Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Alt birimler
- Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı
- Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı
- Genel Cerrahi Anabilim Dalı
- Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı
- Göz Hastalıkları Anabilim Dalı
- Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı
- Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı
- Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı
- Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı
- Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı
- Üroloji Anabilim Dalı
Araştırmacılar(211)
- Aǧcayazi, S.
- Agcayazi, Sümeyye Burcu
- Akbulut, Fazil Ahmet
- Akdede, Fatime Kaya
- Aksüt, Mehmet
- Akyol, Fethi
- Alagol, Aysin
- Aldağ, Zeynep Meltem
- Aliskander, Fater
- Alpar, Seyran
- Altay, Ridvan
- Altıparmak, Serkan
- Altun, Abdulsemet
- Altunok, Vedat
- Ari, Hamza
- Arslan Nayki, U.
- Arslan, Dursun Eray
- Arslan, Mithat Kerim
- Assous, Muhammed Jamıl
- Ata, Nahit
- Atalay, Numan
- Ateş, Azman
- Avcı, Berat
- Aykanli, Emre
- Balcı, M.
- Balci, Gulhan
- Balci, Gürhan
- Balcioglu, Mecdi Gurhan
- Balikci, Aysenur
- Bayçöl, Abdullah
- Baykara, Mehmet
- Bayrakceken, Kemal
- Biçer, Şenol
- Bilici, Sami
- Bolat, Nurullah
- Bozatlı, Mehmet Levent
- Bozkır, Naciye
- Bozkurt, Aliseydi
- Budakoglu, Ozlem
- Buyuktepe, Omer
- Camurcu, Yalkin
- Can, Muhammet Ali
- Celebi, Fehmi
- Cetin, Zeliha
- Cicek, Ibrahim
- Cimen, Ferda Keskin
- Cimen, Orhan
- Dasiran, F.
- Demirkal, Meryem
- Demiryilmaz, Ismail
- Deveci, Ahmet Haşim
- Dikmen, Mustafa Cihan
- Dinc, Kemal
- Doğan, Ibrahim
- Dural, Bulut
- Dündar, Harun
- Eken, Hüseyin
- Ekici, Ozgur
- Elma, Bekir
- Elmalı, Sümeyra
Birim yayınları
887 →- ArticleAçık Erişim2026ATP attenuates olaparib-induced gastric damage in rats
Fakirullahoglu, Mesud; Temiz, Ayetullah; Yeni, Mustafa; Sezgin, Esra Tuba; Yazici, Gulce Naz; Altuner, Durdu; Gulaboglu, Mine; Suleyman, Halis
Background Olaparib, a poly (ADP-ribose) polymerase (PARP) inhibitor widely used in cancer therapy, has been associated with gastrointestinal adverse effects; however, the underlying mechanisms remain unclear. Previous studies have suggested that oxidative stress may contribute to olaparib-induced tissue injury.Objective This study aimed to investigate the protective effects of adenosine triphosphate (ATP) against olaparib-induced gastric damage in rats.Methods Animals were divided into healthy control (HG), olaparib alone (OLPG), ATP alone (ATPG), and ATP + olaparib (ATOLG) groups. Gastric injury was evaluated by macroscopic assessment of ulcer area and ulcer number. Histopathological alterations were examined using hematoxylin-eosin (H&E) staining, and oxidative stress status was assessed by measuring lipid peroxidation and antioxidant defense parameters.Results Olaparib administration induced marked gastric mucosal injury, characterized by increased ulcer area and ulcer number, severe histopathological damage, and pronounced oxidative stress. In contrast, ATP co-administration significantly attenuated gastric injury, as evidenced by reduced ulcer area and ulcer number, improved histopathological architecture, and restoration of oxidative balance. Compared with the OLPG group, the ATOLG group showed significant improvement in macroscopic, histopathological, and oxidative stress parameters.Conclusion ATP administration attenuated olaparib-induced gastric damage and improved oxidative stress parameters in rats. Although the underlying mechanisms were not directly investigated in the present study, the obtained findings provide preliminary experimental evidence suggesting that ATP may have protective potential against olaparib-induced gastric injury.
