Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Alt birimler
Araştırmacılar(26)
- Ağca, Elif
- Akartepe, Alpaslan
- Aydemir, Fatih
- Balaban, Bedriye Tuğçe
- Baygin, Cem
- Bölükbaşı, Özge
- Bulut, Meltem
- Çakır, Handenur
- Çolak, Enes
- Eltas, Ceren
- Ercan, Ensar
- Erdemir, Reyhan Zeynep
- Gürbüz, Elif Rumeysa
- Kocabas, Ahmet Kaan
- Köküsarı, Elif
- Nar, Ahmet
- Nar, Şerife Aksan
- Okumuş, Nagehan
- Özer, Hatice Duygu
- Seyis, Zehra
- SeziSli, Vildan
- Sönmez, Melih
- Temir, Münevver
- Uyumaz, Murat
- Varlı, Elif Banu
- Yaşar, Büşra
Birim yayınları
59 →- ArticleAçık Erişim2026Mirasa Konu Tarım Arazilerinin Devrinde Benimsenen Ehil Mirasçı Modeli
Bölükbaşı, Özge
Tarım arazilerinin miras sebebiyle bölünerek küçülmesini engellemek maksadıyla kabul edilen ehil mirasçı modeli, klasik miras hukuku kurallarından ayrılan özel bir düzenleme olarak karşımıza çıkmaktadır. Ehil mirasçılık ülkemizde ilk kez Türk Medeni Kanunu’nun 659 ila 668. maddeleri arasında ve 2005 yılında yürürlüğe giren 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda benimsenmiştir. Ancak 5403 sayılı Kanun’daki ya da Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemeler, murisin ölümünden sonra tarım arazilerinin miras sebebiyle verimsiz küçük parçalara bölünmesini engelleyememiştir. Nihayet 2014 yılında 6537 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kabul edilerek, Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve mirasa konu tarım arazilerinin devri 5403 sayılı Kanun kapsamında yeniden düzenlenmiştir. Böylece ehil mirasçı modeli Türk Miras Hukukunda önemli bir kurum halini almıştır. Çalışmamızda ehil mirasçı kavramı ve kapsamı, özellikle Türk Miras Hukukuna etkileri bakımından detaylı bir şekilde incelenecektir. Yargıtay kararları çerçevesinde, muris muvazaası başta olmak üzere, 6537 sayılı Kanun'la kabul edilen ehil mirasçı düzenlemelerinin uygulamada neden olduğu sorunlar üzerinde durulacaktır. Öte yandan bu modelin Anayasa ve AİHS’nde yer alan mülkiyet ve miras haklarına uyumu değerlendirilecektir. Bu yönleriyle çalışmanın literatüre katkı sunması amaçlanmaktadır
- ArticleAçık Erişim2026Enforcement Approaches to Personalised Pricing: The Role of Article 9 of Regulation 1/2003
Kocabas, Ahmet Kaan
Personalised pricing has shifted from theory to scaled practice in digital markets, blurring the traditional divide between third-degree and first-degree discrimination through profiling, experimentation, interface design, and artificial intelligence. While it can expand output and fund innovation in digital markets, its opacity and targeting can enable exploitative mark-ups and selective responses to rivalry that standard effects-based tests struggle to detect. This study argues that Article 9 of Regulation 1/2003, the commitments procedure, offers a proportionate, forward-looking response to many personalised pricing risks, while classic Article 102 TFEU tools should address proven predatory or excessive pricing. This study maps the mechanisms by which personalisation can undermine rivalry and consumer choice, situates the analysis within recent guidance and the Alrosa framework. Also, it explains the complementary role of market studies and sector inquiries in surfacing patterns and establishing baselines in fast-iterating, design-mediated environments. It integrates insights from behavioural economics and human-computer interaction to show how interface frictions, dark patterns, and price framing can amplify discriminatory outcomes even when underlying algorithms are ostensibly accuracy-optimised. Recognising Article 9 ' s limits, this study proposes a calibrated sequencing: swift structural and behavioural guardrails via commitments, with fallback to infringement proceedings where harm is shown or non-compliance occurs. It thus offers both a doctrinal and institutional blueprint for regulating personalised pricing that preserves efficiency-enhancing personalisation while strengthening accountability and contestability in European Union digital markets.
