Yazarlar
- Koçak, Daimi(9)
- Cengiz, Orhan(7)
- Sanli, Aysem Sezer(7)
- Kurnaz, Ersin(6)
- Manga, Muge(6)
- Tarsuslu, Sinan(6)
- Kılıçkaya, Fatma Yılmaz(5)
- Yücel, İlhami(5)
- Özer, Hatice Duygu(5)
- Baş, Murat(4)
- Ekmekçi, Zeynep(4)
- Garipoğlu, Funda Kemahlı(4)
- Çelik, Mehtab(4)
- Özdemir, Celal Oral(4)
- Özyiğit, Hüseyin(4)
- Agaoglu, Ferhat Onur(3)
- Aksakal, Ibrahim(3)
- Bakioğlu, Akın(3)
- Bas, Murat(3)
- Bölükbaşı, Özge(3)
- Destek, Mehmet Akif(3)
- Efe, Haydar(3)
- Fırat, Erhan(3)
- Gulmez, Recep(3)
- Güner, Mehmet(3)
- Gürbüz, Elif Rumeysa(3)
- Iba, Hasan(3)
- Karabulut, Turgut(3)
- Karakoç, Duygu Yıldız(3)
- Laloğlu, Arzu(3)
- Tekdere, Mustafa(3)
- Yasar, Ercan(3)
- Yildiz, Sevler(3)
- Akkus, Berkant(2)
- Aksakal, Zeynep Nermin(2)
- Akın, Fatih(2)
- Alanur, Nesrin Dabanlıoğlu(2)
- Arpacı, Murat(2)
- Ağca, Elif(2)
- Bozkurt, Ibrahim(2)
Yayınlar
- ArticleAçık Erişim2024The principle of nemo tenetur in the tax audit
Laloğlu, Arzu
The principle of nemo tenetur means that a person cannot be compelled to testify and present evidence against himself/herself. It is necessary to know the starting point that allows the taxpayer to use the principle of nemo tenetur and to determine the time when the taxpayer is under the influence of an accusation of a criminal offence. Today, various control and audit powers have been granted to the administration in areas required by the public interest. In terms of administrative investigations or audits carried out by the administration prior to criminal proceedings such as tax audits, the principle of nemo tenetur also comes to the fore prior to criminal proceedings. Since taxes are accepted for the continuity of public services, submission obligations are stipulated in order to ensure compliance to the tax law and the fulfill collection of taxes. It is necessary to determine whether it is lawful to refrain from the obligations of submission stipulated in terms of tax audit by applying the principle. In this context, in our study, after providing general information on the principle of nemo tenetur, various country practices, judicial decisions and doctrinal opinions on whether the principle can be applied in tax audits will be examined and our own opinion will be given.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Üst hakkının süresinden önce arazi malikine devri
Gürbüz, Elif Rumeysa
Üst hakkının süresinden önce arazi malikine devri, Türk Medeni Kanunu’nun 831. ve 833. maddeleri arasında düzenlenen, üst hakkı sahibinin bu haktan doğan yetkilerinin sınırlarını ağır şekilde aşması veya sözleşmeden doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde ihlal etmesi durumunda arazi maliki tarafından başvurulabilecek hukuki bir yoldur. Kanun koyucu 1990 yılında getirmiş olduğu hükümlerle süresinden önce devri düzenleme altına almış olmasına rağmen bu müessese uygulamada doğru şekilde anlaşılamamıştır. Her şeyden önce süresinden önce devir, üst hakkının sona erme hallerinden birisi değildir. Zira devir durumunda üst hakkı sona ermemekte, malik lehine irtifaka dönüşmektedir. Ayrıca arazi malikinin, üst hakkının kendisine devrini isteyebilmesi için hak sahibine uygun bir bedel ödemesi gerekmektedir. Kusur, bedelin belirlenmesinde indirim sebebi olarak dikkate alınmalıdır. Taraflar sözleşmeye, bedelsiz bir şekilde üst hakkının devredileceğine ilişkin bir kayıt koyarlarsa, süresinden önce devre ilişkin hükümlerin emrediciliğinin bir sonucu olarak sözleşmenin bu hükmü geçersizdir. Bedel taraflarca sözleşmede kararlaştırılmış ise uygun bedel olma şartını sağladığı takdirde geçerli kabul edilmelidir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Endülüs’te dîvânü’r-resâil (dîvânü’l-inşâ)
Abak, Bahattin; Özdemir, Yılmaz
Devletin haberleşme işleyişini ve gizli işlerini ele alan resmî yazışmalar, dîvânü’r-resâil ya da dîvânü’l-inşâ adı altında İslam tarihi boyunca önemli bir devlet kurumu olarak faaliyet göstermiştir. Devletin haberleşme ihtiyacı, bu kurumun doğal olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Devletle ilgili güvenlik ve gizlilik gerektiren konular da doğrudan bu kurumu ilgilendirmiştir. Hz. Peygamber tarafından temelleri atılan bu kurum, her devlet için vazgeçilmez bir yapı haline gelmiştir. Bu araştırma, İber Yarımadası'nda yaklaşık sekiz asır hüküm süren Müslüman Endülüs devletlerinde dîvânü’l-inşâ’nın kurumsallaşma sürecini ve göreve getirilen kâtipleri incelemektedir. Bu dîvânda yazılan resmî mektuplar, hem İslam tarihinin temel kaynaklarından biri olarak kabul edilmekte hem de