Yazarlar
- Suleyman, Halis(167)
- Mammadov, Renad(95)
- Türkeş, Cüneyt(84)
- Aydin, Sonay(83)
- Altuner, Durdu(74)
- Suleyman, Bahadir(68)
- Isik, Arda(67)
- Beydemir, Şükrü(66)
- Kantarci, Mecit(64)
- Kurt, Nezahat(57)
- Demir, Yeliz(54)
- Bulut, Seval(51)
- Arslan, Yusuf Kemal(50)
- Sofu, Hakan(50)
- Coban, Taha Abdulkadir(49)
- Karakeçili, Faruk(47)
- Altay, Ahmet(46)
- Huyut, Mehmet Tahir(46)
- Aydin, Suleyman(45)
- Türkmenoğlu, Burçin(45)
- Kuzucu, Mehmet(40)
- Yazici, Gulce Naz(40)
- Peker, Kemal(39)
- Algul, Oztekin(38)
- Cicek, Betul(37)
- Mertoglu, Cuma(36)
- Camurcu, Yalkin(35)
- Suleyman, Zeynep(34)
- Bozkurt, Aliseydi(32)
- Mendil, Ali Sefa(32)
- Gunay, Murat(31)
- Gözcü, Sefa(31)
- Köksal, Ekrem(31)
- Yuca, Hafize(31)
- Dilek, Esra(30)
- Karakurt, Papatya(30)
- Ozcicek, Fatih(30)
- Süleyman, Halis(30)
- Onk, Didem(29)
- Ucpunar, Hanifi(29)
Yayınlar
- ArticleAçık Erişim2025Evaluation of Sexual Life According to Pregnancy Trimesters
Yılmaz, Betül Kalkan; Meydan, Begüm Naz
EVALUATION OF SEXUAL LİFE ACCORDİNG TO PREGNANCY TRİMESTERS ABSTRACT Aim: Changes that occur during pregnancy physiologicaly; affects the couple's sexual life. Sexuality, which is an important part of health, is disrupted during pregnancy due to some beliefs and taboos. With the strong influence of hormones, changes in sexual desire and arousal are inevitable. The aim of the study was to evaluate the sexual function levels of pregnant women according to trimester periods. Materials and Methods: The study was conducted prospectively; Those who applied to the Gynecology and Obstetrics polyclinic in between November 2023 and December 2023; Women whose pregnancy was between 6 and 40 weeks were included. After obtaining consent from patients who met the inclusion and exclusion criteria, the 'Female Sexual Function Index-FSFI' questionnaire was administered face to face and age, parity, educational status, employment status, and body mass indexes were calculated and recorded. Results: A total of 198 pregnant women between 6-40 weeks of gestation who applied to the gynaecology and obstetrics outpatient clinic accepted to participate in the study. Of the pregnant women who participated in the study, 64 were in the first trimester, 64 were in the second trimester and 67 were in the third trimester. When the groups were compared, 93.75% of the first trimester pregnant women, 93.75% of the second trimester pregnant women and 98.5% of the third trimester pregnant women were diagnosed with sexual dysfunction and the rate of sexual dysfunction was significantly higher in the third trimester. Conclusion: One of the important factors affecting the quality of life and relationship of women is to have a healthy sexual life. During pregnancy, interest in sexual intercourse decreases in most women as pregnancy progresses. This study also showed that sexual function problems of women increase in the first and last trimesters of pregnancy; sexual desire and satisfaction with sexuality, arousal and orgasm decreases. Key words: pregnancy, sexual function, trimester
- ArticleAçık Erişim2025Yaşlılarda akılcı ilaç kullanımında eczacı sorumluluğu
Özçelikay, Gülbin; Özkaya, Yağmur
Amaç: Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’nin de nüfusu, sağlık alanındaki gelişmeler ve doğum oranlarının azalması sonucunda giderek yaşlanmaktadır. Yaşlı bireylerin sayısının toplum içinde giderek artması ile birlikte sağlık alanında farklı sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu araştırma, yaşlı bireylerin reçete edilen ilaçların kullanımı hakkında sahip oldukları bilgi düzeylerini saptamak ve eczacılar tarafından uygulanan ilaç eğitim programının ilaç bilgi düzeylerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın materyalini, Ankara ilinde bulunan, 3 farklı huzurevinde yaşayan sürekli ilaç kullanmakta olan ve ilaçlarını kendisi alan 65 yaş ve üzeri 62 bireye uygulanan anket formları oluşturmaktadır. Demografik bilgiler, hastalık ve ilaç bilgisi, ilaç kullanımında eczacının rolü ile ilgili olmak üzere üç bölümden oluşan anket formu araştırmacılar tarafından uzman görüşü alınarak ve pilot çalışmalar sonucunda geliştirilerek hazırlanmıştır. Anket formu ve ilaç bilgi formu ön test olarak 62 hastaya uygulanmıştır. Daha sonra hastalara, Farmakolog eczacı tarafından akılcı ilaç kullanımı ile ilgili eğitim verilmiştir. Eğitim, teorik bilgi ve bire bir danışmanlık şeklinde tasarlanmıştır. Eğitim sonrası yine aynı anket formu uygulanarak son test gerçekleştirilmiştir. İlk ve son test sonuçları SPSS ver. 23.0 programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuç ve Tartışma: İlaçlarını kendi kendine alabilen yaşlı hastalara verilen eğitim sonrasında, kullandıkları ilacın adı, ilacın kullanılma amacı, dozu, yan etkileri, saklama koşulları, son kullanma tarihlerinin kontrol edilmesi gerektiği, ilaç-besin etkileşimlerinin neler olduğu gibi konulardaki bilgi düzeyleri arasında ön test ve son test puanları karşılaştırıldığında anlamlı farklılık gözlenmiştir. Sonuç olarak; 65 yaş üstü yaşlı bireylerin, ilaçlarını akılcı kullanmaları konusunda eczacı yönetimli ilaç eğitim programlarının uygulanmasının yarar sağladığı görülmüştür.
