Lisansüstü Tezler
Koleksiyondaki öğeler
- Doctoral ThesisAçık Erişim2026Kur’ân kıraatlerinin semantik ve edim bilimsel analizi: Tefsir ve modern dilbilim kesişiminde bir inceleme
İsmail Hakkı Sezgin
Tezin amacı evrensel bir hitap niteliği taşıyan Kur’ân-ı Kerim’in anlaşılmasında kıraat farklılıklarının metinsel yapısını nasıl etkilediğini pratik bir yaklaşımla ortaya koymaktır. Klasik tefsîr literatüründe sıklıkla tartışılan kıraat farklarının, âyetlerin anlam dünyasında meydana getirdiği daralma, genişleme veya yön değiştirme gibi semantik sonuçların pratik anlam bilimsel yöntemlerle incelenmesi çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır. Bu problem, kıraat ve anlam bilim ilişkisinin Kur’ân tefsîrinde anlam çözümlemesine yönelik disiplinlerarası yöntemsel bir çerçeve sunup sunamayacağını belirlemek gayesiyle seçilmiştir. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemi önde tutulmuş olup, dokümantasyon veri toplama tekniği benimsenerek Kur’ân tefsîri eserleri, modern ve klasik anlam bilim yaklaşımları ile sahih kıraat rivâyetleri üzerinden karşılaştırmalı doküman analizi yapılmıştır. Analiz sürecinde özellikle eşzamanlı-artzamanlı anlam bilim, bilgi yapısı (k-odak ve s-odak dinamikleri), edim bilim ve bileşimsel analiz teorisi gibi yöntemler merkeze alınarak âyetler tahlil edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, farklı kıraat vecihleri arasında anlamı bozan bir tenâkuz bulgusuna rastlanılmamıştır. Aksine bu durum ihtilâf-ı tenevvü kapsamında lafzın sınırları içinde kalarak metne başka açılar katmaktadır. Bu farklılıklar, âyetlerdeki fıkhî, kelâmî, ahlâkî ve psikolojik mesajları estetik bir biçimde netleştirmektedir. İlahî vahyin lafzî naklini muhafaza eden kıraat ilmi ile metnin anlam katmanlarını deşifre eden anlam bilimin entegrasyonu, Kur’ân’ın i’câzının ve evrensel mesajının doğru bir şekilde anlaşılması için teorik ve pratik bütünlük sağlar.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Doctoral ThesisAçık Erişim2026Günümüz İslâm dünyasında fetva heyetlerinin kadın ve aile sorunlarına yaklaşımları
Emine Sağlam
Fetva, İslâm hukukunda şer‘î hükümlerin yorumlanmasını ve uygulanmasını sağlayan temel hukukî mekanizmadır. Hukukî ve toplumsal değişim, bireysel fetvanın yanında kurumsal içtihadı öne çıkarmış; kurumsal fetva heyetlerini kadın ve aile hukukuna ilişkin meselelerde başlıca fetva mercileri hâline getirmiştir. Bu araştırma, günümüz İslâm dünyasında faaliyet gösteren yedi ulusal ve yedi uluslararası kurumsal fetva heyetinin kadın ve aile hukukuna ilişkin fetva ve kararlarını usûlî yaklaşımları bakımından mukayeseli olarak incelemektedir. Araştırma, İslâm hukukunun temel kaynakları, klasik fıkıh doktrini, usûl-i fıkıh birikimi ile kurumsal fetva heyetlerinin resmî fetva, karar ve raporları esas alınarak yürütülmüştür. Kavvâmiyet, miras, aile içi şiddet, kadının çalışma hayatı, şahitlik, çok eşlilik, boşanma, velâyet ve hidâne, tesettür, doğum kontrolü ve kürtaj; fetva ve kararların usûlî temelleri ve yorum yöntemleri bakımından mukayeseli olarak değerlendirilmiştir. Araştırma, bütün fetva heyetlerinin ortak şer‘î referansları benimsediğini ortaya koymuştur. Görüş farklılıklarının, dinî kaynaklardan değil; usûl anlayışı, mezhep tercihleri, hukuk düzeni ve toplumsal şartların yorumlanışından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Ulusal heyetlerin ulusal hukuk düzenini ve toplumsal gerçekliği gözettiği, uluslararası heyetlerin ise farklı hukuk çevrelerinde uygulanabilir ortak ilkeler geliştirmeye yöneldiği belirlenmiştir. Sonuç olarak çalışma, kurumsal fetva heyetlerinin kadın ve aile hukukuna ilişkin kararlarını usûlî temelleri ve yorum yöntemleri bakımından mukayese ederek kurumsal içtihadın metodolojik çerçevesini ortaya koymakta ve çağdaş İslâm hukuku literatürüne katkı sağlamaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Sosyal bilgilerde toplumsal cinsiyet eşitliği eğitiminin tarihsel dönüşümü (1924-2024)
Merve Nur Ceyhan
Bu araştırmanın amacı, Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze Türkiye’de uygulanan ilkokul ve ortaokul öğretim programları ile güncel Sosyal Bilgiler ders kitaplarında toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadın temsillerinin tarihsel dönüşümünü incelemektir. Nitel araştırma yaklaşımıyla yürütülen çalışmada doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynaklarını, 1924–2024 yılları arasında uygulanan Sosyal Bilgiler öğretim programları ve tarihsel karşılıkları ile 2024–2025 eğitim-öğretim yılında okutulan 5, 6 ve 7. sınıf Sosyal Bilgiler ders kitapları oluşturmaktadır. Veriler, Fairclough’un üç boyutlu eleştirel söylem analizi modeli doğrultusunda çözümlenmiştir. Bulgular, erken dönem programlarında eşitlik söyleminin yurttaşlık, görev ve ulusal birlik kavramları üzerinden dolaylı biçimde kurulduğunu göstermektedir. Güncel programlarda hak, eşitlik, katılım ve farklılıklara saygı daha görünür olmakla birlikte toplumsal cinsiyet eşitliğinin sistematik bir eğitim amacı olarak yapılandırılmadığı belirlenmiştir. Ders kitaplarında kadınların görünürlüğü artmasına rağmen bazı metinsel ve görsel içeriklerde geleneksel rollerin sürdüğü görülmüştür. Sonuç olarak eğitim materyallerinin eşitlikçi bir bakışla düzenli olarak gözden geçirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin bütüncül ve sürekli bir yaklaşımla ele alınması önerilmektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim20261990’lardan günümüze OECD raporlarında İsviçre’de göçün güvenlikleştirilmesi