- ThesisAçık Erişim2026Lateral patellar instabilitede medial patellofemoral ligament rekonstrüksiyonu yapılan hastaların klinik ve cerrahi sonuçları
Oğuzhan Yanmaz
Amaç: Bu çalışmanın birincil amacı, rekürren patellofemoral instabilite tanısıyla gracilis tendonu kullanılarak izole Medial Patellofemoral Ligament (MPFL) rekonstrüksiyonu uygulanan hastaların orta dönem klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir. Çalışmanın ikincil amacı ise, postoperatif dönemde saptanan kuadriseps kas gücü yetersizliğinin ve eşlik eden anatomik risk faktörlerinin (özellikle artmış TT-TO mesafesi ve troklear displazi derecesinin) hastaların fonksiyonel skorları üzerindeki belirleyici etkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif gözlemsel çalışma, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ocak 2021 – Aralık 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmaya, rekürren patella çıkığı tanısı ile opere edilen ve düzenli takipleri yapılan 15 hasta (9 sağ, 6 sol diz) dahil edildi. Cerrahi teknik olarak tüm hastalarda gracilis tendonu otogrefti kullanıldı; greft patellaya iki adet sütür ankor, femura ise floroskopi altında belirlenen Schöttle noktasına tünel açılarak biyovida ile tespit edildi. Fonksiyonel değerlendirmede hastaların preoperatif ve postoperatif Lysholm Diz Skoru, Kujala Patellofemoral Skoru ve Tegner Aktivite Skalası verileri karşılaştırıldı. Ek olarak, postoperatif kuadriseps kas gücü manuel testlerle değerlendirilerek hastalar "güçsüzlük var" ve "yok" şeklinde gruplandırıldı. Radyolojik analizlerde direkt grafilerde Insall-Salvati indeksi ve Dejour sınıflamasına göre troklear displazi; BT/MR kesitlerinde ise Tibial Tüberkül-Troklear Oluk (TT-TO) mesafesi ölçüldü. Verilerin istatistiksel analizi SPSS programı kullanılarak yapıldı. Bulgular: Çalışma grubunun yaş ortalaması 31.60 ± 8,53 yıl, ortalama takip süresi 27.27 ± 16.24 ay olarak saptandı. Radyolojik olarak hastaların %53,3'ünde Tip A, %26.7'sinde Tip B troklear displazi mevcuttu. Postoperatif dönemde Lysholm skorunda preoperatif döneme göre istatistiksel olarak anlamlı artış kaydedildi (53.47'den 69.80'e; p=0.045). Kujala ve Tegner skorlarında da klinik iyileşme gözlenmekle birlikte istatistiksel anlamlılığa ulaşılmadı. Hastaların %53,3'ünde (n=8) postoperatif kuadriseps güçsüzlüğü tespit edildi. Yapılan karşılaştırmalı analizde, kuadriseps güçsüzlüğü olmayan hastaların Lysholm ve Kujala skorlarının, güçsüzlüğü olan gruba göre istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulundu (p<0.01). Radyolojik parametreler incelendiğinde, artmış TT-TO mesafesi ile postoperatif fonksiyonel skorlar (Lysholm ve Kujala) arasında negatif bir korelasyon saptanmadı. Sonuç: İzole MPFL rekonstrüksiyonu, patellar instabilitenin önlenmesinde ve diz stabilitesinin sağlanmasında güvenilir bir yöntemdir. Ancak çalışmamızın verileri, cerrahi ile sağlanan "mekanik" stabilitenin tek başına yüksek "fonksiyonel" başarıyı garanti etmediğini göstermektedir. Klinik başarının ve hasta memnuniyetinin en kritik belirleyicisi, anatomik faktörler ile birlikte postoperatif kuadriseps kas gücünün rehabilitasyon ile geri kazanılmasıdır. Bu nedenle cerrahi tedavi, etkin bir fizik tedavi programı ile desteklenmelidir.