- ArticleAçık Erişim2025Port Site Metastases After Incidental Upper Urinary Tract Urothelial Carcinoma: A Case Report
Ekici, Ozgur; Emre; Altunok, Vedat; Balıkçı, Ayşenur; Büyüktepe, Ömer; Koçoğlu, Fatih
Upper urinary tract urothelial tumors are rarely seen. Only 5% of all transitional cell carcinomas (TCCs) originate from the upper urinary tract. Although skin metastases in urinary tumors are quite rare, the incidence of skin metastases in upper urinary tract TCCs is not exactly known due to the lack of published research on this subject. In this article, we aimed to present a lesion consistent with TCC metastasis in the left inguinal region of a patient who was operated on for a renal pelvic mass. A 61-year-old male patient underwent left laparoscopic nephrectomy because of a mass reported as renal cell carcinoma (RCC) in the upper pole of the left kidney. After the pathology result reported the presence of left renal TCC, the patient underwent left ureterectomy plus cuff resection in an another medical center. After this second operation, the skin lesion developing at the trocar entry site on the left inguinal region of the patient was reported as an abscess on imaging. The histopathology of the excised abscess was reported as TCC metastasis. There is no consensus on the treatment regimen for skin metastases of urothelial carcinomas, and these metastases have a relatively poor prognosis. One -year survival rate is generally 35%. The patient in our case received gemcitabine and cisplatin treatment and has been under oncology follow-up for twelve months.
- ArticleAçık Erişim2025Spor Bilimleri Fakültesinde Öğrenim Gören Z Kuşağının Olumsuz Değerlendirilme Korkuları, Sorumluluk Düzeyleri ve Yaşam Doyumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Ekinci, Hasan Buğra; Malli, Ahmet Yavuz; Seçer, Emrah
Bu çalışmanın amacı, spor eğitimi alan z kuşağı öğrencilerinin olumsuz değerlendirilme korkuları, bireysel ve sosyal sorumluluk düzeyleri ve yaşam doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubunu 2023-2024 eğitim öğretim döneminde ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenerek spor eğitimi alan ve z kuşağı olarak değerlendirilen 128 erkek, 79 kadın olmak üzere toplam 207 öğrenci oluşturmaktadır. Öğrencilerin demografik bilgilerini belirlemek amacıyla “Kişisel Bilgi Formu” ile “Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği”, “Bireysel ve Sosyal Sorumluluk Ölçeği” ve “Yaşam Doyumu Ölçeği” kullanılmıştır. Verilere öncelikle normallik analizleri uygulanıp parametrik testlerin uygunlukları gözden geçirildikten sonra bağımsız iki grup karşılaştırmalarında bağımsız gruplar t-testi, değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi ve basit doğrusal regresyon analizi uygulanarak veriler raporlaştırılmıştır. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde düzenli spor yapmanın, kendini psikolojik olarak (içe dönük-dışa dönük) tanımlamanın olumsuz değerlendirilme korkusu, sorumluluk düzeyi ve yaşam doyumunu üzerinde kısmen istatistiksel farklılıklar oluşturduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak düzenli spor yapan öğrencilerin sorumluluk düzeylerinin daha yüksek olduğu, kendini içe dönük olarak tanımlayan öğrencilerin olumsuz değerlendirilme korkusunun daha fazla olduğu ve kendini dışa dönük olarak değerlendiren öğrencilerin yaşam doyumlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca bireysel ve sosyal sorumluluk düzeyinin yaşam doyumunu anlamlı olarak yordadığı ve bireysel ve sosyal sorumluluk düzeyinin yaşam doyumundaki varyansın %3’ünü açıkladığı tespit edilmiştir.