Yusuf Karatay
Soğuk Savaş sonrası dönemde başlayan Balkan Savaşları ve ardından gelen Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemesi gibi küresel gelişmeler, dünyada birtakım değişimleri beraberinde getirmiştir. Bu değişimlerden birisi de göç olmuştur. Düzenli ve düzensiz olarak göçün meydana gelmesi hem ülkelerin kendi içindeki dengelerini hem de ülkeler arasındaki ilişkilerin şekillenmesini sağlamıştır. Bu düzenli ve düzensiz göçlerin gözlemlendiği ülkelerden olan İsviçre, kendisine yönelik göç akışlardan önemli ölçüde etkilenmiştir. İlk olarak, 1990'lar ve 2000'lerin başında Balkan ülkelerinden gelen sığınmacı ve iş gücü göçü, ülkenin göç politikalarının yeniden gözden geçirilmesine neden olmuştur. Yıllar itibariye değişen politikalar ve alınan kararlar İsviçre’nin de dahil olduğu bir coğrafyada göç süreçlerinde önemli rol oynamıştır. Bu durum, İsviçre’de geniş bir hikâyeyi bünyesinde barındırmaktadır. Bu kapsamda, bu çalışma, 1990’lardan itibaren İsviçre’nin göçmenlik politikalarındaki değişimlerin nasıl olduğunu; yasal düzenlemeler, kurumsal dönüşümler, siyasi ve toplumsal aktörlerin tutumları ve etkileri bağlamında dönemsel olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, ana kaynak olarak OECD tarafından 1997 yılından itibaren yayımlanmaya başlayan göç raporları bulunmaktadır. Araştırmada güvenlikleştirme kuramı temel alınarak, tematik ve içerik analizi yöntemiyle söylemlerin güvenlikleştirme süreçlerinin tespiti bulunmaktadır. Analiz yapılırken MAXQDA analiz programı kullanılmıştır. Analizlerde üstten başlayarak altta doğru önce “Ana Kategori” sonra “Kategori” daha sonra “Alt Kategori” ondan sonra “Kod” en sonda ise “Alt Kod” şeklinde bir hiyerarşik yapı oluşturulmuştur.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026E-Okul üzerinden ilkokul 1. sınıf şubeleri ve sınıf öğretmenlerinin belirlenmesi uygulamasına ilişkin eğitim paydaşlarının görüşlerinin incelenmesi
Ömer Faruk Türkeri
Araştırmada, ilkokul 1. sınıf şubeleri ile sınıf öğretmenlerinin E-Okul sistemi üzerinden belirlenmesi uygulamasının öğretmen, okul yöneticisi ve veli görüşlerine yansıması incelenmiştir. Merkezi kura sistemine geçişin öğretmenlerin içsel motivasyonları, okul yöneticilerinin rol algıları ve beklentileri üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Araştırma, Erzincan il merkezindeki devlet ilkokullarıyla ilişkili 35 sınıf öğretmeni, 13 okul yöneticisi ve 43 veli olmak üzere toplam 91 katılımcıyla yürütülmüştür. Temel veriler yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmış ve içerik analiziyle çözümlenmiştir. Anayasa, kanun, yönetmelik, yönerge, resmi duyuru ve uygulama rehberleri doküman incelemesi yoluyla toplanmış ve betimsel analizle değerlendirilmiştir. Doküman analizi bulguları hukuki dayanak ve yerleştirme süreci temaları altında düzenlenmiştir. Görüşmelerden elde edilen bulgular, merkezi kura sisteminin eşit işlem, tarafsızlık, şeffaflık ve kişisel isnat riskinin azalması bakımından olumlu karşılandığını göstermiştir. Buna karşılık sistemin pedagojik uygunluk, öğretmen emeğinin görünürlüğü, sınıf iklimi, özel durumların dikkate alınması ve gerekçeli itiraz süreçleri bakımından geliştirilmesi gerektiği belirlenmiştir. Yerel inisiyatifli uygulamanın okul bağlamını, öğretmen özelliklerini ve veli beklentilerini dikkate alma açısından esneklik sağladığı; ancak kayırmacılık, eşitsiz erişim, veli baskısı ve öğretmenler arası karşılaştırma algısı oluşturabildiği sonucuna ulaşılmıştır. Doküman analizi, merkezi kura uygulamasının eğitim hakkı ve eşitlik ilkelerine dayandığını; yerleştirme sürecinin kura, E-Okul üzerinden otomatik belirleme, dengeli dağıtım ölçütleri, şube değişikliği ve yönetsel sorumluluk hükümleriyle düzenlendiğini ortaya koymuştur. Araştırma sonucunda, sınıf ve öğretmen belirleme sürecinde eşitlik ile pedagojik uygunluk arasında dikkatli bir denge kurulması gerektiği anlaşılmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Farklı bitkisel yağ ve pişirme teknikleri ile elde edilen köftelerin in vitro gastrointestinal sindirim modeli kullanılarak malondialdehit düzeylerinin belirlenmesi
Rumeysa Güneş