- ArticleAçık Erişim2025Hakem Heyetlerinin AİHS m. 6 Bağlamında “Kanunla Kurulmuş Mahkeme” Niteliğinin Kabul Edilebilirliği
Ağca, Elif
Kanunla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanmak temel bir insan hakkıdır. AİHS ve MSHS’de ayrı ayrı düzenlenen bu hak, kişilere öncelikle mahkeme niteliğini haiz bir makam önünde yargılanmayı sağlar, sonrasında bu mahkemenin tarafsız, bağımsız ve kanunla kurulmuş nitelikte olmasını emreder. AİHM kararları dikkate alındığında bir makamın “mahkeme” olarak kabul edilebilmesi için AİHS’te sıralanan niteliklerin yanı sıra bir uyuşmazlığı kesin olarak karara bağlama yetkisi ve verilen kararın icrasının başka bir makamın iznine tabi olmaması gibi ilave şartları da taşıması gerekmektedir. Bu doğrultuda, AİHM, tarafsız, bağımsız, uyuşmazlığı kesin olarak karara bağlama yetkisi bulunan ve verdiği kararın icrası başka bir makamın iznine tabi olmayan hakem heyetlerini de şartları dâhilinde mahkeme niteliğinde kabul etmektedir. Bu noktada ihtiyari ve mecburi tahkim ayrımı yapılarak yargı yetkisinin kanundan doğup doğmadığına göre ihtiyari ve mecburi hakem heyetlerinin “kanunla kurulmuş mahkeme” niteliği üzerine görüşler ileri sürülerek tartışmalara girilmektedir. Yine tartışılan bir başka nokta, doktrinde her ne kadar hakem heyetine başvurmanın sadece yargılamayı yapacak makamdan feragat anlamına gelmediği ve bu feragatin adil yargılanma hakkı gibi yargılamadaki bazı temel haklardan da feragat anlamına geldiğidir. Özellikle devlet yargısından feragatin bu denli geniş yorumlanması ve temel insan hakları arasında sayılan haklardan da feragat edildiği sonucunun çıkarılması hatalı bir yaklaşım ortaya koymaktadır.
- ArticleAçık Erişim2025Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Çerçevesinde İspat Hakkına Getirilen Sınırlamanın Anayasa’ya Uygunluğu Sorunu
Sezisli, Vildan
Ülkeler, doğrudan yabancı yatırımlara yönelik stratejilerini egemenlik hakları çerçevesinde belirlemektedir. Türkiye’de doğrudan yabancı yatırımlara ilişkin temel yasal çerçeve, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile çizilmiştir. Anılan Kanun’da, yabancı yatırımcıların yatırımlarıyla ilgili olarak Müsteşarlığa bildirdiği istatistiki bilgilerin, yalnızca istatistik amaçlı kullanılabileceği ve ispat aracı olarak kullanılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak, idarenin hakkını arayabilmesi açısından tüm bilgi ve belgelerin ispat aracı olarak kullanılabilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede, ilgili hükmün hukuki açıdan tartışmaya açık bir yapıda olduğu görülmektedir. Çalışmada öncelikle yabancı yatırımcı ve doğrudan yabancı yatırım kavramları açıklanacaktır. Ardından Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nda yabancı yatırımcıların yatırımları ile ilgili bildirdikleri istatistiki bilgilerin ticari sır olarak kabul edilip edilemeyeceği analiz edilecektir. Bu bağlamda ticari sır ve hukukumuzda ticari sırlara sağlanan koruma mekanizmaları üzerinde durulacaktır. Son olarak ispat hakkı ve bu hakkın anayasal güvenceleri incelenerek, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nda, yabancı yatırımcıların yatırımları ile ilgili bildirdikleri istatistiki bilgilerin ispat aracı olarak kullanılmasına sınırlama getiren ilgili hükmün Anayasa’ya uygunluğu değerlendirilecektir.