- ArticleAçık Erişim2025Beslenme ve diyetetik öğrencilerinin yeni besin korkusunun belirlenmesi
Demir, Pervin; Erzurum Alim, Nural; Türk, Oykü Peren; Kaçar, Mihrican; Ulutürk, Fatma Ceren; Yayla, Dilek; Kırman, Şeyma Nur
Besin korkusu, yeni veya alışılmadık besinleri tüketmeye yönelik isteksizlik ya da alışılmadık besinlere karşı duyulan kaygı ve tiksinti yaşama eğilimiyle ifade edilmektedir. Bu çalışmada beslenme ve diyetetik bölümü öğrencilerinin yeni besin korkusunun saptanması ve beslenme durumu ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Katılımcıların beslenme durumu değerlendirilerek Yeni Besin Korkusu (Neofobisi) Ölçeği (T-FNS) kullanılmıştır. B3 vitamini alımı ile Yeni Besin Korkusu Ölçeği skoru değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde ilişki bulunmuştur (p<0,05). K vitamini alımı ile Yeni Besin Korkusu Ölçeği skoru değerleri arasında ise negatif yönde ilişki vardır (p<0,001). Omega-6 yağ asidi (p=0,035), K vitamini (p<0,001) ve B3 vitamini (p=0,001) alımı değerlerinin en az bir T-FNS grubunda, diğer grupların en az birinden anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda neofilik ile neofobik gruplar arasında omega-6 yağ asidi alımı açısından anlamlı düzeyde fark varken (p<0,05); neofilik grupta omega-6 yağ asidi alımı neofobik gruba göre daha yüksek bulunmuştur. K vitamini alımı neofobik grupta neofilik ve nötr gruba göre anlamlı düzeyde daha düşük iken; B3 vitamini alımı neofobik grupta neofilik ve nötr gruba göre anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Bu çalışmada beslenme ve diyetetik lisans öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının ve yeni besin korkularının tespit edilmesi bulundukları duruma uygun öneriler geliştirilmesi için önemli görülmektedir.
- ArticleAçık Erişim2025Sıçanlarda Etanol ile İndüklenen Gastrik Ülser Modelinde Idebenon ve Krisinin Koruyucu Etkileri
Gezer, Arzu; Mendil, Ali Sefa; Ustundag, Hilal; Bedir, Gürsel
Bu çalışmada, sıçanlarda etanol ile indüklenen gastrik ülsere karşı idebenon ve krisinin koruyucu etkileri araştırılmıştır. Yirmi sekiz Sprague-Dawley erkek sıçan dört gruba ayrılmıştır: 1 ml serum fizyolojik alan kontrol grubu, gastrik ülser indüklemek için etanol (ET) (5 ml/kg) alan ET grubu ve iki tedavi grubu; biri ET'yi takiben idebenon (200 mg/kg), diğeri ET'yi takiben krisin (100 mg/kg) alan gruplar. Tedaviler oral gavaj yoluyla uygulanmıştır. Gastrik mukozal hasarı ve tedavilerin koruyucu mekanizmasını değerlendirmek için, somatostatin ve aquaporin-1 düzeylerine odaklanan histopatolojik incelemeler ve immünohistokimyasal analizler gerçekleştirilmiştir. Histopatolojik incelemelerde, ET ile muamele edilen grupta şiddetli dejeneratif ve nekrotik değişiklikler gözlenmiştir. Sonuçlar, tedavi gruplarında gastrik mukozal hasarın ET grubuna kıyasla önemli ölçüde azaldığını ve nekrotik lezyonların şiddetinde anlamlı bir azalma olduğunu göstermiştir. Kantitatif analiz, tedavi gruplarında somatostatin ve aquaporin-1 ekspresyonunda anlamlı bir artış olduğunu ortaya koymuştur (P < 0,05), bu da artmış gastrik mukozal savunmayı göstermektedir. İdebenon ve krisinin, ET ile indüklenen gastrik ülserlerde histopatolojik hasarı önemli ölçüde azalttığı ve somatostatin ile aquaporin-1 ekspresyonunu artırdığı bulunmuştur. Nekrotik lezyonlardaki azalma ve gastrik mukozal savunma mekanizmalarının güçlenmesi, idebenon ve krisinin gastrik ülserlerin önlenmesi ve tedavisi için terapötik potansiyel sunabileceğini düşündürmektedir.