Amaç: Bu çalışmada, farklı yağ asidi profillerine sahip bitkisel yağlarla hazırlanan köftelerde yağ türü ve pişirme yönteminin malondialdehit (MDA) düzeyleri ile in vitro gastrointestinal sindirim sonrası MDA biyoerişilebilirliği üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Köfte örnekleri keten tohumu yağı, ayçiçek yağı ve zeytinyağı kullanılarak hazırlanmış; 200 °C’de hava fritözünde 10 dakika veya konveksiyonel fırında 20 dakika pişirilmiştir. Pişmiş örneklere in vitro gastrointestinal sindirim uygulanmış, sindirim öncesi ve sonrası MDA düzeyleri HPLC yöntemiyle belirlenmiştir. MDA biyoerişilebilirliği hesaplanmış ve veriler iki yönlü varyans analizi ile değerlendi-rilmiştir. Bulgular: Sindirim sonrası en yüksek MDA düzeyi keten tohumu yağı fırın grubunda 2.149 mg/100 g, en düşük düzey zeytinyağı hava fritözü grubunda 0.191 mg/100 g olarak belirlenmiştir. MDA biyoerişilebilirliği keten tohumu yağı grubunda %174.9–183.2, ayçiçek yağı grubunda %142.3–165.6 ve zeytinyağı grubunda %31.8–44.4 arasında bulunmuştur. Yağ türünün tüm MDA parametreleri üzerinde anlamlı etkisi saptanmıştır. Pişirme yönteminin ana etkisi yalnızca sindirim öncesi MDA düzeyinde anlamlı bulunmuş (p=0.030), MDA biyoerişilebilirliği açısından yağ türü × pişirme yöntemi etkileşimi anlamlı bulunmuştur (p=0.005). Sonuç: MDA oluşumu ve biyoerişilebilirliğinin özellikle kullanılan yağın yağ asidi profiline bağlı olduğu belirlenmiştir. Keten tohumu yağı içeren örnekler en yüksek, zeytinyağı içeren örnekler ise en düşük MDA biyoerişilebilirliğini göstermiştir. Bulgular, yağ türü ve pişirme koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Güzel sanatlar ve spor liselerine özel yetenek öğretmenlik branşından müdür atanmasının öğretmen yetkinliklerine etkileri ile ilgili müdür ve öğretmen görüşleri (doğu anadolu bölgesi örneği)
Levent Kandemir
Bu araştırmada, Güzel Sanatlar ve Spor Liselerine özel yetenek alanından müdür atanmasının okul yönetimine ve öğretmen yetkinliklerine yansımaları, müdür ve öğretmen görüşleriyle incelenmiştir. Çalışma fenomenolojik desende yürütülmüştür. Araştırma grubu, Erzincan, Erzurum, Tunceli ve Bingöl’deki dört Güzel Sanatlar Lisesi ile dört Spor Lisesinde görev yapan 8 müdür ve 36 öğretmen olmak üzere 44 kişiden oluşmuştur. Katılımcılar ölçüt temelli amaçlı örneklemeyle seçilmiştir. Veriler yüz yüze yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmış, tematik analizle çözümlenmiş ve kod, alt tema ve temalar altında karşılaştırılmıştır. Bulgular, özel yetenek alanından gelen müdürlerin okul programını, araç gereç ihtiyaçlarını ve sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerin niteliğini anlamada avantajlı görüldüğünü göstermiştir. Buna karşılık fiziksel koşullar, öğrenci disiplini ve bireysel eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesine yönelik uygulamaların okullar arasında ortak bir düzene kavuşmadığı belirlenmiştir. Bazı uygulamaların sistemli değerlendirmelerden çok öğretmen gözlemlerine ve yerel imkânlara dayandığı görülmüştür. Müdürün alan uyumunun tek başına yeterli olmadığı; eğitim yönetimi, öğretimsel liderlik, katılımcı karar verme ve iletişim yeterlikleriyle desteklenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle müdür atamalarında alan uyumu ile eğitim yönetimi yeterliklerinin birlikte değerlendirilmesi, bireysel eğitim ihtiyaç analizlerinde ortak ölçütlerin kullanılması ve bölgesel kaynak farklarını azaltacak desteklerin geliştirilmesi önerilmiştir. Sonuçların özel yetenek liselerindeki yönetici seçimi ve okul geliştirme çalışmalarına katkı sunacağı değerlendirilmiştir. Ayrıca uygulama kararlarına bilimsel kanıt sağlayacağı da düşünülmüştür.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026İYİ Parti’de popülist söylemin dönüşümü: Meral Akşener konuşmaları üzerinden 2019 yerel seçimleri ve 2023 genel seçimleri karşılaştırması
Ömer Temel
Bu tez, İYİ Parti’de popülist söylemin 2019 yerel seçimleri ile 2023 genel seçimleri arasındaki değişimini Meral Akşener’in konuşmaları üzerinden karşılaştırmaktadır. Çalışmanın amacı, partiyi kesin biçimde popülist veya popülist olmayan olarak sınıflandırmak değil, seçilen konuşmalarda popülist söylem unsurlarının sıklığını ve kullanıldığı bağlamları belirlemektir. Veri seti, 2019 döneminden yedi, 2023 döneminden dokuz olmak üzere toplam 16 grup toplantısı ve miting konuşmasından oluşmaktadır. Karşılaştırmalı söylem analizi ile nitel kodlamanın birlikte kullanıldığı araştırmada, cümle, kısa paragraf veya anlamlı tematik pasajlar MAXQDA üzerinden incelenmiştir. Analizde halk-merkezcilik, anti-elitizm, biz-onlar karşıtlığı, ahlaki ikilik/Manici çerçeve, kriz/tehdit/aciliyet ve tek temsil/anti-plüralizm kodları uygulanmıştır. Bulgular, 2019’da 471, 2023’te 447 olmak üzere toplam 918 kodlu segment bulunduğunu göstermektedir. Ahlaki ikilik ve anti-elitizm her iki dönemde baskınlığını korumuş; ahlaki ikilik iki dönemde de 122 segmentte görülmüştür. Halk- merkezcilik 102’den 75’e, kriz/tehdit/aciliyet 69’dan 56’ya gerilerken tek