim'de, kendisine genişçe yer bulan bu iki kavramın ana eksininde yaratıcı, fail konumda olmaktadır. Kelam ekolleri içinde de tartışılan bu iki kavram, Mu'tezile ekolünün başını çektiği tartışmalarda, Eş'ari ekolü ve Mâtürîdî ekolü bir tarafı temsil ederken, Mu'tezile karşı tarafta yer almaktadır. Çalışmamızda önemli ekollerden biri olan ve geçmişten günümüze, Müslümanlar arasına kendine yer bulan Şîa ekolü' nünde, ecel ve rızık ile alakalı düşüncelerine yer verdik. Rızık ve ecel kavramları üzerinden, tartışılan konuların başında; rızık nedir? Haram rızık mıdır? Ecel nedir? İnsanın eceli tek midir? gibi konular gelmektedir. Çalışmamızda, bu ekollerin rızık ve ecel konusundaki düşüncelerine değinmekle birlikte, tezimizin omurgasını, Mâtürîdî'nin ecel ve rızık kavramları üzerine düşünceleri oluşturacaktır. Mâtürîdî'nin, "Te'vîlâtü'l Kur'ân" ve "Kitâbü't Tevhîd" eserleri üzerinden rızık ve ecel konusundaki düşüncelerini tespit edip ve bu konuda ortaya koyduğu kendine has bakış açısını değinmeye çalıştık. Bununla birlikte diğer ekollerin düşüncelerinden bahsederken Mâtürîdî'nin bu ekoller ile benzeştiği ve ayrıştığı noktaları da tespit edip, Mâtürîdî'nin bakış açısını ortaya koymaya gayret ettik
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Kemaliye ilçesinde oluşan efsaneler
Büşra Yakar
Bu çalışma ile Erzincan ilinin Kemaliye ilçesinin merkezindeki on iki mahallesinden sekiz ve altmış iki köyünden on yedi tanesinde tespit edilen, geçmişten günümüze sözlü kültür ortamında anlatılagelen ve anonim halk edebiyatının anlatmalık türlerinden biri olan efsaneye ait metinler derlenmiştir. Söz konusu çalışma, Kemaliye ilçesinde -merkezde ve köylerde olmak üzere- uzun bir süreci kapsayan alan araştırması metodu sonrasında görüşme tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yakın zamanı işleyen, günümüz dünyasını anlatan ve yöreye hâkim ağız özelliklerini de barındıran konuşma diliyle oluşturulup halkın sözlü kültüründe varlığını sürdüren bu türün örnekleri, uzun bir çalışma sonucunda tespit edilerek yazılı bir kaynak hâline getirilmiştir. Böylece, toplumu oluşturan bireylerin manevi kültür değeri olarak ortaya koyduğu ve sözlü kültürde varlığını yitirmeye yüz tutmuş efsane örneklerinin kaybolmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda yapılan araştırmalar sonucunda -yöre hakkında kaleme alınmış yazılı kaynaklar da taranarak ve etik kurallara uygun bir şekilde alıntılama yapılarak- elde edilen verilerden hareketle ortaya konulan çalışmanın birinci bölümünde araştırmanın yapıldığı ilçe ve ilçenin edebiyat alanındaki zenginliği hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde efsane üzerine genel bir değerlendirme yapıldıktan sonra derlenen efsanelere, işledikleri konulara göre, tematik başlıklar altında yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise ilçede gerçekleştirilen alan araştırmasıyla ulaşılan kaynak kişilerle yapılan görüşmeler sonucunda tespit edilen ve yazıya geçirilen toplam iki yüz doksan dokuz efsane metnine ve metinlerde yer alan motiflerin ve formülistik sayıların tahliline yer verilmiştir.