- ThesisAçık Erişim2026Septorinoplasti ameliyatı olan hastaların fonksiyonel ve estetik açıdan sonuçlarının değerlendirilmesi
Mustafa Cihan Dikmen
Amaç: Bu çalışma, estetik ve fonksiyonel amaçla septorinoplasti operasyonu geçiren hastalarda, cerrahi başarının subjektif hasta bildirimli sonuç ölçütleriyle değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu kapsamda ROE (Rhinoplasty Outcome Evaluation) ve NOSE (Nasal Obstruction Symptom Evaluation) anketlerinin ameliyat öncesi ve sonrası skorları karşılaştırılarak, ameliyatın hem solunum fonksiyonu hem de estetik memnuniyeti üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Eylül 2025 – Şubat 2026 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda yürütülen prospektif, gözlemsel bir klinik araştırma olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya, primer septorinoplasti planlanan, 18–34 yaş aralığında, burun tıkanıklığı şikâyeti bulunan ve ameliyat öncesi-sonrası anketleri eksiksiz dolduran 40 hasta dahil edilmiştir. Hastaların %75'i kadın, %25'i erkek olup; yaş ortalaması 26,13 ± 3,56'dır. Tüm operasyonlar aynı cerrah tarafından açık teknik ile gerçekleştirilmiş ve ameliyat sonrası 3. Ayda değerlendirme yapılmıştır. Fonksiyonel değerlendirme NOSE ölçeği estetik değerlendirme ise ROE ölçeği ile yapılmıştır. Cinsiyet ve eğitim düzeyi açısından gruplar karşılaştırılmıştır. Bulgular: Ameliyat sonrası NOSE skorlarında ortalama %67 oranında azalma (pre: 11,6 ± 6,1 → post: 3,8 ± 3,5), ROE skorlarında ise %65 oranında artış (pre: 6,78 ± 3,5 → post: 19,2 ± 4,1) gözlenmiştir (her ikisi için p < 0.001). Cinsiyet ve eğitim düzeyine göre sonuçlar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p > 0.05). Sonuç: Septorinoplasti ameliyatı, hasta memnuniyeti ve solunumsal konfor açısından çift yönlü fayda sağlayan etkili bir cerrahi yöntemdir. Bu çalışma, ROE ve NOSE gibi geçerliliği kanıtlanmış hasta bildirimli değerlendirme araçlarının, cerrahi başarının sadece hekime değil, hastanın deneyimine göre de ölçülmesine katkı sağladığını ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, literatürde yer alan güncel çalışmalarla uyumludur ve septorinoplastide hasta odaklı değerlendirme yaklaşımlarının önemini desteklemektedir.
- ThesisAçık Erişim2026Helicobacter pylori varlığında kolon polipleri tesadüf mü? Eşzamanlı kolon polipi ve Helicobacter pylori enfeksiyonu olanhastalarda kolon poliplerinin retrospektif olarak histopatolojilerinin değerlendirilmesi
Fatih Güven
Amaç: Helicobacter pylori (H. pylori); mide mukozasında inflamasyona neden olan ve bu nedenle peptik ülser, gastrit ve mide kanseri gibi mide hastalıklarıyla ilişkili olup, Tip 1 kanserojen bir bakteri olarak kabul edilmiştir H. pylori'nin gastrointestinal sistemin diğer bölümlerinde de etkisinin olabileceğine dair görüşler ortaya atılmış, ancak tam bir görüş birliği sağlanamamıştır. Kimi çalışmalarda kolon polipleri ve kolon kanseriyle ilişkisi tespit edilmiş olsa da; benzer diğer çalışmalarda böyle bir ilişki tespit edilememiştir. Bu çalışmamızda, eşzamanlı gastroskopi ve kolonoskopi işlemleri yapılan, mide biyopsisi alınan, patoloji laboratuvar yöntemleriyle H. pylori aranan ve kolonoskopi işleminde kolon polipi bulunup polipektomi yapılan hastalarda, polip oluşumu üzerine H. pylori' nin etkisinin olup olmadığı irdelendi. Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif çalışmamızda 2022-2025 yılları arasında, Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi kliniğince, endoskopi ünitemizde gastroskopi ve kolonoskopi yapılan yaklaşık 3500 hastamız taranmış olup, hastalar arasından, gastroskopi işleminde mide biyopsisi alınarak, histopatolojik olarak H. pylori aranan ve eş zamanlı kolonoskopisinde kolon polipi bulunup polipektomi yapılan hastalar, çalışmaya dahil edildi. Gastroskopi veya kolonoskopisinde polip harici lezyon, malignite veya malign görünüm tespit edilen hastalar ile kolonda polip olmayan hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Bu şartları sağlayan 102 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen 102 hastanın 63' ü kadın, 39'u erkekti. En genç hastamızın yaşı 31, en yaşlı hastamızın yaşı 83 olup, çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 52 olarak hesaplandı. Polip yeri, çapı, türü, Mide Helicobacter pylori pozitif ve negatifliğine göre kategorize edildi. H. pylori pozitif olan hastalar, Sydney sınıflamasındaki H. pylori şiddet derecesine göre, negatif, hafif (+) 1+, orta (++) 2+ ve şiddetli (+++) 3+ olarak sınıflandırıldı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 23.0 (Statistical Package for Social Sciences) (Chicago, IL, USA) programı kullanılarak yapıldı. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov- Smirnov testi kullanılarak incelendi. Gruplar arası karşılaştırmalar yapılırken nonparametrik testlerden Kruskall Wallis testi kullanıldı. Kategorik verilerin değerlendirilmesinde ise Ki-kare testi kullanıldı. Polip büyüklüğü oranları %95 güven aralıkları (confidence interval) ile maksimum olabilirlik tahmini yöntemi kullanılarak hesaplandı. P değerinin 0.05'den küçük olması durumunda istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: H. pylori pozitif saptanan hastalarda, kolon polipi görülme ihtimali negatif olarak saptananlara göre yüksek derecede anlamlı bulunmuştur (p=0.000). H. pylori şiddetiyle 2 kolon poliplerinin kolonda yerleşim lokalizasyonu da yüksek derecede anlamlı bulunmuştur (p<0.0001). H. pylori +1 pozitif ve +2 olanlarda polip en çok rektumda, +3 pozitif olanlarda inen kolonda gözlendi. Çalışmamızda tüm polipler incelendiğinde görülme sıklığına göre rektum ve sigmoid kolonda saptanmıştır. H. pylori pozitif ve negatif hastalar ayrı ayrı incelendiğinde de aynı şekilde en sık rektum ve sonrasında sigmoid kolonda polip yerleşimi bulunmuştur. Bu durum literatürle uyumlu bulunmuştur Sonuç: İstatistiki veriler, mide H. pylori enfeksiyonunun kolon poliplerinin gelişiminde rol oynayabileceğini göstermiştir. H. pylori pozitifliği, kolon polip yerleşimiyle de anlamlı bulunmuştur. Bu verilere göre, mide H. pylori pozitif hastalarının, kolon polip tarama programına dahil edilebileceklerini ve sonraki kontrollerinde, H. pylori'nin sadece mideyle sınırlı olmadığı ve bu nedenle H. pylori pozitif gelen hastalarda, gastroskopi ve kolonoskopinin eş zamanlı yapılmasının faydalı olacağını düşünmekteyiz. Yine de, geniş kapsamlı yeni çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz.