temsil/anti- plüralizm 41’den 62’ye yükselmiştir. Biz-onlar karşıtlığı ise iki dönemde de en düşük sıklığa sahip kod olmuştur. Bulgular, ahlaki karşıtlık ve elit eleştirisindeki sürekliliğe karşılık temsil ve meşruiyet vurgularının 2023’te belirginleştiğine işaret etmektedir. Frekanslar tek başına sonuç sayılmamış, seçilmiş pasajların siyasal bağlam içindeki işlevleriyle birlikte yorumlanmıştır. Çalışma, aynı zamanda söylemsel dönüşümün yönünü somutlaştırmaktadır. Muhalefetteki bir partinin popülist söylem unsurlarını farklı seçim ortamlarında nasıl kullandığını göstererek Türkiye’deki popülizm araştırmalarına katkı sunmaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Mutaffifîn sûresinde belâgat uygulamaları - Zemahşerî, Râzî ve İbn Âşûr bağlamında
Gamze Doğan
Kur’ân-ı Kerîm’i doğru şekilde anlamaya ve yorumlamaya çalışan araştırmacıların öncelikle Kur’ân ilimlerine vakıf olmaları gerekmektedir. Zira ayetlerin farklı yönlerden incelenmesini sağlayan bu ilimler ilahî muradın daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Kur’ân ilimleri arasında dil ve belâgatla ilgili çalışmalar ayrı bir öneme sahiptir. Çünkü Kur’ân’da yer alan edebî sanatların tespit edilmesi ayetlerin anlamının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar, Kur’ân’ın daha doğru anlaşılmasını sağlamıştır. Bu araştırmanın amacı Mutaffifîn sûresindeki belâgî unsurları belirlemek ve bunların ayetlerin anlamına nasıl katkı sağladığını incelemektir. Bu amaçla, belâgat kaidelerini ele alan dil âlimlerinin eserlerinden ve tefsirlerinde Kur’ân’ın edebî yönüne önem veren müfessirlerin görüşlerinden yararlanılmıştır. Özellikle Zemâhşerî, Râzî ve İbn Âşûr'un tefsirleri esas alınmıştır. Gerek görülen yerlerde diğer tefsircilerin görüşlerine de yer verilmiştir. Çalışmada Mutaffifîn sûresi meânî, beyân ve bedî‘ ilimleri açısından incelenmiş ve sûrede yer alan belâgat unsurları ayetler içerisinde değerlendirilmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda Mutaffifîn sûresinde birçok belâgat sanatının yer aldığı görülmüştür. Bu sanatların ayetlerde anlatılmak istenen anlamı güçlendirdiği ve verilmek istenen mesajın daha iyi anlaşılmasına katkı sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca Zemâhşerî, Râzî ve İbn Âşûr’un ayetlerde yer alan belâgat unsurlarına dair görüşleri ele alınmıştır. Böylece belâgat sanatlarının sadece edebî bir özellik olmadığı, ayetlerin anlamının açıklanmasında da önemli bir yere sahip olduğu görülmüştür.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Yapay zekâ güvenlik ve ahlak algısı ölçeği
Soner Demir
Bireylerin yapay zekâya yönelik güvenlik ve ahlak algılarını çok boyutlu olarak ölçen "Yapay Zekâ Güvenlik ve Ahlak Algısı Ölçeği"ni (YZGAAÖ) geliştiren ve psikometrik özelliklerini inceleyen bu ölçek; güvenlik farkındalığı, ahlaki değerler, sorumluluk ve hesap verebilirlik, toplumsal etki ile olumlu beklentiler olmak üzere beş alt boyuttan oluşmaktadır. Araştırma karma yöntemli bir ölçek geliştirme çalışması olarak tasarlanmış ve çalışma grubunu 558 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Ölçek maddeleri uluslararası etik çerçeveler ve güncel ampirik çalışmalar temelinde hazırlanmış, uzman görüşleriyle kapsam geçerliği sağlanmıştır. Yapı geçerliği açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleriyle, güvenirliği ise Cronbach's Alpha katsayısı, madde-toplam korelasyonu ve %27 alt-üst grup karşılaştırmasıyla test edilmiştir. Analizler sonucunda ölçeğin 40 maddeden oluşan beş alt boyutlu yapısı doğrulanmıştır. Güvenlik farkındalığı alt boyutu 7 madde (α=.942), ahlaki değerler 10 madde (α=.953), sorumluluk ve hesap verebilirlik 8 madde (α=.952), toplumsal etki 8 madde (α=.966) ve olumlu beklentiler 7 madde (α=.966) ile ölçülmektedir. Tüm alt boyutlarda tek faktörlü yapı elde edilmiş, açıklanan varyans oranları %82.7 ile %93.7 arasında değişmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri tüm boyutlarda kabul edilebilir ve iyi düzeyde bulunmuştur. Demografik analizlerde akademik alan değişkenlerine göre anlamlı fark bulunmazken, yaş ve eğitim düzeyine göre anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular, YZGAAÖ'nün yapay zekâ güvenlik ve ahlak algısını geçerli ve güvenilir biçimde ölçen çok boyutlu bir araç olduğunu göstermektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Transhümanizm bağlamında insan fiilleri: Kader ve irade problemi
Fahrettin Yılmaz