Arap dili ve edebiyatı açısından Endülüs döneminin dil özelliklerini yansıtan edebî eserler olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu mektuplar, hem İslam tarihi hem de Arap dili edebiyatı için önemli birer kaynaktır. Endülüs’ün fethi ile başlayıp Gırnata'nın (Granada) düşüşüyle sona eren Endülüs İslam devletleri, haberleşme mekanizmasını güvenilir ve sağlıklı bir şekilde yürütmek için dîvânü’l-inşâ kurumuna ihtiyaç duymuştur. Emevîler, Doğu'daki tecrübelerini Endülüs Emevîleri olarak İber Yarımadası'na taşımış ve zamanla bu kurum devletin en önemli yapılarından biri haline gelmiştir. Bu kurumun işleyişinde kâtipler önemli bir rol üstlenmiş ve devletin en yetkin memurları olarak görev yapmışlardır. Halifenin sırdaşı olan kâtipler, ilim ve kültür açısından donanımlı, güvenilir kişiler arasından seçilmiş ve bazılarına kâtiplik görevinin yanı sıra vezirlik de verilmiştir. Devlet yöneticileri, özellikle şiir ve edebiyat alanında öne çıkan kişileri kâtip olarak tercih etmişlerdir. Endülüs, fetih ve Doğu Emevîlerine bağlı valiler döneminde müstakil bir devlet olmadığı için bu dönemde kurumsal bir kimlik kazanmamıştır. Bu dönemde komutanlar ve valiler, kendi imkânlarıyla ya da kendilerine tahsis edilen kâtiplerle iletişimi sağlamışlardır. Fetih ve valiler döneminde yazılan yazışmalar yalnızca haberleşme amacıyla yapılmış olup edebî bir amaç güdülmemiştir. Endülüs Emevîlerinin bağımsız bir devlet kurmasıyla yazışmalar kurumsallaşmış ve bu yapı sonraki devletler tarafından da sürdürülmüştür. Endülüs Emevî liderleri, kitabet görevini yürütmek amacıyla bazen bir, bazen de birden fazla kâtip atamışlardır. Endülüs Emevîlerinden sonra parçalanan Endülüs'te birçok küçük devlet ortaya çıkmış ve her biri kendi yönetim düzenine sahip olmuştur. Bu devletler de iletişimi sağlayacak önemli kâtipleri istihdam etmişlerdir. Liderler, kendi devletlerini yüceltmek ve diğerlerine üstünlük sağlamak amacıyla önemli kâtipleri yanlarına çekmeye çalışmış ve onlara iltifat ve ikramda bulunmuşlardır. Bazı kâtiplerin farklı devletlerde görev aldıkları da görülmektedir. Murabıtlar, Muvahhidler ve Nasrîler döneminde de kitabet, devletin önemli bir kurumu olarak görev yapmış ve meşhur şairler bu görevi üstlenmiştir. Endülüslü kâtipler, Doğu'daki Abdülhamîd el-Kâtib gibi önemli kâtiplerden etkilenerek mektuplarda üsluba dikkat etmiş ve etkili mektuplar yazmak için Kur’an-ı Kerim, hadis, atasözü ve deyimlerden faydalanmışlardır. Bu nedenle devletin iletişimini sağlayan mektuplar, yalnızca birer iletişim aracı olarak kalmamış, aynı zamanda edebî birer belge niteliği kazanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, Endülüs'te dîvânü’l-inşâ kurumunun bir oluşum ve gelişim süreci geçirdiği, yazışmaların üslubunun zamanla yalnızca bir iletişim aracı olmaktan çıkıp edebî birer eser haline geldiği ve bu kurumda görev yapan kâtiplerin dil ve kültür açısından öne çıktıkları anlaşılmaktadır. Mektupların dili başlangıçta sade iken, devlet güçlendikçe bu sadelikten uzaklaşmış ve mektuplarda giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine dikkat edilmiştir. Girişlerde besmele ile başlama, hamdelenin uzatılması, dua cümlelerine yer verilmesi ve selamla bitirme gibi özellikler, mektupların temel yapısal özellikleri arasındadır. Ayrıca mektupların içine şiir serpiştirme de sıkça görülmektedir. Mektupların uzunluğu, konunun içeriğine göre değişiklik göstermektedir. Kâtiplerin yazdığı mektuplarda üsluba özellikle özen gösterildiği söylenebilir. Araştırmada, dîvânü’r-resâil (dîvânü’l-inşâ)’in Endülüs topraklarındaki teşekkülü tarihsel açıdan ortaya konmaya çalışılmıştır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Ceza Hukuku Perspektifinden "Tramvay Problemi"
Iba, Hasan
Çoğunluğun yaşama hakkı ile azınlığın yaşama hakkı arasındaki çatışmayı konu edinen tramvay problemi, deontolojik etiğin en ünlü düşünce deneylerinden birisi olup yaklaşık yarım yüzyıldır psikoloji, sinirbilim, etik ve hukuk gibi birçok farklı alanda üzerine çalışmalar yapılan önemli bir konudur. Tramvay problemi, biri deskriptif (tanımlanabilir), diğeri normatif (değerlendirilebilir) nitelikte olan iki alt problemden oluşmaktadır. Deskriptif problem, çoğunluğun yaşama hakkı ile azınlığın yaşama hakkının çatıştığı aynı nitelikteki olaylarda neden farklı değer yargılarına sahip olduğumuza ilişkin iken normatif problem, çoğunluğun yaşaması için azınlığın yaşamını kaybetmesine neden olunmasına izin verilip verilemeyeceği, verilebilecekse bunun hangi koşullarda mümkün olduğu ile ilgilidir. Yaşama