- ThesisAçık Erişim2026Laparoskopik kolesistektomilerde pnömoperitoneumun postoperatif atelektaziye ve Clara Cell Protein 16 düzeyine etkisi
Şeyma Selin Aydın
Amaç: Bu çalışmanın amacı, laparoskopik kolesistektomi cerrahisi uygulanan hastalarda postoperatif dönemde gelişebilecek atelektaziyi akciğer ultrasonografisi ile değerlendirmek ve aynı zamanda Clara Cell Protein 16 (CCP16) düzeylerindeki değişimleri incelemektir. Böylece postoperatif akciğer hasarının invaziv olmayan yöntemlerle erken dönemde tanınması, komplikasyonların önlenmesine katkı sağlanması ve klinik pratikte akciğer ultrasonografisi ile biyobelirteç kullanımının birlikte etkinliğinin ortaya konması hedeflenmiştir. Ayrıca, bu parametrelerin klinik pratikte birbirini tamamlayıcı tanısal değer sunup sunamayacağı da araştırılmıştır. Gereç ve yöntem: Bu prospektif gözlemsel çalışma Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüş, etik kurul onayı ve hasta onamları alındıktan sonra 18– 70 yaş arası, Amerikan Anesteziyoloji Derneği sınıflandırması (American Society of Anesthesiologists- ASA sınıflandırması) I–II risk grubunda, elektif laparoskopik kolesistektomi cerrahisi uygulanan 91 hasta dahil edilmiştir. Morbid obez, ciddi komorbiditesi olan ve acil şartlarda opere edilen hastalar dışlanmıştır. Hastaların demografik verileri, sigara öyküsü, cerrahi ve anestezi süresi kaydedilmiş; intraabdominal basınca göre 8–12 milimetre civa (mmHg) Grup L (n=44) ve 12–15 mmHg Grup S (n=47) olarak iki gruba ayrılmıştır. Tüm hastalara standart anestezi indüksiyon ve idamesi uygulanmış, intraoperatif vital parametreler belirlenen zaman noktalarında kaydedilmiştir. Akciğer ultrasonografisi preoperatif (T1) ve postoperatif (T2) dönemde 12 bölgeli modifiye skorlama sistemi ile değerlendirilmiştir. CCP16 düzeyleri ise preoperatif ve postoperatif dönemde alınan venöz kan örneklerinden, Reed Biotech Human CCP16 enzim bağlantılı immünosorbent test (Enzyme-Linked Immunosorbent Assay-ELISA) kiti kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Akciğer ultrasonografisi sonuçlarına göre, her iki grupta da postoperatif dönemde akciğer ultrasonografi skoru (lung ultrasound score-LUS) anlamlı şekilde arttı (p<0,001), ancak gruplar arasında postoperatif artış açısından anlamlı fark yoktu (p=0,136). Vücut kitle indeksi (VKİ) ile postoperatif LUS artışı hem Grup L (p=0,039) hem Grup S'de (p=0,003) pozitif korelasyon gösterdi. Yaş, cinsiyet ve sigara öyküsünün LUS artışı üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmadı. Grup S'de pnömoperitoneum süresi ile LUS artışı arasında pozitif ve anlamlı ilişki saptandı (p=0,047), Grup L'de ise pnömoperitoneum süresi LUS artışı arasında (p = 0,096) arasında pozitif yönde ilişkiler saptanmış ancak bu ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. CCP16 düzeyleri açısından, her iki grupta da postoperatif dönemde anlamlı artış izlendi (p<0,001). Ancak gruplar arasında postoperatif CCP16 düzeyleri ve artış miktarı bakımından fark yoktu (p=0,573). LUS artışı ile CCP16 artışı arasındaki ilişki 12 değerlendirildiğinde, Grup L'de zayıf negatif yönde (p=0,404), Grup S'de ise ilişkisiz (p=0,772) sonuçlar elde edildi. Sonuç: Bu çalışmada laparoskopik kolesistektomi uygulanan hastalarda düşük ve standart basınçlı pnömoperitoneumun postoperatif akciğer üzerine etkileri incelenmiştir. Her iki grupta da postoperatif dönemde modifiye akciğer ultrasonografi skorları ve Clara Cell Protein 16 düzeylerinde anlamlı artış gözlenmiş ancak pnömoperitoneum basıncı bu artışları etkilememiştir. LUS artışı ile CCP16 düzeylerindeki artış arasında anlamlı bir ilişki saptanmamış olması, bu iki parametrenin akciğer etkileniminin farklı boyutlarını yansıttığını düşündürmektedir. Bulgularımız, laparoskopik kolesistektomilerde akciğerlerin hem makroskopik hem de mikroskobik düzeyde etkilendiğini ortaya koymaktadır.