Bu çalışma, transhümanizm çağında insanın kaza, kader, irade ve sorumluluk anlayışının İslam kelâmı açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş, klasik ve çağdaş kelâm literatürü ile transhümanizm, yapay zekâ ve insan geliştirme teknolojilerine ilişkin güncel çalışmalar karşılaştırmalı ve analitik bir yaklaşımla incelenmiştir. Bu kapsamda, kaza ve kader anlayışı ile transhümanizmin temel iddiaları ve insan tasavvuru değerlendirilmiştir. Transhümanizmin ortaya çıkardığı kelâmî problemler kaza, kader, irade ve insan sorumluluğu bağlamında analiz edilmiştir. Ayrıca teknolojik müdahalelerin insan iradesi, fiilleri ve teklif ehliyeti üzerindeki muhtemel etkileri ele alınarak, insanın teknolojik imkânlar karşısındaki tercihleri ve sorumluluğu kelâmî açıdan değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda teknolojik gelişmelerin insanın imkânlarını genişletmekle birlikte dinî ve ahlâkî sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı, transhümanizmin insanın geleceğine ilişkin iddialarının İslam kelâmının kaza, kader, irade ve sorumluluk ilkeleri doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu doğrultuda, insanın geleceğinin yalnızca teknolojik ilerleme üzerinden değil, insan onuru, ahlâkî değerler ve ilahî irade ekseninde ele alınmasının gerekliliği ortaya konulmuştur.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Türk ceza muhakemesi hukukunda sanığın yokluğunda duruşma
Adem Söylemez
Ceza muhakemesi hukukunda kovuşturma evresinin temel unsuru ve üzerinde durulması gereken husus duruşmadır. Duruşma; maddi gerçeğe ulaşma amacının somutlaştığı, delillerin tartışıldığı, iddia ve savunmanın karşı karşıya geldiği yargısal süreçtir. Bu sürecin en önemli süjesi ise elbette sanıktır. Zira muhakeme sürecinde yapılan duruşma da ve yargılama sonucunda verilecek hüküm de sanık hakkındadır. Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi hem de adil yargılanma ilkesinin hayata geçirilebilmesi açısından büyük öneme haizdir. Bu nedenle kural olarak sanığın yokluğunda duruşma yapılamaz. Ancak ceza muhakemesi hukukumuzda bazı istisnai durumlarda sanığın yokluğunda duruşma yapılabilmesine ve hatta belirli şartlar altında hüküm kurulabilmesine imkân tanınmıştır. Bu çalışmada sanığın duruşmada hazır bulunması kuralı ile bu kuralın istisnasını oluşturan sanığın yokluğunda duruşma kurumu ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Çalışmada hangi durumlarda sanığın yokluğunda duruşma yapılamayacağı, hangi durumlarda istisnai hükümlerin uygulanabileceği detaylı şekilde izah edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda sanığın yokluğu ile benzerlik gösteren gaiplik ve kaçaklık gibi kavramlar açıklanarak bunlara dair farklar ortaya konulmaya çalışılmış, sanığın yokluğunda yapılacak duruşmalarda savunma hakkının ihlaline sebebiyet verilmemesi için dikkat edilmesi gereken hususlar değerlendirilmiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026Kinazolin temelli kiral hidrazin-karbotiyoamitlerin sentezi, karakterizasyonu, fotofiziksel özellikleri ve enzim inhibisyon aktivitelerinin incelenmesi
İsmail Pişkin
Bu çalışmada, ilk olarak kiral HCT (10a/10b) bileşiklerinin sentezi gerçekleştirilmiştir. Literatürde bilinen yöntemlerle doğal aminoasit (L)-valinden başlanarak kinazolinon alkol 5a sentezlenmiştir. 5a’nın OH fonksiyonel grubu TBDMSCl ile korunarak 6a elde edilmiş; 6a’nın PhNEt₂ varlığında POCl₃ ile 4-konumundan klorlanması ve ardından NH₂NH₂·H₂O ile etkileştirilmesi sonucunda 7a ve 8a bileşikleri sentezlenmiştir. 8a’nın p-tolil ve 4-nitrofenil izotiyosiyanatlarla katılma tepkimeleri sonucunda 9a-b bileşikleri elde edilmiştir. Son olarak TBDMS grubunun TBAF ile uzaklaştırılmasıyla hedef bileşikler 10a-b sentezlenmiştir. Bileşiklerin fotofiziksel özellikleri saf su ile katyonik CTAB ve anyonik SDS sürfaktanlarının oluşturduğu misel ortamlarında incelenmiştir. Her üç ortamda absorpsiyon bant konumlarının genel olarak sabit kalması, misel yüzey yükünün durum elektronik yapısı üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu göstermiştir. 10a, CTAB ortamında en yüksek kuantum verimi (Φf = 0,937) ve 4409–5731 cm⁻¹ aralığında Stokes kayması ile güçlü ICT emisyonu sergilemiştir. SDS ortamında ICT emisyonunun konsantrasyonlarda belirginleşmesi, misel yüzey yükünün uyarılmış durum davranışını etkilediğini düşündürmüştür. 10b ise tüm ortamlarda tek bantlı, söndürülmüş ve küçük Stokes kaymalı floresans sergilemiş; p-nitro grubunun söndürücü etkisinin misel yüzey yükünden bağımsız olduğu değerlendirilmiştir. 25–55 °C aralığında absorpsiyon bant konumları sabit kalırken floresans şiddetleri sıcaklığa duyarlı bulunmuştur ve bu etki 10a’da belirgin olmuştur. HSA etkileşim çalışmalarında 10a’nın HSA emisyonunu söndürürken eşzamanlı ICT emisyonunu güçlendirmesi FRET ile uyumlu bulunmuştur. Stern-Volmer analizi, statik ağırlıklı karma söndürme mekanizmasına işaret etmiş; Ka değerlerinin 6,28x10²–2,25x10⁵ M⁻¹, donör–akseptör mesafelerinin ise 13,33–14,24 Å aralığında olduğu belirlenmiştir. 10b’nin HSA emisyonunu söndürmesine karşın, söndürme ve bağlanma parametrelerinin 10a’ya göre daha düşük olduğu görülmüştür. Her iki bileşik için ΔH > 0 ve ΔS > 0 ile tüm sıcaklıklarda negatif ΔG değerlerinin elde edilmesi, bağlanma sürecinde hidrofobik etkileşimlerin katkısının bulunabileceğini, sürecin termodinamik açıdan elverişli olduğunu düşündürmüştür. Enzim inhibisyon çalışmalarında 10a ve 10b AChE, BChE ve α-glukozidaz’a karşı referans bileşiklerle karşılaştırılabilir düzeyde aktivite göstermiştir. 