hakkı, ceza hukukunun korumayı amaçladığı hukuki değerlerin başında gelmektedir; bu yüzden tramvay problemine konu ikilemlerde süjenin “nasıl davranırsam davranışım hukuka aykırı olmaz” sorusuna ceza hukukunun bir yanıt vermesi gerekir. Çoğunluğun yaşamını kaybetmesine mi izin verilecektir yoksa çoğunluğu kurtarmak için masum azınlığın yaşamını kaybetmesine neden olunmasına mı? Bu çalışmada tramvay problemi ve bu problemin ceza hukuku bakımından çözümü ele alınacaktır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Sağlık Çalışanlarının Zorunlu Vatandaşlık Davranışının Hizmet Süreçlerini Sabote Etme Davranışı Üzerine Etkisi: Sosyal Kaytarma ve Yüzeysel Rol Yapmanın Paralel Aracılık Rolü
Baş, Murat; Ersari, Goknur; Tarsuslu, Sinan; Ekinci, Lokman Onur
Bu çalışma sağlık çalışanlarının, zorunlu vatandaşlık davranışları ile hizmet süreçlerini sabote etme eğilimleri arasındaki ilişkide sosyal kaytarma ve yüzeysel rol yapma davranışlarının paralel aracılık rolünü ortaya koymak amacıyla tasarlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye’nin Doğu Anadolu bölgesinde yer alan orta ölçekli bir eğitim ve araştırma hastanesi çalışanları örneklem olarak ele alınmıştır. Kolayda örnekleme yöntemiyle 400 sağlık çalışanından veri toplanmıştır. Araştırma verileri için alan yazınında geçerliliği ve güvenirliliği test edilmiş ölçekler kullanılmıştır. Nicel veri toplama yönteminin kullanıldığı bu araştırma aynı zamanda tanımlayıcı, ilişki aracı ve kesitsel olarak tasarlanmıştır. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde sağlık çalışanlarının zorunlu vatandaşlık davranışları ile hizmet süreçlerini sabote etme davranışları, sosyal kaytarma eğilimleri ve yüzeysel rol yapma durumları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler; sosyal kaytarma eğilimleri ile yüzeysel rol yapma eğilimleri ve hizmet süreçlerini sabote etme davranışları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler ve yüzeysel rol yapma eğilimleri ile hizmet süreçlerini sabote etme eylemleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca sağlık çalışanlarının zorunlu vatandaşlık davranışları ile hizmet süreçlerini sabote etme eğilimleri arasındaki ilişkide sosyal kaytarmanın ve yüzeysel rol yapma davranışlarının ayrı ayrı aracılık rolünün olduğu bulgulanmıştır. Son olarak sağlık çalışanlarının zorunlu vatandaşlık davranışları ile hizmet süreçlerini sabote etme eğilimleri arasındaki ilişkide sosyal kaytarmanın ve yüzeysel rol yapma davranışlarının paralel aracılık rolünün olduğu da tespit edilmiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Uluslararası Yargı Kararları Işığında Estoppel İlkesi
Alanur, Nesrin Dabanlıoğlu
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. maddesinde Divan’ın önüne gelen uyuşmazlıkların çözümünde başvurabileceği kaynaklardan biri olarak üçüncü sırada “medeni milletlerce kabul edilmiş genel hukuk ilkeleri”ne yer verilmiştir. Estoppel ilkesi de bir tarafın kendi çelişkili davranışından yararlanmasını önlemeyi amaçlayarak, uluslararası ilişkilerde tutarlılığı, istikrarı, güveni korumayı sağlamaya hizmet eden bir genel hukuk ilkesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İyi niyet, hakkaniyet, ahde vefa (söze bağlılık) gibi diğer bazı ilkelerle yakından bağı olan ilke Anglo-Sakson hukuk sistemi kapsamında geliştirilmiş ve daha sonra uluslararası hukukta uygulanabilir hale gelmiş ve dünya çapında da çeşitli hukuk sistemlerinde benimsenmiştir. İlke, bir devletin ortaya koyduğu bir beyana veya takındığı tutuma diğer devletin güvenerek bir pozisyon almasına ve bu durumdan diğer devletin kendisi lehine bir avantaj ya da fayda sağlamasına sebep olduktan sonra bu beyan veya tutuma aykırı davranmasının engellenmesini ifade eder. Bu makale, uluslararası hukuk bağlamında estoppel ilkesinin ulusal hukuktan farklı şekilde uygulandığını vurgulayarak Uluslararası Adalet Divanı (UAD) ve Uluslararası Sürekli Adalet Divanı’nın (USAD) çeşitli içtihatları ışığında uluslararası estoppelin oluşabilmesi için gerekli olan unsurları ele almakta ve bu mahkemelerin estoppel ilkesini uygularken ne derece tutarlı davrandığını ortaya koymaya çalışmakta ve bu ilkenin uygulamadaki sorunlu alanlarını tespit ederek çözüm önerisi sunmaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Vergi Kaçakçılığı Suçlarından Defter ve Belgeleri Gizleme Suçu Bağlamında Nemo Tenetur İlkesinin Yaptırımın Türü Açısından İncelenmesi
Laloğlu, Arzu