- ArticleAçık Erişim2026Changes in Gastritis During the COVID-19 Pandemic: A Retrospective Comparative Study According to the Sydney Criteria
Çımen, Ferda Keskın; Çimen, Orhan
Objective: This study aimed to evaluate whether the coronavirus disease-2019 (COVID-19) pandemic caused changes in the severity of gastritis, as assessed by the Sydney criteria, through a retrospective comparison of patients in the pre- and post-pandemic periods. Methods: Pathology reports of 107 pre-pandemic patients until March 2019 and 96 post-pandemic patients until May 2023, who underwent upper gastrointestinal endoscopy for dyspeptic complaints and were diagnosed with gastritis were retrospectively analyzed. Gastritis severity was assessed according to the Sydney criteria. Percentages were calculated and compared. Results: The pre-pandemic group included 62 women and 45 men (mean age 58.6 years). The post-pandemic group included 50 women and 46 men (mean age 57.6 years). No significant demographic differences were observed. According to the Sydney criteria, no permanent effect of COVID-19 on gastritis severity was identified. Conclusion: Our study found no significant differences in gastritis severity between the periods before and after the COVID-19 pandemic. Larger prospective studies are required to further explore potential long-term effects.
- Review ArticleAçık Erişim2026Pulmonary Ischemia-Reperfusion Injury
Öz, Funda
Pulmonary ischemia-reperfusion (I/R) injury is recognized as a key factor in the development of primary graft dysfunction and remains a major cause of perioperative morbidity and mortality in both lung transplantation and thoracic surgical procedures. This type of injury encompasses several pathological mechanisms, including oxidative stress, inflammation, and fibrosis. Literature indicates that I/R injury begins with tissue hypoxia, reperfusion-induced oxidative stress is closely linked to disruption of the endothelial barrier, contributing to early edema formation and impaired pulmonary compliance. Followed by the excessive generation of reactive oxygen species, and further progresses through an amplified inflammatory response. These observations highlight the essential role of antioxidants in both preventing and managing I/R injury across various tissues and organs.
- ArticleAçık Erişim2026Comparison of the Syringe Preparation Time for Ranibizumab Prefilled Syringe versus Bevacizumab, Ranibizumab, and Aflibercept Vials
Uğurlu, Adem; Taşlı, Nurdan Gamze; Karakurt, Yucel; Somuncu, Ahmet Mehmet; Çiçek, İbrahim
Objective: To compare the syringe preparation time for ranibizumab prefilled syringe versus bevacizumab, ranibizumab, and aflibercept vials in routine retinal practice. Methods: The study was conducted retrospectively between July 2019 and February 2021 at the Ophthalmology Department of the Erzincan Binali Yıldırım University Faculty of Medicine, Türkiye. Syringe preparation times for 157 eyes were collected for the study. For each injection, one independent observer recorded the duration of each step required to prepare the syringe, starting with the removal of the ranibizumab prefilled syringe or bevacizumab, ranibizumab, and aflibercept vials from their respective packaging, and ending at the moment the dose was ready for injection. Injections were excluded if disruptions during the drug administration process were due to external factors or if other errors occurred in measuring preparation time. In addition to preparation time, formation of air bubbles during syringe preparation was qualitatively observed. Results: Forty-five eyes were treated with the ranibizumab prefilled syringe, while bevacizumab, ranibizumab, and aflibercept vials were used to treat 40, 36, and 36 eyes, respectively. The mean injection preparation time was 46.5±4.8 s for the syringe and 66.1±7.2 s, 64.2±5.1 s, and 74.7±8.5 s for the bevacizumab, ranibizumab, and aflibercept vials, respectively. Air bubble formation was more frequently observed in the vial groups, particularly in the aflibercept group, than in the prefilled syringe group. Conclusion: The ranibizumab-prefilled syringe required fewer preparation steps and had a lower incidence of bubble formation compared with other vials. Specifically, when preparing the aflibercept vial for injection, dose adjustment took longer than for the bevacizumab and ranibizumab vials, primarily due to air bubbles.