- ArticleAçık Erişim2025Çalışma Ceza Hukuku Bağlamında Çocuk ve Genç İşçileri Çalıştırması Yasak Kişilerin Belirlenmesi
Özer, Hatice Duygu; Öztürk, Nurten
Çocuk ve genç işçilerin çalışma hayatında maruz kaldığı zorluklar nedeniyle iş mevzuatımızda koruyucu nitelikte hükümlere yer verilmiştir. Bu hükümler genellikle çocuk ve genç işçinin çalışmasının yasaklanması/sınırlanması ve iş ilişkisinin kontrollü bir biçimde yürütülmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda ele aldığımız koruyucu düzenleme ise, çocuk ve genç işçileri, onlara hiyerarşik olarak üstün konumda olan işveren ve işveren vekiline karşı korumayı amaçlanmaktadır. Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile düzenlenen, işveren veya işveren vekilinin çocuklara karşı işlediği suçlar ya da yüz kızartıcı suçlardan dolayı, birlikte çalıştığı çocuk ve gençlere zarar verme olasılığı bulunmasından dolayı getirilmiş çalıştırma yasağı çalışmamızın temel içeriğini oluşturmaktadır. Konuyu ele alırken iş hukuku boyutuyla çalışma ilişkisine etkisi ve ceza hukuku boyutuyla yasağa konu olan suçların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Benzer bir düzenlemenin bulunduğu Alman hukuku ile mukayeseli olarak incelenen hükmün uygulanabilirliği üzerinde eleştirilere ve önerilere de yer verilmeye çalışılmıştır.
- ArticleAçık Erişim2025İsviçre Federal Mahkemesinin El Yazılı Vasiyetnamede İmza Şartına İlişkin 19.07.2023 Tarihli 5A_133/2023 Sayılı Kararının Değerlendirilmesi
Sayin, Ceren; Gürbüz, Elif Rumeysa
Bu çalışmada, İsviçre Federal Mahkemesi’nin 19.07.2023 tarihli 5A_133/2023 sayılı kararı incelenmektedir. Kararda, mirasbırakanın el yazılı vasiyetnamesinin başında sadece kendini tanıtmasının imza şartını karşılayıp karşılamadığı ve miras dairesine tevdi edilen zarf üzerindeki mirasbırakanın el yazısıyla yazdığı ad ve soyadının bu şartı yerine getirip getirmediği tartışılmıştır. Federal Mahkeme, kararda detaylı bir şekilde imzanın işlevi, konumu ve şekli ile ilgili eski içtihatlara atıf yaparak değerlendirmeler yapmıştır. Neticede, el yazılı vasiyetnamede mirasbırakanın yalnızca hitap niteliğinde ismini anmasının imza şartını karşılamadığına karar verilmiştir. Ayrıca kararda, zarfa büyük harflerle yazılan ad ve soyadın, vasiyetname ile zarf arasında yeterli bağlantıyı kurmadığı gerekçesi ile imzanın sahip olması gereken işlevleri taşımadığı hükme bağlanmıştır. Konuya ilişkin içtihatlar incelendiğinde, kural olarak İsviçre Federal Mahkemesi’nin ölüme bağlı tasarruflarda şekilsel katılığa riayet ettiği, şekil söz konusu olduğunda favor testamenti ilkesinin sınırlı uygulama alanı bulduğu ancak doktrinde son zamanlarda bu durumun eleştirildiği görülmektedir. Federal Mahkeme ise sıkı şekil şartlarının hafifletilmesini yargı kararlarıyla sağlamaktan ziyade bu konuyu yasama organına bırakmayı tercih etmektedir. Çalışmada, nihai olarak Federal Mahkeme ile aynı sonuca ulaşılmıştır. Bununla birlikte, ölüme bağlı tasarruflarda şekilsel katılığın hukuk güvenliğini temin etmedeki önemi dikkate alındığında, imzanın şekli ve konumu ile dış unsurların yorumlanmasında daha titiz bir inceleme yapılması gerektiği kanaatindeyiz.