Nemo tenetur ilkesinin idare hukukunda, vergi hukukunda ve hukuk davalarında uygulanmasına ilişkin görüşler olmakla birlikte ortaya çıkış nedenleri ceza hukukunda kişinin kendini suçlamaktan korunması olduğundan bu hak daha çok ceza hukukuna ilişkin bir yaptırım söz konusu olduğunda gündeme gelmektedir. Vergi kaçakçılığı suçlarından defter ve belgeleri gizleme suçunun yaptırımı ise, ceza hukukunun kapsamına giren hürriyeti bağlayıcı cezadır. Vergi kaçakçılığı suçlarından defter ve belgeleri gizleme suçuna ilişkin yaptırımın idari nitelikte bir yaptırım olması halinde nemo tenetur ilkesine başvurulmasının engellenip engellenemeyeceğinin ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu bakımdan defter ve belgeleri gizleme suçuna yönelik öngörülebilecek yaptırım türlerinin nemo tenetur ilkesinin kullanımını engelleyip engellemediği ve hangi yaptırım türünün belirlenmesinin daha doğru olduğunun tartışılması gerekmektedir. Bu bağlamda öncelikle nemo tenetur ilkesi açılanacak, daha sonra vergi kaçakçılığı suçlarında nemo tenetur ilkesinin neden diğer suçlardan faklı değerlendirmeye tabi tutulduğundan bahsedilecek ve nemo tenetur ilkesinin geçerliliğine ilişkin görüşler belirtilecek, son olarak adli ve idari yaptırım türleri incelenerek bunlardan birinin tercih edilmesi halinde nemo tenetur ilkesinin nasıl etkileneceği değerlendirilecektir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Does Corporate Governance Affect Thriving at Work? Employees' Roles in Knowledge Sharing and Prosocial Motivation
Tarsuslu, Sinan
This study examines the mediating role of knowledge sharing and the moderating role of prosocial motivation in the effect of nurses’ perceptions of corporate governance on thriving at work. For this purpose, corporate governance, thriving at work, knowledge sharing and prosocial motivation scales were used in the study. The population of the study consists of 319 nurses out of 668 working in the training and research hospital and state hospital located in Erzincan city centre and conducting their activities according to the affiliation regulation. In addition, the research was designed in descriptive-relational mediator type. In the study analysis, the AMOS 23 application was used to verify the scale factors and SPSS PROCESS MACRO model 14 was used in the analysis of variables to evaluate the mediating and moderating role of the study. According to the results of the research, there is a significant and positive relationship between corporate governance and thriving at work, knowledge sharing and prosocial motivation at work. In addition, it was determined that knowledge sharing has a mediating role in the effect of corporate governance perception on thriving at work and prosocial motivation has a moderating role in the indirect effect of corporate governance (through knowledge sharing) on thriving at work. Ultimately, this research is important in terms of contributing to a better understanding of the complex relationship between corporate governance and employee behaviour. Especially for organisations in developing countries such as Turkey, the findings and recommendations of the research may also help to develop more effective human resource management practices.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Bankacılık Sektöründe Hata, Hile ve Hile Denetimi Alanında Yapılan Uluslararası Çalışmaların Bibliyometrik Analizi
Kurnaz, Ersin; Yilmaz, Baki; Çelik, Mehtab
Bu çalışmada, bankacılık sektöründe hata, hile ve hile denetimi ile ilgili çalışmaların bibliyometrik göstergeler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, WoS veri tabanında yer alan çalışmalar, belirlenen anahtar kelimeler kullanılarak taratılmış ve doküman tipi “article”, “review article”, “early access” olan toplam 708 çalışmaya ulaşılmıştır. Bu çalışmaların bibliyometrik analizinde bilim haritalaması yöntemi kullanılmıştır. Sonuç olarak, ilk çalışmanın 1999 yılında yapıldığı belirlenmiştir. En fazla çalışması olan yazarın Cheng Wang, en fazla atıf alan yazarların ise John R. Graham; Si Li ve Jiaping Qiu olduğu tespit edilmiştir. Literatüre en fazla yayın kazandıran kurum Tongji University’dir. En fazla yayın yapılan ve atıf alan ülke ABD’dir. En fazla atıf alan makale “Corporate Misreporting and Bank Loan Contracting” adlı makaledir. Literatüre en fazla katkı sağlayan derginin IEEE Access olduğu belirlenmiştir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda blockchain, derin öğrenme ve yapay zekâ konuları öne çıkmıştır. Dolandırıcılığın hukuki boyutu, siber güvenlik farkındalığı ve kimlik avı saldırıları gibi konuların ise alanla ilgili az çalışılan konular arasında olduğu belirlenmiştir.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Investigating the Asymmetric Effects of Geopolitical Risks on Portfolio Investments in Turkish Economy