- ArticleAçık Erişim2025Covid-19 Fobisinin Yaşlılar Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi: Erzincan İl Merkezi Örneği
Akkaş, İbrahim
Covid-19’un yayılmasını önlemek amacıyla, insanlar arasındaki sosyal etkileşimi kademeli olarak azaltmak için kısıtlamalara yönelik tedbirler alınmıştır. Bulaşma hızı oranı ve yüksek ölüm oranı nedeniyle, insanlar hastalık konusunda endişelidir. COVID-19'un yayılmasını yavaşlatmak için sosyal mesafe, izolasyon ve karantina kritik öneme sahiptir. Bu tedbirlerle yüksek risk grubunda olan yaşlıların korunması amaçlanmıştır. COVID-19 ile ilgili ölümler öncelikle yaşlılarda ve esas olarak kronik hastalıklar, solunum hastalıkları veya diyabet gibi eşzamanlı hastalıkları olanlarda meydana geldiğinden dolayı yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar sokağa çıkma yasağına öncelikli olarak dâhil edilmiştir. Fobi, bir kişi, olay veya durumla ilgili sürekli ve aşırı korkuyu ifade eder. Korkunun süreklilik kazanması da fobi olarak açıklanmaktadır. Yazılı, görsel ve sosyal medyada COVID-19'la ilgili ölüm haberleri özellikle yaşlılarda endişe ve korku düzeylerini artırmaktadır. Yaşlılarda, özellikle COVID-19'a yakalanma korkusu ve salgın sırasında yalnızlık ve ölüm korkusu ruh sağlığı sorunlarına neden olmaktadır. Yaşlılarda Covid-19 Fobisi’ni ölçmek amacıyla hazırlanan bu çalışmanın literatüre katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Sosyal ve Beşerî Bilimler Etik Kurulu’nun 27/09/2021 toplantı tarihli 08/03 protokol numaralı kararına göre çalışma için etik kurul izini alınmıştır. Bu amaçla, Erzincan’da yaşayan 300 yaşlı bireye anket uygulanarak veriler toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS.20 programında analiz edilmiştir. Sorular normal dağılıma uygun olduğu için paremetrik testler analizde kullanılmıştır.
- ArticleAçık Erişim2025Selülit/Abse Tanısı ile Servis Yatışı Olan Çocukların Değerlendirilmesi
Sahin, Kamil; Akkoc, Gulsen; Güler, Ahsen; Okay, Berker; Mengi, Nazife; Arvas, Emin; Hayzaran, Ozan
Selülit ve apse, yumuşak doku enfeksiyonları arasında en sık görülen enfeksiyonlardır. Biz bu çalışmamızda, çocuk servislerinde yatarak tedavi alan yumuşak doku enfeksiyonu tanılı hastaları tarayarak, predispozan faktörleri belirlemek ve tedavi seçenekleri ile tedaviye cevabı saptamak istedik. Çocuk Servislerinde yumuşak doku enfeksiyonu tanısı ile yatarak tedavi alan 1 ay-18 yaş aralığındaki hastalar dahil edildi. Başvuru şikayetleri sıralandığında kızarıklık (%75,8), şişlik (%72,6), ağrı (%72,1) ve ateş (%30,0) en sık şikayetlerdi. Hastaların bulguları arasında şişlik/ödem (%85,8) ilk sıradayken, eritem (%75,8) ve ısı artışı (%48,4) diğer sık saptanan bulgulardı. Otuz altı hastanın (%18,9) kan ve abse kültürlerinde bakteriyel etkenler saptandı, on sekizinde stafilokok üremesi görüldü. Ampisilin-sulbaktam (%83,2) ve klindamisin (%66,8) en sık kullanılan tedavilerdi. Hastaların %93,6’sı tedavi değişikliğine gerek kalmadan ilk tedavileri ile düzeldi. Tedavi süresi ortancası 7 (1-26) gün ve tedavi değişikliği sonrası tedavi süresi ortalaması 7,7 ± 4,0 gün olarak görüldü. Yatış süresi 6 (1-16) gün, klinik düzelme süresi 5,5 (2-21) gün, oral tedavi süresi 5,5 ± 1,6 gün olarak saptandı. İlk semptom ile tanı arasında geçen sürenin ortancası ise 3 (1-60) gün idi. Yumuşak doku enfeksiyonları dar spektrumlu beta-laktam tedavisi ile düşük relaps veya komplikasyon oranları ile tedavi edilebilir. Ülkemizde MRSA sıklığı sebebiyle bu hastalara ek olarak Klindamisin tedavisinin ampirik başlanması düşünülebilir. Antibiyoterapinin en az 7 gün verilmesi komplikasyon ve relapsları önleyebilir.
- ArticleAçık Erişim2025Sağlık kurumlarında ekosentrik liderlik: türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Sarigul, Seval Selvi; Bıçer, Ismaıl
Ekosentrik liderlik, liderliği ve karar verme süreçlerini çevre ve sürdürülebilirlik odaklı perspektife yerleştiren bir liderlik yaklaşımını ifade etmektedir. Bu liderlik tarzı, sadece örgütün kârını değil, aynı zamanda çevresel ve toplumsal etkileri de dikkate almaktadır. Bu çalışmada Ekosentrik Liderlik Ölçeği’nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda veriler, İstanbul’da faaliyet gösteren bir özel hastanede görev yapan 234 sağlık çalışanından yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Elde edilen verilerle ölçeğin yapı geçerliği için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, zaman göre geçerlilik için test-tekrar test, korelasyon analizi ve güvenirlik için iç tutarlılık analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda ölçek tek faktörlü yapıyla iyi uyum indeksleri göstererek orijinal ölçek ile benzerlik göstermiş, böylelikle sağlık kurumları alanında kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı Türkçe literatüre kazandırılmıştır.