- ArticleYalnız künye2025Avusturya Hukukunda Esnek Sermaye Şirketi Modeli: Şirketin Tanıtımı ve Hukuki Çerçevesi
Seyis, Zehra
Avusturya’da birçok yasada değişiklik yapılmasını hedefleyen 2023 tarihli Şirketler Hukuku Değişikliği Yasa Tasarısı Federal Konsey tarafından kabul edilmiş ve 30.12.2023 tarihinde Federal Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu yasa ile Avusturya Limited Şirketler Kanunu’nda birtakım değişiklikler yapılmıştır. Ancak asıl önemi yeni bir şirket türü olan esnek sermaye şirketini düzenlemiş olmasıdır. Esnek Sermaye Şirketi Kanunu 01.01.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun ile esnek sermaye şirketi şeklinde yeni bir şirket modeli uygulamaya konulmuştur. Temel amaç, startup’lara, yatırımcılara, yenilikçi işletmelere ve çalışanlara esnek pay dağılımı imkânını tanımak, bir ortağın sermayeye katılım payı olarak oldukça düşük bir miktarı taahhüt edebilmesini sağlamak ve özellikle pay devrinde daha basit bir süreci hayata geçirmektir. Böylece yabancı yatırımcıların Avusturya’da yerleşik hale gelmesi ve Avusturya’nın iş merkezi konumunun güçlendirilmesi istenmiştir. Aynı zamanda bu şirket ile kişilere uluslararası düzeyde rekabet gücü yüksek bir alternatif sunulması hedeflenmektedir. Esnek Sermaye Şirketi Kanunu’nda üç temel düzenleme göze çarpmaktadır. Bunlar, pay devrinde şekil şartının esnetilmesi, daha esnek sermaye tedbirlerinin getirilmesi ve şirket değerine dayalı paylar adı altında kendine özgü bir katılım biçiminin öngörülmesidir.
- ArticleYalnız künye2025An assessment on keeping and correcting personal status records of foreigners in turkey
Sezisli, Vildan
Increasing population movements between countries in conjunction with the development of international relations necessitates the keeping of records regarding foreigners‟ personal status. In this context, countries keep records of the personal status of their citizens as well as foreign nationals residing within their borders. The Turkish Civil Code, the Population Services Law and the Regulation on the Keeping of Population Records of Foreigners all contain provisions for maintaining records regarding foreigners‟ personal status. According to the relevant provisions of the Population Services Law, the Regulation on the Keeping of Population Records of Foreigners, the Law on Foreigners and International Protection, the Regulation on the Implementation of the Law on Foreigners and International Protection, as well as the Temporary Protection Regulation are in place. As the use of personal status records in areas such as security, labor, education, and health present a sensitive situation in terms of public order, security, and health, maintaining accurate personal status records is vital. Foreigners frequently request that their personal status records be kept and that these records be corrected. In practice, however, it is apparent that the provisions of the relevant regulations in our legislation may present difficulties. This study aims to evaluate the provisions in our legislation that may pose a problem in the relevant regulations and to suggest solutions.