Ece, Oğuzhan; Çadırcı, Bülent Diclehan
This study aims to analyze the impact of geopolitical risks faced by the Turkish economy on international portfolio investments. Since it is thought that these risks may have asymmetric effects, the study utilizes the NARDL methodology. Based on this situation, the BDS linearity test was employed to assess the variables, revealing the presence of a non-linear structure in the time series. As a result of the NARDL analysis, it is observed that the long-run and short-run effects of geopolitical risks differ, and the asymmetric relationship, which is moderate in the short-run, turns into a symmetric structure in the long-run. In this framework, it is concluded that international portfolio investors increase their investments to take advantage of return opportunities in the short run in the face of increased geopolitical risk, but prefer safe economies in the long run. The Turkish economy, in order to reassure investors, is of great importance to increase transparency in the fields of economy, justice, and governance, to ensure and strengthen the independence of institutions, and especially to put economic policies on a rational basis.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Avrupa insan hakları sözleşmesi ile anayasa çatışması bağlamında sözleşme’nin suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin 7. maddesinin türk hukukunda uygulanabilirliği sorunu
Iba, Hasan
Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin 1982 Anayasası (AY) ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki (TCK) düzenlemeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m. 7 karşılaştırıldığında; biri, suç ve cezaları düzenleyen normların kaynağına ve diğeri, geçmişe yürüme yasağına ilişkin olmak üzere iki önemli farklılık göze çarpmaktadır. AY m. 38 ve TCK m. 2’ye göre suçların ve cezaların tek kaynağı, TBMM’nin bir yasama tasarrufu olan kanundur. AİHS m. 7’nin lafzına göre ise suç ve ceza içeren normların ulusal hukuk, uluslararası hukuk ve medeni toplumlarca kabul edilen hukukun genel ilkeleri olmak üzere üç kaynağı vardır; yani milli hukuka göre suç teşkil etmeyen davranış, uluslararası hukuka ya da medeni uluslarca kabul edilen hukukun genel ilkelerine göre suç teşkil ediyorsa bu fiil dolayısıyla cezalandırma mümkündür. AY m. 15 ve TCK m. 7’ye göre, aleyhe kanun geçmişe yürütülemez. AİHS m. 7/2’nin lafzına göre ise medeni toplumlarca kabul edilen hukukun genel ilkelerine aykırılık halinde aleyhe kanun geçmişe yürütülebilir. AY m. 90/5’e göre temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunlar arasındaki çatışmalarda antlaşma hükümleri uygulanır. Doğrudan, Anayasa ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalar arasındaki çatışmayı çözümlemeye özgülenmiş bir düzenleme ise Anayasa’da yer almamaktadır. Bu çalışmada, Anayasa ile AİHS arasındaki çatışma sorunu bağlamında AİHS m. 7’nin anlamı ve Türk hukukunda uygulanabilir olup olmadığı meseleleri ele alınacaktır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Aile arabuluculuğu eğitimi: ingiltere örneği
Fırat, Erhan
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olan arabuluculuğun aile uyuşmazlıklarının çözümünde tercih edilen aile arabuluculuğu mukayeseli hukukta başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Bu yöntemin başarılı bir şekilde uygulanmasının birçok sebebi olsa da aile arabulucusunun eğitimi bu anlamda büyük önem arz etmektedir. Bilindiği üzere, arabuluculuk yöntemi başlı başına bir eğitim gerekmektedir. Ancak arabuluculuğun bu türünde temel arabuluculuk eğitiminin gereksinimlerinden başka birtakım ek eğitimlere ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemiz açısından bugün itibariyle aile arabuluculuğuna ait müstakil olarak bir hukuki düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla aile arabuluculuğuna dair herhangi bir ek eğitim de yoktur. Ancak aile arabuluculuğu konusunda çok sayıda çalıştay yapıldığı, kongre ve seminerler düzenlendiği görülmektedir. İngiltere aile arabuluculuğunu profesyonel düzeyde uygulayan ve bu konuda öncü olmuş ülkelerden biridir. Aile arabuluculuğun bu ülkede gerek eğitim anlamında gerekse uygulama anlamında kurumsal bir kimliğe kavuştuğu öteden beri bilinmektedir. Biz de çalışmamızda aile arabuluculuğu eğitimi konusunu İngiltere üzerinden ele almanın yararlı olacağı kanaatiyle bu ülke özelinde konuyu inceledik. Ülkemiz açısından ise çalışmanın bu konu ile ilgili yapılacak hukuki düzenlemelere bir fikir verebilmesini temenni etmekteyiz.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024The Prediction of Peer Bullying in Adolescents by Individual and Environmental Variables