- ArticleAçık Erişim2025Comparison of the effects of features and classifiers on performance in the cardiovascular disease detection system
Emir, İzzet; Aydın, Yıldız
This study aims to analyze the effects of features and classifiers in detecting cardiovascular diseases (CVD), which remain the leading cause of morbidity and mortality worldwide. Early and accurate detection of CVD significantly affects treatment outcomes. Therefore, the proposed method aims to automatically detect cardiovascular diseases via artificial intelligence. In this research, the performances of artificial intelligence methods for the cardiovascular disease detection problem are analyzed. The dataset used in this study was sourced from the publicly available Kaggle platform. It used for performance analysis in the developed application includes the features of 70000 patients such as age, gender, height, weight, blood pressure, cholesterol, glucose, smoking and alcohol use. These features were classified with Gradient Boosting, XGBoost, SVM, Random Forest, Logistic Regression, Convolutional Neural Network (CNN), Recurrent Neural Network (RNN), Long Short-Term Memory (LSTM) methods and performance comparison was performed. In the experimental results, the highest accuracy rate of 72.55% was obtained using the Gradient Boosting method, demonstrating its superior performance in cardiovascular disease detection. In addition, it was observed that the classification performance decreased when the high blood pressure attribute was removed from the dataset, while the removal of other features did not significantly affect the performance.
- ArticleAçık Erişim2025Sağlık Çalışanlarının Rol Belirsizliği İşe Yabancılaşmalarını Tetikler Mi? Örgütsel Muhalefet ve İşle İlgili Kaygı Bağlamında Bir Değerlendirme
Baş, Murat; Tarsuslu, Sinan
Bu çalışma, sağlık sektöründe hem çalışanların iyi oluşunu hem de organizasyonel performansı artırmak için bilimsel temelli öneriler geliştirme ihtiyacından doğmuştur. Özellikle hemşireler gibi kritik meslek gruplarının yaşadığı rol belirsizliği ve yabancılaşma sorunlarının daha iyi anlaşılması, sektörde sürdürülebilir çözümler üretmek adına önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, çalışma hemşirelerin rol belirsizliğinin işe yabancılaşma üzerindeki etkisini, örgütsel muhalefet ve işle ilgili kaygı gibi aracı değişkenler üzerinden inceleyerek, iş yaşamında karşılaştıkları problemlerin nedenlerini daha derinlemesine anlamayı ve uygulayıcılara yenilikçi çözüm önerileri sunmayı hedeflemektedir. Bu amaç doğrultusunda Hatay’da orta ölçekli bir hastanede hemşire olarak görev yapan 456 kişiye kolayda örnekleme yöntemi ile ulaşılarak araştırma modeli sınanmıştır. Kesitsel olarak tasarlanan araştırma tanımlayıcı-ilişki arayıcı tiptedir. Araştırma analizleri sonucunda hemşirelerin rol belirsizlikleri ile işe yabancılaşmaları, işle ilgili kaygıları ve örgütsel muhalefetleri arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca hemşirelerin rol belirsizlikleri ile işe yabancılaşmaları arasındaki anlamlı ilişkide ayrı ayrı olarak hem örgütsel muhalefetin hem de işle ilgili kaygının aracı rollerinin olduğu tespit edilmiştir. Son aşamada gerçekleştirilen sıralı aracılık analizlerine göre de hemşirelerin rol belirsizlikleri ile işe yabancılaşmaları arasındaki anlamlı ilişkide işle ilgili kaygı ve örgütsel muhalefetin sıralı aracılık rolünün de olduğu bulgulanmıştır.
- ArticleAçık Erişim2025Afet toplanma alanlarının engelli erişilebilirliği seviyesinin tespit edilmesi: Erzincan şehir merkezi örneği
Kesik, Ozan Arif
Kentsel alanlara zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın tüm bireylerin erişimi, bir toplumun gelişmişlik düzeyinin önemli bir göstergesidir. Engelli bireylerin sosyal, kültürel ve idari hayata katılımının sağlanması, kentsel gelişimin ve sosyal adaletin tesisinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada tarih boyunca birçok afetle karşı karşıya gelmiş ve gelecekte de karşılaşma oranı yüksek olan Erzincan ilinde, engellilerin afet toplanma alanlarına erişilebilirlik seviyesi ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışma alanında bulunan engellilerin afet ve acil durum toplanma alanlarına erişebilirliğinin tespiti ve analizinde iki farklı yöntem uygulanmıştır. Bu yöntemlerden birincisi, Ağ analizi kullanarak, bu alanlara erişebilir olan binaların tespiti, ikinci ise, Google Earth cadde görüntüleri ve arazi çalışmasıyla bu alanların kaldırımlarının Birleşmiş Milletler (BM) standartlarına uygunluğunun incelenmesidir. Araştırma bulguları, mevcut afet toplanma alanlarının yetersiz olduğu ve iyileştirme gerektirdiği yönünde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, Erzincan'da bulunan parklar, rekreasyon alanları ve kamuya ait alanlar (özellikle okullar ve camiler) gibi ek alanların afet toplanma alanı olarak değerlendirilmesi önerilmektedir.