- TezAçık Erişim2023Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı ile epikardiyal yağ dokusu kalınlığı, karotis intima media kalınlığı ve aortik propagasyon velositesi arasındaki ilişki
Ersin Öztürk
Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAYKH), kişide aşırı alkol tüketimi, karaciğerde yağlanmaya neden olacak başka bir hastalık, operasyon öyküsü veya ilaç kullanımı olmadan hepatositlerin %5'inden fazlasında hücre içi yağlanma olmasıdır. Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı Amerika'da Hepatit C (HCV) virüsüne bağlı karaciğer sirozundan sonra en sık karaciğer nakli nedenidir. Kalp çevresinde biriken visseral yağ dokusunun özel bir formu olarak epikardiyal yağ dokusu (EYDK), fizyolojik koşullar altında, metabolik, termojenik (kahverengi yağ olarak) ve mekanik (kardiyo-koruyucu) özelliklere sahiptir. Epikardiyal yağ dokusu kalınlığı ve hacmi visseral yağ, koroner arter hastalığı, subklinik ateroskleroz, insülin direnci, metabolik sendrom ve kardiyak değişiklikler ile ilişkilendirilmiştir. Epikardiyal yağ dokusu kalınlığı; NAYKH'nin varlığı ve ilerlemesi ile ilişkili olan bir parametredir. Karotis intima media kalınlığı (KİMK) ile kardiyovasküler hastalık (KVH) riski derecesi tahmin edilebilir. NAYKH ile kardiyovasküler hastalık arasındaki ilişkiyi saptamak için KİMK kullanılabilir. Ateroskleroz arteriyel yapıların tamamını etkilediği için, takip ve tedavisinde periferik arterlerin seçimi daha konforludur. Artan arter sertliği, artan akış direnci ile akış yayılma hızını azaltabilir. Buna dayanarak aortik propagasyon velositesi (APV), basit, invaziv olmayan tekrarlanabilir bir teknik olarak arteriyel sertliği belirlemek için kullanılabilir. Aortik propagasyon velositesi ile koroner arter hastalığı şiddeti arasında ters bir korelasyon mevcuttur. Ayrıca APV ile KİMK arasında da ilişki bulunmuştur. Amaç: Çalışmanın amacı NAYKH ile EYDK, KİMK ve AVP arasındaki ilişki olup olmadığını saptamaktır. Nonalkolik yağlı karaciğer hastalığı ile ateroskleroz ve kardiyovasküler hastalık riski arasındaki ilişkiyi gösteren yeterli noninvaziv parametre yoktur. Çalışacağımız parametreler aynı zamanda ateroskleroz ile ilişkili parametrelerdir. Çalışma tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Çalışmamıza Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde iç hastalıkları kliniğine rutin kontrol amacı ile başvurup kan tetkikleri ve abdomen ultrasonografi (USG) yapılan 18 yaş üzeri 216 hasta dahil edilmiştir. 2 Gereç ve Yöntem: Çalışmaya katılan bireylerin yaş, cinsiyet, EYDK, KİMK, APV, NAYKH Fibrozis Skoru, vücut kitle indeksi (VKİ), bel ve kalça çevresi, sistolik ve diyastolik kan basıncı, mitral E/ A oranı, aortik strain, aortik distensibilite, aortik stiffness index ve bazı laboratuvar parametreleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Elde edilen verilere göre, hepatosteatoz olmayan bireylerin EYDK ortalaması 3,9±0,8 mm iken, hepatosteatoz olanların ortalaması 5,1±0,7 mm olarak saptanmış ve iki grup arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Hepatosteatoz olmayan bireylerin KİMK ortalaması 0,82±0,12 mm olup, hepatosteatoz olanlarda bu değer 1,01±0,12 olarak tespit edilmiştir (p<0,001). Hepatosteatoz olmayan bireylerin APV ortalaması 56,4±7,9 cm/sn iken, hepatosteatoz olanların APV ortalaması 43,8±7,9 cm/sn olarak saptanmıştır (p<0,001). Hepatosteatoz olmayan ve olan grupların demografik özellikleri karşılaştırıldığında bel ve kalça çevresi, sistolik ve diyastolik kan basıncı, VKİ, NAYKH fibrozis skoru, aortik distensibilite, aortik stiffness indeks, aortik strain değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. Grupların laboratuvar tetkikleri karşılaştırıldığında ise glukoz, total kolesterol, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL), trigliserid, alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), gama glutamil transferaz (GGT) ve ürik asit değerleri arasında anlamlı fark saptanmıştır. Hepatosteatoz derecelerine göre bakıldığında, grupların VKİ, bel çevresi, kalça çevresi, kan basıncı, NAYKH fibrozis skoru, aortik distensibilite, KİMK, EYDK, aortik strain, aortik stiffness, APV, trigliserid değerleri arasında anlamlı fark saptanmıştır. Regresyon analizinde ise VKİ'deki artışın hepataosteatozu 1,29 kat, EYDK'daki artışın ise hepatosteatozu 5,49 kat artırdığı saptanmıştır. Sonuç: NAYKH ile KIMK, EYDK ve APV arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. NAYKH'nı öngördüren parametreler olarak VKİ ve EYDK tespit edilmiştir. NAYKH karaciğerde siroz ve HCC riskinde artışa neden olmaktadır. Ek olarak, NAYKH'ın ateroskleroz ve KVH ile de ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu yüzden erken tanı ve tedavisi önemlidir. Noninvaziv yöntemler olan EYDK, KİMK ve APV gibi parametrelerle NAYKH tanısı olan hastaların ateroskleroz ve KVH riski açısından değerlendirilmesi faydalı olabilir
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Mutezile ve Ehl-i Sünnet'e göre insanın özgürlüğü problemi
Ömer Mercan
İslam düşünce tarihinde insanın düşünce ve eylemlerinde özgür olup olmadığı ciddi bir şekilde tartışılmıştır. Bugün de tartışılmakta olan konular arasında bulunmaktadır. Özellikle bu tartışma konuları insanın gerçekleştirdiği eylemlerinin önceden belirlenip belirlenmediği, insanın özgürlüğünün sınırının ne düzeyde olduğu, Allah ile ilişkisi gibi konulardır. İnsanın özgürlüğü problemiyle ilgili mezhep ve ekollerin görüşleri bulundukları zamana, şartlara ve dini metinleri inceleme, okuma perspektiflerine göre değişiklik göstermektedir. İslam düşüncesinde, Allah'ın varlık ve âlemde mutlak tasarruf ve güç sahibi olduğu konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaflar daha çok yaratıcının insanın eylemlerinde etkisinin olup olmadığı ile ilgilidir. Bir tarafta insanın kendi fiillerinde herhangi bir etki ve gücü olmadığını savunanlar bulunmaktadır. Bunlar insanın rüzgârın önündeki yaprak misali cebr altında bulunduğunu iddia eden Cebriyye'dir. Diğer tarafta ise insanın düşünce ve fiillerinde tümüyle özgür olduğunu, bununla birlikte insanın kendi fiillerini bizzat kendisinin yarattığını ileri süren Mu'tezile bulunmaktadır. Bu iki anlayışın ortasında Ehl-i Sünnet olarak adlandırılan Eş'ariyye ve Mâtürîdiyye ekolleri bulunmaktadır. Ehl-i Sünnet ekollerinin Mu'tezile'nin görüşünün aksine insanın fiil ve sorumluğunu açıklama konusunda Eş'ariyye kesb, Mâtürîdiyye ise cüz-i irade kavramlarına önem verdiği görülmektedir. Eş'ariyye, insanın Allah'ın kendisine fiil işleme anında bahşettiği kudret ile fiillerini kesb ederek gerçekleştirdiği görüşünü benimsemektedir. Mâtürîdiyye ise insanın sorumlu bir varlık olarak değerlendirilmesi nedeniyle kendisine bahşedilen cüz-i irade ile fiillerini gerçekleştirmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023Dede Paşa Bayburdî'nin hayatı ve tasavvuf anlayışı
Fatime Akkaş