Haspolat, Namik Kemal; Özer, Abdulkadir
This study aimed to examine the effects of individual (age, gender, frustration of basic psychological needs) and environmental (adolescent-parental relationships, friendship relations, victimization) variables on peer bullying in adolescents. The study group consisted of 831 middle and high school students, 516 girls (62.1%), and 315 boys (37.9%). The research data were obtained using the Personal Information Form, Friendship Qualities Scale, Adolescent-Parental Relationships Scale, Peer Bullying Scale Adolescent Form, Basic Psychological Needs Satisfaction, and Frustration Scale. Hierarchical Regression Analysis was used to analyze the data. According to the results obtained from the study, gender, age, frustration of basic psychological needs, adolescent-parent relationships, and victimization variables were found to be significant predictors of adolescents' bullying levels. In the model, the friendship relationships variable is not a significant predictor. In the study, it was determined that victimization was the strongest predictor, and the model explained approximately 34% of the bullying level of adolescents. The results obtained from this study show that individual and family-participated interventions can be effective in preventing peer bullying in adolescents.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Amerika’da aile ve boşanma arabuluculuğuna yönelik uygulama model standartları
Fırat, Erhan
Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden arabuluculuk Amerikan hukuk sisteminde önemli bir yer tutmaktadır. Bu anlamda, bireyler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde aile arabuluculuğu da sıkça tercih edilen yöntemlerden biridir. Nitekim Amerika’da eyalet hukukları incelediğinde aile arabuluculuğu müesesesine ilişkin düzenlemelere sıklıkla rastlamak mümkündür. Söz konusu düzenlemelerde aile arabuluculuğunun kapsamlı bir şekilde ele alındığı görülmektedir. Diğer taraftan, eyalet hukukları dışında aile arabulucuğuna dair çok sayıda özel düzenleme de bulunmaktadır. Bu özel düzenlemelerden biri de çalışmamızın konusunu oluşturan Aile ve Boşanma Arabuluculuğuna Yönelik Uygulama Model Standartları1 adlı hukuki düzenlemedir. Bu düzenleme Amerikan Barolar Birliği Delegeler Meclisi tarafından son değişikleriyle birlikte 2001 yılında2 yayınlanmıştır. Bilindiği üzere aile arabuluculuğu ülkemiz açısından da uzunca bir süredir gündemdedir. Dolayısıyla çalışmamızda bu düzenlemenin tarihsel gelişim sürecine ve hükümlerine değinilerek Türk hukuku için böyle bir düzenlenin yararlı olup olmayacağı üzerinde durulacaktır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Örgütsel bir davranış olarak kurumsal sosyal savunuculuk: bibliyometrik bir analiz
Ekmekçi, Zeynep; İlhan, Gökhan
Halkla ilişkiler, örgütlerin değişen iş paradigmaları bağlamında kendine yeni roller üretmektedir. Bu bağlam son yıllarda özellikle halkla ilişkiler alanında çalışan akademisyenlerin ilgilendiği yeni bir kavram ortaya atılmıştır. Ortaya atılan bu yeni kavram kurumsal sosyal savunuculuktur. Kurumsal sosyal savunuculuk örgütlerin içerisinde yaşadığı topluma katkı sağlamasını içerir. Bunu yaparken hak savunuculuğu yapılmasını idealize eder. Bu çalışmanın amacı, Kurumsal Sosyal Savunuculuk konusunda, hem örgütler hem de akademisyenler nezdinde yeni ilgi görmeye başlayan, Scopus veri tabanındaki akademik yayınları bibliyometrik göstergeler ışığında incelemektir. Araştırma yöntemi olarak, nitel araştırma desenlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Çalışmanın verileri, Elsevier Scopus veri tabanından toplanmıştır. Araştırmada, verilerin analizi bibliyometrik analiz yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Ayrıca nitel verilerin analizinde MAXQDA paket programı kullanılarak kelime bulutu, kod matris tarayıcısı ve iki vaka modeli ile görselleştirilmiştir. Sonuç olarak Kurumsal Sosyal Savunuculuk ile ilgili yayınların 2015-2023 yılları arasında üretildiği, 2020 yılı itibariyle kavrama gösterilen ilginin ve araştırma sayısının arttığı, yayınların büyük bir kısmının makale türünde olduğu ve yapılan araştırmaların yayın dilinin tamamının İngilizce olduğu tespit edilmiştir. Yayınların birçoğu iki yazar tarafından üretilmiştir. Kurumsal Sosyal Savunuculuk ile ilgili çalışmalarda en etkin ülke Amerika Birleşik Devleti olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma sonuçları “Public Relations Review” ve “Journal of Public Relations Research” dergilerinin alana en çok katkı sunan yayınlar arasında yer aldığını göstermektedir. Alanyazın incelemesi, çalışmaların ağırlıklı olarak “sosyal bilimler” ile “işletme, yönetim ve muhasebede” disiplinlerinde yoğunlaştığını ortaya koymaktadır.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024The Principle of the Irrevocability of Phases