- ArticleAçık Erişim2025Aile İçi Şiddet Farkındalığı ve Kırmızı Oda Dizisi ile İlgili Görüşlerin Değerlendirilmesi
Firat, Meryem; Ozturk, Senay; Gökmen, Burcu Demir
Amaç: Araştırma, yetişkin bireylerde aile içi şiddet farkındalığını, ‘Kırmızı Oda’ dizisi hakkındaki görüşleri belirleyebilmek için yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, ülkemizde pandemi döneminde en çok izlenen dizilerden biri olan ‘Kırmızı Oda’ dizisinin gösterimde olduğu Şubat-Mart 2021 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel türde tasarlanarak yapılmıştır. Araştırma 18-65 yaş arası, Android telefonu bulunan, iletişim engeli olmayan çevrim içi ortamda ulaşılabilen 990 kişiyle yürütülmüştür. Veriler, ‘Bilgi Formu’ ve ‘Aile İçi Şiddet Farkındalık Ölçeği’ kullanılarak çevrim içi ortamda toplanmış ve SPSS programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin %87,5’inin 18-33 yaş aralığında, %74,2’sinin kadın ve %68’inin eğitim seviyesinin üniversite ve üzeri olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların aile şiddet farkındalık ölçeği puan ortalamalarının (36,14±3,88) orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Diziyi izleyenler ve izlemeyenler arasında aile içi şiddet farkındalık ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiki açıdan anlamlı farklılığın olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Katılımcıların %47,2’sinin diziyi eğitici, bilgilendirici ve öğretici özellikte ifade ettiği belirlenmiştir. Sonuç: Katılımcıların aile içi şiddet farkındalığı orta düzeydedir. Diziyi izleyenler ile izlemeyenler arasında aile içi şiddet farkındalığı karşılaştırıldığında önemli bir farklılık yoktur. Diziyi izleyenlerin dizi hakkındaki genel görüşü, eğitici ve öğretici olduğu şeklindedir. Ekranların şiddet algısı üzerindeki etkisini azaltmak için, senaristlerin, uzmanların, ebeveynlerin ve diğer paydaşların da dahil olduğu çoklu bir yaklaşımla çalışılması gerekmektedir. Bu yaklaşım, şiddet içeren içeriklerin sınırlanması ve aile içi iletişimi güçlendirecek stratejileri içerebilir.
- ArticleAçık Erişim2025The Effect of Reality Therapy-Based Career Counselling Psychoeducation Programme on Secondary School Students
Çelik, Oğuzhan; Pütüm, Saliha
Career, which refers to the sum of an individual's experiences, particularly in the process of acquiring a profession, is not limited to the choice of a particular occupation, but is shaped by the skills and achievements acquired by an individual throughout his or her life. In this study, the effectiveness of the Reality Therapy-Based Career Counseling Psychoeducation Program (RTCCP) developed for high school students, which is one of the important processes in career development, on individuals' career engagement, depression, anxiety and stress levels was examined. In the study, a quasi-experimental design with pre-test, post-test, follow-up, control group was used. The research group consisted of 20 11th grade students. 10 individuals were assigned to the experimental group and 10 to the control group. In the experimental group, the researcher administered five sessions, one session per week, of the RTCCP, which was applied as a group. Career Career Engagement Scale (CAS) and Depression, Anxiety and Stress Scale (DASS-21) were used as data collection tools. Mann Whitney U Test and Wilcoxon Signed Ranks Test were used to determine the effect of the RTCCP applied to the experimental group. As a result of the study, it was determined that RTCCP was effective in increasing secondary school students' career engagement and decreasing their depression, anxiety and stress levels. The findings were discussed within the framework of the related literature and recommendations were presented.
- ArticleAçık Erişim2025Determining the Factors Affecting the Adoption of Hospital Information Management System Technologies: A Public Hospital Example
Demirdöğen, Serkan
Hospital information management systems (HIMS) are used in many hospitals today. The use of these systems is expected to increase the efficiency of hospitals and the satisfaction of patients. These systems, which enable the collection, organization and use of information about patients, are of great importance for an effective hospital management. It is of great importance that users participate in the development and evaluation processes of information systems so that problems do not arise in the adoption and use of systems. Obtaining users' views on the system plays a critical role in ensuring good development of the systems and easy adoption by users. Aiming to contribute to the more effective use of systems, this study aims to determine the factors that affect the acceptance of HIMS technologies by healthcare professionals. The questionnaire form prepared for this purpose was applied to nurses working in a public hospital between May and July 2022. According to the results of the research, it was determined that personal, technological and organizational factors positively and significantly affect the variables of perceived usefulness and perceived ease of use. At the same time, it was determined that the variables of perceived usefulness and perceived ease of use affect technology acceptance positively and significantly.
- ArticleAçık Erişim2025İlk ve Acil Yardım İle Acil Durum ve Afet Yönetimi Öğrencilerinin Acil Durumlarda Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Bilgi Düzeyleri
Demirtürk Selçuk, Ezgi; Akbaba, Ozge
Bu araştırma mezuniyetleri sonrasında hayatı tehdit eden olağanüstü durumlarda görev yapması bakımından özel bir konuma sahip olan ilk ve acil yardım öğrencileri ile acil durum ve afet yönetimi öğrencilerinde acil durumlarda cinsel sağlık üreme sağlığı bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Tanımlayıcı tasarımdaki araştırma 2023-2024 eğitim öğretim bahar yarıyılında İlk ve Acil Yardım Programı ile Acil Durum Afet Yönetimi Programında öğrenim gören 220 öğrenci ile yürütüldü. Veriler “Sosyo-Demografik Bilgi Formu” ve “Olağanüstü Durumlarda Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Bilgi Ölçeği” kullanılarak yüz yüze anket yöntemi ile toplandı. Öğrencilerin cinsiyet, aile tipi ve en uzun yaşanılan yere göre Acil Durumlarda Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Bilgi Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptandı. Öğrencilerin acil durumlarda cinsel sağlık üreme sağlığı bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlendi. Acil durumlarda cinsel/üreme sağlığı hakkında bilgi alan öğrencilerin Acil Durumlarda Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Bilgi Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir fark olduğu saptandı. Öğrencilerin acil durumlarda cinsel sağlık ve üreme sağlığına yönelik eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi, giderilmesi ve bilgilerin güncelliğinin sağlanması, afetle ilgili kurumla iş birliği ve koordinasyon içerisinde canlandırma vakalarının yapılması önerilmektedir.
- ArticleAçık Erişim2025Hemşirelerin Yapay Zekâ Kullanım Farkındalıklarının ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi
Bulduk, Mehmet; Aydin Kahraman, Handan; Nas, Ibrahim; Can, Veysel
Hayatımızın her alanında olduğu gibi hemşirelik mesleğinde de teknoloji ve yapay zeka (YZ) uygulamaları artan bir sıklıkta kulanılmaya başlanmıştır. Bu araştırma, hemşirelerin YZ farkındalıklarının ve bu farkındalıkları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden kesitsel-tanımlayıcı desenin kulanıldığı bu araştırma, 01 Kasım 2023 – 30 Mart 2024 tarihleri arasında Türkiye’nin doğusundaki bir ilde yer alan devlet hastanesinde yürütülmüştür. Veriler, literatür taranarak oluşturulan “Kişisel Bilgi Formu” ve “Yapay Zekâ Kullanım Farkındalığı (YZKF)” anket formları kullanılarak yüzyüze ve çevirimiçi olarak toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini 416 hemşire oluşturmuştur. Araştırmadan elde edilen bulguların analizi sonucunda, hemşirelerin YZ farkındalıklarının orta değerin üstünde olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada, teknolojiyi takip edenlerin, eğitim düzeyi daha yüksek olanların, yaşı genç olanların, meslekte çalışma yılı ve haftalık çalışma saatleri daha az olanların, yoğun bakım (yetişkin-yenidoğan) ve cerrahi klinikte çalışanların ve ameliyathane hemşiresi olanların YZ farkındalıklarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırmada hemşirelerin YZ farkındalıklarını belirlemek için ayrıca “Karar Ağacı Modeli” kullanılmıştır. Kullanılan bu modele göre bir hemşirenin yapay zeka ile ilgili farkındalık düzeyi %70 oranda teknolojiyi takip edip etmemesine, teknoloji yoğunluklu bir ortamda çalışıp çalışmadığına ve çalıştığı klinikteki görevine bakılarak tahmin edilebilir. Bu araştırmada, hemşirelerin YZ farkındalıkların orta değerin üstünde olduğu, hemşireler arasında eğitim düzeyi, yaş, mesleki deneyim, çalıştığı klinik, klinikteki görevi, haftalık çalışma süresi ve teknolojiyi takip etme durumu gibi faktörlerin YZ farkındalıklarını etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Hemşirelere yönelik YZ ve etkileyen faktörlerin dikkate alındığı eğitimlerin verilmesi ve hemşirelik müfredatına dahil edilmesi önerilebilir.
- ArticleAçık Erişim2025COVID-19 Pandemisi Sırasında Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Dijital Medya Katılımı: Ebeveyn Perspektifi
Akman, Berrin; Eroğlu, Esma; Bal, Çağla Banko; Battal, Şeymanur
Bu çalışma, COVID-19 salgını sırasında uzaktan eğitime maruz kalan çocukların dijital medya kullanımını araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmada durum çalışması yaklaşımı kullanılmış ve kolayda örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. 0-6 yaş arasında çocuğu olan ve Covid-19 Pandemisi sonrasında çocuklarını anaokullarına veya kreşlere göndermeyen 270 ebeveyn araştırmaya katılmıştır. Sonuçlar, çocukların çoğunlukla televizyona kolayca eriştiklerini ve genellikle günde iki saatlerini dijital medyaya ayırdıklarını göstermektedir. Ebeveynler, çocuklarını dijital medya kullanımları sırasında bir süre kontrol ettiklerini söylemiştir. Ancak bazı çocuklar Milli Eğitim Bakanlığı tarafından önerilen uzaktan eğitimle ilgili bazı araçlara ulaşamamıştır. Ebeveynler, hem kendilerinin hem de çocuklarının öğretmenlerinden daha fazla eğitim faaliyeti, yazılı kaynaklar ve mevcut durumla başa çıkmak için rehberlik gibi daha fazla desteğe ihtiyaç duyduklarını belirtmektedir. Sonuç olarak, ebeveynlerin dijital medyayı doğru kullanma konusunda bilgiye ve uzaktan eğitim için daha fazla desteğe ihtiyaç duydukları tespit edilmiştir. Ayrıca, tüm çocukların eğitim faaliyetlerine katılmak için aynı fırsatlara sahip olması gerektiği, bu nedenle öğretmenlerin, okul yöneticilerinin ve politika yapıcıların ebeveynlere yönelik desteklerini artırmaları gerektiği sonucuna varılmıştır.