- ArticleAçık Erişim2026Diagnostic Performance of the BioFire® Joint Infection Panel in Native Septic Arthritis and Periprosthetic Joint Infection: A Retrospective Diagnostic Accuracy Study
Gür, Volkan; Akyüz, Sümeyye; Yapici, Furkan; Gülhan, Barış; Doğan, İbrahim; Gökgöz, Mehmet Burak; Ozturk, Akin; Topaluğurlu, Nedim Batuhan; Dündar, Harun
Objective: Rapid identification of causative microorganisms is essential in suspected native septic arthritis and periprosthetic joint infection. This study evaluated the diagnostic performance of the BioFire® Joint Infection Panel and assessed its agreement with conventional culture and systemic inflammatory biomarkers. Methods: Hospital records from January 2025 to April 2026 were retrospectively reviewed. Of 115 screened patients with suspected joint infection, nine were excluded because BioFire® testing had not been performed and only culture results were available. The final analysis included 106 synovial fluid samples. All samples were tested using conventional culture and the BioFire® Joint Infection Panel during the same clinical episode. Demographic data, infection category, localization, C-reactive protein, erythrocyte sedimentation rate, procalcitonin, and white blood cell count were recorded. Agreement was assessed using Cohen’s kappa, discordance using the McNemar test, and diagnostic performance using culture as the reference method. Results: Sixty-five samples (61.3%) were classified as suspected native septic arthritis and 41 (38.7%) as periprosthetic joint infection. BioFire® was positive in 22 samples (20.8%) and culture was positive in 32 (30.2%). Overall agreement was 86.8%, with substantial agreement according to Cohen’s kappa (0.656). Discordance was significant, predominantly due to culture-positive/BioFire®-negative samples (P = 0.013). BioFire® showed 62.5% sensitivity [95% confidence interval (CI): 43.7-78.9), 97.3% specificity (95% CI: 90.6-99.7), 90.9% positive predictive value, 85.7% negative predictive value, and 86.8% accuracy. C-reactive protein, procalcitonin, and white blood cell counts were significantly higher in patients with suspected native septic arthritis. Conclusion: The BioFire® Joint Infection Panel provides rapid and highly specific microbiological support in suspected joint infection. However, its moderate sensitivity and inability to detect off-panel organisms indicate that it should complement rather than replace conventional culture.
- ArticleAçık Erişim2026Diagnostic Effectiveness of Ischiofemoral Space and Quadratus Femoris Distance Measurements in Ischiofemoral Impingement Syndrome
Kızılgöz, Volkan; Sunar, Mukadder; Gökgöz, Mehmet Burak; Kolak, Merve
Objective: To ascertain whether measurements of the quadratus femoris and ischiofemoral intervals obtained on pelvic magnetic resonance imaging (MRI) examinations are useful for diagnosing ischiofemoral impingement (IFI) syndrome. Methods: MRIs of 178 patients (104 females and 74 males) were reinterpreted bilaterally for signal changes on T2-weighted sequences in the ischiofemoral space (IFS) and quadratus femoris space (QFS), indicating IFI. Receiver operating characteristic (ROC) curves were plotted for each measurement parameter, and the corresponding area under the curve (AUC) values were reported. A P value of less than 0.05 was considered to indicate a significant difference, and the results were assessed at the 95% confidence level. Results: There was no significant difference in age between females and males (P = 0.064). Radiologically, 17.7% of all participants were diagnosed with IFI. Significant differences were observed between IFS and obturator femoris space values by gender, with both values being significantly lower in women. A higher percentage of patients testing positive for IFI was observed in women compared with men. In the ROC analysis conducted according to IFS, the AUC was 0.840. The highest value of sensitivity × specificity was 21.29 mm. The sensitivity at this value was 0.676. The specificity at this value was 0.857. In the ROC analysis using QFS, the AUC was 0.856. The highest value of (sensitivity × specificity) was 16.17 mm. The sensitivity at this value was 0.765. The specificity at this value was 0.794. Conclusion: The results of the current study indicated a significant relationship between the IFS and QFS measurements and IFI. These intervals showed a significant negative correlation with age. This study also identified important cut-off values for IFS and QFS intervals that indicate IFI, with relatively high sensitivity and specificity.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-21T10:21:51.241459203Z | |
| dc.date.available | 2026-10-21T10:21:51.241459203Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/28092 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü | tr |
| dspace.entity.type | OrgUnit | |
| organization.identifier.code | tip-cerrahi-tip-bilimleri | |
| organization.unitType | department | |
| rdl.unit.alias | \bcerrahi tip bilimleri bolumu\b |