10b’nin BChE inhibisyon değeri (IC₅₀ = 2.38 µM) takrine (IC₅₀ = 2.27 µM) yakın bulunurken, 10a’nın α-glukozidaz inhibisyon değeri (IC₅₀ = 3.45 µM) akarbozdan (IC₅₀ = 3.81 µM) daha düşük bulunmuştur. Bulgular, 10a ve 10b bileşiklerinin nörodejeneratif ve metabolik hastalıklarla ilişkili hedeflere yönelik çoklu biyolojik aktivite açısından değerlendirilebilecek umut verici bir yapı olduğunu göstermektedir. Gelecekte yapılacak farmakokinetik, toksikolojik ve yapısal modifikasyon çalışmalarının bu bileşiklerin klinik potansiyelinin değerlendirilmesine katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisYalnız künye2026Kinazolin temelli kiral tiyoüre türevlerinin sentezi, karakterizasyonu ve mcf-7 kanser hücre hattındaki sitotoksik ve apoptotik etkilerinin araştırılması
Kardelen Damla Alkim
Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olup önemli bir sağlık sorunu oluşturmaktadır. Mevcut kemoterapötik ajanların tedavi sırasında yan etki ve toksisiteye neden olabilmesi, yeni ve daha etkili antikanser bileşiklerin geliştirilmesine yönelik araştırmaları gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, biyolojik aktivite gösterdiği bildirilen tiyoüre yapısından yararlanılarak yeni kinazolin temelli kiral tiyoüre bileşiklerinin sentezlenmesi ve biyolojik aktivitelerinin araştırılması amaçlanmıştır. L-alanin, L-valin ve L-fenilalanin türevlerinden hareketle kinazolinon türevleri sentezlenmiş; klorlama, indirgenme ve koruyucu grup uzaklaştırma reaksiyonlarının ardından kiral kinazolin aminler elde edilmiştir. Son aşamada aminlerin aril izotiyosiyanatlarla reaksiyonu sonucunda hedef kinazolin temelli kiral tiyoüre bileşikleri %80’in üzerinde verimlerle sentezlenmiştir. Bileşiklerin yapıları ¹H NMR, ¹³C NMR ve IR spektroskopileri ile karakterize edilmiştir. Antiproliferatif aktiviteler, MCF-7 insan meme kanseri ve HUH-7 hepatoselüler karsinom hücre hatlarında MTT yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Özellikle 8a grubu bileşiklerin MCF-7 hücrelerinde karboplatin ve dosetaksel ile karşılaştırıldığında daha düşük IC₅₀ değerleri gösterdiği belirlenmiştir. 8a serisi bileşiklerin HUH-7 hücrelerinde MCF-7 hücrelerine göre daha yüksek IC₅₀ değerlerine sahip olması, hücre modelleri arasında farklı duyarlılık bulunduğunu göstermiştir. Ancak HUH-7 hücrelerinin normal karaciğer hücrelerini temsil etmediği dikkate alınmalıdır. Serinin en aktif bileşiği 8a2’nin apoptotik etkisi Annexin V-FITC/PI çift boyama ve akış sitometrisi ile incelenmiş; 24 saatlik uygulama sonrasında apoptotik hücre oranında konsantrasyona bağlı artış gözlenmiştir. Elde edilen bulgular, özellikle 8a serisi bileşiklerin MCF-7 hücrelerindeki antiproliferatif etkilerinin ileri çalışmalar açısından değerlendirilmesini desteklemektedir. Bu bileşiklerin antikanser adayları olarak değerlendirilmesi için farklı kanser ve normal hücre modellerinde seçicilik ve moleküler mekanizma çalışmalarının yanı sıra in vivo araştırmalara ihtiyaç vardır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Yeni ligand ve metal komplekslerinin sentezi karakterizasyonu ve farklı hücre hatlarındaki sitotoksik etkilerinin incelenmesi
İkra Pirbudak
Bu çalışmada L1 (LH) ligandı ve bu liganddan türetilen metal komplekslerine ait sentez ve karakterizasyon bilgileri sunulmuş; L1 ve L2 serilerine ait serbest ligandlar ile metal komplekslerinin HT-29 insan kolon adenokarsinom hücre hattı üzerindeki sitotoksik etkileri değerlendirilmiştir. Kanser tedavisinde kullanılan mevcut yöntemlerin yan etkileri ve ilaç direnci gibi sınırlılıkları nedeniyle yeni antikanser ajanların geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmada HT-29 kolon kanseri hücre hattı kullanılmış, test bileşikleri farklı konsantrasyonlarda uygulanmış ve sitotoksik etkileri MTT yöntemi ile değerlendirilmiştir. Tez kapsamında 24 saatlik uygulama sonuçları esas alınmış, hücre canlılıkları belirlenerek IC₅₀ değerleri hesaplanmıştır. Ayrıca L1 (LH) ligandı ile Cu(L)₂, Ni(L)₂ ve Zn(L)₂ komplekslerinin 24 saatlik uygulama sonrasındaki hücre ölümü profilleri Annexin V-FITC/PI yöntemiyle değerlendirilmiştir. Analiz sonucunda bütün uygulama gruplarında canlı hücre oranının azaldığı ve erken apoptotik hücre oranının istatistiksel olarak anlamlı biçimde arttığı belirlenmiştir. En belirgin erken apoptotik hücre profili Zn(L)₂ ve Ni(L)₂ komplekslerinde gözlenmiştir. MTT analiz sonuçlarına göre test edilen bileşiklerin HT-29 hücreleri üzerinde farklı düzeylerde sitotoksik etki gösterdiği belirlenmiştir. Özellikle L2-Cd ve L2-Hg kompleksleri en düşük IC₅₀ değerlerini göstererek en yüksek sitotoksik aktiviteyi sergilemiştir. Elde edilen bulgular, bazı metal komplekslerinin serbest ligandlara göre daha yüksek göreceli sitotoksik aktivite gösterebildiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, incelenen bileşiklerin HT-29 kolon kanseri hücreleri üzerinde farklı düzeylerde sitotoksik aktivite gösterdiği belirlenmiş; bulguların seçicilik ve etki mekanizmaları açısından ileri çalışmalarla desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Finansal tehdit karşısında finansal davranış değiştirme eğilimlerinin incelenmesi