Anadolu'da dini ve sosyal hayatı etkileyen birçok tarîkat etkin olmuştur. Bu tarîkatlardan biri de XIX. yüzyılda faaliyet gösteren Nakşibendiyye tarîkatının kollarından olan Hâlidîlik'tir. Erzincan, Hâlidî kolun etkisinde kalarak tasavvufî hayatın yaşandığı Anadolu'nun önemli şehirlerindendir. Erzincan'da Halidî kolun önemli temsilcileri arasında Muhammed Sâmî elErzincânî, halifesi Beşir Efendi ve Dede Paşa yer alır. Çalışmamıza konu olan "Dede Paşa" lakaplı Mûsâ Baştürk, Bayburt'ta doğmuş, Erzincanlı Muhammed Beşir Efendi'nin manevi terbiyesinde yetişmiş, kendisinden sonra 1932-1973 yılları arasında Erzincan başta olmak üzere Anadolu'nun birçok şehrinde önemli irşat vazifelerinde bulunmuş bir mutasavvıftır. Bu çalışmada Dede Paşa'nın hayatı ve tasavvuf anlayışı, kayıtlı sohbetleri dinlenerek, sohbetlerinde bizzat bulunan kişilerle yapılan bire bir görüşmelerden yola çıkılarak ortaya konulmaya çalışılmış, bu bağlamda bazı tasavvufî mesele ve kavramlara dair görüşleri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Tarîkat, Nakşibendiyye, Hâlidiyye, Dede Paşa
- TezAçık Erişim2023Pediatrik popülasyonda ligamentum arteriousum kalsifikasyonunun radyolojik olarak karakterizasyonu
Hüseyin Aydemir
Amaç Duktus arteriozus, pulmoner arteri aortaya bağlayan ve fetal dönemde kanın akciğerleri pass geçerek sağdan sola şantında rol alan yapıdır. Doğumdan sonra duktus arteriozus ligamentim arteriosumu oluşturur ve bazen kalsifiye olabilir. Ligamentum arteriosum kalsifikasyonu erişkinlerde BT'de pulmoner arter süperioru ile proksimal inen aorta arasında punktat/noktasal ya da kaba/eğrisel olarak görülebilmektedir. Yetişkinlerde ligamentum arteriosum kalsifikasyonu benign bir oluşum olarak kabul edilir ve mediastende kalsifiye diğer anatomik yapılardan farklıdır. Bu çalışmadaki amacımız kontrastsız toraks bilgisayarlı tomografide ve PAAG'sinde pediatrik popülasyonda ligamentum arteriosum kalsifikasyonunun sıklığını tahmin etmektir. Gereç ve Yöntem 1 Mart 2020 ile 31 Ekim 2021 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Radyoloji Ana Bilim Dalı bünyesinde kontrastsız toraks BT ve PAAG çekimi yapılan 0-18 yaş aralığındaki hastalar retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin kontrastsız toraks BT görüntüleri üzerinden pulmoner arter ile aorta arasında, PAAG'leri üzerinde pulmoner konus ile aortik topuz arasında ligamentum arteriosum lokalizasyonuna uyan düzeylerde kalsifikasyon olup olmadığı incelenmiş, kalsifikasyon var ise punktat/noktasal ya da kaba/lineer olarak kaydedilmiş ve bilgiler hasta yaşları gruplandırılarak belgelenmiştir. Bulgular Araştırma popülasyonu 548 erkek (%54,6) ve 455 kız (%45,4) olmak üzere toplam1003 hastadan oluştu. BT ile kalsifikasyon saptanan hasta oranı %25,5 (n:256) olarak hesaplandı. Tüm hastaların %11,3'ünde punktat/noktasal kalsifikasyon ve %14,3'ünde kaba/lineer kalsifikasyon gözlendi. PAAG ile kalsifikasyon saptanma oranı %1,7 (n:17) idi. BT'de kalsifikasyon saptananların %6,6'sında PAAG'de de kalsifikasyon saptandı. BT'de kalsifikasyon saptanmayanlarda ve BT'de punktat/noktasal kalsifikasyon saptananlarda ise 2 PAAG'de kalsifikasyon belirlenmedi. Kalsifikasyon olan ve olmayanlarda cinsiyet dağılımı anlamlı farklılık göstermedi. Yaş sınıflandırmaları kalsifikasyon varlığı açısından anlamlı farklılık göstermedi. Sonuç Ligamentum arteriosum kalsifikasyonu pediatrik popülasyonda her yaş grubunda sık karşılaşılan bir bulgudur. Kontrastsız BT'de direkt radyografiye göre daha iyi tespit edilebilir. En sık kaba/lineer tipte kalsifikasyon olarak izlenmekte olup kalsifikasyon mevcut ise BT'de kolaylıkla tespit edilebilir. Radyologlar pediatrik BT çalışmalarını raporlarken gereksiz daha fazla ileri tetkik ve araştırmalardan kaçınmak için pediatrik popülasyonda karşılaşılan ligamentum arteriosum kalsifikasyonunu diğer patolojik ve anatomik durumlardan ayırt edebilmeli, normal bir bulgu olarak kabul etmelidirler.