Yasar, Ercan
Regarding the phases/stages in criminal procedure, investigation and the main trial stages come to mind. Although it is not directly mentioned in the current Code of Criminal Procedure (with code no. 5271), there is an intermediate trial phase. This phase, which allows the return of the indictment with a limited period of time, is not important for our study because it is still considered as the investigation phase in terms of our current law. Because when the irrevocability of the stages is mentioned, what is meant exclusively is the irreversibility from the main trial phase to the investigation phase. Since the intermediate trial phase is also counted as the investigation phase, we can indirectly say that it is not possible to return to the intermediate trial phase from the main trial phase. Since the legislator does not qualify a separate phase, although there is no obstacle in terms of the principle of irrevocability from phases, it is not clear whether the prosecutor can withdraw the indictment independently of the court during the intermediate trial phase; to put it more accurately, it does not seem possible since it is not foreseen in the legislation. Indeed, with the start of the main trial phase, the phase in which the prosecutor effectively acts, comes to an end, and the task of executing and managing the process passes to the court. However, in some cases, the lack of judgement conditions or the emergence of obstacles to judgement may require returning to the investigation phase or making a decision to stop and correcting the relevant deficiencies by out-of-court authorities. For this reason, in some country practises, it is possible to return to the investigation phase during and/or after the main hearing period. Because we do not have a regulation that allows this issue, in our opinion, irreparable results emerge in the main trial phase. Likewise, the recent annulment decision of the Constitutional Court regarding the accelerated proceeding also necessitates a return to the investigation phase. We have discussed this study in order to propose changes in our legislation by trying to explain within the framework of comparative law that it should be possible to return to the investigation phase in order to eliminate the injustices (problems in the context of a fair trial) that may arise in these and similar cases.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleYalnız künye2024Digital Capitalism and Child Labor Exploitation on YouTube
Bakioğlu, Akın
This article examines the issue of child labor exploitation on YouTube through the phenomenon of “kidfluencers” - children who create video content and gain a large following on the platform. It discusses kidfluencing within the framework of digital capitalism and platform capitalism, where companies monetize users' data. While kidfluencing can allow children to be creative and gain income, it also risks exploiting their labor and compromising their privacy and well-being. The article analyzes several popular kidfluencer YouTube channels and finds that some children are producing content in a way that resembles intense work. It highlights how digital capitalism leads to the commodification and alienation of digital labor. While kidfluencers benefit platforms and brands through promotion, they may not receive fair compensation for their efforts. The involvement of parents also raises issues about children's autonomy and protection. Overall, the article argues that while kidfluencing seems like casual play, in some cases it amounts to a hidden form of child labor that fails to uphold children's rights. It calls for stronger regulations to ensure kidfluencers are not subject to exploitation of their immaterial labor.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Building Pious Generations in Turkey: The Islamization of Childhood in the Children's Magazine of the Directorate of Religious Affairs