- ArticleYalnız künye2025Konkordatoda geçici mühlet kararının borçlunun mühletten önce keşide ettiği çekler bakımından sonuçları
Narbay, Safak; Seyis, Zehra
“7101 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun [=7101 sayılı Kanun]” ile birlikte “iflasın ertelenmesi” kaldırılmış ve yerini “konkordato” kurumu almıştır. İcra ve İflas Kanunu m. 285’e göre “borçlarını, vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu”, konkordato talep edebilir. Keza “iflâs talebinde bulunabilecek her alacaklı” da borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir. Konkordato talebi üzerine mahkeme, İcra ve İflas Kanunu m. 286’da belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ederse derhâl geçici mühlet kararı verir. Mühlet kararı verilmesinin en önemli sonucu, konkordatoya tabi alacaklar bakımından takip yasağının başlamasıdır. Bu bağlamda mühlet kararının, ileri tarihli çekler üzerinde nasıl bir etki doğuracağı önemli bir sorundur. Özellikle son yıllarda konkordato başvurularında yaşanan artış ile birlikte, konkordatoya tabi olan ileri tarihli çeklerle ilgili bankaların ne şekilde hareket edeceği hususunda çeşitli sorunların yaşandığı görülmektedir. Bu çeklerle ilgili karşılıksız çek suçunun oluşup oluşmayacağı da cevaplandırılması gereken bir diğer meseledir.
- ArticleAçık Erişim2025Türk Yabancılar Hukukunda İdari Gözetime Alternatif Yükümlülükler
Ağca, Elif
Son yıllarda bulunduğu bölgede artan savaşlar ve rejim baskıları nedeniyle Türkiye, yoğun düzensiz göçle karşı karşıya kalmış ve bu durumla mücadele ama- cıyla 2014’te Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu (YUKK) yürürlüğe koymuştur. Bu Kanunla birlikte, idari gözetim hukuki bir zemine oturtulmuş; gö- zetim süresi, gerekçeleri ve itiraz yolları detaylı şekilde düzenlenmiştir. İdari gö- zetim, Türk hukukunda YUKK’tan önceki dönemde Yabancıların İkamet ve Se- yahatleri Hakkında Kanun’da (YİSHK) var olmasına rağmen bu Kanundaki dü- zenlemeler YUKK’taki gibi yeterince açık ve detaylı değildi. YİSHK döneminde idari gözetim, gerekçe, süre ve itiraz yolları gibi unsurlar bakımından yüzeysel düzenlenmiştir. Bu eksiklik, AİHM’in Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye kararında AİHS m. 5’in ihlali olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle 2014’te yürürlüğe gi- ren YUKK ile idari gözetim, ayrıntılı biçimde düzenlenmiş ancak uygulamada özgürlük hakkı açısından sorunlar devam etmiştir. Bu sorunları gidermek ve daha orantılı tedbirler sağlamak amacıyla idari gözetime alternatif yükümlülükler ku- rumu oluşturulmuştur. Sınır dışı edilecek yabancılar hakkında öncelikle idari gö- zetime alternatif tedbirlerin uygulanmasına karar verilmesi gerekmektedir. Böy- lelikle idari gözetim son çare olmaktadır. Bu durum, temel hakların korunması ile kamu düzeninin sağlanması arasında ölçülülük ilkesine dayalı bir denge kurulma- sının zorunlu bir sonucudur. Dengeyi tesis etmeye odaklı ölçülülük ilkesinin un- surları olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık, müdahalenin amaca uygun, zo- runlu ve makul ölçüde olmasını sağlar. İşbu çerçevede, yabancının sınır dışı edilme gerekçesi, içinde bulunduğu sübjektif koşullar, kamu düzeni ve milli gü- venlik bakımından oluşturduğu risk gibi faktörler dikkate alınarak yabancı hak- kında ölçülülük ilkesinin gereklerine uygun bir alternatif yükümlülüğe karar ve- rilecektir. Çalışmamızda incelenen bu yükümlülükler, belli adreste ikamet etme, bildirimde bulunma, aile temelli geri dönüş, geri dönüş danışmanlığı, kamu yara- rına hizmetlerde gönüllülük esasıyla görev alma, teminat ve elektronik izlemedir.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-21T10:22:10.603746369Z | |
| dc.date.available | 2026-10-21T10:22:10.603746369Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/ebyu/28259 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Özel Hukuk Bölümü | tr |
| dspace.entity.type | OrgUnit | |
| organization.identifier.code | hukuk-ozel-hukuk | |
| organization.unitType | department | |
| rdl.unit.alias | \bozel hukuk bolumu\b |