Abdullah Çelik
ÖZET Günümüzde ekonomik belirsizlikler, enflasyon baskıları, döviz kuru dalgalanmaları ve beklenmedik finansal şoklar, bireylerin finansal refahını doğrudan tehdit etmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, bireylerin karşılaştıkları finansal tehdit sürecinin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri üzerindeki etkisini incelemek; demografik değişkenlerin söz konusu bileşenlerde ortaya çıkardığı farklılıkları ortaya koymaktır. Veri toplama kısmında demografik sorular, finansal tehdit ölçeği ve finansal davranışları değiştirme isteği ölçeği kullanılarak oluşturulan anket formu Erzincan’da yaşayan 18 yaş üstü 399 kişiye uygulanmıştır. Verilerin analiz sürecinde bağımsız örneklem t-testi, ANOVA testi, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada, finansal tehdit ile bireylerin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri arasındaki ilişkiler ile bu ilişkilerin demografik faktörlere göre farklılık gösterip göstermediği analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda finansal tehdit sürecinin bireylerin finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerini anlamlı biçimde etkilediği ortaya koyulmuştur. Ayrıca cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve çocuk sayısı gibi demografik değişkenlere göre finansal tehdit algısı, finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerinde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Mevcut araştırma, finansal tehdidin finansal davranışı değiştirme isteği üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına yönelik literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Araştırma sonuçları, davranışsal finans literatüründeki mevcut yaklaşımlarla büyük ölçüde paralellik göstermekte ve finansal tehdidin azaltılmasına yönelik olarak finansal danışmanlar ile politika yapıcılara uygulanabilir öneriler sunmaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Yasal metinler çerçevesinde Osmanlı Devleti’nde sıbyan/ibtidai eğitimin hukukî ve idarî inşası (1824-1913)
Elif Ebrar Taşpolat
Bu araştırmanın amacı, Osmanlı Devleti’nde sıbyan/ibtidai eğitimin 1824-1913 yılları arasındaki hukukî ve idarî inşa sürecini temel yasal metinler çerçevesinde incelemektir. Araştırmada, Sultan II. Mahmud’un 1824/25 tarihli Tâlim-i Sıbyan Fermanı, Meclis-i Umûr-ı Nâfi‘a Lâyihası (1839), İmamzâde Esad Efendi’nin Lâyihası (1839), Nisan 1847 Talimatı, Islahat Fermanı (1856), Maârif-i Umûmiye Nizamnâmesi (1869), Kanun-ı Esasi (1876) ve Tedrisat-ı İbtidaiye Kanun-ı Muvakkatı (1913), ilköğretimin hukukî ve idarî yapılanmasındaki dönüşümü görünür kılan temel normatif metinler olarak ele alınmıştır. Nitel yaklaşıma dayalı tarihsel araştırma yöntemiyle yürütülen çalışmanın verileri doküman incelemesi yoluyla toplanmış; temel normatif metinler, tamamlayıcı birincil kaynaklar ve ilgili ikincil literatür tarihsel bağlamları içerisinde karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, merkezileşme ile Margaret Archer’ın birleştirme ve sistemleştirme kavramları ve Max Weber’in rasyonel bürokrasi yaklaşımı çerçevesinde yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, sıbyan/ibtidai eğitimin hukukî ve idarî yapılanmasının tek bir düzenleme veya reformla değil, farklı dönemlerde ortaya çıkan yasal düzenlemelerin birbirleri üzerine eklemlendiği uzun süreli bir kurumsal dönüşüm sonucunda şekillendiği belirlenmiştir. Bu süreçte ilköğretim giderek devletin doğrudan düzenleme ve denetim alanına dâhil edilmiş, zorunluluk, okul örgütlenmesi, müfredat, denetim ve idarî görevler yazılı kurallara bağlanmıştır. Böylece sıbyan/ibtidai eğitim, yerel ve geleneksel yapılar etrafında şekillenen bir eğitim alanından, devlet tarafından tanımlanan, düzenlenen ve bürokratik mekanizmalar aracılığıyla yönetilen bir kamu hizmetine doğru dönüşmüştür.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Spor bilimleri fakültesi öğrencilerinde beslenme bilinci, beslenme alışkanlıkları ve besin takviyesi kullanımının değerlendirilmesi: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi örneği
Merve Nur Parlak