Arpacı, Murat
The present study examines the recent ideological and cultural apparatuses aimed at the Islamization of children in Turkey through the example of the Children's Magazine, published periodically by the Directorate of Religious Affairs (DRA). Since 2002, under the Islamist government in Turkey, the Directorate of Religious Affairs has progressively evolved into an ideological apparatus that operates in alignment with the government's social objectives. The DRA, supported by significant state funding, has become an institution that holds discussions on matters of family, children, youth, and gender. Seeking to align the government's ideological goals with the Islamization of society, the Directorate of Religious Affairs has placed special emphasis on cultural policies, media, and publishing. The Children's Magazine is one of the monthly publications produced by the Directorate of Religious Affairs, which has evolved into a significant cultural enterprise. The magazine conveys a religious pedagogy rooted in Sunni Hanafi Islam and a nationalist-conservative family ideology. It not only reinforces the prevailing ideology on religious matters but also promotes the political strategies of the government and the newly established official historical narrative.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleAçık Erişim2024Is EU democracy promotion aligned with local media perception in Central Asia? Findings from content analysis
Mukasheva, Zarina; Temirov, Anuar; Akhmedyanova, Dana; Nogayeva, Ainur; Efe, Haydar
In the 2019 European Union (EU) renewed Strategy for Central Asia, the promotion of democracy in the post-soviet republics of Kazakhstan, Kyrgyzstan, Tajikistan, Turkmenistan and Uzbekistan is singled out as one of the key priorities. This article aims to examine whether there is an alignment between the EU self-perception on democracy promotion and its external perception in local media. The question is addressed through quantitative and qualitative content analysis of the EU key documents for Central Asia and local media outlets from 2019 to 2022, using the Nvivo software. The research findings indicate that both self- and external perceptions align in the context of the EU human rights promotion for Central Asia. Drawing upon these findings, this article argues that the EU democracy promotion endeavours are predominantly grasped in Central Asia within the sphere of human rights, while comprehension of other facets of the EU democracy promotion agenda remains intricate. Consequently, as the EU normative agenda faces ongoing scrutiny within Central Asia, it is advocated that the EU undertake a thorough reassessment of its approach in the region, aiming to foster deeper understanding and alignment with local perceptions.
RDL Kalıcı Kaydıİncele - ArticleYalnız künye2024Can digital government reduce the resource dependency? Evidence from method of moments quantile technique
Destek, Mehmet Akif; Hossain, Mohammad Razib; Manga, Müge; Destek, Gamze
The conventional thinking states that pervasive government corruption may turn resource plenty in resource-rich countries into a burden. These issues may surface, particularly when the public sector uses conventional procedures. Based on this, the research looks at how the public sector's digitalization might aid in resolving this issue. Specifically, economic growth, trade openness, economic complexity index, public sector size, and the impacts of digitalization are assessed in relation to their reliance on natural resources for 16 nations that are vulnerable to the “curse of the natural resource” Furthermore, the moderating influence of digitalization on the link between the growth of the public sector and the resource curse is investigated. In this case, the years 1995–2021 are investigated using the CS–ARDL methodology, and the robustness of the results is evaluated using the Moments Quantile Regression method. The CS-ARDL approach's findings indicate that trade openness, public sector size, and economic progress all correlate with increased resource reliance. However, as the economy becomes more complex and digitalized, resource dependency declines. Additionally, it is demonstrated that the interaction term parameter between digitalization and the growth of the public sector is negative, indicating that digitalization within the public sector has the potential to counteract the growing reliance of the sector on resources.
RDL Kalıcı Kaydıİncele