- ArticleAçık Erişim2025Evaluation of the Antimicrobial, Antioxidant, Anticholinesterase, and Antidiabetic Activities of Matricaria chamomilla, Lavandula angustifolia, Hypericum perforatum, Salvia officinalis, and Foeniculum vulgare Extracts
Yuca, Hafize; Aydin, Bilge; Coban, Furkan; Karakaya, Songül; Göger, Gamze; Uğurlu, Ecz.Meryem
This study evaluated and compared the antimicrobial, antioxidant, anticholinesterase, and antidiabetic activities of Matricaria chamomilla L. (chamomile), Lavandula angustifolia Mill. (lavender), Hypericum perforatum L. (St. John’s wort), Salvia officinalis L. (sage), and Foeniculum vulgare Mill. (fennel) plants and their extracts. Antioxidant activity was assessed using DPPH and ABTS assays, while α-glucosidase and α-amylase inhibition assays determined antidiabetic potential. Acetylcholinesterase and butyrylcholinesterase inhibitory activities were measured via the Ellman method, and antimicrobial activity was evaluated using the micro-well dilution test. Among the tested extracts, H. perforatum extract and H. perforatum drug exhibited the most potent biological activities. In the α-glucosidase inhibition assay, H. perforatum extract displayed the highest inhibition (95.40%, IC₅₀ = 8 µg/mL), followed by H. perforatum drug (94.71%, IC₅₀ = 27 µg/mL). The strongest α-amylase inhibition was observed with the Soothing Complex Product (60.90%), following acarbose (74.61%). The highest ABTS radical scavenging activity was noted in S. officinalis drug (99.39%) and H. perforatum drug (99.32%), while the DPPH assay showed significant activity for S. officinalis extract (46.99%) and α-tocopherol (46.99%). Antimicrobial testing revealed moderate antibacterial effects of F. vulgare drug against Staphylococcus aureus and Candida albicans (MIC = 1250 µg/mL). Overall, H. perforatum extracts demonstrated strong enzyme inhibition and antioxidant properties, highlighting their potential for medicinal and dermocosmetic applications. These findings provide valuable insights into the bioactivity of herbal extracts, supporting their potential use in over-the-counter formulations and new plant-based therapeutic products.
- ArticleAçık Erişim2025Comparison of two main fragmentation methods of amyloid beta fibrils for establishing an Alzheimer disease model in cell culture
Tel, Banu Cahide; Zirh, Elham Bahador; Yazgı, Hare; Akyel, Hilal; Zirh, Selim
Aim: Amyloid beta fibrils have been shown to play a role in plaque formation and aggregation in Alzheimer’s disease. Obtaining these fibrils using two main methods and applying them to Alzheimer’s modelling is crucial in understanding the pathology of the disease at the molecular level and identify in therapeutic targets. The aim of our study is to determine the optimum sonication parameters using probe and ultrasonic bath sonication laboratory methods and to demonstrate Alzheimer’s disease modelling at the cellular level. Methods: Lyophilized human peptide amyloid beta 1-42 fibrils (fAβ 1- 42) were subjected to probe sonication for 1 minute with 1, 3 and 5 second on/off pulse applications at varying ambient temperatures (room temperature, ice and ice surrounded by dry ice [ISDI]) for 20, 40 and 60 cycles, respectively. Then, ultrasonic bath sonication was performed in 10 °C water for 1 hour. The length of the fragmented fibrils was quantified by transmission electron microscopy (TEM). fAβ1- 42 at different concentrations was applied to SH-SY5Y cell line. The non-toxic dose and time of fAβ 1-42 application were analysed using the WST-1 assay. Intracellular and extracellular fibrils were visualized with immunofluorescence (IF) labelling. Results: Although, fragmentation was observed under all conditions, it was observed that fibrillar lengths decreased as the on/off pulse times increased, regardless of the number of cycles with ice and dry ice. Additionally, decreasing the temperature increased fibrillar fragmentation. Conclusion: We anticipate that our study will contribute to the literature by developing an effective and economical sonication method for fibrillar fragmentation with two main laboratory methods and obtaining fAβ1-42 that can be used in cells at optimum concentration.