Amaç: Bu araştırmanın amacı, Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin beslenme bilinci, beslenme alışkanlıkları ve besin takviyesi kullanım durumlarını belirlemek ve bu değişkenleri öğrencilerin demografik, antropometrik ve egzersiz özellikleri açısından değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Araştırma, Kasım 2025–Ocak 2026 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören 194 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki araştırmada veriler, kişisel bilgi formu, Yetişkinler İçin Beslenme Bilgi Düzeyi Ölçeği (YETBİD) ve Spor Besin Takviyeleri İnanç Ölçeği kullanılarak toplanmış ve SPSS programında istatistik analizleri yapılmış olup anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 20.61±2.17 yıl olup %37.1’i kadın, %62.9’u erkektir. Öğrencilerin %93.3’ünün temel beslenme bilgisi düzeyi kötü veya orta, %6.7’sinin ise iyi veya çok iyi düzeyde olduğu belirlenmiştir. Besin tercihi bilgisi açısından öğrencilerin %53.1’inin iyi veya çok iyi, %46.9’unun ise orta veya kötü düzeyde olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin %49.0’ının besin takviyesi kullandığı, %68.6’sının en az bir öğünü atladığı ve %76.8’inin düzenli egzersiz yaptığı belirlenmiştir. Besin takviyesi kullanımı ile temel beslenme bilgisi düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmuş (p=0.004), temel beslenme bilgisi ile Spor Besin Takviyeleri İnanç Ölçeği puanı arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0.336; p<0.001). Spor Besin Takviyeleri İnanç Ölçeği puanlarının BKİ gruplarına göre anlamlı farklılık gösterdiği ve en yüksek puanların obez öğrencilerde bulunduğu belirlenmiştir (p<0.001). Sonuç: Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin temel beslenme bilgilerinin ağırlıklı olarak orta düzeyde, besin tercihi bilgilerinin ise daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Temel Beslenme Bilgisi düzeyinin sınıf düzeyi ve besin takviyesi kullanımı ile anlamlı
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Sosyal hizmet alanında çalışan meslek elemanlarının mesleki tükenmişlik, başa çıkma öz yeterliği, algılanan stres ve mükemmeliyetçilik arasındaki ı̇lişkinin ı̇ncelenmesi
Elif Mutu
ÖZET Bu araştırmada sosyal hizmet alanında çalışan meslek elemanlarının mesleki tükenmişlik, başa çıkma öz yeterliği, algılanan stres ve mükemmeliyetçilik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 203 kadın ve 104 erkek olmak üzere toplam 307 meslek elemanı ile yürütülmüştür. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış; veriler Kişisel Bilgi Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Başa Çıkma Öz Yeterliği Ölçeği, Mükemmeliyetçilik Ölçeği ve Algılanan Stres Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre mesleki tükenmişlik ile algılanan stres arasında pozitif, başa çıkma öz yeterliği ile mesleki tükenmişlik arasında ise negatif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Mesleki tükenmişliğin uyumlu mükemmeliyetçilik ile düşük düzeyde negatif, uyumsuz mükemmeliyetçilik ile ise düşük düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Regresyon analizi sonucunda algılanan stres ve uyumsuz mükemmeliyetçiliğin mesleki tükenmişliği pozitif yönde; başa çıkma öz yeterliği ve uyumlu mükemmeliyetçiliğin ise negatif yönde anlamlı olarak yordadığı görülmüştür. Bu değişkenlerin birlikte mesleki tükenmişlikteki varyansın %38,8’ini açıkladığı belirlenmiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - Master ThesisAçık Erişim2026Muhasebe meslek mensuplarının vergi afları hakkındaki görüş ve tutumları: Erzincan ili örneği
İlker Tuncel
Vergi afları, kamu alacaklarının tahsilini kolaylaştırmak ve mükelleflerin vergi sistemine yeniden uyumunu sağlamak amacıyla kullanılan mali politika araçlarından biridir. Bununla birlikte, afların tekrarlanan biçimde uygulanması vergi adaleti, gönüllü vergi uyumu ve mükelleflerin gelecekte af beklentisi oluşturması bakımından önemli sorunlara yol açabilmektedir. Çalışmanın amacı, muhasebe meslek mensuplarının vergi aflarına ilişkin görüş ve tutumlarını belirlemek ve ilgili görüşlerin çeşitli demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Belirtilen amaç doğrultusunda araştırma, Erzincan ilinde faaliyet gösteren 83 muhasebe meslek mensubundan anket yoluyla elde edilen veriler üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiş ve tanımlayıcı istatistikler, normallik testleri, Açıklayıcı Faktör Analizi, güvenilirlik analizi, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testlerinden yararlanılmıştır. Faktör analizi sonucunda vergi aflarına ilişkin görüşlerin üç boyutta toplandığı belirlenmiştir. Katılımcıların en güçlü algısının “Mali ve Yönetsel Etkilere” ilişkin boyutta olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenler açısından unvan, cinsiyet, yaş ve mesleki tecrübeye göre anlamlı farklılık bulunmazken, eğitim durumuna göre yalnızca “Mükellef ve Ekonomiye İlişkin Etkiler” boyutunda anlamlı farklılık belirlenmiştir. Bulgular, vergi aflarının yalnızca kısa vadeli mali sonuçlarıyla değil, vergi adaleti ve vergi uyumu üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmesi ve af uygulamalarının istisnai nitelikte tutulması gerektiğine işaret etmektedir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele
